Cuma, Ağustos 18, 2006

SAYGI/EGITIM/MESLEKLER II..


Almis oldugumuz yorumlarimizda.Meslege olan sayginin insana olan saygiyla baglantisi oldugunu gördük.Yanliz benim yorumlarda bulamadigim konu ise mesleklerin birbirine baglintili oldugunu ve bu baglanti zincirinde halkalarin bir tanesinin kopmasi ile neler olabilecegi konusunda her hangi bir yorum alamadim.I.nci bölümün altinda biraz da ip ucu vermege calismistim.Örnek: bir meslegi ele alalim;Temizlik elemani bu ise baslarken mesleki bir egitim almismidir?Eger böyle bir egitimi almamis ise nasil calisabiliyor.Yapmis oldugu isin rizikolarinin bizlere yansimasi ne olabilir?Sabahleyin büronuza geldiginiz zaman, masanizin temizlenmis yerlerin ve cöp kutularinizin bosalmis oldugunuzu görerek isinize baslarsiniz.Sizin icin bu yeterli olmustur.Acaba hakikaten temizlik geregince yapilmismidir.Bilgi sayarinizin klavyesinin ne kadar bir mikrop yuvasi olduguna dair bir bilgi sahibisiniz ,bu gün ayni sey calisma masaniz icinde gecerlidir.Bu durum karsisinda kendi kendinize bazi tedbirler aliyorsunuzda.Peki bu temizlik islemini yapan kisiler de bu duruma vakifmidirlar.Acikcasi bu islevi üstlenen insan mesleki bir egitim görmemis ise temizlik iscisi olabilirmi?Ya kardesim, sen neden bahs ediyorsun derseniz.Benim de size verecegim cevap. Ben o meslege saygi göstermem.Cünkü o meslek olmaktan cikmis bir düzanbazliktir.Kandirmaca dir.Calisan eleman eger hangi dezenfekte mamulleri hakkinda
ve bunlari nerelerde kullanmasi geregini bilmedigi taktirde.Sizin 8 veya 10 saatinizi gecireceginiz bir alani size nasil sunabilir.Bu islemi yapan Firmalar ve görevliler vardir.Bunlar bir ücret karsiliginda bu isleri yapmaktadirlar.Eger siz, is veren olarak onlardan bu konuda, calisan elemanlarin bir egitim alip almadiklarini sorar/isterseniz.Bu problemleri cözmüs olursunuz.O zaman benim gözümde o meslegin bir deger kazanmasi ve her kisinin böyle bir egitim almadigi taktirde, bu meslegi icra edemiyecegi ortaya cikar.Bu gün ameliyat yapan doktorlarimiz.Hastasini büyük titizlikle keser ki en ufak bir hata da ölüme kadar gidecek rizikolar icersinde dir.Sonra o acmis oldugu bölümü büyük bir itina ile diker.Peki Hastasinin neresini kesecegi ve dikecegi paftalar icersinde, bir bilgisayar gözlemi veya senelerin ihtisasi ile yapmaktadir.Peki hasta yerine eline bir pafta ve kumas veriniz acaba size bir gömlek dikebilirmi?Bu gün bütün planlarini cizmis hesaplarini hazirlamis mühendisin insaatta calisan elemanin bu degerlerin bilincinde olmamasi karsisinda acaba islemler yürüyebilirmi.Bir amele yapmis oldugu is konusunda egitilmemis ise mühendisin yapmis oldugu o kadar islem ne ise yarar.24 saat basinda veya her santimetre kareyi kontrol edemiyecegine göre kalite ve rizikolar neler olabilir.
Bulasikci meslegini ele alalim.Yemekler her ne kadar hijyen denetimi altinda yapilmis olsa bile onun pistigi gereclerin , servis tabak ve bunlarin aksesuarlarin ne kadar bilincli olarak önünüze geldigi .Bu bilincin, ne kadari calisan elemanlar tarafindan bilinmektedir.Bunlarin makinalar tarafindan temizlenmesi bile bir netice vermez cünki o makinaya yerlestirim ve masaniza kadar gelisimi arasinda bu meslegin egitimini almis olan kisiler tarafindanmi yapilamaktadir.Bu konum ancak bizlerin bilinci sayesinde hayata gecire bilinir.Kazancimiz: Hangi meslek olursa olsun bir egitimden gecmesi ve meslegin deger kazanmasi.Meslek sahiplerinin de sayginligini kazandirir.Benim meslege saygi görüsüm o meslegi egitim görerek yapmaya basliyan kisi üzerinde olan sayginlikla baslar. Bu bize bir cok is alaninin acilmasi ve yasam seviyesinin yükselmesine bir cok alanda duyulan eksikliklerin döldurulmasina yarar.
Saygilarla.

GÜNEY DOGU..

CICEKLERIMIZ...

Perşembe, Ağustos 17, 2006

!...

Çarşamba, Ağustos 16, 2006

SAYGI/MESLEKLER/EGITIM..


Bu gün aklimi kurcaliyan bir konuyu ele almak istiyorum.Saygi'dan basliyalim.Almis oldugumuz
terbiye ve cevremizin icinde ki yasam tarzinin etkisi ile saygiyi ögrenmisizdir.Bunu insanlara,ve diger canlilara karsi uygulariz.Bu tek kelime pratikte yeterlimidir ? Yoksa sayginin daha baska yerlerde de yeri varmidir.Ben iste bu yönün den bir tanesini almak istiyorum.Daha nelere karsi
saygi göstermemiz lazimdir.Bu bir meslek olabilirmi ? Meslege karsi bir saygimiz varmidir ?
Ikinci bölümde ise yapmis oldugumuz mesleginin bilincindemiyiz.Yoksa yasamimiz da onu bir basamak olarak mi kullaniyoruz.Para kazanmak ugruna yanliz o is siradan bir islem olarakmi hayatimiz da yer almaktadir.Bu isi yaparken diger mesleklerin yaptigimiz isten daha önemli oldugunu mu düsünüyoruz.
Son bölüm de devamli olarak sistemin yeterli olmadigini.Egitimin karsiligin da beklentilerin bir garantisi olmasini devamli vurguluyormuyuz.Daha dogrusu teorik olarak almis oldugumuz su andaki egitimi pratikte esas alarak uygulaya biliyormuyuz.Esas dogrultu da bunu is piyasasindan veya yasa yapicisindan isteme ihtiyacini duyuyormuyuz.
Bu yazi dizisine baslamadan önce baslikta verilen üc kavrami pekistirerek yorumlarimizi yapalim bakalim ne kadar bilincli bir sonuca ulasabilecegiz.Yarinlarda yazicagimiz yazinin, basligi o zaman ......................! olacaktir.
Örnegin Doktor-Terzi /Bulasikci - Gida Uzmani / Temizlikci - Büro Personeli (memur) /Mühendis - Amele
Saygilarla.

COCUKLARIMIZ ve OYUN ALANLARI..



Bu konuya bir yazimda deginmistim.Bilhassa kücük cocuk sahibi Anne ve Babalarin dikkat etmesi olan konulardan bir taneside.Bu oyun yerlerinin ilk denetlenmesinin kendileri tarafindan olmasidir.Daha sonra ki basimiza gelecek felaketlerin birinci sorumlusu bizler olacagiz.Bunlar neler olabilir.Oyun alanin temiz olmasi.Eger bu alanlar sorumlu mercilerce yeterince yapilmiyorsa bizlerde bu alanlari kullanmak zorunda isek kendi aramiz da yapabilecegimiz bir dayanisma ile bu durumu giderebiliriz.Ikinci kisim bilhassa cocuklarimizin o veya bu nedenle oyun alanlarini terk etmeleri karsisinda baslarinia gelebilecek tehlikelerin daha önceden tesbiti.
Böyle bir oyun alani yakininda bulunan trafo binasinin kapisinin acik olmasi neticesi ile bir evladimiz tutma ve yürüme organlarini kaybetmistir.Böyle durumlar karsisinda.Trafo binasinin cocuklarin erisemiyecegi bir sekilde tel örgüler altina alinmasi gibi carelerin alinmasini saglamak.
Eger bu durum merciler tarafindan göz önüne alinmadigi taktirde savciliga suc duyurusunda bulunulmasi.Bir Bahcivan tarafindan Oyun alanin cevresindeki yesil alandaki fidanlarin zehirli olmamasinin tesbit edilmesi bu kanunen 200 metre olarak sinirlandirilmistir.Oyun alanindaki
aletlerin kurulmasinda dikkat edilecek hususlarin Fabrika cikisi kurulus planlarinina göre
yapilmis olmasinin dikkate alinmasi.Bunu hangi firmaya ait ise plani internet kanali ile temin edebilirsiniz bu konu da ilgili firmalar size gerekli bilgiyi vereceklerdir.Vermedikleri taktir de onlarda olacak bir kazada suca ortak olmuslardir.Bu oyun yerlerinin senelik kontrolünün yapilip yapilmadigini yazili olarak bulundugunuz mercilerden istiyebilirsiniz.Unutmayin yazili olarak.Eger bir cevap alamadiginiz taktirde savciliga mahalle sakinleri adina suc duyurusunda bulunabilirsiniz.Bu kanunlar icersinde ki en dogal hakkinizdir.Iyi planlanmis bir oyun alanin giris ve cikis kapilari sokak ve caddelerin ters istikametine yapilmis olanlaridir.Bir de En cok dikkat edeceginiz konu bu oyun yerlerinin geceleri baskalari tarafindan kullanilmasidir calilar arasina atilmis siringalar,icki siseleri ve kondomlar dir ki biz büyüklerin malesef göremedigi seyleri
cocuklarimiz görmektedir.Bir de oyun alanini tam olarak görmeniz icin boyunuzu onun boyuna getirerek cevrenize onun acisindan bakmanizdir.Bu denemeyi trafikte de deniyebilirsiniz.
Saygilarla.

Salı, Ağustos 15, 2006

POLIS ve BIZ...




Bu gün AB hazirligi icersinde olan Türkiye'de ki bir birimi ele almak istiyorum.
Burada bu birimin ne gibi görevleri oldugunu Avrupa kriterleri icersinde ki ne gibi degisiklikler icersinde oldugundan bahs etmiyecegim.Benim merak ettigim konu bizim onlarla olan iliskimiz.Yukarda bir Karakol görüyoruz bu bizim semtimizde olan karakollarindan bir tanesi.Önünden hep geceriz.Belki icimizden cogu icersini bile tanimaz.Kapisinda eli silahli, nöbet bekliyen kisiyi yan gözle süzer onun yanindan gecer gideriz.O ünüformanin altinda bir babanin veya bir annenin oldugu aklimizin icinden bile gecmez.Veya kim bu ünüformali insanlar diye merak etmemeye gayret ederiz.Neden bu merakimizi yenmek icin iceri girip onlari yakindan tanimaya calismayiz.Izindeydim bir karakolun önünden gecerken kapi daki nöbet bekliyen Polis memuruna selam verip hatirini sordum.Bir garip yüzüme bakti gayet kibar bir sey mi istedigimi sordu.Bende gayet sakin bir sekilde selam verdigimi söyledim.Birden yüzünün sekli degisti ,gözlerinin ici güldü sanki ona bir cicek,bir hediye vermisim gibi sevindi.Ben dogru kapiya yöneldim.Beni bir baska memur karsiladi.Ne gibi yardimda bulunabilecegini sordu.Bende kendilerine gecerken ugradim.Bir caylarini icip hallerini hatirlarini sormaya geldim dedim.Sasirmisti bir dakika diye müsade alip beklememi söyledi.Kisa bir zaman sonra, sonradan oranin amiri oldugunu ögrendigim zat beni odasina davet etti.Bana dönerek ne gibi yardim edebilecegini sordu.Bende kendimi tanitip tam aksine, bizim size ne gibi yardimimiz dokunur diye sordum.Gözleri dolu dolu olmustu.Ilk önce sakin cocuklarinizi Polisle korkutmayin diye söze basladi.Belki bir saat kadar oturduk konustuk bizden o kadar dertlilerki sakin bana sormayin ugrayin onlardan dinleyin cok kibar insanlar onlari bir öcü gibi görmedigimiz müddetce. Size birazda buradan bahs edecegim.
Burada Polis cok serttir.Ayni zamanda bilincli ve kibardir.Bu size baglidir.
Vatandas olarak kanunlara riyaet ettiginiz müddetce, onunla her hangi bir probleminiz olmaz.Sizin hatta cok da isinize yarar günlük yasaminizda.
Her semtin bir Kontak memuru vardir.Tipki yandaki resimde ki gibi her sabah bisikletine, hava nin durumuna görede.Yürüyerek semtin icinde dolasmaya baslar.Bu sizin Polis le aranizdaki bir elci gibidir.Yanlislarinizi gördügü zaman ikaz eder.En son bilgileri size aktarir.Sikayetlerinizi dinler.Sizi rahatsiz eden unsurlari hemen yetkili mercilere bildirir.Okul önlerin de cocuklariniza gelebilecek kötülüklere karsi tedbirler alir.Okul yolunda onlarin hareketlerini izler.O semtte hirsizlik vakalari oluyorsa nasil bir tedbir almaniz gerektigini size uzun uzun anlatir hatta kapinizin nasil bir kilide ihtiyaciniz oldugunu bile anlatir.O artik sizin gözünüzde bir Polis degilde semtinizin koruyucu melegidir.Sokaga ciktiginiz zaman o babacan insani gözünüz arar.Okulun önünde süpheli insanlar gördügünüz zaman cebinizden hemen onun kartvizitini cikarir bir telefonla durumu bildirirsiniz.Bundan sonrasi ona aittir, o ilgili yerlere aninda bildirir gereken tedbir bir saat icinde alinmistir.Siz farkina bile varmazsiniz.Bu ayni zamanda sokaginiz icin de gecerlidir.
Bilmem anlatabildim mi okullarin acilmasina cok az kaldi.Cocuklarimiz halen anlamadigim servis arabalari ile ki, bu da bütcenizin bir kismina ortak oluyor.Veya anne babalar esliginde okullarimiza cocuklarimiz gidip geliyor.Burada böyle bir durum yok cocuklarimiz ya yürüyerek,
veya toplu tasimacilikta kullanilan vasitalara biniyorlar.Karda yagmurda hep bu düzen isliyor.
Burada Okullarin Kar yüzün den kapandigini hic hatirlamiyorum.Her mülk sahibi kapisinin önünü en gec saat sabah 7 den evvel temizlemis olmasi lazimdir.Ister bu islemi kendi yapar
veya apartman görevlisi,bu isleri üzerine almis Firmalar.Genede kendisi sorumludur.Bu bizim babacan Polis kardesimiz tarafindan kontrol edilir. Alacaginiz ceza cok agirdir.1000 € eger düsen veya yaralanan bir kisi varsa bu birkac katina kadar cikar.
Sakin orasi Almanya diye baslamayin.O semtin insanlari sizlersiniz.Sivil toplumu sizler temsil ediyorsunuz.Tek olsaniz bile lütfen aynen benim yaptigim gibi Semtiniz Karakol'unu ziyaret edin onlarin bir cayini icin isteklerinizi onlara iletin.Onlarin söyliyeceklerini de aynen uygulayin.Cocuklarimiz bizim .Polisimiz de bizim .El ele kötülükleri semtimizin disisina cikaralim.
MySpace Layouts

Saygilarla.

Pazartesi, Ağustos 14, 2006

FILIM GIBI 40 SENE...



Video verschickt von H.A.ERDIL


Sevgilerle.

Pazar, Ağustos 13, 2006

PAZARIN SOHBETI..



Avrupada yükselen bir ses ölüm cezasi geri gelsin Belki Pazar günün yazisi bu olmamaliydi.Dünya da Sucsuz insanlarin Törere kurban olmalari toplumu buraya dogru itmeye basladi.Peki bu bir cözümmüdür.Ölüm cezasinin ne oldugunu biraz aciklamaya calisacagim.
Danimarkalı araştırmacılar, idamın şiddet eğilimlerini artırdığını, öldürmenin çare sayılmasını teşvik ettiğini söylüyorlar. ‘‘Devlet öldürüyorsa, ben niçin öldürmeyeyim?’’ diye düşünenler bile oluyor. İntihara karar verenlerin ‘‘Öldürürüm, nasıl olsa sonuçta beni de idam ederler!’’ diyerek cinayet işlediğini gösteren durumlar yaşanmış Amerika'da.
Evet "İdam Cinayettir", devletin tasarlanmış bir biçimde, önceden soğuk kanlı bir biçimde insanı katletmesi edimidir.
İdamlı zamanlar..
1950'li yıllardı.. O zamanlar, idamlıklar şimdikince üç-beş yıl yatıp yeniden sokaklara bırakılmazlardı.. Bırakılmazlardı yeniden öldürsünler diye..
İpte sallandırılırlardı..
Hemi de günümüzde hem sayfiye hem seyirlik, hem İstanbul turizminin merkezi, Sultanahmet Meydanı'nda..
Eminönü Meydanı'nda da idam seyretmişliğim vardır; ama en çok Sultanahmet'te..
Bu gazetecilik mesleği sayesinde ben ilk ölümü o meydanda gördüm.. Üçbeş metre ötemde ve canlı canlı.. "Az sonra.." değil, anında..
İyi ki sizler oralarda yoktunuz..
***

Herkese serbest bir seyirlik işlerdendi idamlar.. Binlerce kişi, çok öncesinden hazırlanırdı o gösteriye..
Bar kızları, sosyete hanımları, kellifelli adamlar, eğlence yerlerinden çıkmış yığınlar, köfteciler, tereyağlı, nohutlu pilav satıcıları, Abdülvahit Yeni Turan marka karakela satan çocuklar.. (O zamanlar, ne lahmacun ne çiğ köfte daha İstanbul'a gelmemişti..)
Sehpa.. O idam sehpası, hep meydanın yola yakın bir tarafına kurulurdu ki; gece idamı seyretmeye gelemeyenler, sabahları tramvaylarla geçenler ibreti alem olarak görsünler diye..
Ve gecenin o sabaha yanaşık saatlerinde meydana doluşan kalabalık, asılma işini bir daha iyice, bir daha yakından seyre durabilmek için acayip itişir, kakışır, kavgalar çıkartırdı..
Biz gazetecilere, o işi seyretmek için en önde özel bir yer hazırlanırdı..
Sehpaya taş çatlasa üçdört metre bir mesafe..
Lanet olsun, lanet olsun!

Sultanahmet Meydanı..
İdamların yapılacağı, infazın olacağı geceler açıklanmazdı.. Sadece sehpa kurulurdu.. Ondan anlaşılır ve ardından bir bekleyiş..
Ve vahşetin çağrısına teşne binlerce kişi, o sehpanın kurulduğu haberini aldıktan sonra Sultanahmet Meydanı'na taşınmaya başlarlardı geceleri..
Sanırım ki çok utanırlardı bu görüntülerden Sultanahmet Camii ile Ayasofya.. Bir de Dikilitaş..
Sehpa kuruldu mu, şimdi otel olan Sultanahmet Mahpushanesi'nin bütün koğuşlarındaki mahkumlar uykuyu yasak ederlerdi kendilerine, bazen çok süren o gece bekleyişlerinde..
Geceler boyunca yığınların Sultanahmet Meydanı'ndaki kurulu sehpaya koşuşturmaları.. Asılacak adamın gelmemesi hallarında isyanlar, bağrışlar, çağrışlar:
"Yau Müslüman kısmına bu eziyet neden? Eğer asmayacaksanız neden bekletiyorsunuz milleti sabaha kadar buralarda.." diye isterik çığlıklanmalar..
Lanet olsun, lanet olsun!
Meslekte 50 yılım ve benim o işin başlangıcındaki hallarım..
***

İlk gördüğüm ölümün adı, Hayri Uyumaz'dı..50 yıl geçti aradan, hiç belleğimden çıkmaz.. İçime bir yerlere kazımışımdır.. Onun adına af, bağış falan istediğimden değil.. Daha 20'li yaşlarına bile varmamış ben akran bir çocuğun ipte uzaması.. Ölürken ağlaması.. (Sonraları epey insan gördüm, idam edilirken değil kendi hallerinde ölürken ağlayan.. Kendim bile "Aha şimdi ben ölmeye yattım.." diye içime çok gözyaşları akıttım..)
Bu Hayri Uyumaz, aslında bir pislikti..
Miniminnacık bir kızın ırzına geçip boğmuş, öldürmüş.. Ve tek celsede, hakime kalem kırdırıp idam cezasını yemişti..
Onu asacaklardı Sultanahmet Meydanı'nda..
Sehpa kurulmuştu.. İdamı kovalamak benim işimdi.. İki hafta her gece oralardaydım.. Yer belliydi ama saat hiç belli değil.. Günlerce, gecelerce Sultanahmet Meydanı'na taşındığımı, kalabalıklara karışıp bir ölümü beklediğimi, hala çok net bir şekilde anımsarım..
Ve sonunda vakt-i saati geldi.. Ölümlü insan için o vakt-i saat bir yerlerde hep gelir.. Ama ben o günlerde hiç bilmiyordum, bu ölümle, insanoğlunun ne zaman, nasıl, hangi koşullarda sarmaş dolaş, haşir neşir olacağını..
Güç bela yığınları, kalabalığı yara yara gelen o eski püskü cezaevi arabasından indirildi Hayri Uyumaz.. (Günümüzde sokaklar o Hayri Uyumaz'larla dolu..)
Doğaları vahşetle harmanlanmış yığınlar, çığlıklar atmaya başladılar bir ölümü yakından görecekleri için.. Feryatlar, alkışlar, gırla.. Daha ön taraflara, ölümü en yakından görme çabalarına, ne bileyim işte öyle şaşmış kalmış ben.. Bir itiş kakış ki, açlık zamanlarının ekmek kuyruklarında olmayan..

İp..
Benden çok çok üç metre mesafedeydi asılacak adam..
Saçları üç numara kesilmiş olduğundan, daha 13-14 yaşlarında bir çocuk görüntüsünde.. Bakışları donuk ki adeta buzlu cam..
Ve ben onunla aynı yaşlardayım..
İki görevli, koltuk altlarından kavramış bir hallerde getirdiler sehpanın altına.. Ölmeden önce ölmüş gibi bir halları vardı..
Sonraları çok ölümler, ölüler gördüm.. Ve dahi üç-beş kez kendi ölümümü dahi..
Ama o ilkti.. Bende hep kalakaldı..
Üzerine bembeyaz bir mintan giydirilmişti.. Sayın ki kefen..
O bembeyaz kefeni içinde, daha ölmeden önce ölmüş biriydi o..
Meydandaki uğultu giderek artıyordu.. Seyre gelmiş ahali ölüme sabırsızlanıyordu..
Sonra çıkarttılar sehpanın üzerine.. Boynuna urganı geçirdiler..
Ben oradaydım, elimde kağıt-kalem..
Sanırım celladı Kara Ali idi.. İstanbul'da idamlar ondan sorulurdu.. İçer, öyle sarhoş hallarda adam asardı..
İstanbul ahalisi tanırdı onu.. O yüzden, gündüzleri pek sokağa çıkmazdı.. Tramvaya filan binemezdi korkusundan..
Sonra sehpanın altında çıkartıldığı sandalyeye bir tepik ve ipin ucunda aşağıya sarkarken kırılan boynun çıkarttığı ses.. Dilin dışarıya sarkması, gözlerin patlayacak raddelere gelmesi.. Kopan omurilik..
Ölüm bazen kolay gelmez..
Ve yere değmeye çalışan ayakların çırpıntıları arasında, zeminde biriken bir meni ve idrar birikintisi.. Kendi ekseni etrafında durmaksınız bir dönüş..
Her pazar Bahcemde bulusuyorduk bu yaziyi bahceme sokmak istemedim.Isterseniz oraya ugruyabilirsiniz.
Iyi pazarlar kalin saglicakla.

HUZUR..



Video'yu gönderenH.A.ERDIL

Cumartesi, Ağustos 12, 2006

COBAN ve DENIZ...


Bir coban rahatca yasiyordu deniz kiyisinda, sürüsünün geliriyle uzun zamandan beri.
Cok degildi,ama saglamdi geliri.
Fakat sahile gemilerden cikan servetleri seyretmek nihayet onu cikardi bastan.
Satti sürüsünü coban,parasini denizde ticarete yatirdi.Gemi batti , parayi da batirdi.
Coban döndü tekrar koyunlara, fakat artik sahip degildi onlara, sadece bir sigirtmacti simdi.
Bir müddet gecti aradan, biraz para edindi,gitti davar aldi yine.
Bir gün bakarken sahile yanasan tüccar gemilerine, gemiler rahatca yanasiyordu, dinmisti rüzgar. Coban dedi ki: " Hey sinsi sular, para istiyor yine galiba caniniz, gidin baska bir kapiyi calin, kimden alirsaniz alin, benimkinden ümidi kesin yalniz."
Uydurma degil,gercekti bu hikayenin temeli, yani demek isterim ki ben : Insanin gözünü hirs
bürünmemeli, kapilmamali dalgaya, yoksa denizde altin arayim derken, karada kalirsin yaya.
Pazarin sohbetin de görüsmek üzere. Sevgi dolu günler sizin olsun her masalin bir dogrusu da vardir.
Saygilarla.

Cuma, Ağustos 11, 2006

???/.../!..

MySpace LayoutsMySpace LayoutsMySpace Layouts

MySpace Layouts MySpace LayoutsMySpace Layouts

MySpace Layouts

Kalin saglicakla

MED-CEZIR..

Biz insaniz.Yasam kavgamiz da bir an gelir ne kadar kuvvetli olsak da bir an o boslukta kaliriz.Bize verilen o yasamin güzellikleri, bir an da ucar gider.Esasinda o güzellikler hep oradadir.Önümüzde bizi bekler.En güzel günler gecmiste degilde, gelecekte bizleri bekler.O günleri yasamak.Yasatmak,o günlerle yasatilmak.Bize verilen en güzel hediye, can.O can'i yasatmak son damlasina kadar can'i, canla paylasmak.O ulvi kuvvetin bize verdigi en büyük görevdir.Istenen bizden tek seydir.





Hayata isyan eder böyle söyleriz.




Istersek bu kavgali dünyada yanliz kalsak da, yasam icinde mutlulugu bulabiliriz.
Saygilarla.

Perşembe, Ağustos 10, 2006

KALITE ve BEDELI..


Bu gün yasamimizin bir parcasi da alisveris dir.Yüzlerce marka vardir.Bizler icin, bize verdikleri hizmetler, bizim günlük yasamimizin bir parcasidir.Kalitelerin karsiligi onlardan
birini secer ve bir bedel karsiliginda istedigimizi aliriz.Yüzlerce insan o firmalardan ekmek yer.Iyiki varlardir onlar. Bu bizi ilgilendiren tarafidir.Bu firmalarin kimlere ait oldugu.Sermayederlerin kimler oldugu bu kazanclarla neler yaptiklari bizleri ilgilendiren kisimlari degildir.Bizim icin önemli olan ürettikleri mallar ve kalitedir.Hic aklimiza gelmez acaba bu kuruluslarin dogaya bir zarari varmidir.Yoksa her hangi bir kösede bu kazanilan paralarin bizlerin korkulu rüyasi olan silah sanayilerinde birer ölüm makinasi olarak karsimiza cikacagi
hic aklimiza gelmez.Birileri sermaye vermis ortak olmus.Yatirim yapmis bizlere hizmet yönünü acmislardir.Peki insani canliyi yok eden bu silahlarin arkasindaki sermaye nereden gelmektedir.Bunu ögrenmek o kadar zor degildir.Elinizde Internet denilen büyük bir ag bulunmaktadir.Bir kac islemle Örnegin A firmasinin kimler tarafindan idare edildigini veya hangi Firmalara sahip oldugunu nerelere yatirim yaptigini ögrenebilirsiniz.Diyelim ögrendik peki ne olacak diye soruyorsunuz.Sizin elinizde ki en büyük silahi kullanabilirsiniz.Bunun adi Boykottur.Harpler bir maddiat bir cikar ugruna cikar.Bu cikar rantiye etmedigi gün de biter.Ben size bir örnek verebilirim Almanya da bir sigorta firmasinin yönetim kurulu degistikten sonra Türklerin cok kazalara neden oldugunu bahane ederek el altindan verilen bir emirle araba sigortalari yapilmamaya basladi.Bu bir yönetimin onlara karsi duydugu antipatiydi.Bizler ne yapabilirdik irkcilik adina mahkemeye gitsek.Ispatlamamiz.Senelerimizi alabilirdi.Fakat bu Büyük sigorta sirketi kime ait idi.Bir Banka Gazetelere verilen bir ilanla sabit edilen günde buna Almanlarda katildi bir günlügüne paralalarimizi cektik tek bir günlügüne Bankanin ugramis oldugu zarar milyonlari gösterdi.Ikinci bir tesebbüse hacet kalmadan.Bu durumun yanlis bir anlamadan ötürü oldugunu basin kanali ile acikladilar.Tabii o yönetim ise issizler ordusuna katilip hele bir de sicillerindeki bu leke ile kendilerine baska bir meslek bulmak zorunda kaldilar.Orasi Almanya demeyin.Para heryerde paradir.Iyice bir düsünün. Bana ne diyebiliriz .Dünyayi benmi kurtaracagim da diyebiliriz.O zaman mesele yok.Bu konu burada kapanmistir.Buraya kadar okudugunuz icin tesekkür ederim.Eger baska bir fikirde iseniz o zaman sizin katkinizla neler olabilecegini asagidaki resimleri tikliyarak görebilirsiniz.Yanliz bu resimlerin aci hakikatlari gösterdigi icin tiklayip tiklamamak size kalmis bir seydir.






Saygilarla.

Çarşamba, Ağustos 09, 2006

BU GÜNLERDE IHTIYACIM VAR OKUMAYA..


Yazi icin burayi tiklayin

KAHVALTI ÜSTÜNE..

Ben kac defa söyledim.Nerde ögrenemedin gitti.Tuvaletimi yaparken,yemek yerken yanima gelme cok sinirleniyorum.Simdi ne yaptim tam otlaniyorum resmimi cekiyorsun.Sakin sitende yayinlamaya kalkma valla zaten cok tüylüyüm adimiz koyuna cikar.


Kedi kardeslerime buradan selamlar.

Salı, Ağustos 08, 2006

BIR TUTAM HAYAT...

MySpace Layouts


Bir Tutam Hayat diye bir blog nasil dogdu ? Hepimizin blogunun bir baslangici vardir.Belki de onun cok güzel bir anisida vardir.Hic bilmeyiz.Tesadüfen tanir veya sizin blogunuza gelen bir komentle birbirimizi tanir yazisiriz.Bazen birbirimize kizar,bazen onlarla aglar,onlarla güleriz.Tipki büyük bir aile gibiyiz.Zaten bir yazimda bunu anlatmistim.Esas ben nasil bu bloga sahip oldum.Onun hikayesini anlatmak istiyorum.Internette bir seyler ariyordum.Bir kac yaziyi tikladiktan sonra karsima bir blog cikti.Yaziyi okudum cok hosuma gitmisti.Sonra altinda bir bölüm vardi.Yazinin devami diye orayi tikladim.Bir de bakayim ki yazinin yorum kismi cikti karsima.Bir kac kisi yorum yazmis.Ben de dururmuyum bende karinca kararinca bir seyler yazdim.Tikliyorum bir türlü benim yorum gitmiyor.Bana bir bloga sahip olup olmadigimi soruyor.Artik tik tik lar pespesini kovalamaya basladi.Almanca da yaziyor.Orayi doldur burayi doldur derken Erdil'in Günlügü dogdu.Inat inat illa da o yorumu yazacaktim.Eh artik bir blogum

vardi.Tam yorum icin siteye girdimki bu seferde yeni bir yazi var.Ben öteki yaziya yorum yazicaktim.Geriye dogru yorum olurmu olmazmi derken ben yorumumu yazdim tabii anonim.Daha benim blog tamamlanmamisti.Merak ettinizmi.Bir Tutam Hayat'in Annesi kim.O olmasaydi belki bu günlük olmiyacakti.Onun icin o güzel blogun sahibine buradan bu blogun dogmasina sebep oldugu icin kocaman bir tesekkür etmeyi borc sayiyorum.Cok tesekkürler HANDAN DEMIRALP. Cok tesekkürler TIRMIK IZI.

Sevgilerle.

AGACLARIN YAZ BAKIMI...

Myspace

Yazin havalarin sicak ve kurak gecmesi nedeniyle,Her agacin en az günlük 20 litre suya ihtiyaci vardir.Onlari yasatabilmek icin sokaginizdaki bahcenizdeki agaclarimizi bilhassa genc fidanlarimiza su vermeyi unutmiyalim.Bir de bu mevsimlerde kurumus dallarin temizlenmesi cok daha kolaydir.Yapraklar döküldükten sonra bu islem daha da zorlasir.Ayni zamanda bu kuru dallar.Kuvvetli bir rüzgarda tehlike teskil edecegini de unutmamak lazimdir.Bilhassa Arabalarimizi park ettigimiz yerlerde.Unutulmamasi gereken husus yanliz kurumus dallarin temizlenmesidir.Budama konusunda ilk bahar aylarinin secilmesi daha dogru olur.O zaman agaclarin kesik yerlerden gelen sivi maddesi mikrop ve mantar gibi diger bakterilere karsi korunmus olur.Kaybetmis oldugu siviyi mevsim nedeniyle tekrar topliyabilir.Kesilen yerlerin

eskiden oldugu gibi koruyucu balzamlarla kapatilmasi yapilan uzun arastirmalardan sonra bu arastirma 27 senelik bir denemin süresinde ispatlanmis olup.Kesildikten sonra bakterilerin hemen bu balzam altina yerlestigi ve rizokonun daha cok büyüdügü tesbit edilmistir.Kesik yerdeki mikroplar agacin ihtiva ettigi sivi ile daha cabuk yok edildigi görülmüstür.Tabii bu islemi yaparken oturdugunuz dali sakin kesmeyin.

Saygilarla

Pazartesi, Ağustos 07, 2006

24 SAATLIK CEVAP...




Evlerde ailelerin daha cok annelerin ,en büyük problemlerinden biri de bu gün ne pisirecegiz suallerinden bir tanesi.Bu gün ne yemek istersiniz.Kimsede bir ses yok hele evin beyin den hic ses yok.Kabahat kimde diye sormiyacagim.Bilmem süpriz.Ne dersiniz.Cocuklardan bazen öyle istekler oluyor ki.Agzinizdan bu aksamda disariya cikalim kelimesi firlamak üzere.Bir gürültü patirti ev bosalmistir.Saray size ait.Bazi aliskanliklarin seriligi ile öteki isleri bitirmissiniz. Mutfak kapisinin önündesiniz.Burasi size ait.Kim demisse... Ev hanimisiniz yani agir isci.Nedenmi bu yaziyi okudugunuza göre bilgisayar kullaniyor,internet kanalinizda var bir kac kelime ile istatislikler bölümünden okuyabilirsiniz.Siz mutfaktasiniz.Cevabini alamadiginiz sual karsinizda.Bu gün ne pisirecegim.Esasinda siz bir mucitsiniz.Cünki bu sualin cevabi yanliz 24 saat gecerli.Bakin aksam millet eve geldigi zaman ac karnina yemek konusu yaparsaniz bir ihtimal birileri ac karina bir kac tip verebilir.O da her gün olmaz.Ne o akliniza aksamki Tv deki hangi sebzelerin ne gibi faydalarini anlatmisti o mu geldi.Bakiyorum hic kacirmamissiniz hepsini
not etmissiniz bakalim neler yazmissiniz.
MySpace Layouts


ISPANAK
ABD’de, tüketimde ıspanak salatası başı çekiyor. Demir yönünden zengin, koyu yeşil yapraklı ve güzel tadı olan ıspanak, diğer yapraklı sebzelere nazaran daha çok protein içeriyor. Salatada yenilen çiğ ıspanak, harika bir lif kaynağı. Ispanak suyu, bol C vitamini ile soğuk algınlıklarına karşı dayanıklılık veriyor ve hemoroid rahatsızlığına iyi geliyor.
Ispanak, provitamin A, C vitaminleri, demir ve çeşitli enzimlerce çok zengin olup, bu maddeler, insanda bol kan yapıyor. Ispanak ayrıca, kemiklerin ve dişlerin sağlamlığını temin ediyor. Ispanak suyu, kalp adalelerini de kuvvetlendiriyor. Özel enzimi ile pekliği giderip bağırsak zehirlenmesini önlüyor. Kalp rahatsızlığı olanlara, haftada 1-2 fincan taze sıkılmış ıspanak suyu içmeleri öneriliyor.
Uzmanlar, ıspanağın, karaciğeri, lenf bezlerini, kan dolaşımını uyardığını belirterek, hamilelere, ‘kanlı-canlı bir bebeğe sahip olmaları için’ bol ıspanak yemelerini tavsiye ediyor.
FASULYE
Taze fasulyenin, vücudun çalışmasını, gelişmesini ve tamirini sağladığını vurgulayan uzmanlar, genç-ihtiyar herkese tavsiye ediyor. Uzmanlar, taze fasulyenin, pankreas bezesini, böbrekleri, karaciğeri ve kalbi kuvvetlendirdiğini, albümin ve şekerde de çok fayda verdiğini bildiriyor.
BEZELYE
Kansızlığı gideren ve pekliği geçiren taze bezelyenin, kan kanserine karşı koruyucu etkisi olduğunu ifade eden uzmanlar, gıda değeri ve insana zarar vermeme bakımından fasulyeden daha üstün olduğunu savunuyor.
SİVRİ BİBER
Uzmanlar, biberlerde, bol beta karoten, C, P ve K vitaminleriyle bazı alkoloidler bulunduğunu kaydederek, bunların, mideyi kuvvetlendirdiğini, iştah açtığını ve mide tembelliğini giderdiğini söylüyor. Özellikle acı biberin, erkeklerde cinsel isteği arttırdığını belirten uzmanlar, P vitamini ile damarları yumuşatıp kanamayı önlediğini, K vitamini ile de kanın pıhtılaşma kabiliyetini arttırarak kanamaları durdurduğunu bildiriyor.
PATLICAN
Uzmanlar, patlıcanın, A vitamini, fosfor ve kendine has bazı esanslara sahip olduğunu, bunlarla sinirleri teskin ettiğini ve kalp çarpıntısını giderdiğini vurguluyor. Patlıcanın pankreas, karaciğer ve böbrekleri kuvvetlendirdiğini, bol idrar söktürdüğünü, vücuttaki fazla suyu dışarı boşalttığını ve kilo verdirdiğini kaydeden uzmanlar, şeker hastalarının, patlıcan salatasından çok fayda gördüğünü, kansızlığa iyi geldiğini, kanı arttırdığını ve kalbe sükunet verdiğini ifade ediyor. Uzmanlara göre, patlıcan, en sağlıklı olarak kül veya ocakta pişirilip kabukları soyulmalı ve ince kıyılmalı.
LAHANA
Bol miktarda B, C ve E vitamini ve potasyum içeren lahananın, şeker ve romatizma hastaları için de çok faydalı olduğunu belirten uzmanlar, bol arsenik, kükürt ve vitaminleri ile kanı temizleyip cildi güzelleştirdiğini, bol idrar söktürdüğünü, vücuttaki suyu ve zehirli maddeleri idrarla dışarı attığını bildiriyor. Uzmanlar, lahananın kansızlığı giderdiğini ve kansere karşı etkili olduğunu da kaydediyor.
Uzmanlar, sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamininin, mide ve bağırsakların iç yüzeyini koruduğunu, oralardaki yaraların iyileşmesini sağladığını da vurgulayarak, bu sebzenin, yaşlanmayı önleyici ve kalp krizine karşı koruyan bir mineral kabul edilen selenyumun kaynağı olduğunu hatırlatıyor. Uzmanlar, selenyumun ayrıca, sağlıklı görünüşlü bir cilt verdiğini ve erkeğin cinsel gücünü arttırdığını da belirtiyor.
KARNABAHAR
Fosfat ve potasyum ihtiva eden ve içeriğinde, kadınları göğüs kanserine karşı koruyan ‘indol-3 karbonal’ bulunan karnabaharın, lahanadaki besin değerinin çoğuna sahip olduğunu bildiren uzmanlar, “Karnabahar çiçek olduğu için, bol bol fosfor ve vitaminleri, cinsiyet hormonu, bol E vitamini ve protein içerir. Bu maddeleri ile cinsel gücü arttırır, buna bağı olarak kalp rahatsızlıklarını da giderir. Sinirleri ve beyni iyi çalıştırır, onların yıpranmasını önler” diyorlar.
BROKOLİUzmanlar, brokolide, havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunduğunu söyleyerek, bu sebeple yenilebilecek, suyu içilebilecek en iyi besinlerden olduğunu kaydediyor. Beta karotenin, güçlü bir kanser savaşçısı olduğunu vurgulayan uzmanlar, yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azalttığını ifade ediyor.
Brokolinin ayrıca, B1 ve C vitamini ile dolu olduğunun altını çizen uzmanlar, yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerdiğini belirtiyor. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokolinin vitamin deposu olduğunu bildiren uzmanlar, suyunun havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesinin de faydalı olduğunu kaydediyor.
PIRASA
Pırasanın bol vitaminleri, mineralleri ve çeşitli nitritleri ile çok şifa verici özelliği bulunduğunu vurgulayan uzmanlar, mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları, damar sertliği için faydalı olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, pırasa yemeğinin, bağırsaklara yumuşaklık verip pekliği giderdiğini, hemoroidi olanlara da ferahlık sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, pırasa çorbasının, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ve vücutta birikmiş üre asidi ve ürat tuzlarını dışarı attığını ifade ediyor.
ENGİNAR
Karaciğer ve kalbin en iyi dostu olan enginarın kanı temizlediğini ve yorgunluğu giderdiğini vurgulayan uzmanlar, diğer zehirli maddeleri ve yorgunluk maddelerini idrarla dışarı atarak vücuda dinçlik verip dinlendirdiğini söylüyor. Uzmanlar, enginarın, beyin yorgunluğunu çabucak geçirdiğini, kalp adalelerini kuvvetlendirdiğini, onu rahatsız eden üre ve kolesterolü düşürerek kalbin rahat çalışmasını sağladığını, şeker hastaları için de çok faydalı olduğunu, mide ve bağırsakları dezenfekte ederek ishalleri durdurduğunu kaydediyor.
KEREVİZ
Kerevizin yaprak ve saplarının, bol vitaminleri ve çeşitli madeni maddeleriyle çok faydalı olduğunu belirten uzmanlar, mideyi kuvvetlendirdiğini ve iştah açtığını bildiriyor. Uzmanlar, kerevizin, iç salgı bezlerini ve özellikle vücutta çok çeşitli vazifesi olan böbrek üstü bezlerini çalıştırdığını, sinir yorgunluğunu da önlediğini ifade ediyor. Kanı pisliklerinden temizlediğini ve sivilcelerin geçmesine, yüzün pembe bir hal almasına yaradığını vurgulayan uzmanlar, kerevizin diğer faydalarını şöyle sıralıyor: “Karaciğerin şişliğini giderip onu yorgunluk maddelerinden temizliyor. Sarılığı gideriyor, böbrekleri çalıştırıyor, fazla suyu dışarı atıyor. Böbreklerden kumu, taşı döküyor. Şişmanları zayıflatıyor ve cinsel faaliyeti çok arttırıyor.”
SEMİZOTU
Semizotunun, kanama hastalıklarında ve peklikte çok faydalı olduğunu kaydeden uzmanlar, kanı temizlediğini, bol idrar söktürdüğünü, kanı, üre ve benzeri pisliklerinden temizlediğini, sinir krizleri ve beyin yorgunluğunu geçirdiğini, böbrekteki kum ve taşı döktüğünü bildiriyor.
Semizotunun, şeker hastalarının susuzluğunu azalttığını, şişmanlara kilo verdirdiğini belirten uzmanlar, semizotu, yeşil salata olarak yenirse faydasının fazla olduğunu ifade ediyor.
PATATES
Avrupa ve ABD’de mutfağın baş köşesinde yer alan patatesin besleyici maddelerinin çoğunluğunun, kabuğunun hemen altında veya yakınında olduğunu belirten uzmanlar, bu sebeple patatesin, kül veya buharda pişirildikten sonra soyulması gerektiğini vurguluyor.
Patatesin mutlaka salata veya soğanla yenilmesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, patates, yağda kızarmış olarak yenmezse kilo aldırmadığını, şişmanlar ve şeker hastaları için iyi bir gıda olduğunu bildiriyor. Şeker hastalarının, ekmek yerine bol patates yiyebileceğini söyleyen uzmanlar, ancak potasyumun zayi olmaması için, patateslerin külde veya çift tabanlı tencerede pişirilmesi gerektiğini kaydediyor.
Uzmanlara göre, patatesin yaklaşık yüzde 20’si karbonhidrat ve kalori değeri oldukça düşük. Bol B vitaminleri, C vitamini, protein, kalsiyum, demir ve fazla miktarda potasyum içeriyor. Orta boy bir patates, günlük C vitamini miktarının 1/3’ünü temin ediyor. Sindirimi kolaylaştırıyor. Bağırsakları, böbrekleri ve kanı temizliyor, kabızlığı önlüyor. Kansere karşı koruyor ve yorgunluğa karşı birebir.
DOMATES
Bol ve çeşitli vitaminleri, mineralleri ve faydalı organik asitleri ile tıbbi değeri çok yüksek bir sebze olan domatesin, vücuda kükürt, fosfor ve organik sodyum verdiğini vurgulayan uzmanlar, bir domatesteki C vitamininin, tavsiye edilen günlük miktarın yüzde 50’sinden fazla olduğunu bildiriyor.
Uzmanlar, domatesin damarları yumuşattığını, kanı durulttuğunu, üre miktarını düşürdüğünü, vücudu gençleştirdiğini belirterek, kalp, karaciğer, böbrek bozuklukları ve şekerliler için çok faydalı olduğunu ifade ediyor.
Domatesin, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, vücutta biriken üre asidi ve ürat tuzlarını eriterek idrarla dışarı attığını, vücutta biriken suyu boşalttığını kaydediyor. Uzmanlar, kansere tutulmamak için domatesin iyi bir sebze olduğunu bildiriyor.
Domatesin C ve E vitaminleri içerdiğini, zengin bir potasyum kaynağı olduğunu ve çok az miktarda tuz bulunduğunu söyleyen uzmanlar, yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu ve vücudun su tutmasını engellediğini ifade ediyor. Domatesin hazmı kolaylaştırdığını, özellikle nişastalı yiyeceklerin (hamur işleri, kuru erzak) kolay sindirilmesini sağladığını vurgulayan uzmanlar, kabuk ve çekirdekleriyle bağırsakları harekete geçirdiğini ve pekliği giderdiğini belirtiyor.
SOĞAN
Soğanda bol miktarda A, B ve özellikle C vitamini, bol fosfor, iyot, silis, kükürt gibi vücuda çok faydalı maddeler, antibiyotik vazifesi gören esanslar ve hazım arttırıcı fermentler bulunduğunu kaydeden uzmanlar, kalp ve prostat bozukluğu, pankreas tembelliği (şekerliler), sinir zafiyeti, romatizma, cilt hastalıkları, cinsel iktidarsızlık, mide zayıflığı gibi hastalıklarda çok fayda verdiğini, bol idrar söktürdüğünü ve vücutta birikmiş su ve üreyi dışarı attığını bildiriyor. Soğanın, vücuttaki fazla tuzu da dışarı attığını belirten uzmanlar, pankreası çalıştırarak insülin ifrazatını arttırdığını ve kanda şeker seviyesini düşürdüğünü kaydediyor.
Fazla soğan yenen ülkelerde kanserin nadir görüldüğünü ve o ülke halkının uzun yaşadığını ifade eden uzmanlar, soğanın, karaciğeri ve bağırsakları dezenfekte edip zehirlerini temizlediğini ve gıdaların orada vücudu zehirlemesini önlediğini, bağırsak kurtlarını döktüğünü bildiriyor.
Uzmanlar, ağızda soğan kokusunu gidermek için yemekten sonra biraz ekmek kabuğu veya maydanoz çiğnenmesinin yeterli olduğunu söylüyor. Uzmanlar ayrıca, soğanın patateslerden ayrı, kuru, soğuk bir yere kaldırılması gerektiğini, çünkü soğan ve patatesin birbirini etkilediğini ve soğanın, patateslerden salınan nemle yumuşadığını hatırlatıyor.
SARIMSAK
Uzmanlara göre, bu keskin kokulu yumruda, her türlü harika özellik mevcut. Sarmısağın tansiyon düşürdüğü, kan pıhtılaşmasını azalttığı, kötü LDL kolesterolünü düş, dürdüğü, bazı mide kanserlerini önlediği, bağışıklık sistemini güçlendirdiğinin ispatlandığını söyleyen uzmanlar, sarımsaktaki “allicin” denilen bir maddenin, sadece kendi özgü kokusunu vermekte kalmadığını, ayrıca bakteri gelişimini önlediğini, vücuttaki mantarı ve maya oluşumunu tahrip ettiğini kaydediyor.
Uzmanlar, sarımsakta 2 kuvvetli antibiyotik, çok tesirli esanslar, bol iyot ve kükürt bulunduğunu ve insan sağlığında çok değerli vazife gördüğünü belirterek, “Damar sertliğini giderir, kanı durultur, kalbi kuvvetlendirir, bronşları dezenfekte eder, cilt hastalıklarını giderir ve kansere karşı korur” diyorlar.
Uzmanlar, sarımsaklı yoğurdun, zehirlenmelere karşı insanı koruduğunu ve sarımsağın en ince damarları dahi temizleyerek oralara kan gitmesini sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, sarımsağın, bütün salgı bezlerini çalıştırmak ve vücudu zehirlerinden temizlemek suretiyle, genç ve dinç olmayı, uzun yaşamayı sağladığını kaydediyor.
HAVUÇ
Uzmanlar, havucun, süratle kan yapıcı, kuvvetlendirici, ishal kesici, peklik giderici, mide ve bağırsağın yakın dostu, safra akıtıcı, karaciğeri kuvvetlendirici ve yeri doldurulamayan bir sebze olduğunu söylüyor. Kansızlık halinde, sabah-öğle-akşam taze çıkarılmış 1 çay bardağı havuç suyu içilmesi, suyu çıkarılamazsa ince rendelenmesi ve iyice çiğnenerek yenilmesi öneriliyor.
Mide ve bağırsak kanamalarında da havuç suyunun çok faydalı olduğunu ifade eden uzmanlar, havucun, özel şekeri, A vitamini ve bol vitaminleri ile karaciğeri kuvvetlendirdiğini, ona rahatsızlığında kendi kendini tamir imkanı verdiğini, vücuttaki üre asidi, ürat tuzları, benzeri yorgunluk maddelerini, diğer zehirleri idrarla dışarı attığını vurguluyor.
Havucun, bol A vitamini ile cilde temizlik ve pembelik verdiğini ve gözlerin sıhhatli kalmasını sağladığını belirten uzmanlar, kalp rahatsızlığı ve damar sertliği olanlara havucun çok fayda verdiğini, her gün yenen bir havucun da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indirdiğini bildiriyor.
Uzmanlar, havuçtaki beta-karotenin de gözleri, yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruduğunu ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini vurgulayarak, havuçların çiğ veya pişmiş olarak yenilirken asla soyulmaması gerektiğini, sadece temiz yıkamanın kafi olduğunu kaydediyor.
SALATALIK
Salatalığın kanı temizlediğini, karaciğeri ve böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, idrarla birlikte vücuttaki üre asidi ve ürat tuzlarını eritip dışarı attığını bildiriyor. Salatalığın, içeriğindeki bol kükürdü ile kanı temizlediğini, ciltteki ter bezlerini çalıştırdığını belirten uzmanlar, bol vitamin ve madeni madde verdiğini, böylece cildin taze ve pürüzsüz olmasına yardım ettiğini vurguluyor.
Salatalığın kendisi veya suyunun, cildi bir tonik kadar temizlediğini söyleyen uzmanlar, et yemeklerinin verdiği susuzluğu kestiğini kaydediyor. Salatalığın, sıcak bir havada iç ısısının dış ısıdan 20 derece daha düşük olduğu ve bu sebeple serinletici olarak yendiği bildiriliyor.
TURP
Uzmanlar, çeşitli esansları, bol C vitamini, iyot ve kükürdüyle turpun, karaciğeri midçalıştırdığnı, böbreklerdeki kum ve taşı döktüğünü, bronşlara çok iyi tesir ettiğini, dalak şişliğini giderdiğini ve cildi güzelleştirdiğini ifade ediyor. Uzmanlar, turpun bağırsakları dezenfekte edip pekliği giderdiğini, akşam yenilen turp veya içilen bir bardak turp suyunun çok iyi uyku verdiğini söylüyor.
MAYDANOZ
Uzmanlara göre maydanoz, dünyadaki en besleyici yiyeceklerden birisi ve bir demir deposu durumunda. Genellikle taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum, kükürt ve A vitamini bulunuyor. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılıyor. Böbrekleri, karaciğeri ve idrar yollarını temizlemeye yardım ediyor. Kan şekerini normal seviyede tutuyor ve kansere karşı da koruyucu.
MARUL
Bol miktarda çeşitli mineralleri içeren marulun, sinirleri teskin edip iyi uyku verdiğini ve erkeklerde cinsel arzuyu frenlediğini belirten uzmanlar, yemekten önce salata şeklinde yenen marulun, şeker hastalarının kandaki şeker seviyesini düşürdüğünü bildiriyor. Marulun bol idrar söktürdüğünü ve kanı pisliklerden temizlediğini vurgulayan uzmanlar, karaciğer ve dalak şişliğini, sarılığı giderdiğini, kadınlarda adet dönemlerinin, zamanında ve ağrısız olmasını sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, marul suyu, yüze sürülürse ergenlik sivilcelerini giderdiğini, oralara tazelik ve pembelik verdiğini kaydediyor.
ROKA
Çeşitli esansları, P ve K vitaminleri, çok faydalı mineralleri içeren rokanın, karaciğerin dostu, mideyi kuvvetlendirici, kansızlığı gideren, cinsel gücü çok arttıran bir yeşillik olduğu ifade ediliyor. Uzmanlar, yeşil salata şeklinde yenen rokanın, tadı ve asitleri ile mideyi çalıştırdığını, hazmı arttırdığını, iştahı açtığını, böbrekleri çalıştırdığını, idrar söktürdüğünü ve karında toplanan suyu boşalttığını bildiriyor.
TERE
Terenin, çiğ salatalara lezzet ve canlılık kattığını, ayrıca değerli bir sebze suyu olduğunu vurgulayan uzmanlar, çeşitli vitaminler ve özellikle C vitamini, bazı faydalı esanslar ve mineralleri ile çok tesirli ve faydalı olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, terenin, karaciğer, böbrek ve bronşları çalıştırdığını, gribi geçirdiğini, kanda şekeri düşürdüğünü, kansızlığı giderdiğini, acı tadı ve diğer maddeleriyle mideyi çalıştırıp hazmı arttırdığını, iştahsızlık çekenlere çok fayda verdiğini, bol demiri ile kanı tazelediğini, kansere karşı koruduğunu, bağırsaklardaki çeşitli solucanları döktüğünü kaydediyor.
Uzmanlar, terenin sinirleri dinlendirdiğini ve cinsel isteği arttırdığını belirterek, çiğ olarak, az miktarlarda yenilmesini tavsiye ediyor. Uzmanlar, fazlasının zarar verdiği uyarısında bulunmayı da ihmal etmiyor.
ŞALGAM
Şalgamın taş ve kum döktüğünü, bronşları boşalttığını, bol idrar söktürdüğünü ve pekliği giderdiğini söyleyen uzmanlar, şalgamın yaprakları ince kıyılarak salata şeklinde yenirse yukarıdaki hastalıklara iyi geldiğini bildiriyor. Uzmanlar, şeker hastalarının da şalgam yiyebileceğini vurguluyor ve şalgam ne kadar çiğ yenirse o kadar faydalı olduğunu hatırlatıyor.
Kaynak: Maksimum



Oh masallah Manavlarin ismide Dogal eczane olmus.Ailenin doktoru sayilirsiniz artik, iste size kolaylik söyle fertleri inceleyin.Kimin neye ihtiyaci, daha cok varsa ona göre pisirin.Pardon meyveler icinde not aldinizmi ?...
Sevgilerle.

GÜNÜN HABERI..

Gazeteleri söyle bir karistirirken.Bu haber gözüme takildi.Hemde Amerika'dan.Habere bir resim veya yorum yazmak istedim.Vallahi bulamadim.Lübnan'la ilgili o kadar haber vardiki.Yorumu siz yapin.Birde neden kalin puntolarla.Bilmeden isaretledigim kisim ,belkide insanin icinden gelen bir refleskle gelen bir sey mi onuda cözemedim!..

PETA’dan hayvan uyarısı
Amerikan hayvan haklarını koruma örgütü PETA, Lübnan’da hayvanların durumuna ilişkin bildiri dağıttı.
Ülkenin güneyinde sahipleriyle kaçamayan hayvanlar için savaşın korkunç sonuçlar yarattığını belirten PETA, bölgenin kedi, köpek, keçi ve koyun leşleriyle dolu olduğunu bildirdi. PETA, vatandaşlar, askerler, polisler ve sivil toplum örgütlerinden, bağlı hayvanların serbest bırakılmasını, bu hayvanlara yiyecek içecek sağlanmasını ve hayvanların mümkünse insanların yanına alınmasını istedi. Bildiride, ancak son çare olarak hayvanların acı çektirilmeden itlaf edilmeleri çağrısı yapıldı.
Hürriyet.
Saygilarla.