Cuma, Eylül 08, 2006

NE ANLIYORUZ !..





Esasinda benim yazicagim bir konu degil ama sevgili dostlarim bir türlü etrafinda dolastiklari halde direkt bir yazi yazmadilar.Bakalim becerebilecekmiyim?..Yasamizda olan iki kelime.Birisi Demokrasi digeri Hurriyet birbirine zit ayni zamanda da, ic ice iki kavram.
Acaba bu iki kavramin bize ne ifade ettigini biliyormuyuz.Bildigimizi var sayarsak; en cok hangisini tercih ediyoruz.Bir kavram icin ,diger kavramin icinden ne kadarindan feragat etmege haziriz.Yoksa baskalarinin hazirladigi kaliplari oldugu gibi kabul etmek zorundamiyiz.Hayatimizin bir parcasi olan bu kavrami bir baskalari tarafindan önümüze konmasini mi bekliyoruz.Demokratik olarak gördügümüz diger Uluslari imrendigimiz zaman.Onlarin ödemis olduklari Diyetler den haberimiz varmi.Biraz fazla oldu ama bu konuyu hic olmazsa kendi aramizda cözmeye calisalim.Yorumlarinizi öyle bir sekilde yapin ki yazinin devami olsun.Ben biraz Ansiklopedik olarak birkac kelime ile basliyayim....
DEMOKRASİ

Halkın kendi kendini yönetimi; halk idaresi.
Yunanca "halk" kelimesinin karşılığı olan "demos" ile "idare" manasına gelen "kratos" kelimelerinden meydana gelen bir terimdir. Kökü eski Yunan kültürüne kadar uzanan demokrasi kavramı, o çağlardan günümüze çeşitli mana ve muhteva değişikliklerine uğrayarak gelmiştir.
Kelimenin Yunanca menşeine iner, bunu en azından eski Yunan tarihçisi Thucydid'e atfedersek, ilk olarak, Perikles'in Atinalılar'a verdiği bir nutukta kullanıldığını görürüz. Perikles, aristokratik rejimi yenen demokrasinin iyilik ve faziletlerini şu ifadelerle dile getirmektedir: "Bizde devlet, bir azınlığın değil, çoğunluğun yararına göre idare edildiği için, bu idare şekli demokrasi adını almıştır. Özel farklılıklara gelince; eşitlik kanunlar tarafından herkese temin edilmiştir. Fakat umumi hayata katılmaya gelince, kendi değerine göre her fert saygı görür ve ait olduğu sınıf, şahsî değerinden daha az önemlidir. Nihayet hiç kimse, fakirlik ve sosyal durumun karanlığıyla engellenmez; Rodos adalarında 1641 yılında yazılan ilk siyâsî anayasada (esas teşkilât kanunu) görmek mümkündür. Çünkü bu anayasa ilk defa, kanunları hazırlayacak bir meclisten ve bu kanunları uygulayacak bir "hükümet heyeti"nden bahsetmiştir. Bu tarihten sonra kavram devamlı olarak siyasî gündeme girmiş ve yavaş yavaş bugünkü muhtevasını kazanıp yaygın bir idare tarzı sayılmaya başlamıştır. (İhsan Sezal, Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar, Ankara 1981, 43-44).
Demokrasinin anlaşılması konusunda Batı'da farklı yaklaşımlar görülmüştür. Abraham Lincoln, "halkın halk tarafından, halk için idaresi" olarak tarif ettiği demokrasi: Churchill'e göre "en iyi idare şekli değil, ama kötü tarafları en az olan bir idare şekli" olarak kabul edilmiştir.
Demokrasi, liberal Batı toplumunun simgesi haline gelirken, Marksist görüşler de demokrasiye sahip çıkmaya başlamış ve liberalistlerin demokrasiyi yozlaştırdıklarını iddia etmişlerdir. Onlara göre: "Sınıflı toplumlarda demokrasi hakim sınıf tarafından yürütülen bir diktatörlük şeklidir. Formel olarak ilân edilen siyasî haklar için herhangi bir garanti sağlamamıştır. Parlamento, yani yasama ve yürütme kuvvetlerinin birbirinden ayrılması, burjuva demokrasisinin tipik bir özelliğini meydana getirir. Sosyalist demokrasi, en yüksek demokrasi şeklidir. Sosyalist demokrasi, ekonomik bakımdan üretim araçlarının sosyal mülkiyeti temeline dayanır. Sosyalist demokrasinin daha da geliştirilmesi, halk devletinin ortaya çıkmasına varır". (Aclan Sayılgan, Ansiklopedik Marksist Sözlük, "Demokrasi ", İstanbul 1976, 56)
Bu arada başkalarınca anti-demokratik olarak ifade edilen düşünce akımları ve ideolojiler de kendi sistemlerini demokratik olarak ifade etmekten uzak durmamışlardır. Hitler, Nazizmi; bu günün sosyalist ülkeleri gibi "gerçek demokrasi" olarak isimlendirmiş; Mussolini de Faşizmi "organize, merkezi ve otoriter demokrasi" şeklinde tarif etmiştir.
Bütün bu farklı görüşlerin demokrasi mefhumunu kendi fikir ve ideolojilerinin ifadesi olarak göstermesinde belirli menfaat hesaplarının yattığını anlamak zor değildir. Fakat bu arada demokrasi denilen kavramın, nasıl farklı yön ve zihniyetlere çekilebilecek elâstikiyete sahip olduğunu da farketmek mümkündür.
Avrupa'da yeni çağın başlangıcına kadar sistemler, nüfuzlu insanların, derebeyi ve toprak sahipleriyle kilisenin kontrolü altındaydı. Toplum grupları farklı yer ve zamanlarda bu "yüksek sınıflar"dan birinin hakimiyeti ve zorbalığı altında tabii hak ve menfaatlerini, hürriyetlerini korumaktan aciz bir durumda yaşıyordu.
Sanayi inkılâbından sonra Avrupa'da Senyör ve derebeylerinin yerini sanayiciler almıştı. Bu kapitalist sınıf, bir süre önceki senyör ve dere beylerinkine benzer zulmünü sürdürdü. Fakat mazlum kitleler, sosyal, siyasî ve ekonomik haklarını elde etmek için canlarını ortaya koymuş ve sonuca yaklaşmışlardı. Bunun neticesinde halk, bazı hakları zorla almaya başlamıştı. İlk hak, parlamenter sistem ile halkın siyasî hayata aktif olarak girmesiydi. Parlamentolara ilk zamanlarda pek kolay girilemedi. Çünkü bu meclisler fakirlerden ziyade zenginleri temsil ediyor veya çoğu zaman fakirlerin temsil edilme oranı düşük oluyordu. Aday olma şartları öyle tespit edilmişti ki, bunları ancak servet sahipleri aşabiliyor, fakirler ise seçime bile giremiyorlardı. Bu yüzden demokratik kazançlar, parça parça gelmekteydi. Bu parça parça kazançlar ise, yönetimi ellerinde bulunduran ve ondan kolay kolay vazgeçmek istemeyen kimselerin uzun süren direnişlerine karşı, halkın boykot, grev, isyan ve tepkilerinden sonra elde edilebiliyordu.
Eskiden toplum üzerinde tek tek yetki sahibi olan kişi ve kurumlar, demokratik sisteme geçildikten sonra, güçlerini aynı parti veya ekonomik birlik altında birleştirip, menfaatlerini ortak bir biçimde sürdürme yolunu seçmekteydiler. Toplumda iktisadî güç sahipleri, maddi imkânları ile daha kuvvetli olmakta ve isteklerini daha kolay yapabilmekteydiler. Diğerleri ise zayıf ve güçsüzlükleri oranında daha az etkili olmaktaydılar. Sonuçta ülke idaresine yansıyan görüş, iktisadî imkânları ve sermayeyi ellerinde bulunduranlarınki oluyordu. Özellikle sanayi tröstleri, ellerindeki imkânlar ve iletişim kurumları vasıtasıyla sadece kitleleri iktisaden kendilerine bağlı hale getirmekle kalmıyorlar; aynı zamanda siyasî düzenin oluşması konusunda da büyük ağırlık koyuyorlardı. İktisadî hayatta reklâm konusunda olduğu gibi; siyasette de propaganda faaliyetleriyle kitlelerin düşünce ve duygularını etkileme yolları aşılabiliyordu. Bu durumda, günlük geçim derdi ve sıkıntıları içerisinde bulunan sıradan insanın kendisine ulaşan haberleri ne ölçüde tahkik edebileceği bellidir. Böylece kanaatlar ve tercihlerin belirli etki odakları ile yönlendirildiği görülmüştür.
Bir ikinci husus, demokratik seçimlerin sonucunda halkın, temsilcileri vasıtasıyla yönetime katılması hadisesi olmaktadır. Demokrasinin bu konuda da tam olarak gerçekleşemediği farkedilmektedir. Özellikle halkın siyasî partiler kanalıyla seçtiği milletvekillerini denetlemesinin mümkün olamaması bir yana; onunla normal şartlar altında bile görüşmesi zordur. Ve böyle bir temsil, şeklî bir temsilden öteye geçememektedir.
Demokraside düşünülmesi gerekli bir konu da, ferde tanınan aşırı hürriyettir. Birçok araştırmacılar Batı demokrasisinin fert ve toplumu, dejenere olabilecek ölçüde bir hürriyet serbestliğine ulaştırmış olduğu kanaatindedirler. Bu noktada topluma zarar veren görüş, davranış ve çalışmalar; ferdi hürriyete engel olunur iddiasıyla serbest bırakılacaktır. İşte demokrasi anlayışının sınır tanımayan veya sınır koysa bile, ferdî hürriyeti ihlâl edebildiği iddiası ile ortadan kalkabilecek tarzdaki varlığı, toplumdaki insanların dejenere olmasına yol aşıp bozulmayı hızlandıran bir boşluğa sahiptir.
Halkın temel hak ve hürriyetlerinin korunmasını; halk kitlesinin görüş ve kanaatlerinin ülke yönetimi ve işleyişi üzerinde etkili olması gerektiğini öne süren demokrasi, bu "güzel rüya"sını bir türlü gerçekleştirme imkânını bulamamıştır. Amerika ve Avrupa'da demokratik haklar konusunda fazla bir problem yok gibi görünmesine rağmen, halen yönetim kesimi ve sanayiciler ile halk kesimi arasında gelir seviyesinden siyasî hakların kullanılması ve etkinliğine kadar önemli ayrıcalıklar görülmektedir. Dolayısıyla demokratik haklar teorik olarak kitleleri memnun ederken, bu haklardan en büyük payı yine iktisadî nüfuz sahipleri almakta ve halkın hürriyet ve hakları kısıtlanmaktadır. Demokratik rejimden beklenildiği halde bir türlü gerçekleşmeyen temel hak ve hürriyetlerin ne olması gerektiği konusunda bir müslüman bilim adamı şöyle demektedir:
Bence demokrasiden de önemli olan, hukuk devleti kavramıdır. Hukuk devletinin gerçekleştiği söylenemez. O halde demokrasi ile hukuk devleti arasındaki ayırımı tespit etmemiz gerekiyor. Asgarî insan hakları konusu, hukuk devleti bakımından çok önemlidir. Bir ülkede halk çoğunluğunun oyuyla iktidarın belirlenmesini demokrasi olarak belirlersek, rejim demokratik bir rejim olabilir ama, orada insan hakları korunma altında değilse hukuk devletinden bahsedilemez. Şu halde temel olan demokrasi değildir, hukuk devletidir. Öyle bir rejim olabilir ki, orada insan hakları gerçek bir saygınlığa kavuşmuştur. Ama sistem batı demokrasileri diye nitelendirilmeyecek bir sistem olabilir. Şu halde bizim önem vereceğimiz kavram, demokrasiden önce "hukuk devleti" olmalıdır. (Hüseyin Hatemi, Mektep Dergisi, 24; "Demokrasi Soruşturması"na verdiği cevaptan)
Demokrasi ve İslâm arasında zaman zaman ilişkiler kurulduğu görülmektedir. İlk defa Meşrutiyet döneminde, Mithat Paşa'nın başkanlığında Namık Kemal ve diğer Yeni Osmanlılar grubu: parlamenter ve anayasalı bir sisteme geçmek üzere kendi fikirlerine bir gerekçe ararken, İslâm'ın demokratik prensipler taşıdığını söylemişlerdi. Böylece, Padişahın nüfuzunu sarsıp, demokratik bir yönetime doğru yönelmiş olacaklardı. Bu konuda Prof. Muhammed Kutub'un İslâm ile demokrasi arasındaki farklılığı açıklayan ve Batı toplumundaki demokrasinin temel felsefesini belirten görüşlerine yer vermek gerekir:
Demokrasi dediğimiz zaman, gerçekte baskı altında bulunan malum sınıfın, haklarını elde etmek için giriştiği mücadeleyi kastediyoruz. Demokrasinin, isteyen herkese kendiliğinden, cömertçe haklarını verdiğini kastetmiyoruz. Çünkü parlamenter düzen, yapısı itibariyle fakirlerin haklarını ancak baskı ve zor altında kaldığı için tanımak durumunda olmuştur. Eğer günümüzde bu haklar, demokrasinin belirgin özelliklerinden sayılıyorsa bu, demokrasinin kendiliğinden bu şekilde doğmuş olmasından veya herhangi bir ülkede doğrudan doğruya bu şekilde ortaya çıkacağından değildir. Onun bu niteliğe sahip olması meydana gelen keskin sınıfsal mücadelelerden kaynaklanmaktadır.
Ekonomik yanıyla kapitalizm, siyasî yanıyla liberal demokrasi, sosyal yanıyla da toplumun çözülüşü şeklindeki sapma, her şeyden önce Allah'ın hayatı düzeltmek ve adaletle ayakta tutmak üzere indirmiş olduğu İslâm hukukundan bir sapmadır. Diğer taraftan "Bırak istediğini yapsın, bırak istediği yerden geçsin" deyip, her şeyi yapmak isteyen, ele-avuca sığmayan ferdiyetçiliğin sapmasıdır. Bu ferdiyetçilik, ekonomi alanında kapitalizm, sosyal alanda ahlâkî bağları çözülmüş laik toplum şeklini almaktadır.
Liberal demokraside iktidar ise, hem servetin sahibi, hem hükmedici ve hem de hükmüne hiç kimsenin itiraz edemeyeceği kurum olan kapitalizmdir. Teoride "teşrî hakkı" halka ait olmakla ve yine teorik planda halkın itiraz etme yetkisi bulunmakla birlikte, gerçek böyle değildir. Liberal demokraside ortaksız ve tek başına mâbut Allah mıdır, yoksa öte tarafta Allah ile birlikte veya yalnızca kendilerine ibadet edilen uydurma ilâhlar var mıdır? "Bu her iki ibadet şekli arasında herhangi bir fark yoktur. Çünkü Allah ile beraber başkalarına da ibadet edilirse, "şirk" olur. Allah'a ibadet edilmeyip, sadece uydurma ilâhlara ibadet edilirse bu da küfür olur." (Prof Muhammed Kutub, Demokrasi, İstanbul 1988, s. 356-365).
Demokrasi, hâlâ çoğu kimselerce belirsiz ve fakat saygıya lâyık bir sistem kabul edilirken; toplumları yönlendiren bir sistem olmak yerine, insanların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan ve halkın saygıdeğerliğini sembolleştiren "teorik bir doktrin" olarak varlığını sürdürmektedir. Halkın temel hak ve hürriyetleri adil ve insan fıtratını temel alan İslâm dininden başka bir doktrinde gerçekleşmemiştir. Çünkü İslâm geldiğinde yöneticiler mecazî manada değil, gerçek manada bir kutsallığa sahip idiler. Kimisine Kayser, kimisine Kisra denmekteydi. İslâm, Allah nezdinde insanların birbirine üstün olmadıkları gerçeğini bir âbide gibi tarih içerisinde gerçekleştirerek, Batı demokrasisinin hayalini kendi sistemi ve metodu içerisinde gerçekleştirdi.Kaynak:S.Sener .
Yukarda degisik acilardan Demokrasi ile yapilan görüsler yer almaktadir.Bu görüsler hepimiz icin ayri bir anliyisla hic bagdasmiyabilir.Bu bazi yazilardan alinan örneklerdir.Acaba bizler bu kavrami nasil tanimliyabiliriz.Asagida Birazda Hürriyet ile ilgili aciklama vardir gecerli olan bizim bu iki kavrami nasil yorumliyabildigimiz olacaktir.
HURRIYET

Kelimeleri izlemek kültür tarihimizi izlemektir... Mesela 1960'larda 'özgürlük'e dönüştürülen 'hür, hürriyet' kelimelerine tarih boyunca nasıl anlamlar vermişiz?
'Hürriyet' ne demek?
Şemseddin Sami, 1899: Hür: c. (çoğulu) Ahrar. Köle ve esir olmayan, kendi nefsine malik ve istediği hareketi icrada muhayyer olan, âzâde.
Ali Seyyid, 1914: Hür: Köle, esir olmayan.
Hürriyet: Azadelik, serbestlik.
Daha ilgi çekici olan, Ali Seyyid Bey'in lügatine 1921'de yaptığı ilavede 'hürriyet' kelimesinin anlamlarının zenginleştirmiş olmasıdır:
Hürriyet: Esir olmamak, cariye olmamak, serbestlik, azadelik. Kavâninden ayrı bir şey ile mukayyet olmamak... "Ne yar can etmişsek âh ey dîdâr-ı hürriyet".
Hürriyet-i vicdaniye: İnsan mezbehî intihabında hür olmak.
Hürriyet-i kelam: Kanun ve âdap dahilinde her istediğini insanın söyleyebilmesi. "Hürriyeti hudud-ı vatandan çıkardılar, hürriyet isteyenleri zincire saldılar."
Günümüzde yayımlanmış en iyi Türkçe sözlüklerden biri olan "Kubbealtı Lugatı"nda 'hürriyet' kelimesine tam 17 satır açıklama verilmiş. 'Özgür, özgürleşmek, özgürleştirmek, özgürlük, özgürlükçü' kelimeleri de var.
Türk Dil Kurumu'nun bugüne kadar yayımladığı en geniş sözlük, "Türkçe Sözlük"ün yeni çıkan 10. baskısıdır. 'Hür' kökünden gelen dokuz kelime var. 'Özgür' kelimesinin 7 anlamı belirtiliyor. Bu kökten türemiş 11 madde başlığı yer alıyor.
Demek ki, dilimizde hürriyet / özgürlük kavramları giderek zenginleşiyor.
Hürriyet, en yalın anlamıyla "denetim ya da baskı altında olmama hali"dir. Ancak bu terim, tarih içinde bir kavramlaşma süreci geçirmiş ve 'ideolojik etkileşimler' sonucunda terimsel anlamının ötesinde bambaşka bir 'anlamlar dünyası'nın adı olarak kullanılır olmuştur. Bu etkileşimin belirleyicisi, bireyin, modernleşme sürecin­de, toplum ve devletle olan ilişkilerinde mutlak anlamda 'özgür' olmasını savunan liberalizm akımıdır.
Liberalizm, özgürlük (hürriyet) terimini, yalın anlamının ötesinde bireyin 'doğuştan sahip olduğu haklar' temelin­de tanımlamaktadır. Özgürlük bayraktarlığı yapan bu akım, hümanizmin insan-merkezli alem anlayışını, ideolojisinin özüne yerleştirmektedir. Buna göre, 'insan'ın kendi dışından değil, sadece kendi özvarlığından kaynaklanan bir değeri vardır. Bu değer, doğuştan kazanılır ve hiçbir güç, bu değeri yadsıyamaz.
İşte bu yaklaşım, Batı felsefesi ve hukuk tarihine damgasını vuran 'doğal haklar' kavramını doğurmuştur. Temel paradigması ise, insanın 'özgürlük hakkı'nın hiçbir şart altında iptal edilemeyeceğidir. 'Birey' (ya da 'vatandaş'), kendi rasyonalitesi ile kurduğu toplumsal düzenek içinde, 'özgürce' yaşayacak; hiçbir güç, insana bu alanda müdahalede bulunamayacaktır.
Benden buraya kadar.Derledim topladim bir cok kaynaktan yazilari gelin.Hep birlikte Hürriyetimiz den neler feragat ederek.Iyi bir Demokrasiyi kurabiliriz.Ne gibi bedel ödemeye haziriz.Yoksa bu kadari yeter diyebilirizde.Yukardaki yazilanlari okuduk.Bizim Hürriyetimiz ve Domokrasi anliyisimiz ne olmali.Onun icin nelerden feragat ederiz veya etmeyiz gelin anliyabildigimiz kadar bir yazi da biz cikaralim.
Saygilarla.
Dipnot yazi biraz uzun oldu hepsini bir anda okumak sartta degil.

Perşembe, Eylül 07, 2006

KANDILINIZ KUTLU OLSUN..



Beraat Kandili İslam dininde kutsal kabul edilen gecelerden biridir. Şaban ayının on beşinci gecesi Beraat gecesidir. Esasında Kandil Geceleri Hz. Peygamber'in uygulamasında yoktur. H.3. asırdan itibaren mistik çevrelerde kutlanmaya başlanmış ve II. Selim'den itibaren minarelerde kandil yakılmasıyla kandil adını almıştır.

Aslı "Berâettir." Beraat sözlükte, "bir zorluktan kurtarmak ve berî olmak" demektir. Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle mübarek gece; günahların affı ve kulların temize çıkarılması sebebiyle Beraat gecesi ve kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle de rahmet gecesi gibi adlar da verilmiştir.
Malzemeler
* 1 su bardağı süt
* 1 paket margarin
* 5 kaşık zeytinyağı
* 1 çorba kaşığı tuz
* 1 çay kaşığı kabartma tozu
* 1 çorba kaşığı şeker
* 1 yumurta sarısı
* 1 yumurta akı
* 1 tatlı kaşığı mahlep
* 1/2 kg un
* Çörekotu
* Susam

Yapılışı : Unu eleyin. Ortasına ılık sütü, oda sıcaklığında margarini, yumurta sarısını, zeytinyağını, tuzu, şekeri ve kabartma tozunu koyun. Ele yapışmayacak kıvamda bir hamur yapın. Eğer ele yapışıyorsa biraz un ilave edin. Hamuru 15 dakika dinlendirin. Hamuru ceviz büyüklüğünde parçalara ayırın. Elinizle hamuru 10 cm.'lik çubuk şeklinde uzatın. İki ucunu birleştirerek simit şeklini verin. Hazırladığınız simitlerin üzerine yumurta akını sürün. Simitlerin yarısına çörekotu serpin. Kalan yarısına ise susam serpin. Tepsiye dizin. 180 derecede fırında pişirin.

Bu tarif Sabah'tan Ayşe Tüterin Tarifi ..

Afiyet Olsun..
Saygilarla.

PIRAMITLER / GIZEM II


Mars'ta Marduk piramitleri var
Rus bilimadamı Sitchin'den SABAH'a özel: Marduklular Dünya'ya gelirken Mars'ı üs olarak kullanıyor.
'NASA, Mars'ta piramit izleri buldu'
12. Gezegen Marduk'un yazarı Zecharia Sitchin, 'Marduklular binlerce yıl önce Mars'ı üs olarak kullandı' diyor ve ekliyor: 'Nitekim NASA da Mars'ta piramit izlerine rastladı'.
Kitaplarıyla, Dünyaya, Marduk gezegenini tanıtan Zecharia Sitchin'in en çarpıcı iddalarından biri de, binlerce yıl evvel dünyayı ziyaret eden Marduklular'ın, Mars gezegenini bir istasyon olarak kullandıkları yönünde. Dünyayı bekleyen tehlikeler hakkında yönelttiğimiz sorulara ilginç cevaplar verdi.
* Biz yaşarken bu felaket yaşanacak mı?
Birçok şey olabilir ve olacak da... Çünkü eski uygarlıkların kaynaklarına göre ve İncil'deki kehanetlere göre gezegeninin geri dönüşü ile o gezegende yaşayanların dünya ile kendi gezegenleri arasındaki yolculukları ayrı noktalar. Sümerler bu astronotları "Nibiru Anunnaki astronotları" olarak adlandırdılar ki bu da cennetten dünyaya gelenler olarak çevrilir. Babiller ise onlara yüce olan anlamına gelen "ILU" adını verdiler. Bu gezegenden gelen astronotlar her 3600 senede, bir kereden fazla kere kendi gezegenleri ve dünya arasında yolculuk yaparlardı, çünkü Mars'ı bir istasyon ya da transfer üssü olarak kullanırlardı.
* Marduklular'ın Mars'ı üs olarak kullandıklarının bir kanıtı var mı?
Mars'ı ve oradaki durumu gösteren eski yazıtların yanı sıra, Rusya'nın St. Petersburg kentindeki Hermitage müzesi silindir şeklinde bir mühür sergiliyor. Bu mührün üzerinde Mars'tan bir astronotun dünyadaki bir astronota tebrik mesajı gönderdiği ve aralarında bir uzay aracı olduğu gösteriliyor. Mars geçmişte ırmaklarıyla, denizleriyle ve atmosferiyle yaşayan bir gezegen olarak bulunmuştu ve şimdi de hala çeşitli bölgelerinde su var. Hatta NASA'nın kendi uzay mekiği 1970'li yıllarda Mars yüzeyinde bina kalıntılarını ve piramitleri fotoğrafladı. Yani orada birileri vardı ve bunu dünyadaki eski uygarlıklar biliyordu. Ben Zodyak'ın balık burcu çağı sona ermeden onların geri geleceğine inanıyorum.
Bundan 24 yil önce Viking 1 uzay aracinin çektigi Mars fotograflarinda, gezegen yüzeyinde bir "insan yüzü"nü andiran tümsek görülmüs, az ilerisinde de Misir piramitlerini çagristiran ve yari yariya kumlar altina gömülmüs olusumlar dikkati çekmisti. NASA yetkilileri bunlarin "isik oyununa bagli algi hatasi" oldugunu ileri sürmüs ve "Mars'ta degil piramit ya da Sfenks, en ilkel halinde bile yasam izi yok" demislerdi. Ama 1996 yilinda, Antarktika'daki çok eski bir Mars meteoritinin üzerinde yapilan incelemelerde bakteri fosillerine rastlanmasi, bu gezegende yüz milyonlarca yil önce yasam olduguna dair reddedilmesi güç veriler koyuyordu ortaya.
Graham Hancock ve onunla ayni kulvarda yürüyen esoterik yazarlar, Mars gezegeni ile dünyanin geçmisi arasinda siki bir bag bulundugunu, ancak buna iliskin izlerin neredeyse bütünüyle silinmis olmasi nedeniyle giz perdesinin aralanamadigini yaziyorlardi yillardir. Hancock'in "Mars Gizemi" adli best-seller yapiti, su Cydonia bölgesindeki "insan yüzü" ile Misir'in Sfenks'i arasindaki sasirtici bagintilara dikkat çekiyordu.
Nostradamus'un dizeleri degil belki ama, i.ö 1200 yillarina dek dayanan eski yazitlardaki ilginç iddia ve kehanetler, belli bir tarihte ortaya çikacak "olaganüstü kosullar"dan söz ediyorlardi israrla. Bunlar arasinda büyük dinlerin kutsal kitaplari da vardi. Sözü edilen dönemin yildiz döngülerine göre tarihlenmesiyse, asagi yukari içinde bulundugumuz yillara, yani 2000 - 2004 arasina rastliyordu. Acaba, birkaç bin yilda bir yasanan olagandisi bir seyler mi vardi ufukta ve biz bilgilendirilmiyorduk?
Zecharia Sitchin'in "Dünya Günceleri" dizisindeki 8 kitapta çerçevesi çizilen teorisine göre binlerce yil önce dünyaya inip Eski sümer uygarligini kuran Nibiru gezegeninin güçlü sakinleri, gezegenlerinin yörüngesi yaklastikça dünyaya iniyorlardi ve bir hesaba göre en son i.ö 1600 dolaylarinda dünyadan ayrilmislar, 3600 yillik yörünge sürecinin tamamlanacagi 2000 yilinda döneceklerini söylemislerdi. ABD, NASA ve çok küçük bir azinlik bunu biliyor ve herkesten gizliyor muydu?
Agustos ayinin ortalarinda, NASA'nin Cassini adli uzay araci, dünya yörüngesinden aldigi hizla Satürn'e dogru yola çikti. Resmi açiklamaya göre Cassini Satürn'ün uydularini, atmosferini ve su ünlü "halkalari"ni inceleyecek. Ancak uzay aracinin 30 kilo plutonyumla yüklü olmasi bilim çevrelerinde saskinlik yaratti: Bu, müthis bir nükleer gücün uzaya dogru yola çikarilmasi demekti. Yüzyilin son günes tutulmasiyla gözü boyanan medyanin dikkatinden kaçti ama ayni günlerde dünyanin degisik ülkelerinden bilim adamlari "Cassini'yi durdurun" sloganiyla protesto gösterileri yaptilar.söyle soruyorlardi: "Uzayda birilerini mi bekliyorsunuz? Niçin bu denli etkili bir nükleer maddeyi uzay aracina yüklediniz?" Ayni günlerde ayni soru, ABD Savunma Bakanligi'na da yöneltiliyordu, çünkü ünlü "Yildiz Savaslari" projesine yeniden start verilmis, üstelik bütçesi çok daha yükseltilmisti. "Bu ilginç silahlari uzaya yerlestirerek kiminle savasmaya hazirlaniyorsunuz?" diye soruyordu bilim adamlari, "Beklediginiz birileri varsa, bunu biz de bilelim!"
Dünya tarihinin oldukça kritik ve siradisi bir dönemine giriyoruz. Bu arada, teknolojinin çok daha geri oldugu dönemlerde bile insansiz uzay araçlarini basariyla yöneten NASA, son üç ay içinde iki gelismis aracini art arda Mars dolaylarinda yitirdi. Hiçbir açiklama yok, sorulara verilen ele tutulur yanitlar yok. Bu araçlara ne oldu? Hiç kimse bilmiyor. Ancak, eger Mayis ayi dolaylarinda Mars yakinlarindan geçip Satürn'e dogru yola devam edecek olan, plutonyum yüklü Cassini'nin de basina bir sey gelirse, isler iyice ilginçlesecege benziyor.
Kaynak :Internet sayfalari.
Saygilarla.

Çarşamba, Eylül 06, 2006

GÜNÜN YAZISI...


RESIM
Jkoas djkllök joijccxckj cvxkjkjjv kkjvcxy öokjmk.idjvjsk oösdkjvs.kksdcjöco
njkn öo
Saygilarimla.

PIRAMITLER I. / GIZEM...



Dünyamizda gizem tasiyan ve bugün hala cözülmek icin bekliyenler den bir taneside PIRAMIT'ler.Hakkinda bir cok yazi yazilmis,arastirmalar yapilmis.Hatta bu gizem lanetle birlestirilerek.Bu ugurda can kaybi bile verilmistir.Dünyamiz da bu Piramitlere iki ayri kitada rastliyoruz.Bazi söylentilere göre baska dünyalardan gelmis olan canlilar ile baglanti bile yapilmaktadir.
Gize piramitlerinin tahmini olarak M.Ö 3000 yıllarında eski krallık döneminde yapıldığı zannedilmekte. Bunlar; Keops, Kefren ve Mikerinos piramitleridir ve isimlerini aldıkları firavunlar tarafından yaptırılmıştır.
Gize piramitleri dünyanın en büyük piramitleridir. Bunlarla birlikte ve Mısır'da yüzlerce irili ufaklı piramit mevcuttur. Gize piramitlerini diğerlerinden ayıran farkların en önemlisi içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözüme ulaşmamış olmasıdır. Keops'un oğlu Kefren için yapılmış piramit 136 metre yüksekliğe sahiptir.
Piramitler ile ilgili çeşitli matematiksel bulgular arasında ilginç olanları şunlar: Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı yaklaşık olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi veriyor. (149.504.000 km)
Piramitlerin üzerinden geçen meridyen, karaları ve denizleri tam iki eşit parçaya bölüyor.62 metre yüksekliği ile Gize Piramitleri içerisinde en küçüğü olan Mikerinos Piramidi Kefrenin oğlu için yaptırılmıştır.
Piramitler hala yapımları esnasında ki gizemi korumaktalar. İşçilerin olağanüstü bir çabayla günde 10 metreküp taşı üst üste koyduklarını kabul edersek keops piramidinde yer alan yaklaşık 2,5 milyon metreküp taş, 250.000 gün, yani yaklaşık 664 yılda yerleştirilebiliyor. Oysa piramitler 20 ila 30 yıl arasında bir sürede tamamlanmıştır.
M.Ö. 2520 yılında Keops'un oglu Kefren'in mezar kompleksi için yontulmuş. Sfenks Mısır dilinde 'SEZP-ANHE' Yaşayan görüntü) anlamında. Tarih boyunca Sfenks Nil nehrine bakiyor ve nehir yoluyla gelenleri karşılıyordu.
Şimdi de piramitlerle ilgili garip ama gerçek olan özelliklere bir göz atalım ;
Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir ve bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği konusunda kesin olmayan farklı varsayımlar bulunmaktadır.
Piramit, kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda sadece 2 kez güneş girmektedir. (doğduğu ve tahta çıktığı günler)
Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.
Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.
Kirletilmiş suyu, birkaç gün Piramit'in içine bırakırsanız; suyu arıtılmış olarak bulursunuz.
Piramit'in içerisinde süt, birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.
Bitkiler Piramit'in içinde daha hızlı büyürler.
Piramit'in içine bırakılmış su, 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.
Çöp bidonu içindeki yemek artıkları, hiç koku vermeden Piramit içinde mumyalaşır.
Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir Piramit'in içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.
Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur; araştırmacıların çoğu, ya içinde kayboldular ya da aynı yerde birkaç tur attılar, fakat içlerini göremediler.
Piramitlerin içi yazın soğuk kışın sıcak olur
Büyük Piramitin açıları,Nil 'in delta yöresini iki eşit parçaya bölerler. Gize'deki üç piramit aralarında bir Pisagor üçgeni olacak şekilde düzenlenmislerdir. Bu üçgenin kenarlarının birbirlerine göre oranı 3:4:5'dir.
Büyük Piramitin tabanının yüzeyi, anıtın yarısının iki katına bölündüğünde pi=3,14 sayısı elde edilir.
Büyük Piramitin dört yüzeyinin toplam yüzölçümü, piramit yüksekliginin karesine eşittir.
Büyük Piramit, dünyanin kara kitlesinin merkezinde yer alır.
Büyük Piramit, dört ana yöne göre düzenlenerek inşa edilmiştir.
Piramit dev bir güneş saatidir. Ekim ortasıyla Mart başı arasında düşürdüğü gölgeler mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterirler. Piramiti çeviren taş levhaların uzunlğu bir günün gölge uzunluğuna eşittir. Bu gölgelerin taş levhalar üstünde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde yılın uzunluğu yanlışsız olarak saptanabiliyordu.
Büyük Piramit 'le dünyanın merkezi arasındaki uzaklık,Kuzey kutbuyla arasındaki uzaklığa eşittir ve kuzey kutbuyla dünyanın merkezi arasındaki uzaklığa eşittir.
Piramitin yüksekliğiyle, çevresi arasındaki oran, bir dairenin yarı çapıyla çevresi arasındaki oranın dengidir.Dört kenarlar dünyanın en büyük ve çarpıcı üçgenleridir.
Gize'den geçen boylam, dünyanin denizleriyle anakaralarını iki eşit parçaya böler. Bu boylam ayrıca, kara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olup, bütün yer kürenin uzunluğuna ölçümünde doğal sıfır noktasını oluşturur.
Büyük piramitin tepesi Kuzey kutbunu, çevresi ekvatorun uzunluğunu temsil eder. Ve iki uzunluk aynı mikyasa uygunluk gösterir
bu kadar çok rastlantıda insanı düşündürüyor!
Ejiptologlar ve arkeologlar, yillardan beri piramitlerin yalnizca ve yalnizca firavun mezari oldugunu iddia ediyorlar. Oysa, I.Ö 2500 dolayinda, henüz tekerlegi bile bulmadigi varsayilan bir ülkenin, bütün kaynaklarini kullanarak bu devasa yapilari yalnizca firavunlarina gösterisli mezar olsun diye yaptiklarina inanmak zor. Hele Giza'daki üç büyük piramitten söz edince, isler iyice "garip" hale geliyor.
1994 yilinda Robert Bauval adli Belçika asilli, çocuklugu Misir'da geçmis bir mühendisin "Orion Mystery" adli sansasyonel kitabi yayimlanana dek, dünyanin bu en gizemli üç anitinin niteligine iliskin ciddiye almaya deger bir teori atilmamisti ortaya. Erich Von Daniken'in spekülatif ve fazla hayalci "uzayli atalar" iddiasi, ancak beylik UFO masallarina malzeme olusturabilecek dayanaklara sahipti. Ejiptoloji ve ortodoks arkeolojinin "piramitler firavun mezaridir" varsayimlari, Misir'da sonraki dönemde insa edilen (ve asla Giza'daki 3 piramidin kalitesine erisemeyen) yapilarda "mezar" düsüncesini destekleyecek bulgulara ulasildigindan ötürü epey saglam görünüyordu. Aslinda ne Khufu'nun, ne Khafre'nin ne de Menkaure'nin piramitlerinde mezar, mumya ya da cesete rastlanmisti ama bu, yaygin inanci degistirmiyordu.
1979 yilinda Kahire'ye yaptigi bir gezi sirasinda Robert Bauval, üç büyük piramitin hizalanisinda bir gariplik farketti. Ilk iki piramit kösegenlerinden birbirinin tam hizasina yerlestirildigi halde, daha küçük olan Menkaure'nin piramidi, hafifçe sola kaymis gibiydi. Bu muhtesem yapilari yaratabilecek ve ölçülerde asla sasmayacak bir mimariye sahip olan Misirlilarin, üç piramidi ayni çizgi üzerine yerlestirmeyi basaramamis oldugunu düsünmek hiç akla yakin gelmiyordu dogrusu. Bauval, Misir kültürüne, özellikle de dinine merakli biriydi. Bütün antik uygarliklarda oldugu gibi eski Misir'da da tapinaklarin belli yildizlara göre hizalandigini, oriyentasyonlarinin "gündönümü" ya da "ekinoks"lara yöneltilmis oldugunu iyi bilirdi. Misir'da en belirgin ve baskin kült, Osiris kültüydü ve bu tanri, Orion takimyildiziyla simgelenirdi. Bauval bir gün gökyüzünü izlerken, Orion'un merkezindeki en önemli üç yildizin, Alnilam, Alnitak ve Mintaka'nin, ayni Giza piramitlerinde oldugu gibi bir hiza sapmasina sahip oldugunu farketti: Ilk iki büyük yildiz, Alnilam ve Alnitak dogru hizadaydi ama üçüncü ve en küçük yildiz olan Mintaka, hafifçe sola kaymisti digerlerine göre.
Bu bulgu, astronomi destekli yapilan gözlemlerle Giza piramitlerinin Orion Kusagi olarak bilinen üç yildizin yeryüzündeki kopyasi olarak insa edildigini ortaya koyuyordu ve Misir yildiz dinini bilenler için hiç de sasirtici degildi. Misirlilar, yeryüzünü ve yasadiklari topraklari, gökyüzünün, yani ölümsüzlüge eristiklerinde ulasacaklari yerin bir kopyasi olarak düsünürlerdi ve piramit metinlerinden dini yazitlara dek her yerde bu vurgulanirdi. Nil, Samanyolu'na denk geliyordu Misir yildiz kültünde. Samanyolu'nun çevresindeki özel bir gökyüzü alani, eski Misirlilarin "Duat" diye adlandirdiklari "tanrilarin mekani"ydi; bunun yeryüzündeki kopyasi da Nil'in batisina denk getirilmisti! Bauval'in bulgusunda sasirtici olan sey çok daha baskaydi. Bu üç piramit I.Ö 2600 dolaylarinda yapilmisti ama, Orion yildizinin o tarihteki gökyüzü konumu, Giza'daki piramitlerin konumundan 45 derecelik bir sapma gösteriyordu.
Bauval, bir bilgisayar programi (SkyGlobe 3.2) yardimiyla, Orion ile piramitlerin bire bir ayni dogrultuya yerlestigi tarihi aradi ve karsisina I.Ö 10.500 tarihi çikti! Isin ilginç yani, bu tarih Orion takimyildizinin presesyon (terimler için lütfen sözlüge bakiniz) döngüsünün en alt noktasina rastliyordu.
Eski Misir kültünde, "ilk baslangiç" olarak anilan bir dönem oldugunu biliyordu Bauval: "Zep Tepi" olarak adlandirilan bu dönem, Misirlilarin ülkelerinin tarihini anlatirken, "Misir'i tanrilarin yönettigi mutlu dönem" diye söz ettikleri bir dilime de denk geliyordu. Binlerce yil önceyi anlatiyordu bu sözcük. Acaba Misirlilar piramitleri insa ederken, çok eski bir dönemi anmak üzere, Orion'un I.Ö 10.500'deki yerlesimini mi seçmislerdi master plan olarak? Bundan 4500 yil önce, presesyon hesaplari bile yapacak biçimde astronomi bilgisine nasil sahip olmuslardi? Yoksa bundan 12000 yil önce varolan bir uygarligin geride biraktigi izleri mi görüyorduk Misir'da? Robert Bauval, 1994'te yayimlanan "Orion Mystery" adli kitabinda bu sorulari sordu ve büyük sansasyon yaratti. Yanitlarsa, hala arastirilmayi bekliyor.
Kaynak Internet sayfalari.
Piramitler hakkinda II.nci bölümünü bu günkü Nasa'nin en son teknolojiye dayanarak yapmis oldugu hesaplarin o zamanlarda nasil bilgiye sahip olunarak aciklanmasi ile ilgili olacaktir.Bu da bir yerde bu insanlarin uzayda canli olup olmadigi teorisine bir baska aci kazandiriyor.
Saygilarla.

Salı, Eylül 05, 2006

BUNUN SAKASI YOK !...

MySpace Layouts


Otopsi Raporu "Ölüm Linç" Dedi

İsmailağa Camii'nde emekli imam Bayram Ali Öztürk’ü bıçaklayarak öldüren Mustafa Erdal’ın ölüm nedeniyle ilgili raporun sonuçlarında linç edilerek öldürüldüğü belirlendi.

Türkiye’de Linç Kültürü Mü Oluşuyor?

İşte tespitler: Bu olaylar uzun yılların birikimi. Türkiye’yi bu günlere yoksulluk, sen-ben ayrımı ve yöneticilerin linci alenen onaylaması getirdi.Sonuç vahim....
OTORİTELER ŞİDDETİ DESTEKLERSE LİNÇ KÜLTÜRÜ GELİŞİR
(Prof. Dr. Arus Yumal Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Bşk.)
İYİ OLDU DEMEK, YİNE LİNÇ EDEBİLİRSİNİZ DEMEKTİR
(Prof. Dr. Kemal Arıkan, Cerrahpaşa Tıp Fak. Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi)
ÇÖZEMİYORSANIZ, YOK EDERSİNİZ
(Şenay Demir, Klinik Psikolog)
NEDENİ YOKSULLUK VE İKTİDARIN SERTLİĞİ
(Kemal Kılıçdaroğlu, CHP İstanbul Milletvekili)
CEVABI HALK VERMİŞTİR’ DENMEMELİ
(Süleyman Çelebi, DİSK Başkanı)
YÖNETİCİLER MEŞRULAŞTIRIYOR
(Mehmet Şandır, MHP Genel Başkan Yardımcısı)
Ve bu hadiseler daha Alev almadan cok evvel bir kardesimiz blogunda yazmisti!....
Çarşamba, Haziran 14, 2006
BUHRAN ( II )
Saygilarla.

Pazartesi, Eylül 04, 2006

HER AYIN DERDI!...

Bazen oturur ince hesaplar yapariz.Bunlarin arasinda ,en cok aylik bütce olur.Cogu zamanda basarili oluruz.Ne de olsa senelerin tecrübesi deriz.Bir bakmisiz ki.Eski tecrübeler bir anda ise yaramaz oluvermis.Günün bir olayi.Büyüklerimizin yanlis bir konusmasi.Bir anda bütcemizi altüst eder giren meblag bellidir.Giderlerimiz ise muallakta kalmaya baslamistir.Haberlerde sevindirici bir haber duyarsiniz Petrol de % 'de bilmem ne kadar indirime gidilmis, bu da litre basi iki veya üc kurus olarak müjdelenir.Arkasindan da Dogal gazla baslayip.Ekmege kadar uzanan bir zam furyasi.Bir de Kamu calisanlarinin alacagi 3-5 kurus zamdan bir iki ay önce gelen zamlar da cabasidir.Aklimiza gelen tek sey "Evdeki hesap carsiya uymaz".Sonra evin aylik bütcesini yapan kisi,büyük Ekonomist'lere tas cikarticak sekilde bütceyi yeni bastan yapmaya calisir.Her zaman bir harikalar yaratmistir.Cünki kendisi bile her seferinde basarisina sasmistir.Böyle mücadele den bir sekilde muzaffer olarak cikmissiniz.Tekrar ay icersinde bir dalgalanmaya tahammülünüz yok; bir sekilde pazara cikiyorsunuz.Kafaniz yorgun, adimlariniz ise bir refleks ile yolunuzu bulurken.Bir bakmissiniz yerde bir cüzdan ,egilip aliyorsunuz ,etrafiniza bakiniyorsunuz.Hic kimse yok.Cüzdanin kime ait oldugunu anlamak icin icine bakiyorsunuz.Icinde birkac yüz YTL baska hic bir kimlik yok.Bir anda binlerce düsünce gececektir o anda aklinizdan.Ne yapmaya calisirdiniz.Hic düsündünüzmü....
Icinizden ne gelirse yazin.
Bu arada da ben de sizlerinde hosuna gidecek calismaya basliyayim.
Sevgilerle dostlarim.

Pazar, Eylül 03, 2006

PAZARIN SOHBETI...


Sevgili Dostlar .21 Nisan dan bu yana beraberiz.Biraz geri gidip nasil tanismistik hatirladinizmi ? Ben bir sey ararken tesadüfen Tirmik Izi'nin blog'una girmis.Yazmis oldugu güzel bir yazisina comment yazayim derken kendi blog'umu acmistim.Acmistim da ondan sonrasi; ne yazacaktim.Kim okuyacakti.Herseyden önce bu nasil yürüyordu.Eskiden www.erdil.de adli 15 sayfalik firmaya ait bir Homepage vardi ama ben arada bir icine bir kac yazi yaziyordum, firma ile ilgili diger kismi bu isi yapan Profesyenel Firmalar yapiyordu. Anliyacaginiz.O konuda hic bir bilgim yoktu.Neyse derken bir orasi ,bir burasi bu blog isi nedir? Gayesi ne oldugunu incelemeye basladim.Baktim ki ooo hepsi profi isin en güzelide ganc bir yazar gurubu.Peki sen onlara nasil ayak uyduracaksin.Bir de baska bir ülkede yasiyorsun.Bakalim seni kabul edeceklermi bir de o var.Önce gazetelardeki haberleri günün incisi diye, birazda mizaha kacar bir iki yazi ile basladim.Yazdigima kendimde güldüm.Aman sende ben köse yazarimi idimki ciddi konulara hemen gireyim.Sonra sizlerin icinizdeki cevheri sizlerin tarzinizda okumaya, hissetmeye basladim.Yazmak artik benim icin ikinci plandi önce sizleri tanimam lazimdi.Tabii bu arada sizlerden cok sey ögrendim.Bu arada birazda sizlere kendimden anlattim.
Günler seneler gibi akip gitmeye baslamisti.Beni araniza almistiniz.Ben sizleri sevmis sizde beni sevdiginizi biliyordum.Bazen sizler gibi yazmiya calistim.Bir harfin üzerine birkac defa bastim.Bir yerde baktim ki hepimiz doluyuz.Burada icimizi döküyorduk.Bu bir tutku olmustu hepimiz icin.Bazen kizip aman sende desek bile gene sayfamiza dönüp bir seyler yazma ihtiyacini duyuyorduk.Saka bir kenara suur alti birbirimizle dertlesmeye bile baslamistik.Aklima ikinci bir sayfa acmak geldi bu birazda anladigim konu oldugu icin sanal bir Bahce olsun istedim hani hepimizin.Kacip da sohbet edebilecegimiz.Ciceklerin böceklerin hatta hatta cocuklarimizin bile ilgisini cekebilecek bir köse orada onlar icin klipler koydun biraz müzik biraz renk olsun istedim.Bir yerde de benimde kacabilecegim köseydi o bahce.Daha sonra aklima birde.Bazen kendi kendimize sesli düsünüp de kimsenin duymasini istemedigimiz seyler vardi.Derizya Allahtan su anda kimse yokta benim dediklerimi duymuyor.Niye peki böyle bir sayfamiz olmasin diye.Üzerinde bir ay ugrastim.Maksat burada yazilanlar bizim gizemli sözlerimizin paylasimi olacakti.Burada yazilanlar kimse tarafindan bilinmiyecekti hatta bir hafta sonra yazdigimizi okudugumuz zaman yuh be benmi yazmisim söylemisin bunlari olacakti.Ne yazikki halen yerine oturmadi.Bu sayfa esasinda istedigimiz arzuladigimiz bir sayfaydi.Her seyden önce anonim bir sayfaydi bu ve bize ait.Dikkat ettinizse 1 haftada ne kadar kisi ziyaret etmis.Demekki acaba bende bir seyler yazayimmi yazmiyayimmi tereddüdü icersindeyiz.Tabii bu bir aylik deneme idi.22 Eylül de gayesine ulasmadigi taktirde kapanacak.Belki ilerde baska bir kardesimiz böyle bir sayfayi yeniden baslatir bende bir seyler o an aklima gelmis olan seyi yazabilirim.
Blog lara yazi yazmak o kadar kolay degil hele sizlerin yazilariniza cevap vermek comment yazmak hic de kolay degil.Yaziyi okuyacaksin sonra anlamadigin bir konu ise arastiracaksin.Bazen benim saatlerimi aliyordu.Bir kardesimiz Edebiyat la ilgili bir parcadan özetleme yapiyor belki seneler önce okumusum o kitabi.Hadi arastiriyorum kütüphaneden ve ya internet sayfalarindan ondan sonra iki satir comment veya bir yazi yazmak istiyorsunuz.Onu arastirmadan veya maksadina nasil ulasacagini bilmeden
yazamiyorsunuz.Onun icin sizleri bu konuda cok takdir ediyorum.Bu tutkunuz vermis oldugunuz egitici bilgiler öyle bir kenara atilacak seyler degil onun icin hepinize mütesekkirim sizlerden bu kisa zamanda cok seyler ögrendim.Bana cok sey verdiniz herseyden önce su kravati cikartiniz boynumdan.Sizleri cok seviyorum.Biliyorum sizlerde beni seviyorsunuz yazmayin insan oglu simarir filan da.Bazen yazdiklarimi okuyunca kendi kendime mirildaniyorum."Bir baba dostu benim bu yaptigima ne yazardi bilirmisiniz?...
Herseyi biliyor bu herif,
Bilmedigi sey yok.
Dinden imandan tut,
Yalanci dolmanin yapilisina dek.
Bilmekle de kalmadi,
............. yerine koyup milleti,
Ögretti her seyi,
Örnegin nasil abdest edilir,
Gusul abdesti almak icin
Ne halt edilir.
Bir kendisi var her seyi bilen,
Baska bilen yok saniyor.
Herkez kendini bir bok sanir.
Ama bu herif,
Kendini iki bok saniyor.Bazen bu commenti kendi kendime yazmak geliyor.Biraz yoruldum.Desem yalan söylememis olurun eger önümüzdeki günler biraz kaytarirsam kizmayin bana o kadar cok güzel seyler yaziyorsunuz ki okumak bazen yazmaktan cok daha zevkli oluyor.Kalin saglicakla ailecek hepinize güzel Pazarlar sevgili dostlarim.
Saygilarla.

Cumartesi, Eylül 02, 2006

KARAOGLAN/BÜLENT ECEVIT...



Bu gün Tv.kanallarinda her türlü haberleri duydugumuz halde kendisinin sihhati ile bir haber gecmemektedir.Gazete arsiv notlarindan buldugun bazi haberleri sizlerle paylasmak istedim.
Ecevitlerin buruk evlilik yıldönümü
Eski başbakan Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Ecevit için dün önemli bir gündü. Çünkü dün GATA'da tedavi olan Ecevit ile Rahşan Ecevit'in evlilik yıldönümüydü Ancak Ecevit çifti, hastalık nedeniyle b...'Basın özgürlüğü kışkırtmayı içerir'
Milliyet, 23.08.2006 03:03
Rahşan Hanım çok mutlu: Bülent artık beni duyuyor
Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde (GATA) 3 aydır tedavi gören eski Başbakan Bülent Ecevit’in hayati tehlikeyi atlatması DSP’lileri sevindirdi.
Zaman, 18.08.2006 00:50
Hayati tehlikeyi atlattı
Eski Başbakan Bülent Ecevit, Danıştay saldırısında ölen Mustafa Yücel Özbilgin?in 18 Mayıs?taki cenaze töreni sırasında geçirdiği beyin kanamasının ardından kaldırıldığı GATA?da dün 91?inci gününü doldurdu
Vatan, 17.08.2006 05:31
Ecevit'ten iyi haber var
Tehlikeyi atlattı Beyin kanaması geçirdiği için 91 gündür GATA'da tedavi gören eski başbakan Bülent Ecevit'in beynindeki ödem dağıldı. Hayati tehlikeyi atlatan Ecevit'in bilincinin yerine gelmesi 1.5 ayı bulabilecek.
Radikal, 17.08.2006 04:02
Ecevit hayati tehlikeyi atlattı
Eski Başbakan Bülent Ecevit, 18 Mayıs’ta geçirdiği beyin kanamasının ardından kaldırıldığı GATA’da 3’üncü ayını doldurdu.
Zaman, 17.08.2006 02:44
DSP: Ecevit iyiye gidiyor
Bülent Ecevit'in, geçirdiği beyin kanamasının ardından tedavi altına alındığı GATA'daki yaşam savaşı sürüyor. Tedavisinde 92 gün geride bırakan Ecevit'in, sağlık durumunda olumlu gelişmeler yaşanırken sevenleri de hastane önündeki umutlu bekleyişlerine devam ediyor. DSP'den yapılan açıklamada, Ecevit'in yaşı nedeniyle yaşadığı birtakım sıkıntılar dışında genel sağlık durumunun iyi
Sabah, 17.08.2006 02:31
Tehlikeyi büyük ölçüde atlattı
Doksandört gündür Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde tedavisi devam eden eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in hayati tehlikeyi büyük ölçüde atlattığı öğrenildi.
Hürriyet, 17.08.2006 02:07
Dsp: "Ecevit Hayati Tehlikeyi Büyük Ölçüde Atlattı"
Dsp, Beyin Kanamasının Ardından Kaldırıldığı Gata'da 91 Gündür Tedavi Altında Olan Bülent Ecevit'in Hayati Tehlikeyi Büyük Ölçüde Atlattığını Bildirdi.
Haberler.Com, 16.08.2006 18:47
Ecevit 91 gündür GATA'da
Eski Başbakan Bülent Ecevit, 18 Mayısta geçirdiği beyin kanamasının ardından kaldırıldığı GATA'da bugün 91. gününü dolduruyor. Ecevit'in yaşı nedeniyle yaşadığı birtakım sıkıntılar dışında genel sağlık durumunun iyi olduğu ve hayati tehlikeyi büyük ölçüde atlattığı öğrenildi. Alınan bilgiye göre, Ecevit'in gözleri uyuduğu zamanlar dışında sürekli açık olmasına karşın bilinci
Sabah, 16.08.2006 15:01
Bülent Ecevit
1925'te İstanbul'da doğdu. 1944 yılında İstanbul Amerikan Koleji'ni bitirdi. 1944'te çalışma yaşamına girdikten sonra, işten ayırabildiği zamanlarda Ankara Üniversitesi'nde İngiliz dil ve edebiyatı, Londra Üniversitesi'nde Sanskrit, Bengalce, sanat tarihi bölümlerine devam etti. 1957'de de ABD' de Harvard Üniversitesi'nde sekiz ay incelemelerde bulundu.
1944'te Ankara'da Basın-Yayın Genel Müdürlüğü'ne İngilizce çevirmeni olarak girdi. 1946-50 arasında Londra'da Türk Basın Ateşeliği'nde çalıştı. 1950-60 arasında "Ulus" gazetesinde, ve "Ulus"un kapatıldığı yıllarda "Yeni Ulus" ve "Halkçı" gazetelerinde, yazar ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. 1954 sonu ile 1955 başlarında ABD"de, Kuzey Carolina'da yayınlanan "Winston-Salem" gazetesinde konuk gazeteci olarak görev yaptı. 1965'de "Milliyet" gazetesinde günlük yazılar yazdı. 1950'lerde "Forum" dergisinin yazı işleri kadrosunda yer aldı. 1972'de aylık "Özgür İnsan", 1981'de haftalık "Arayış", 1988'de aylık "Güvercin" dergilerini çıkarttı.
1957-1980 arasında, önce Ankara, sonra Zonguldak'tan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Milletvekili oldu. 1960-61'de Kurucu Meclis üyeliği yaptı. 1961-65 yılları arasında Çalışma Bakanlığı yaptı. 1966'da, CHP Genel Sekreterliğine getirildi. 1971'de Partisinin askeri yönetimce oluşturulan hükümete katkıda bulunmasına karşı çıkarak bu görevinden ayrıldı. 1972 Mayısında CHP Genel Başkanlığına seçildi. 1974 yılında kurulan CHP-MSP koalisyonunun başbakanı oldu. Bu dönemde Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleşti.
1977'de bir azınlık hükümeti kurdu fakat güvenoyu alamadı. 1978'de, Partisinin TBMM'de çoğunluğu bulunmamakla beraber, bazı bağımsız üyelerin ve küçük partilerin katkısıyla bir hükümet kurdu. Bu Başbakanlık dönemi 21 ay sürdü. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra, askeri yönetime karşı çıkışları nedeniyle üç kez hapse mahkum oldu.
KESİTLER
Müderris Mustafa Efendi’nin torunu
"Edebiyatçı olmak istiyorum"
Ulus’tan politikaya
Ortanın solu Kavgası
Başbakan Ecevit
Güneş Motel olayı
Demokratik Sol Parti
Bülent Ecevit, yasaklı döneminde, eşi Rahşan Ecevit başkanlığında kurulan Demokratik Sol Partinin kuruluşuna katkıda bulundu. 1987'deki halkoylamasıyla, siyasal haklarına yeniden kavuşunca, DSP Genel Başkanlığına Bülent Ecevit seçildi. Kısa bir süre sonra yapılan genel seçimlerde Partisi iyi sonuç alamayınca bu görevden ayrıldı. Fakat 1989 başlarında, yerel yönetim seçimlerinin yaklaştığı bir sırada Genel Başkanlık boşalınca toplanan Olağanüstü Kurultay'da yeniden Genel Başkan seçildi. 1991 seçimlerinde de Zonguldak'tan milletvekili seçildi. 28 Şubat sürecinden sonra oluşan siyasal kaosta azınlık hükümeti kurma görevi verildi ve 70 milletvekili ile başbakan oldu. 18 Nisan 1999 yılında yapılan genel seçimlerde partisini birinci parti yaparken, MHP ve ANAP ile ortak hükümet kurdu ve bu hükümetin başbakanı oldu.
Kaynak :Internet sayfalarindan derlenmistir.
Bu arada bu büyük insani anmis ve Kendisine Allahtan sifalar dilerim.
Saygilarimla.

Cuma, Eylül 01, 2006

KESKE BENIMDE BIR SILAHIM OLSA!....

myspace layout


layout for myspace


Neden silahlanıyoruz ?...
Son günlerde, bireysel silahsızlanma ile ilgili kamuoyunda bir duyarlılık gelişmeye başladı. Bu duyarlılığın nedeni de, son birkaç ayda artan silahla yaralamalar ve ölümler.
Geçtiğimiz ayda bir günde birkaç ölüm ve yaralanma meydana gelmiş, bunun üzerine medyada bu konu gündeme gelmişti.Ülkemizde her yıl, yaklaşık üç bin kişi, silahla vurularak hayatını kaybediyor. Bu çok yüksek ve korkutucu bir rakam.
1986 yılından itibaren, ruhsatlı silahların alımı kolaylaştırılmıştır. Hatta bu dönemde, sabıkası olan insanlar bile rahatlıkla silah ruhsatı alabiliyordu. Fakat bunun getirdiği sıkıntıların ortaya çıkması ile, ceza almış kişilerin silah alması kanunla sınırlandırıldı.
Yapılan araştırmalar, ruhsatlı silaha talebin her geçen gün arttığını gösteriyor. Özellikle Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük kentler, bireysel silahlanmanın en yoğun olduğu iller arasında yer alıyor. Yapılan araştırmalar yine gösteriyor ki, insanlar, toplumda kendilerini güvende hissetmiyor ve kolluk kuvvetlerinin güvenliği tam anlamıyla sağlayabildiğini düşünmüyor. Yine bu çoğunluk, “kendilerini tehlikelerden koruma” gerekçesi ile silahlanmayı olumlu görüyor.
İlginç olan şu ki, bireylerin kullandığı silahlarla meydana gelen olaylarda bireylerin kendilerini korumak için silahlarını kullanma oranı çok düşük. Olaylar çoğunlukla çok küçük tartışmalardan ortaya çıkan ve bir anlık öfkenin etkisi ile işlenen suçlar.
Ülkemizde, birey, toplum içerisinde kendini güvende hissetmiyor. İnsanın toplumsal bir varlık olduğu ve toplum içinde kendini var ettiğini, sosyalleştiğini düşündüğümüzde, bireyin içinde yaşadığı toplumun diğer bireylerinden silahlanmayı düşünecek kadar rahatsız olması ve kendini güvende hissetmemesi çok ürkütücü ve çok tehlikeli bir duygu.
Eğitime, sağlığa ve diğer zorunlu harcamalara yapılması gereken harcamalar, güvenlik gerekçesi ile silahlanmaya harcanmaktadır.
Peki neden bireyler toplum içerisinde, ülkeler de dünya üzerinde kendini güvende hissetmiyor ve hem bireysel silahlanma, hem de devletler düzeyinde silahlanma gün geçtikçe artıyor? medyada “maganda kurşunu” olarak tabir edilen olaylar...
Dünya barişının temeli önce bireylerin silahsızlanmasıyla atılabilir. Her gün kazayla veya kasıtlı olarak ortalama 9 insanımız, ateşli silahlarla öldürülmekte; bunun en az üç katı kadarı da çeşitli yerlerinden yaralanmaktadır.
Silahla yaralama ve ölümlerin yüzde 70’i ruhsatsız silahlarla olmaktadır.
Böylesine bir silah merakı devam ederken sonu nereye varır diye düşünürken; devletimiz de silah ruhsatlarından alacağı, trilyonlar tutan geliri düşünmektedir.
Bireysel silahlanma, bizim insanlarımız için her an üzücü olaylara neden olabilmektedir. Çok basit trafik kazasında bile silahlar çekilmektedir. Sonuç, hep acı ve gözyaşı...
Köylerde, kasabalarda hatta şehirlerdeki düğünlerde torbalar dolusu mermi atılıyor. Ankara’nın çevre yolundaki trafik levhaları atılan kurşunlarla kalbura dönmüş. Ankara’da bu yapılırsa kırsal kesimde neler yapılmaz…
Son 15 yılda, ruhsatlı silahlarda 40; ruhsatsız silahlarda ise 100 kat artış var, denilmektedir. Bu bireysel silahlanma, tehlikenin boyutunu da göstermektedir.
Sevinçte, hüzünde, kavgada her yerde; silahlar, bıçaklar ortaya çıkar.
Neden silahlanıyoruz? Asayiş güçleri görevlerini yapamadığı için mi yoksa bizde gelenek olduğu için mi?
Görevi, konumu ne olursa olsun hiç kimse, dokunulmazlığı nedeniyle de olsa, silahı ateşleyip bu bizim kültürümüzdür dememelidir.
Her dört evden birisinde silah olması, diğer üç evin namlunun ucunda olduğunu göstermiyor mu?
Hem ruhsatsız silah taşıyacaksınız hem de birisini incir çekirdeğini doldurmayan bir nedenden dolayı bacağından vuracaksınız… Cezası bazen olmayacak, bazen de birkaç ayla sınırlı olacak… Bir insana çevrilen namludan çıkan kurşun, ister bacağına ister başka yerine gelsin, cezası ağır olmalı ki, caydırıcı olsun.
Öldürmeye teşebbüs sayılmadığı için belden aşağı kurşunlamalarda ceza düşük olabiliyor. Halbuki dize sıkılan kurşunla birçok insanın anında öldüğünü biliyoruz. Zira dizin arkasındaki arteria poplitia parçalanırsa kişi, aynen kalbine ateş edilmiş gibi anında ölür. Bunun örnekleri o kadar çok ki…
Bütün bu gerçek karşısında şapkamızı önümüze koyup ciddi ciddi düşünüp hep beraber “bireysel silahlanmaya hayır” diyebilmeliyiz.
Gecen yil 29 bin 357 kisinin silah aldigi ulkemizde, bu yil dort ayda 3 bin 40 kisi daha kendini korumak icin silahlandi
Orta Dogu Teknik Universitesi Fen-Edebiyat Fakultesi Psikoloji Bolumu Ogretim Uyesi Doc. Dr. Serdar Degirmencioglu, tarih oncesi insaninin korunmak ve avlanmak amaciyla icat ettigi silahi, gunumuzde insanlarin kullanim amaci disinda edindigine ve kullandigina dikkat cekti.
Insanlarin silahi kolayca elde edebildigini ve kullandiginda da caydirici bir cezasinin olmadigini belirten Degirmencioglu, toplumda yasanan siddet olaylarinin kanli bitmesine, insanlarin silaha rahat ulasmasinin neden oldugunu kaydetti.
Degirmencioglu, insanlarin siddet ve tehlikeyle karsilastiginda ilk alternatif olarak silahi gordugunu ve varsa mutlaka kullandigini soylerken, "Insanlar sinirli ve stresli olduklari anda silaha cabucak ulasabiliyorlarsa, en basit olaylar bile kotu sonuclar doguracaktir" dedi.
"Kendini kontrol edemeyen insanlar, silahi daha rahat kullanir. Insanlar guvenlik gerekcesiyle veya kendini korumak amaciyla silahi cok rahat elde edebiliyor. Bu konuda hukuk kurallarinin yetersiz isletilmesi, caydirici cezalarin olmamasi da insanlarin 'Bir tane de ben elde edeyim' demesine yol aciyor. Toplumda insanlarin silahi isteyip istememesinden cok silahin dayatilmasi soz konusudur."
Ben silahi askerlik dönem haricinde görmedim.Ihtiyacini bile duymadim.Nedenmi diye soracak olursaniz.Onunla ne yapabilirim ki.Bir cana kiyabilirmiyim.Kendi kendime bu soruyu sormusumdur.Cevabi ise hayir olmustur.O zaman neden ihtiyac duyayim.
Meslegi icabi silah tasimak zorunda kalan insanlara sorun.Alacaginiz cevap cok carpici olacaktir.Eger bir cana kiyabilecegini düsünebiliyorsan.O zaman hic durma bir tanede sen al.Yok kiyamam dersen bunu bütün gücünle haykir.Haykir ki taaaa Ankara'dan duyulsun.
Saygilarla.

Perşembe, Ağustos 31, 2006

ÖRÜMCEK AGI FINAL...

Son üc bölümde biraz olsun bu agi tanitmaya calistim.Bu günde avin icinde cirpinanlarin günlügünden biraz deginmek istiyorum.Yas orani 15 ile 35 arasi degismekte.Eger tek yönlü uyusturucu kullanmis iseler ve bu arada bir iki defa terapi denemesi yapmis olanlar.35 e kadar ulasmislardir.Bu yas orani 13'e kadar olanlarina dahi rastlamak mümkün, onlarin sanslari 16 -17 yasta noktalaniyor.X memleketin y sehrinin bir caddesi.Bu sokak onlarin toplandigi daha dogrusu calistigi bir cadde.Kizlarin fuhus yaptigi.Arabalarin vizir vizir etraflarinda dolasip bir an zevkleri icin bu sektörün maddi yönünü destekliyen müsteriler.Onlar icin bir anlik hayvani hislerinin gecistirilmesinden baska bir sey degil.Bazen arabalarina aldiklari bu insanlar torunu yasinda olmasi onlari hic ilgilendirmiyor.Peki bu kontrol edilmiyormu ? Kanun yokmu diye soracaksiniz!..Tabiki kontrol ediliyor.Sivil polisler, yeni simalarin bu guruba katilmamasina yas sinirini denetlemeye calisiyorlar.Ve gurubun baska yerlere dagilmamasina özen gösteriyorlar.
Bu sokaklarda bazi evlerin catilarina duvarlarina yerlestirilen gizli kameralarla 24 saat kontrol ediliyor.Bu arada saglik ekipleri.Ayda bir iki defa sokaga gelip onlarin saglik problemleri ile ilgileniyor, saglik arabalarin icinde kontrol yapiyorlar.Bu arada sosyal isciler kendilerine igne yaparken kullanabilmeleri icin yeni siringalar veriyorlar.Bu sekilde birbirlerinin siringalarini kullanmalarini önlemeye calisiyorlar.Tabii ki en önemlisi kondom dagitimi.Kullandiklari siringalar sokaklara atilmasini önlemek amaci ile Kapali bir karavan yolun bazi saatlerinde igne yapabilmeleri icin onlari bekliyor.Orada calisan elemanlar hemen kullanimis siringalari dikkatle imha edilmesine itina gösteriyorlar.Bu da bazi bulasici hastaligin önlenmesi ne karsi alinan bir tedbir.Canki adi verilen bu gurup günün belirli saatlerinde calisip ondan sonra sokagi bu isi profesyenel olarak yapanlara birakiyorlar.Sosyal iscileri taniyorlar bir dertleri olduklari zaman cekinmeden gelip onlarla dertlesiyorlar.Yardim istiyenler de oluyor.24 saatin icersinde maddeyi satin almak icin iki defa ise cikmalari gerekiyor.Bazen bu kisa bir zaman icersinde gecebildigi gibi bazen saatleri alabiliyor.Erkekler ise onlara gözcülük veya korumacilik yapiyorlar.Tabii bu arada imkanlar icersinde hirsizlik.Ve saticilar tarafindan bir miktar karsiliginda da satislarda tasiyici olarak kullaniliyor.Madde kullanan kisilerin % 99 zu.Bu isi maddeyi aldiktan hemen sonra yapabiliyor.Eger maddenin tesiri kaybolmus ise ona törki denilen bir devre dir ki bu isi yapmalari imkansiz denecek zordur.Utanc ve kendilerinden igrenmeleri hatta bu intihara kadar götürebiliyor. Yemek konusu en son düsündükleri seydir.Onlar icin en mühim olan sey geceyi gecerecekleri bir mekan ve kullanicaklari madde.Birbirleri arasinda siki bir rekabet olmasina ragmen birbirleri ile arkadasliklarini sürdürmek zorundadirlar.Bu sokagin simalari cok cabuk degisebiliyor.Bu da tabii ölümler neticesinde, bu miktar % 60 in üstünde.Madde bagimlisi parayi temin etmekle islerinin bittigini sanmiyin.Para yi tamamladiktan sonra hic bir müsteri onu ilgilendirmez.Hemen cep tlf.lari ile saticisini arar ona maddeyi nereden alacagini sorar bundan sonraki her gecen dakika onun icin bitmiyen dakikalardir.Her canki tanidigi saticisindan mal almaya dikkat eder.
Yabanci saticilar.Madde yerine süt tozu karistirilmis madde de satabilirler veya fare zehiri de olabilir.Yanlis bir karisim da onlarin ölümü demektir.En sonun da maddesine kavusmustur.Simdi isin en kritik noktasi baslamaktadir.Bu da maddeyi vucuduna enjekte etmesidir.Damarlari artik
yok denecek kadar belirsizlesmistir.Yanlis bir noktadan yapacaklari igne onlarin hic bir isine yaramaz.O zaman saatlerce verilen cabalar bosa gitmis olacaktir.Eger bu islemde olumlu gecmis ise tekrar sokaga dönülerek günün ikinci madde ihtiyaci olan para kazanilmaya baslanacaktir.
Bu onlarin ,norm icinde gectigi taktirde en az 15-16 saatini alir.Ondan sonra evlerine cekilerek ertesi güne kendilerini hazirlarlar.Cogu,, bulasici hastalik tasimaktadirlar.Devlet bunu
önlemek icin maddelerin sentetik olanlarini hazirlamis olup belirli adreslere giderek bu sentetik
maddeleri doktor' larin nezaretinde ücretsiz olarak kullanabilirler.Bu yanliz tek cins madde kullananlar icin gecerlidir.Karisim madde kullananlarin bu terapiyi yapabilmesi olanaksizdir.
Bu kizlarin cogu yabanci lisan bilip cok iyi egitim almis oldugunu unutmamak gerekir.Bir bölümü ise evlerdeki aile ortaminin bozuklugu ve daha evvel yazmis oldugum ensest kurbanlaridir.Eger bu iyi bir denetim altinda yapildigi taktirde ölüm ve yayilimi önlemek mümkündür.Bu gün diskotekler ve buna benzer genclerin bir aradaki yerlerin kontrolleri mekan sahiplerinin dikkati ve kolluk kuvvetlerinin siki calismalari ile nisbeten önlenebilmektedir.Bu konuda daha cok yazilacak seyler olmasina ragmen burada bitirmeyi uygun görüyorum.
Yanliz size verbilecegim tek öneri bu konuda uzman yardimi görmeden hic bir sey yapamiyacaginizdir.Bu kulanan icinde veya ona yardim etmek istiyenler icinde gecerlidir.
Saygilarimla.

CORYLUS/FINDIK


Blog kardeslerimin baslattigi Findik kampanyasina onlarin yazmis oldugu birbirinden.Güzel tariflerine bende Findigi biraz olsun tanitmakla katilmak istiyorum.Bir kac bölümle Findigin Botanik olarak cesitlerini Tarihteki yerini ve Yabanci literutarlar da Türk Findiginin aldigi yerle ilgili bilgi vermeye calisacagim.
Betulaceae ailesinden gelen Calimsi ve Agac sinifinda odunsu bir bitkidir.10 kadar cesidi vardir.Bunlardan en cok avellena cinsine rastlanmaktadir.Chinensis Cin findigi; Agac Findigi seklinde olan Colurna; Himalaya Findigi Jacquemonti;Lamberts maxima;Pontinische, pontica;Japon Findigi,sieboldiana...
Sert bir kabuk icersinde bulunan yagli cekirdegi sevilerek yenilen bir meyvadir.
Bugün Karadeniz,Akdenizin kismi bölgelerinde.Fransa ve Güney Almanya da yetismektedir.Tabii Amerika ve diger bölgelerde de yapay olarak yetistirilmeye calisilmaktadir.
Bu gün Dünya'ya % 75 gibi bir oranla bu meyveyi ihrac eden ülke Türkiye'dir.Ihrac 90 ayri ülkeye kadar cikmistir.Türkiye de yetistirilen Lamberts cinsi tamamen kultürlestirilmis olup kendine haz bir Findik üretiliciginde yerini almistir.Bu günki maddi yönden 700 milyonluk bir döviz kapasitesine ulasmis durumdadir.Findik alicilarinin basini Almanya cekmektedir.Bu gün Türkiye deki bu alan 700 bin hektar dir.Diger ülkelerin ekim toplam alanlari yanlizca yekün miktari 950 bin hektar kadardir.Bu Ülkeler Italya,Ispanya,Yunanistan,Gürcistan,Azerbeycan ve Amerika'dir.
Türkiye kalite ve ucuzlugu nedeni ile ilk sirada bulunmaktadir.Sizlerle bu hafta icersinde Tarih deki yerini ve baska hangi alanlarda kullanildigini ve diger cesitleri hakkin da botanik bilgiler vermeye calisacagim.

Her hakkı bloglararası fındık projesine aittir. Bu yazımla ilgili hiçbir maddi talebim olmayacaktır.

Saygilarla.

FINDIK...


FINDIK
HazirliyanERDIL

Çarşamba, Ağustos 30, 2006

ÖRÜMCEK AGI II....

Bu gün sizlere bunlarin cesitlerinden ve actigi tehlikelerden bahs edecegim.
Hint keneviri (hanf veya kannabis bitkisi)
KENEVİR VE TÜREVLERİ:
Reçine esrar
Toz esrar
Pres esrar
Gonca esrar
Likit(sıvı) esrar
Marihuana Haşiş Haşiş yağı
Haşiş(Esrar): Hint keneviri çiçek ve yapraklarının kurutulup doğranması veya havanda dövülüp kaba tülbentten geçirililmesiyle elde edilen yeşil ya da gri bir karışımdır. Kolaylıkla kırılabilen esrar renkli topraklar halinde bulunur.Torba içinde ya da preslenmiş bir şekilde satılır.Kurutulmuş toz esrararın koyu yeşilimsi bir rengi vardır. Genelde tütüne .
karıştırılıp sigara gibi içilir.Ender olarak çaya katılarak içililebilir veya yemeklere katılarak yenilir.
Marihuana ise kenevirinin yaprak, sap ve çiçeklerinden yapılan karışımı (ot) . Sigara gibi içilir.
Kurutulmuş yaprak sigara gibi sarılınca adı (Joint)
Kannabis(Kenevir)- Esrar, Haşiş
Kannabis (Cannabis), Kenevir bitkisinin kısaltılmış adıdır. Cannabis bitkisi genellikle kesilip, kurutulduktan sonra parçalandıktan sonra sigaraya sarılarak ya da nargile biçiminde içilir. Esrarın uyuşturucu özelliğinden sorumlu olan bileşik tetrahidrokannabinoldür(THC) En etkili esrar, bitkinin tomurcukları veya yapraklarından alınan siyah-kahverengi reçinemsi maddenin kurutulmasıyla elde edilir. Buna haşiş veya haş denilmektedir.
Esrara tolerans gelişir, psikolojik bağımlılık yapar fakat fizyolojik bağımlılık yaptığına dair deliller kuvvetli değildir. İrritabilite (çabuk sinirlenme), huzursuzluk, uykusuzluk, iştahsızlık ve hafif bulantı gibi çekilme belirtileri yüksek dozlarda kannabis kullanan insanlarda madde kullanımı aniden kesildiğinde görülür. Sigara halinde içildiğinde öforizan etkisi dakikalar içinde görülür, yaklaşık 30 dakika içinde en yüksek noktasına ulaşır ve 2 ila 4 saat devam eder. Yemekler içinde de ağızdan alınabilir. Ağızdan alındığında aynı etkiyi elde edebilmek için 2-3 kat daha fazla alınması gereklidir. Göz kanlanması, kalbin hızlı atımı, iştah ve ağız kuruluğu gözlenir.
TEHLİKELERİ:
Esrar vücutta Alkoldan daha uyun bir süre - tahminen 2 ay - kalır.
Daha tesiri geçmeden isan kendini içmemiş gibi ayık hisseder. Dikkat: İçtikten 4-5 gün sonra araba veya başka bir taşıt kullanmayınız.
Ruhsal sorunlara yol açabilir.
Esrar Broşit ve Astım gibi solunum yolları hastalıklarında tehlikelidir. İki Jointin içerisindeki katran miktarı 6 ila 12 sigaradakine eşittir.
Esrar Erkeklik içinde tehlikelidir. Hayalarda meni (sperma) yapımını azaltır. Spermada bozukluklar oluşabilir.
Esrar içen hamile anneler doğmamış çocuklarınada zarar verebilirler.
Aniden gelen korku durumları, duygudurum değişiklikleri ve takip edilme sanısı ortaya çıkabilir. Eroin açık saman rengi, saz rengi veya beyaz olabilir
Afyon ( Opium ):Değişik haşhaş türlerinin özellikle beyaz haşhaşın kapsüllerinden akan sütün yoğunlaşıp katılaşmış hali.. Eroin Afyonun içinde bulunan Morfinden kimyasal yolla elde edilir.
Haşhaş:Yaprakları almaşık ve düzensiz parçalı bir bitkidir.Tek çiçek açar. Meyvesi kapsül şeklindedir.Doğu haşhaşının (papaver somniferum)
beyaz çiçekli çeşitinden afyon elde edilir. Kırmızı çiçekli çeşitinden de
afyon çıkarılır ama bunun değeri azdır.
Papaver somniferum
Haşhaş kapsülü
Haşhaş çiçeği Eroin
Opioidler Opiate veya opioid kelimeleri haşhaş bitkisinin özütü olan opium dan gelmektedir. Afyon bitkisi morfini de kapsayan 20 kadar opium alkaloidlerini içerir. Eroin , kodein , hydromorphone dopal opiatlar veya onlardan sentezlenen opiatlardan bazılarıdır. Eroin morfinden 2 kat daha güçlüdür. Kullanımı ağızdan, burun yoluyla, damardan ve ya deri altına enjekte etmek yoluya olabilir.
Kullanım şekli: Eroin bağımlısı günde 0,5 ile 3 gram arası takriben üç doz eroin kullanır. Eritilerek enjekte yolu ile damardan veya toz halinde burundan çekilerek alınır.
Opioid kullanımı sırasında ya da hemen sonra gelişen, klinik açıdan belirgin olarak uygunsuz davranışsal ya da psikolojik değişiklikler (örn. başlangıçtaki neşeden sonra ilgisizlik, huzursuzluk, sinirlilik halinin vücuda yansıması, yargılama bozukluğu, toplumsal ya da mesleki ilişkilerde bozulma görülür.Bunun yanısıra sersemlik hissi , sözü ağızda gevelercesine konuşma, dikkat ya da bellek bozukluğu opioid alımını düşündürür.Aşırı doz Koma, solunumun yavaşlaması, hipotermi, hipotansiyon ve kalbin yavaş atması aşırı doz semptomlarıdır. Koma, gözbebeğinin iğne ucu gibi küçülmesi" ve solunum depresyonuyla gelen hastada opioid aşırı dozu ilk akla gelen şey olmalıdır. Kesildiğinde görülen yoksunlik belitileri şunlardır : huzursuzluk, kas ağrıları, bulantı ya da kusma, gözyaşının artması, burun akıntısı, kılların diken diken olması, ishal, uykusuzluk.
DİKKAT DOZAŞIMI:
Eğer Eroini iyi tanımıyorsan bilhassa enjekte edildiği zaman, çok çabuk dozaşımı olabilir. Dozu yüksek kaçırdığın vakit vücudun yeterli oksijen almadığı için soluk alışın yavaşlar, yüzeyel bir hale gelirç Bunu takriben baygınlık olur. Hemen hastaneye götürülmediğin durumda nefes alma tam durabilir ve ölüm olasıdır.
İlk defa deneyenlerde KUSMA ve MİDE BULANTISI sık görülür. Baygınlık durumunda kusulan şeyler ile kendi kusmuğunda boğulabilirsin. İğne yapılan yerlerde yaralar oluşur ve mikrop kapar. Hepatit B, Hepatit C und AIDS sık bulaşabilir.
UÇUCU MADDELER ( Almanca: Lösungsmittel / Szenennamen: Kleber, Gas, Spray)
Solunan Çözücü Tipi Bağımlılık
Uçucu maddeler psikoljik bağımlılık yapar. Alışkanlık sonucu aynı etkiyi edinebilmek için devamlı daha fazla uçucu madde almak gereksinimi doğar.Çok çabuk tesir eder. Madde alınınca sarhoşluğa benzer durum bir çeşit coşku (aşırı uyarılma durumu) olur. Kalp atımı ve soluma hızlanır, insan kendini sersemlemiş ve neşeli hisseder. Mutluluk, dalgınlık veya heyecan olurç Bazıları konrolsüz sırıtmaya başlarlar. Daha fazla içine çekmeye devam edenlerde halüsinasyon (sanrı) meydana gelir. Kendini bana birşey olmaz sanıp arabalardan veya pencerelerden atlıyanlar olmuştur.
Dikkat: Plastik torbayı hiç bir zaman başınızın üstüne çekmeyiniz.
En tehlikelisi Sprayi ağıza sıkmaktır. Boğaz ve solunum yollarında donma olabilir ve nefes alama ölüme yol açabilir.
Sigara, Ateş Duman patlamaya neden olabilir.
Bırakmayı deneyenlerde yoksunluk belirtileri: Korku durumları, Depresyon(Çöküntü) ve Sinirlilik. Profesyonel yardım tavsiye edilir.Uzun süre uçucu madde kullanalarda, Karaciğer-, Böbrek-, Sinir Bozuklukları( Polinöropati), Beyin hasarı ve Unutkanlık görülmüştür.
Sokak Çocukları Uçucu Maddelere Neden Gereksinim Duyarlar :
Sokaktaki şiddete karşı durabilmek ve dayak yediklerinde acı hissetmemek, sokaktaki soğuğa dayanabilmek, yaşadığı zorluklara karşı bedensel ve duygusal güç oluşturabilmek yani kendilerini güçlü ve cesaretli hissedebilmek , halüsinasyonlar görüp güzel şeyler hayal edebilmek ve utanma duygularını yok ettiği için rahatlıkla başkalarından yemek isteyip, dilenebilmek ve özgürce konuşabilmek için uçucu maddelere gereksinim duyarlar. Bunun dışında, sokaktaki grupların ortak yaşam biçimine ayak uydurarak gruba kendini kabul ettirebilmek, tiner-bally gibi maddelerin ucuza kolayca bulunabilmesi de diğer başka etkenlerdir.
ECTASY ECTASY hapları
Tamamen sentetik olup hiç bir doğal madde olmaksızın üretilir. Kimyasal maddesi MDMA'dır. Sentetik desenlenmiş uyuşturucular grubundan olan Ecstasy son zamanlarda gençlerin partilerde ve diskoteklerde çok kullandığı bir madde haline geldi. Genellikle hap, bazen kapsül veya toz şeklinde satılır.
Amphetamin kökenli sentetik bu uyarıcınin yararsız olduğu iddeası doğru değildir. bir tek tabletin bile ölüme yolaçabileceği bilinmektedir.Tahmien 20 dakika içerisinde etkisi başlar ve 4 ile 6 saat sürer. Alanlar kısa birsüre yaşamın güzel olduğunu söylerler, kalp çabuk atar, böylece fayla enerjiyle dansedenler kendilerini büyük bir topluluğun bir parçası olarak duyumsarlar. Bulantı, korku, panik, halüsinasyonlar olabilir. Çok terleme ve ateş yüksemesı sonrası vücudun su kaybı halinde birden bire fazla su veya sıvı içilmesi beyinde sulu madde birikmesi ve şişme bir ölüm nedenidir.
LSD
Çıkış maddesi doğada çavdar-mahmuzunda bulunur. Sentetik olarak üretilen LSD' nin bilinç değistirici bir özelliği vardır.
Alanların dünyayı algılama şekli değişir. Örneğin ışık daha parlak gözükür. Renkler daha koyu olarak algılanır. Sesler yüksek ve alçaklaşır. Resimlerin biçimleri değişir.Sanrı (Halüsinasyon) olgusu vardır. Bazılarına sanki kendi vücutlarını tek ediyorlarmış gibi bir duygu gelir.LSD aslında kristal şekilde olmasına rağmen pazarlamada genellikle damlatılarak kağıtlara emdirilmiş olarak satılır. Hap şeklide vardır. Horrortrip (korkulu kabus rüyalarında olduğu gibi olmıyan korkunç şeyler görme) olayı anlatması zor feci bir durumdur. Korktuğu şeylerden kaçmağa çalışırken otomobil altında kalanlar veya yüksek yerden düşenler olmuştur. Uçabileceğini veya su üzerinde yürüyebileceğini zannedenler olmuştur. Arkadaşlarınıza dikkat ediniz
KOKAİN
Koka bitkisi
Beyaz kristal şekilde bir tozdur, ince tuz gibi görünür. Koka bitkisinin yapraklarından elde edilir.Koka alkaloitlerinden elde edilen ekgoninden kısmi sentez yoluyla yapılır.. Sokakta satılan kokain hiç bir zaman saf değildir. İçine çeşitli maddeler katılmıştır.
DİKKAT KOKAİNİN BAĞIMLI YAPICI POTANSİYELİ ÇOK YÜKSEKTİR
KOKAİN SORUNLARI ÇÖZMEZ, DAHADA FAZLALAŞTIRIR
Kullananlar genellikle Kokaini burna çekerler.
Hiç bir zaman enjekte etmeyiniz. Çok tehlikelidir.
Uyarıcılar grubuna girer. Etkisi çok çabuk, alındıktan saniyeler sonra başlar,ancak kısa sürer.Uygulandığı bölgelerin duyarlılığını yok eder,gözbebeğini büyültür, damarları büzer, yüksek dozda tansiyonu yükseltir. Etkisinin yarım saati geçtiği ender görülür. Bunlar aşırı sevinç, zevklenme, aşırı uyarılma, neşelenme, olur olmaz şeylere gülme, saçmalama, dansetme, iştahsızlık, kan basıncı ve kalp hızının artışı olarak sıralandırılabilir. Ancak bu kısa süren kendini yükseklerde hissetme halini birdenbire çöküntü, kendini kötü hissetme, depresyon, paranoya, yani yoğun bir iniş takip eder. Bazıları bu düşüşü önlemek için dahada fazla kokain almayı denerler.Bu sonra durumu dahada kötüleştirir. Çok fazla alanlarda acayip davranma hatta şiddete eğilim olabilir. Bir süre sonra uyuduktan sonra uyanan kendini yorgun ve sinirli hisseder.
Kokain psikolojik bağımlılık yapar. Başka uyuşturucu maddelerin kullanımına götürür. buruna çekme sonrası delinme, kilo kaybı olur.
Crack denilen şekli daha saftır ve fazla kokain içerir.Pişirme tozu (yemek sodası) ile kokain karıştırılarak elde edilir.Bir veya iki kez denenmesi bağımlılık yapabilir ve cravinge (özleme) yol açabilir Neşelendirici ve zevk verici etkisi sadece 5 dakika sürer, arkasından 20 dakika içinde titreme, adale çekilmeleri, yorgunluk, çöküntü hali gibi hoş olmıyan etkileri gelir. diğer uyuşturucu maddeler ile kombinasyon ölüme yol açabilir. yüksek tansiyon ve kalp sorunları olanlarda daha çok dikkat edilmesi gerekir. Rock denilen, küçük içmeye hazır miktarlarda satılır.
Dizimizin son bölümünde bir madde bagimlisinin (cankinin) günlük yasamini anlatacagim.
Saygilar.

ANALARIM BACILARIM...




ZAFER BAYRAMIMIN KAHRAMANLARI ONLAR BU MIRASI BIZE BIRAKTILAR.
O BÜYÜK ÖNDERIN YANINDAYDILAR ONLARIN MIRASININ SAHIPLERI SIMDI BIZLER BIZLERIN TORUNLARI ve ONLARIN TORUNLARI BESERIYETIN SONUNA DEK.

30 AGUSTOS ZAFER BAYRAMI.





Bayramimiz bütün ulusa kutlu olsun.

Bloglari dolasirken bir yazi okudum bu ulusumuzun o günleri anlatan öykülerinden bir tanesi idi.

Seneler gecmesine ragmen piril piril bir gencimiz o günleri bizlerin gözleri önüne geri getirdi.

Salı, Ağustos 29, 2006

ÖRÜMCEK AGI I....

Bu gün bu bagimliligin tarifi ve bunu biraz tanimaya calisacagiz :
Madde kullanımı:
Madde kullanımı Deneme şeklinde kullanım, Eğlence amacıyla kullanım, Keyfi amaçla kullanım, Alışkanlık şeklinde kullanım, ve Zorunlu kullanım olarak sınıflandırılır.
Eğlence amacıyla kullanım Akranlar arasındadaki sosyal ilişkiler sırasında kabul görmek amacıyla zamam zaman
tütün. alkol yada esrar kullanılmasıdır. Madde kullanımı ile tedirginlik ya da stresin azaldığının öğrenilmesi sonucu
tekrarlanan keyfı kullanım süratle fıziksel yada psikolojik bağımlılığa dönüşebilir. Alışkanlık halinde yaşamın büyük bır kısmını madde(ler) işgal etmiştir. Bu psikolojik ve sosyal bir bağımlılık demektir.Zorunlu kullanımda ise kişi kendini kullanmaktan alıkoyamaz. Bu madde temin etmek için fuhuş ve hırsızlık gibi davranış bozukluklarına bile yol açabilir.
Bağımlılık: Çok genel olarak ifade edecek olursak içme davranışı üzerinde kontrol kaybı, kötüye kullanım ile bağımlılık arasındaki kritik sınırı oluşturmaktadır.
Çekilme veya yoksunluk sendromu : Bir maddenin düzenli bir şekilde kullanımını takiben azaltılması veya bırakılması sonucu oluşan bedensel belirtilerdir
Eğer ben kendimde bağımlılık problemi fark edersem , kendim ne yapabilirim? ....

Bu halde ilk adımı atmış bulunuyorsun.
Güven duyduğun bir kimseyle sorununu konuş.
Bu kişiye problemi başkalarına açmamasını rica et.
Yardım edebilecek kişi ve kuruluşların adreslerini bul.
Yardım kabul etmek kolay değildir ama zorunludur.
Kendi açıklamalarına ve söz verişlerine inanma.
Bir defa daha, bu son , bunu herkes yüz kere söylemiştir. Bu soruna dahildir.
Bedensel ve Ruhsal çok kötü bir duruma düşmeyi bekleme.
Madde bağımlısı insanlara nasıl yardım edebilirsiniz?
Bağımlılığın temel göstergesi uyuşturucu sorunu bulunduğunun inkar edilmesidir. Bağımlı insanlar genelde problemlerini yadsırlar.

Şu bilgiler işe yarayabilir:
Kişiyle onun kendisi üzerine konuş, başka insanlar hakkında değil.
Konuşmadan önce ne diyeceğini düşün,
Konuştuğun kişi niye kendisine ve sorunlarına ilgi duyduğunu göster.
Duyduklarını ve bildiklerini başkalarına anlatma.
Eğer ciddi bir tehlike görüyorsan yardımcı olabilecek kişi ve kuruluşların adreslerini temin et.(Almanyada, Beratungsstellen, Kliniken, Jugendhilfe, Telefon-Notruf)
Önemsememe, inkar etme, kabullenmeme gibi durumların sık görüldüğünü önceden bilmen gerekir.
Eğer bu işi yapmıyacağını farkedersen kendin yardım ara.
Tekrar tekrar konuşma teklif et.
Bunu sakin unutma o bir hastadir.Seni her konuda kandirmaya calisacak.Zayif noktalarindan faydalanacaktir.Yalan onun icin dogru söylemek kadar gecerlidir tek düsüncesi maddesine ne olursa olsun ulasmaktir.
Anne ve babalarin cocuklarinin normal yasam icinde bütün hareketlerini takip etmek zorunda dir.Aile icinde kacislar.Yorgunluk belirtileri yanlizligi secmek,Baska bir dünya icersinde yasamaya baslamasi.Yeme bozukluklari.Eski aliskanliklardan vaz gecmesi.Arkadas gurubundan kopmasi.Devamli paraya ihtiyac duymasi,evden bazi seylerin kaybolmasi,Özel esyalarini kayboldugunu calindigini söylemesi.Isiktan kacmasi.Gözlerinin popellarinin kücülmesi.Migde bulantilari.Tuvalete cikis ritminin bozulmasi gibi daha bir cok durumlar sizler icin bir bilgi verebilir.Bu durum karsisinda ona belirtmeden siki bir takibe almaniz.Süphelerinizde hakli ciktiginiz taktirde derhal ilgili kurumlara bas vurarak nasil hareket etmeniz konusunda bilgilenmeniz lazimdir.Uzman yardimi görmeden bu duruma müdahale ettiginiz taktirde.Durumu daha da zora sokabilirsiniz.Cocuk bu konularda cok akillidir aile de en zayif kisiyi kendi tarafina cekmeye kalkacaktir.Bu konuda daha fazla bilgi almak istiyorsunuz.Bagli teseküllerden brosür ve seminerlere katilarak bilgi alabilirsiniz.
Yarin bu maddeleri tanitmaya calisacagim.
Saygilarla.

Pazartesi, Ağustos 28, 2006

KARA DELIK





Uzayda bir kara delik vardir.Nedir bu kara delik diye soracaksaniz.Öylesine bir kara delik iste.Ne bulursa yutuyormus.Binlerce ilim adami yillardir bunu cözmek icin ugrasiyorlar.Banane diyeceksiniz. Ilk okudugumda da ben de aynen banane dedim.Amma velakin sonra sonra bu kara delik hep karsima cikti.Ben kactim o kovaladi.Bir gun Izmirin göbeginde cikti.Ici su dolu sekilde koca bir aileyi yuttu.Sonra irili ufakli sekilde cikti karsima.Bizim evlatlarimizi yutmaya basladi.Iste o zaman beni fena halde kizdirdi.Bu ne lanet kara delik su son yillarda yuttugu insanimin sayisini unuttum artik.Dünde karsima Ankara Cevresinde cikti,koskaca bir aileyi yuttu.Sayin Dünya ilim adamlarina ve Türkiye de bu konuda uzman ilim adamlarina buradan sesleniyorum.Bu kara delige karsi bir önlem caresi varmi ?.......
Giden benim insanim, benim canim,Sayilar az da degil.
Lütfen Sayin Hökümet büyüklerime buradan sesleniyorum.Lütfen Yurdumuzu saran bu KARA DELIKLERE bir care bulsunlar.Allah göstermesin nerede cikacagi belli olmuyor.
Yetkililer artik yukarda yazilanlari bir komedi seklinde seyrediyorlar.Ölenlere bas sagli diler geride kalanlara Allah kuvvet versin.Bu kacinci kim kimi cezalandiriyor.Sorumlu olan en bastaki yerini bir baskasina devretmedigi müddetce.Bir günah kecisi bulunur.O da ne oldugunu bilmeden.Iceri ya girer ya da girmez.Can pazari bu yeterrr.Kanalizasyon kapagini acik unutursun ufacik cocuk ölüp gider.Cukuru acarsin yagmur yagar adam arabasi ile karada bogulur.Caddenin ortasina
8 metre derinliginde cukur acarsin bir barikat koymazsin.Sayin Savci ilk önce Karayollarindan sorumlu Müdürü iceri attirsin sonra tahkikata baslasin.Bak o zaman nasil iplik sökügü gibi hersey ortaya cikiyor.O simdi degicekki filanca Belediye sorumlu.Belediye mütahidi,Mütahit,sorumlu mühendisi sonun da yolu kapamayi unutan amele kardes.Hep öyle olmuyormu.Sorumlu vatandas gel sana Avrupa da bu isler nasil oluyor anlatayim.Orada da cukurlar acilir.Orada da yol tamirati yapilir.Orada da yollar cöker.
Önce adam tedbirini alir isiklandirir basina adam koyar.Gece isiklandirma lambalarinin calinip calinmadigi pilleri veya gazyaglari bitmisse sabah kadar kontrolünü yapan görevlisi vardir.Niye biliyormusun orada en pahali en mukaddes sey can dir.Bir hata oldugu zaman en tepede kimse ondan baslarlar temizlige.Eller uzayda Kara delikle bizse yollarda ugrasiyoruz.Birak Avrupali olmayi.Önce insan olmayi ögrenelim ki insanin kiymetini bilelim.
Saygilarimla.

ÖRÜMCEK !..


Bu hafta sizlerle yeni bir dizi ile bas basa olacagiz.Adini Örümcek Agi koydum.Hakikaten dünyayi saran bir ag bu.Ben bu yazimda.O agin icine düsmüs insanlarin yasam ve cirpinislarindan bahs edecegim.Kimlerdir nasil yasarlar aramizdaki yerleri.Toplum icindeki bir bomba nerede patliyacagi bilemedigimiz bir yasam tarzi !...
Aci gerceklerin hepimizin basina gelebilecegini sergilemeye calisacagim.Yukarida bir dizi Resim koydum.Bundan sonraki yazilarimda resim olmiyacak.Bu yazi dizisini bilhassa ögretmenlerimiz.Anne ve Babalarimizin okumasini tavsiye ediyorum.Bu örümcek agi avini yakalarken.Irk milliyet ve cinsellik tanimaz.Önüne kim gelirse onu icine alir.Avi cirpindikca daha da batar.Yukarda ki Resimde yer alan kisilerin hic biri su anda hayatta degil.Bazi kisiler ise Teropoyt lar onlarda bu görevlerini birakip daha baska görevler üstlenmislerdir.Yukarda gördügünüz eylence bir veda partisidir.Eskiye veda yeni hayata atilis.Acaba.....
Hakikaten bu agdan kurtulmuslarmiydi.
ÖRÜMCEK AGI / Uyusturucu.....
Saygilarla.

Pazar, Ağustos 27, 2006

PAZARIN SOHBETI !...





Bu hafta gene dolu dolu gecti.Lübnan da simdilik sular duruldu.Tam oh derken, bu sefer de diger bir canlilarin gözlerimiz önünde yok olmasina sahit olduk.Bu seferde doga cayir cayir yaniyordu.
Bahceme girerken orada yasiyan canlilarin sanal da olsa yüzüne bakamadim.Ayni duygular icinde oldugunuza da eminim.Yasam bize verilen en büyük hediye onu bütünüyle verildigini cogu zaman unutabiliyoruz.Bu celiski nasil oluyor hala anlamis degilim.Bir yanda; yanliz kalmaktan korkuyoruz.Diger yanda cevremizi yakip yikiyoruz.Nasil bir celiskidir bu ...
Her bir canlinin bir görevi, bir yasam hakki olmasi bizim hayatimizda ki bir parca degilmidir.En önemsemedigimiz.Varligi incelemeye calissak ömrümüz yetmez.O yaratilmis ve yerini almistir, bu düzen icinde.Degerlendirmesi size kalmistir. Dengeleri bozmaya kalktigimiz zaman acisina da gene bizler katlanacagiz.
Hastanede dogru idare odasina yönlendim.Görevliye bu gün bana verilen görevi sordum.Bana istasyon , oda numarasini bir de buket de cicek verdiler.Görevim ameliyata girecek bir hastaya refakat etmekti .Daha cok kendi milletimden, lisan problemleri olanlar verilmekte ise de bu seferki kisi bir Alman idi.Biraz bilgi almak istedim.Cok yasli bir ziyaretcisi varmis duyma ve konusma özürlü onun icin bana doktor ameliyat hakkinda bilgi verirken yardimci olmami istediler.Odaya girdigim de.Pencere önünde oturan bir yasli hanim.Yaninda ki sandelyede oturan yasli beyin elini oksuyordu.Elimde ki cicegi uzatarak onlara her hangi bir yardimim olup olmiyacagimi sordum.Yasli adam bana dönerek ,teskkür ederek zamaninizi bu ihtiyarla niye harciyorsunuz dedi.Biraz sasirmistim.Kendisine rahatsizligini sordum.Kalbin den mis rahatsizligi nefes almakta zorluk cekiyor.Bas dönmesi, yorgunluk daha bir cok problemleri oldugunu söyledi. Anlatirken de el isaretleri ile anlatiyordu hanimi da anlasin diye.Kalbine ritim aleti takmislar, bir zaman sonra da kalbinin ritmide aktiv duruma gelince iki ritim icersinde kalp calismaya baslamis.Yapilacak ameliyat bu imis.Bu arada hep beraber doktoru beklemeye basladik.Doktor geldi ve kendisine yapilacak olan ameliyati anlatmaya basladi, en fazla 10 dakika sürecekmis.Yarinda evine gidebilecegini bile söyledi.Kalbi elektrik akimi ile bir anlik durdurup.Tekrar takmis olduklari ikinci bir akimla calistiracaklarmis.Tabii bu arada kendi ritmi bloke edilmis olacak.Takmis olduklari cihaz devreye girecekmis .Bütün bunlari da baglanacagi bilgi sayar yapacakmis.Ancak bu kadar hassas ayarlari ancak o yapabiliyormus.Rizikosunu sordugum zaman hic bir rizikosu yok.Yapmis oldugumuz kontrollerde bu da binde bir görmedigimiz bir damar zayifsa onun yirtilma tehlikesi olugunu izah ederek.Yanimizdn ayrildi.Bir saate kadar haber gelecek tekerlekli bir sandelye ile ameliyat odasina kadar götürecektim.
Bir ara pencereden uzaklara daldi gitti yasli amca.Ne düsündügünü sordum.Kafasini cevirmeden bana bunlara neden katlaniyorum biliyormusun dedi.Su yanimda ki cocuk icin ben olmazsam ne yapar.Birden sasirdim yanimizda karisindan baska kimse yoktu.Sordum hangi cocuk diye elini kafasini cevirmeden karisinin elini tutarak bu dedi.Ben onu karisi sanmistim meger kizi imis.Ögle olunca tabiki gözünde o bir cocuktu.Ben dedi Kral devrini gördüm.Hitler devrini 2 dünya savasi birde bu günler.Tam 98 yasindaydi o bizim amca.Artik yer vermek lazim diyordu o acik bilinci ile ama birakmiyor bizi bekliyen görevler iste bu kücük cocuk ben olmasam tek basina ne yapar.Hem sandelyesini itiyor hemde gözleri yasli odadaki benden yasca büyük... Kücük kizi düsünüyordum....
Amcayi mi soruyorsunuz gecenlerde 100 yasini kutladi. Kalp de tikir tikir calisiyormus.Tek sikayeti köpeginin cok yasli olmasi onu merdivenlerden yukari cikarirken zorlaniyormus.Igne uyutmak gibi hic de niyetim yok.O cani benmi verdim.Ben nasil öleceksem o da ,o tadi kendi kendine yasamali buna, ondan baska kimse karar veremez.diyor.
Bir asirlik tarih o amca herseyden önce de bir insan.Coook görevi var gözündeki o ufak kiz cocugu bir de merdivenleri cikamiyan,tasidigi köpegi.
Insan bunlari görünce yukardaki gecen o haftalara nasil dayanabiliyoruz diye kendi kendimi bazen sorguluyorum.
Canlarim bu gün hava cok sicak kendinize iyi kollayin.Sizleri de bekliyen o kadar cok görevler varki.
Saygilar.