Cuma, Ocak 19, 2007

BILGISAYAR I..

Resimde gördügümüz Motherboard Bilgisayarimizin ana parcasi buna eklenecek parcalarla Bilgisayarimizi kurabiliriz.
1. Prozessör.
Bilgi sayarimizin kalbidir. CPU "Central Prosessing Unit" .Bu parcanin sorumlulugu Bilgisayarin bütün emirleri Programlara ilettigi parcadir.Kapasitesinin büyüklügü calismanizin sürratini ayarlar.Zaman icersinde Intel ve AMD sys.leri yaptiklari calismalarla cesitli kapasitede piyasa
sürmüslerdir.


2. Ram. "Calisma bellegi."

RAM Bilgisayarda bizlerin calisma masasidir .Onun kapasitesinin yüksek olmasi bizim ayni anda bir kac islemi birden yapmamizi saglar.Eger calisma masamiz bize yetmiyorsa .O zaman Yanda ki resimda görüldügü gibi RAM'mimizi degistirebiliriz.Dikkat edecegimiz iki konum.Yerlestiricegimiz RAM ayni kapasite de olmasi lazimdir.Bu da üzerinde yazilidir.DDR,SDDR RAM gibi.

dikkat etmemiz gereken diger konum ise eski ramlari kullanmamizdir bu durum karsisinda daha hizli calisma yerine frenlesmis bir bilgisayarla karsilasiriz.Bu gün piyasada l Gigabyt (1024)büyüklügünde RAM lar vardir.Eger grafik calismalari Film ve Resim calismalari ile ugrasiyorsak kapasitemizi yükseltmekte fayda vardir.Bu gün piyasada tipki altin gibi günlük olarak dolara paralel satilmaktadir.Montesi cok basittir modullarin giricegi ayaklarin yanindaki klipleri acarak titizlikle yuvalarina yerlestirilir.Bilgisayarinizda ki system onu tanir o yönden yapacaginiz bir islem yoktur.Eger yuvaya girmiyorsa o zaman yanlis RAM almis oldugunuz anlasilir.Cünkü her sys.min ayak yapisi ayridir. Bu gün bilgisayarinizi actiginiz zaman yukarda kösede RAM kadasitesini veya sistem bölümündende ögrenebilirsiniz.
3.PCI modullerin yerlestirildigi yer.
Bu bölüme Müzik kartinizi,Grafik kartinizi Tv/Radio/Film kartlari/Modem/isdn,LAN DSL Netzwerk karti.


Yerlestiriceginiz karti titizlikle.Yuvasina yerlestirin.Disari acilan bölümü vida ile sikistirin.Bundan sonrasini Bilgi sayariniz.Yeni bir modul eklendigini tanir.Size kalan bölüm ise

Satin alirken yaninda verilen Cd.yi bilgisayara yüklüyerek bu kartin nasil calismasi gerektigini bilgisayariniza bildirmis olursunuz.Eger almis oldugunuz.Bu kartin yanindaki bilgiler yetmedigi taktirde o Firmanin Internet sayfasina girerek en son bilgileri calisma bölümüne ekliyebilirsiniz.Bilmeniz gereken en önemli konum ise parcalarin bazen diger systemle calisirken problemler cikarmasidir.Bu sikayet üzerine firmalar önlemler alirlar.Böyle durumlar karsisinda Update yaparak bu arizalari bertaraf edebilirsiniz.Belki size biraz zor gibi görülsede yanlis yapmaniz olanaksizdir.Bilgisayariniz her islemde nasil yapmaniz gerektigini söyler.

4. PIL

Bu bölümde bilgisayarinizi zaman ve Numaratörlerini elektrige bagli olmadan.Tak da kalabilmesi icin dügme seklindeki pil. Eger Bilgisayariniz 6-12 ay gibi zaman icersinde kullanmaz iseniz.(Elektrige bagli olmadigi taktirde) Piliniz biter o zaman bir yenisi ile degistirmek zorunda kalisrsiniz .Yukarda bulundugu yer 4 ile belirtilmistir.Bazi programlarin taninmamasi BIO bölümünde tarihin silinmesi gibi arazlar acar.
5.Ana bellegin baglandigi yer.

CD.DVD veya Anabellgimizi birbirine bagliyan kalin enli kablonun baglanacagi yeri yandaki resimde görebilirsiniz.


6.Kullandiginiz modullerin elektrik alabildigi kisim.
7.Baglantilariniz.
Monitör,klavye/Fare,Yazici,Mikrofon/Hoperler,PS2,USB,Internet baglantilari.

Bu gün sizlerle Bilgisayarimizin icine amatörce baktik Icindeki parcalarin ne görevleri yaptigini ögrenmeye calistik.Esasinda korktugumuz kadar degil.Eger bu gün isterseniz kendiniz bir bilgisayari istediginiz normda yapabilirsiniz.Yanlis yapmaniz imkansiz gibi.Bu gün yapmis oldugunuz Pazel dan daha da kolay.Maliyetine gelince alacaginiz yeni bir bilgisayarin yari fiyatina imal edebilirsiniz.Herseyden önce ne icin kullanacaginizi önceden bildiginiz icin kullanicaginiz modüllerin kapasitesini secme imkaniniz var.Yarin ki bölümde CD.Ana Bellgimiz.DVD lerden bahs edecegiz.

Saygilarla.

Perşembe, Ocak 18, 2007

BILGISAYAR


Virus
HazirliyanERDIL




Yazilarimizi yazdigimiz.Bazen sinirlenip.pencereden atmak istedigimiz.Bazende bizim tutkumuz olan Bilgisayardan.Bahs edelim.Kimimizin kullandigi diz üstü Bilgisayarlar kimimizin masamizin yaninda duran teneke kutu.Hic merak ettinizmi o kutunun icinin nasil oldugunu.Gelin sizle amotörce bir icine bakalim.Bu bir kac gün icinde icini izliyelim.Nasil calisir.Eger bir ariza yaptigi zaman kendi kendimize tamir edebilirmiyiz.Ve ya biraz daha günümüze uygun sekilde onu bazi parcalarini degistirerek yeniliyebilirmiyiz.Esasinda görüldügü gibi pek de korkulacak bir aparat degil.




Resimde gördügünüz gibi eger Bilgisayarinizi actiginiz zaman göreceginiz resim bu olacaktir.Yarin sizle bu icindeki parcalari ne ise yaradigini tek tek ele alalim.
Bu aradada elimizdeki Bilgisayarin kapasitesini veya daha baska islemler yapabilmesi icin neler daha icine ekliyebiliriz.Örnegin yazimizi yazarken bir kösesine tv. veya bir radyo ekliyebilirmiyiz.Bellegimizin kapasitesi kücük geldigi taktirde bir büyügünü nasil monte edebiliriz.Daha buna benzer bir cok seyleri bir yenisini almadan yapabiliriz.Ilerdeki günler icersinde.Bizim bilgisayara degilde onun bizim istegimiz icinde calismasini nasil sagliyabiliriz.Ücret ödemeksizin.Internet Dünyasin da mevcut olan bazi olanaklari bilgisayarimiza nasil uyguliyabiliriz.Tipki yukarda olan filmi 5 dakika icersinde ekstra bir ücret ödemeden elimizde olan imkanlarla nasil hazirliyabiliriz.
Yarin görüsmek üzere.
Saygilar.

Çarşamba, Ocak 17, 2007

!...


Dostlar bilmem hatırladınız mı geçen Pazar PAZAR'in SOHBETIN de sizlerle bir diziden bahs etmiştik .
Biraz dizi'nin basında ve Tv.lerdeki yorumlara yer vermiş.Arkasindan ben meraklı ihtiyar.Kendi düşüncelerimi sormuştum.Iki Koca Soruyla bir de tahmin de bulunmuştum.
Devlet ya a.şıkkı veya b. şıkkı diye.
Sag olsun Basında ki kardeşlerimiz aynen benim gibi merak edip sormuşlar.
Aldıkları cevap cuk diye bizim,Ikinci tahmine oturmuş.Buyrun tıklayip okuyun.
Canım basıncı kardeşim hani araya birde sadece düşünce ,kurgu yüzünden Hapiste yatmış Düsünce kardeşlerini de araya sıkıştırsaydın ne olurdu.Yazdığın gibi Bakanımız biraz kızmış mış.Hic olmazsa bu ihtiyar da merakın dan tamamen kurtulmuş olur.ASLAN BASIN diye bağırırdı eski koltuğundan .
Saygılarla.

Salı, Ocak 16, 2007

ISTANBUL TRAFIK !..


Gecen hafta Sayin Basbakanimizin Tv.de Istanbul'un Trafigi ile ilgili careler arasinda 2,5 Milyonu bulan 34 No'lu Plakalarin 2 Milyon da dondurulmasi konumunda bir fikir yürüttü.Eh eski Istanbul Belediyesi Baskani sifatiyla o günlerde kalma problemin hala rayina oturmamis oldugunun farkinda.Aci olan taraf bu durumun Basbakanimiz tarafindan tekrar gündeme getirilmesidir.Her ne kadar ilgili makamlar oldugu halde!..
Tv kanallari hemen ellerine aldiklari mikrofonlar la yollara düsüp vatandaslarimizin bu teklife
nasil baktiklarini sormaya basladilar.Cok iyi olurdan baslayip,Park bulma zorluklari vs.vs.
anliyacaginiz tek kelime ile evet veya hayir diye bir sey yok.Her kafadan bir ses.
Bakalim bu durumda olan Diger ülkeler nasil careler bulmaya calismis.
1.Japonya arabasini Park edecegi bir yeri olmiyana Araba ruhsati vermiyor.Her araba Trafige cikmadan evvel bir Park yerine sahip olmalari sart.
2.Avrupa'da bir cok ülkeler ;Sehir icine girmeyi parali yapmis.
3.Sehir icinde dolasacak olan arabalardan hava kirliligi ile bazi sartlar istiyor.
4.Sehir icinde ki Park yerlerini o sekilde organize ediyor ki.En fazla 1 saat park edebiliyorsunuz.
Bunun karsiliginda sizden ücret istiyor.Uymiyan araclari cektirerek agir ceza ve yüksek cekim parasi aliyor.Bu Resmii plakali araclar icinde gecerli oluyor.Onlarda vazife geregi bulunduklari özel park yerlerine Park edebiliyorlar.
5.Sehir ici ulasim agini mükemmel sekilde organize ediyor.
6.Yollarin kamu tasimaciliginda kullanilacak bölümlerini ayiriyor yanliz onlara tahsis ediyor.
7.Yesil yollar yapiyor.
8.Sehir icinde ulasim noktalarina sponsorlar kanali ile bazi noktalardaki ulasimi bedava karsiliyor. Büyük alisveris merkezlerini Sehir disinda kurulmasina tesvik ediyor.Is saatlerini baslangic ve bitis saatlerini ayri ayri organizesini sagliyor.
9.Sehirler arasi ulasimi sehir cevre yollari ile karsiliyor.
10. Sehrin Trafigini hangi kavsaktan ne cesit arac gectigini,Hangi saatler arasinda yollarin sikismasini.Trafik lambalarin hangi saatler arasi durma gecme zamanini ayarliyabiliyor.
11.Araba Radyolarinda bulunan Trafik haberlerine ait durumlari arac kullananlar ister baska bir kanali dinlesin isterse Cd.sini dahi calsa vermis oldugu bir sinyalle radyo dan ulasabiliyor.
Bu gün bu donanim kullandigimiz her araba radyosunda mevcut.
Aklima gelen bir kac maddeyi siraladim.Daha buna benzer bir cok önlemler var.
Simdi Yukarda Maddeledigim konulari bize göre acmaya calisalim.
1.Bu gün aynen her yapilan binanin yeterli kadar araba park yeri olmasi gerekir.Bizler planlarda gösterilen yerleri ya Dükkan olarak veya baska amaclarda kullaniyoruz.Denetlemeler yeterli degil.
2.Daha evvelden yapmis oldugu tesbitlerle sehrin hangi sinirlari Trafik de sikismaya neden oluyorsa.O bölgelerin giris noktalarina Arabanizi Park edip birakabileceginiz alanlar yapip."Tabiiki Park ücreti alinmiyor."Hemen Park yerlerinden sehir icine ulasimi sagliyacak
Toplu Tasima araclarini yerlestiriyor.Demek ki siz bir noktaya kadar geldikten sonra Toplu tasima aracina biniyorsunuz.Aracinizi kullanamazsiniz diye bir hakki olmadigi icin sizden illa da arabamla gidecegim derseniz size senelik bir giris müsadesi veriyor bu da yüksek rakkamlar tasiyor.Eger bu kanunu ihlal ettiginiz taktirde önce agar para cezasi,sonra trafige cikma yasagi.
Tekrarlari karsisinda hapis cezasina kadar gidiyor.
3.Insanlari yogun bulundugu yerlerde eger arabaniz da kirliligi önliyecek filitresi olup olmadigina bakiyor bu arabanizin ruhsatinda yazili.Yoksa girmenizi yasakliyor.Eger kullandiginiz filitre o günün sartlarina dair bir norm tasimiyorsa sizden gene ücret aliyor.
4.Sehir icindeki Park yerleri alisveris Merkezleri haricinde Park saatleri ile ve bunlarinda park ederken almis oldugunuz biletinizi caminiza koyarak kontrolü saglikli olmasini sagliyor.Eger yazili saat icersinde arabaniza dönmediginiz taktirde agar cezalar ödüyorsunuz.
5.Sehir icindeki iki veya üc seritli yollarin yanliz bir tanesini size ayiriyor diger seritleri Toplu tasimiya ayiriyor.Kontrole gelince Toplu tasima yapan araclarin eger onlarin yollarini ihlal etttiginiz taktirde sikayetleri sizin agar bir ceza yemeniz icin yeterli oluyor.Tabii bu durumda Toplu tasima sizin özel arabaniz dan cok daha seri calisiyor.Taksiler Duraklarinda bekliyor.
Hareketlerinden sonra ulasdiklari noktadaki diger bir duraga girerek müsteri bekliyor.Duraklar senin veya benim duragim diye gecerli degil.Bu durumda da Trafikte bos yolculuk ortadan kalkiyor.
6.Sehir icinde bazi saatler arasi mal indirme ve yükleme icin dükkan önlerinde ki park yerleri
belirli bir zaman icin bu araclara tahsis ediliyor.Tabii bu arada siz onun mali indirecegi yere park etmis iseniz o ikinci seritde durup malini indiriyor.Bu durum karsisinda Trafigi kapama nedenine sebep oldugu icin ona yazilacak ceza otamatik olarak size yaziliyor.Bu da en az arabanizin cekilmesi ücreti karsiligi oluyor.
7.Yesil yollar bunlar trafigin akisina göre hazirlanmis yollardir kilometreler ce trafik lambalarinin bulundugu bir yol olup size kac kilometre ile hareket etmenizi gösteriyor.Uydugunuz taktirde hic bir zaman kirmiziya yakalanmadiginiz gibi ulasmak istediginiz yere durmadan ulasabiliyorsunuz.
8.Sehir icinde ki ulasimi sehirde bulunan firmalar tarafindan sponsor olarak ödenen paralarla bedeva hareket etme imkaniniz oluyor.
9.Sehirler arasi yolculuk yapan kisileri cok net bir sekilde isaretlerle göstererek sehir icine sokmadan yönlendiriliyor.
10.Issiz kalmis veya Devlet yardimi alan sihhi durumu yüzünden calisamiyan.Kisiler Devlet den aldiklari maaslarinin yaninda.Ek olarak saati 1 ila 1,5 eura ödenerek sizlere hem bir mesgale hemde aldiginiz maasin yaninda ufak bir yardim sagliyor.Ne mi yapiyorsunuz kavsak baslarinda oturup elinize verilen numaratörlerle gelen gecen arabalari sayiyorsunuz.Bu sekilde iki tas birden vurulmus oluyor.Fakir issiz vatandasina maddi bir katki,diger taraftan her kavsak veya yolun tam olarak hangi saatler arasinda ne kadar aracin kullandigini tespit ediyor.Buna göre lambalarin ve seritlerin sayisini vaya bekleme dakikasini düzeltebiliyor.Her seyden önce hangi yollarin yogunlukla araclar tarafindan kullanildigi belli oluyor.
Anliyacaginiz senin Araba alma hakkini yasakliyamiyor.Bu insan haklarina aykiri oldugu icin.Diger taraftan öyle bir organize ile kendi istegin ile onun kurdugu düzene uymani sagliyor.
Eger bir otobüs söferi almis oldugu yolcu miktari kendisine ön görülen den fazla oldugu taktirde her halde o gün aylik maasini trafik cezasi olarak öder.
Yasaklari bir kenara birakip etrafimiza bir kere bakalim.Yoksa yasaklar, birilerini gene milyoner yapar yeni yeni rant kapilari acilir.Tipki Taksi plakalari gibi.Plakasi kendisinden pahali tek ülkeyiz herhalde.
Saygilarla.


60 Araba ve bir Otobüs: Bir Otobüsün tasiyacagi yolcuyu 60
araba tasiyor.
Iste cözüm .Bu gün yasadigim sehrin nufusu ve büyüklügü Istanbaul'un yarisi.Asagi yukari her kezin bir arabasi var.Bu da Basbakanimizin dondurmak icin yaptigi teklifin 2 misli.
Yollar'a gelince Istanbul'da yollarin genisligi ve cokluguna insallah Berlin Sehri de bir gün kavusur.

Pazartesi, Ocak 15, 2007

Kocalmaya Alışıyorum ..



Kocalmaya alışıyorum dünyanın en zor zanaatına,
kapıları çalmaya son kere,
durup durmadan ayrılığa.
Saatler, akarsınız, akarsınız, akarsınız...
Anlamaya çalışıyorum inanmayı yitirmenin pahasına.
Bir söz söyleyecektim sana söyleyemedim.
Dünyamda sabahleyin aç karına içilen cıgaramın tadı.
Ölüm kendinden önce bana yalnızlığını yolladı.
Kıskanıyorum öylelerini kocaldıklarının farkında bile değiller,
öylesine başlarından aşkın işleri.


Nazım Hikmet Ran

Pazar, Ocak 14, 2007

PAZARIN SOHBETI !..



Gec kalmis bir sohbetmi olacak.Yoksa hakikaten bu sohbet deki konu bumu !...
Binbir Gece Dizisi

Son dönemde Türkiye'de çöküntüye uğrayan evlilik kurumunu ve kadın-erkek ilişkilerini ele alan Kanal D'de yayınlanan ve salı gecelerinin şimdiden vazgeçilmezi olan "Binbir Gece" adlı dizi Binbir Gece Dizisi ilk 3 bolumuyle birinci sıraya yerleşmesini bildi.

Binbir Gece'ye RTÜK incelemesi
Salı günü başlatılan incelemenin ardından dizi hakkında bir rapor hazırlanacak. RTÜK kulislerine yansıyan yorumlara göre, kurul üyelerinin büyük bölümü, diziye ceza verilmesi görüşünde. Üyelerin, bu yöndeki kanaatlerini geçen hafta yapılan toplantıda ortaya koyduğu belirtildi. Son kararın, önümüzdeki hafta verilmesi bekleniyor.
RTÜK Üyesi Şaban Sevinç, 'Bana göre bu bir fikir ve sanat eseridir, bir filmdir. Benzer yabancı filmleri daha önce izlemiştik. Ahlaksız Teklif gibi... Bu dizide yasadışı bir şey göremiyorum. Ancak, dizinin o sahnesinin tartışma programlarında sündürülmesi ve sokak röportajlarında tartışılması hoş değil' dedi. RTÜK'ün, diziye ilk etapta uyarı cezası verebileceği belirtiliyor.

Binbir Gece'ye RTÜK'ten vize

Ahlaksız teklif ile gündemi belirleyen Kanal D'nin Binbir Gece isimli dizisi RTÜK tarafından sakıncalı görülmedi.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Kanal D'de yayımlanan ve "bir gecelik beraberlik için 300 bin dolar" teklifiyle kamuoyunda büyük tartışma yaratan "Binbir Gece" adlı dizide, kanuna aykırılık bulamadı.
RTÜK uzmanları, dizideki teklifin tartışıldığı diğer magazin ve şov programlarındaki yorumları ise "sakıncalı" bularak rapor hazırladı. RTÜK uzmanları Binbir Gece dizisindeki diyaloglarda cezayı gerektirecek bir ihlal olmadığına karar verdi. Binbir Gece dizisinin tartışıldığı diğer televizyon kanallarındaki programlar da incelemeye alındı. Uzmanlar bu programlarda kanuna aykırılık tespit ederek rapor hazırladı. Raporun henüz Üst Kurul'a sunulmadığı öğrenildi.
Raporun Üst Kurul tarafından görüşülüp onaylanması halinde söz konusu programların yayımlandığı televizyon kanallarına uyarı cezası verilecek.

BASINDA CIKAN YAZILARDAN ÖRNEKLER :)

BU DİZİ TÜRKİYE'DE AHLAKSIZLIĞIN YÜCELTİLMESİNE ALKIŞ TUTUYOR!..

Hasta çocuğunuzun ameliyatı için fahişelik yapar mısınız? Veya bunu yapan birini "ideal anne" ilan eder misiniz? Binbir Gece isimli dizi aynen bunu yapıyor. Gündüz yayınlanan kadın programları diziye övgü yağdırıyor.
Anneliğe hakaret
Hasta çocuğunuzun ameliyatı için fahişelik yapar mısınız? Veya bunu yapan birini "ideal anne" ilan eder misiniz?
Binbir Gece isimli dizi aynen bunu yapıyor.
Gündüz programlarını (Bu programları savunmuyorum elbette) haklı olarak yerden yere vuranlar bu konuda sessiz kalıyor veya diziye övgü yağdırıyor.
Oysa bu dizi çocuğu losemi veya başka bir ağır hastalığın pençesinde kıvranan tüm annelere hakaret niteliği taşıyor.
Niye biriyle yatıp çocuğunu kurtarmıyorsun deniliyor adeta bu annelere.
Oysa televizyon yayıncılığının temel ilkelerinden biri aile kavramını ayakta tutmak, desteklemektir.
Bu dizide ise çocuğunu kurtarmak için patronuyla 150 bin dolar karşılığı bir gece beraber olan anne rol model ilan ediliyor.
Hem anneler, hem hasta çocuklar aşağılanıyor.
Bütün Türkiye'de ahlaksızlığın yüceltilmesine alkış tutuyor.
Ülkenin temel kavramları böyle böyle erozyona uğruyor.
Anneler bugün çocuklarının ameliyatı için, yarın eğitimi için fahişeliğe başlamazsa utanç duyacaklar herhalde.
Özgürlükçü Türkiye'nin geldiği nokta bu: Anneyseniz fedakarlık yapın, para için patronunuzla yatın.
Ayıp ve yazık.
Ergun Babahan/Sabah
* Bugün Gazetesin'den İkbal Gülpınar'ın Yazısı
Çocuğunuz ileride ahlaksız teklife evet derse ne yaparsınız?
Hangi kanalı açsanız bir dizi var. Ve bütün karakterleri akılda tutmak, dizilerin hepsini izlemek mümkün değil elbet.
Akşamları kitap okumak ve ailemle vakit geçirmek gibi bir alışkanlığım olduğu için inanın oturup dizi seyretmiyorum. Hem seyretmesem de zaten gazetelerde günlerce konu edildiği için bazıları, üç aşağı 5 yukarı biliyorum olan biteni. Geçenlerde Sina Koloğlu'nun eşinin Binbir Gece isimli dizi hakkında söylediklerini okuduğumda hanımefendiye sonuna kadar hak verdim. Hani şu ahlaksız teklif meselesi. Nasıl ağızlara sakız yapıldı bu konu sanırım hepiniz farkındasınız.

* Ali Eyüboğlu'nun Yazisi
Ahlaksız teklifte sınır tanımıyor
Amerika'da çekilen bizde de CNBC-e'de yayımlanan "One Tree Hill" adlı bir dizi var. Bu diziyi diğerlerinden ayıran özelliği şu:
Dizide senaryo gereği göğüs kanseriyle mücadele eden kadın için bir kampanya düzenlendi. Şarkıcılar her hafta Tric adlı kulüpte sahne alıp kanserli kız için söyledi. Senaryo icabı o şarkılardan karma bir albüm yapılıp kanserli kızın tedavisine maddi kaynak için piyasaya sürüldü.
Seyircinin ilgisi "One Tree Hill"e "TV tarihinde bir ilk"i yaşattı. O albüm, göğüs kanseriyle mücadelede için oluşturulan fona maddi destek için piyasaya sürüldü ve büyük ilgi gördü. "One Tree Hill"in yaratıcısı Mark Schwahn, "Genç kadınlardan oluşan bir izleyici kitlemiz var, ilerleyen yıllarda onları canlı ve sağlıklı görmek istiyoruz" dedi.
Bizim de ilk bölümüyle milyonları ekran karşısına kilitleyen "Binbir Gece" adlı yeni bir dizimiz var. Dizinin ilk bölümünde başrol kadın karakteri "Şehrazat" kanser olan çocuğunu ölümden kurtarmak için patronunun ahlâksız teklifine "evet" dedi.
"Şehrazat", oğlunu yaşatabilmek adına da olsa, patronuyla bir gece geçirip karşılığında 150 bin dolar aldı.
Kız "güzel" patron "ahlaksız" ya, adam bu hafta işi daha da ileri götürdü. "Onur Aksal", Dubai'de "Şehrazat"a bir gece için bu kez 300 bin dolar önerdi.
Yıllarca genelev patroniçesini vergi rekortmeni yapan bir ülkede bu tür şeyleri normal kabul edenler olabilir. "One Tree Hill" dizisinde senaryo kampanya seyirciden talep gelince gerçeğe dönüştü...
Sizin ne anlatmak istediğiniz kadar nasıl anlaşıldığınız da önemlidir. "Binbir Gece"deki ahlaksız teklif ileride patron - çalışan ilişkisinde bir içtihat oluşturursa ne olacak?
Birçok kadının, "Şehrazat, oğlu için patronuna evet diyor. Onur, Şehrazat'ın çocuğu için evet dediğini bilmiyor. Şehrazat 300 bin doları kabul etmez" diyerek olayı kabullenmesine ne demeli? "Şehrazat" bu kez, Afrika'daki açlar ya da komşusunun çocuğu için ne bileyim "Bi iş için lazımdı" deyip 300 bin dolarlık teklife de "evet" derse vay halimize...
*Yeni Şafak Gazetesin'den Sema Karabıyık'ın Yazısı
Binbir Gece Nasıl Binbir Heceye Bölünür? 'Ahlaksız Teklif' Neyimiz Olur?

Yukarda Basindan yazilmis bir kac örnek koydum hepsini koymaya kalsaydim bir kitap olurdu.Tabii bu Dizinin bir de Tv bölümü var Sabah programlarin da ele alinarak yürütülen konusmalar seyirciler nedense hep ayni simalarin agizlari köpürerek
Pro veya kontra görüsleri.
Acaba bu dizi de bize bir seyler mi anlatilmak istendi de baska tarafa cekildi. Hala anlamis degilim.
Eger icerikliginde hikaye anlatilmak istedi ise ona benzer binlerce konu var.
Yok anlatilmak istenen konu baska bir yönde ise.Yüzlerce yorum ve yazida aradim
bulamadim.
MERAK ETMISIMDIR ?

Neden Basin yazarlarimiz hapse girerler.Yazdiklari bir yazi ile bir rejimi degistirecekleri icinmi? Eger o rejim bir yazi ile tepetaklak olacaksa vay ama ne vay.
Yoksa yazmis oldugu yazisinin icinde bir hakaret mi tasir."Bu bir kendini bagliyan bir düsüncemidir."Eger o yazisindan "düsüncesinden" bir de para kazaniyorsa suclu görüldügü taktirde kazancin bilmem ne kadari karsisinda.Para cezasi verebilirsin.
Ne yazarlarimiz düsünceleri yüzünden.Yillarini demir parmakliklar arasinda gecirmistir.Garip olan o tehlikeli düsünceler bu gün normal yasamimizda dolastigi halde.O günlerde bunun icin senelerce hapis yatanlarin o acilari hatirlanmaz veya bu günler de ayni hatalar yapilmamasina örnek olarak görülmez.
Hayret konu neydi nerelere geldik.
Yok esasinda konu aynen devam ediyor.
Bu dizi de kadin "Anne","Hasta cocuk","Fahiselik","Para","Ruhsal problemleri genclik yillarindan bu günlerine tasiyan Patron" yok yok bunlarin hic biri degil burada rejim icin büyük bir tehlike görülüyor.
Devleti yerden yere vuruyor.Bak diyor Sosyal bir Devlette Egitim düzeyi her ne kadar yüksek olursa olsun senin bu konuda hic bir sey yapamadigini gösteriyor.Acizligini gösteriyor.Vergi yi topluyorsun.Ama bir cocuk ölme durumunda olsa da el uzatmiyorsun.Her kez basinin caresine baksin diyorsun.Devam ediyorsun ben bu durumlarda el uzatmam ben mesela filanca yerde hic kullanilmiyan hava alanlari yaparim.vs.vs.
Sonra diyorsun ki bu sadece siradan bir dizi.O kadar ciddiye almayin esasinda böyle durum karsisinda her türlü garanti Sosyal devletin tekelin dedir.Gereken yardim anin da vatandasimin ödedigi vergilerle yerine getirilir.O yanliz bir dizi bir "senaristin kafasinda ki düsünceler".
Yani milyonlari ikiye bölen günlerce yazilip cizilen.Ahlak dan tutup da psikologlarin dahi fikirleri sorulan vs.vs degil.
Ben gene bu isin altindan cikamadim.Neden fikirleri yüzünden demir parmakliklar arkasinda seneleri gecmis düsünceler.Onlarda alt tarafi bir iki satir yazi degilmiydi.
Acaba bir zamanlar Tercüman Gazetesini ellerine geciren Fikir iscilerinin o günlerde ki düsünce ve rejim fikirlerini yazsam.Veya 60 li yillarda yapilan darbe de hangi düsünce iscilerinin kömürlükler de nasil saklandiklarini yazsam.Yoksa hapisten ciktiktan sonra oturup nelerin
ne olduklarini aralarinda ki sohbetlerinde o zamanlar duydugum düsünce firtinilarini yazsam.Yoksa Bir gazetecinin not defterinden yayinlanmamis konusmalarini aktarsam.Yok benim reyting problemim yok !..
Benim sitem isil isil yürüyen yazilar.Miki maus gibi hareketli resimler.Bir de icimde yasiyan hayran oldugum o insanlar.
Kalin saglicakla iyi Pazarlar.

Cumartesi, Ocak 13, 2007

KLIMA ve BIO !...


Havalarin Sonbahar gibi gecmesi.Bazilarinin yüzünü güldermektedir.Zaman zaman bahar havasinda iklim yasamaktayiz.Tabii ki bunu klima isinmasina da bagliyabiliriz.Bunun ilerde acabilecegi korkunc felaketler bol bol yazilip cizilmekle beraber, bazi cikarlarin agar basmasi ile sirt ardi edinilmekte oldugunu yapilan klima antlasmalarina imza atmiyan devletlerde de görebilmekteyiz. .Asagida yapilan incelemelerde de görüldügü gibi bizi bekliyen günler pek de acici degil.
Bu gün yasadigim Ülkede ki günün sicakligi Ocak ayinda 15 ila 16 dereceyi göstermesi.Diger gecmis yillara göre aradaki farkin en az 30 dereceye ulasmasi olumsuz düsüncelere sürüklemektedir.
Bu günlerde Orkan derecesinde esen rüzgarlar.180 km kadar ulasmakta acmis oldugu hasarlar ilerde ki kötü günlerin birer habercesi olduguna inanmak zorun da birakmaktadir.
Bu durum ayni zamanda gida maddlerinide önemli bir sekilde etkiliyecegi bilinmektedir.Bu durum karsisinda yapilan genetik calismalar ve bu calismalar karsisinda tam olarak istenilen neticelere ulasilmamasi neticesi insanlari bio gida maddelerine sevk etmektedir.

Her ne kadar Türkiye de bio yiyeceklerin yaygin olmamasi daha dogrusu bio olduklarina dair siki bir denetim ve normlar olmamasi ilerdeki günlerde tezgahlarda sergilenen yiyecekler de rastliyacagimiz kimyevi maddelerinin miktarlarinin artisina sahit olacagiz kenisindayim.
Bu gün ki durumda Avrupa ülkelerinin cogu klima degisikligi yüzünden Bio yiyeceklerinin tüketmis ve iflasin esigine gelmistir.Tabii bu norm ve ölcüler icersinde ki gida maddelerini ihtiva etmektedir.
Kisaca eger bio gida maddelerinin ne olduguna deginecek olursak bunlari 3 noktada acikliyabiliriz.
1.Haserata karsi korumak icin püskürtülen ilaclarin kullanilmamasi.
2.Ekili alanda diger yabanci otlardan korunabilmesi icin kullanilacak olan kimyevi maddelerden yoksun olmasi.
3.Yetistirdimiz fidelerin suni gübre kullanilarak daha cabuk ürün alabilme yerine, dogal organik gübrelerin kullanilmasi tabiki bu konumda da organik gübrelerin her hangi bir dolayli yolla icerikligin de kimyevi maddelerinin karismamis olmasi.

Bu yukardaki 3 ana temele Genetik olarak calismalari sokmuyorum.

Peki böyle bir ürün yetistirme olanagina sahip miyiz.Bu sekilde yetisen bir ürünün maliyeti ne kadar olabilir ? Hele Bio adi altina tezgahlarimiza geldigi taktirde bunun siki bir denetimden gecmesine sagliyacak bir kontrol agina sahipmiyiz.

Eger bu günlerdeki ki gibi klima degisiklikleri karsisinda bizleri bekliyen haserat ordusuna karsi ne gibi önlemler alabiliriz.Kimyevi mücadele haricin de.

Bu iliman gecen hava neticesin de yetisen fidelerin arasindaki, yabani otlarin arindirilmasi icin kullanicagimiz beden gücünün ikiye katlanmasi, maliyete eklenecek miktarin bize dönüsü ne olacaktir.

Kullanicagimiz organik gübrede bu isinma nedeni ile oranti bilincine sahipmiyiz.

Esasinda bu konuda yazilacak cok sey var.Bunu önümüzde ki günlerde bölüm bölüm ele almaya calisacagim.
Unutulmamasi gereken tek sey karsilasacagimiz her problemlerin bir cikis noktasi beraberin de sunulmaktadir.Tek onlari uyguliyabilelim.
Saygilarla.
KLIMA ve BUZULLAR
Önce Grönland, şimdi de Antarktika. Küresel ısınma buzulları yok ediyor. ABD'de yapılan bir araştırma, Güney Kutbu'ndaki buzulların erimesinin son yıllarda hızlandığını ortaya koydu

ABD'nin Colorado eyaletindeki Boulder Üniversitesi'nden bilim adamları, NASA'nın iki uydusunu kullanarak yeni bir araştırma yaptı. Araştırmada kullanılan teknik yeni ve şaşmaz ölçülerle bilgi veriyor.

Dünyadan birkaç yüz metre yüksekte biribirini izleyerek turlayan iki uydu, dünyanın küresel çekim alanı ve kütle dağılımı konusunda araştırmalar yapıyor ve aylık olarak dünyaya veriler gönderiyor.

Eğer öndeki uydu büyük bir kütle yapısının üzerinden geçerse bu onun hızlanmasına neden oluyor ve arkadaki uyduyla aradaki mesafe açılıyor. İki uydu arasında sürekli ölçülen mesafe aşağıdaki objelerin kütlesini gösteriyor.

Güney Kutbu'ndaki buzulların erimesi hızla artıyor, içbuzul yılda ortalama 152 kilometreküp eriyor. Bilim adamları, olayı somutlaştırabilmek için 10 milyon nüfuslu Los Angeles'ta yılda bir kilometreküp su tüketilmesini örnek veriyor.

Yani, Antarktika buzullarının bir yılda kaybettiği buz miktarı, ABD'nin en büyük ikinci şehri Los Angeles'ta bir yılda tüketilen su miktarının yaklaşık 3.5 milyon katı.

Üniversitenin Çevre Bilimi Araştırma Enstitüsü'nden Isabella Velicogna, ilk kez bir araştırmada Güney Kutbu'ndaki içbuzulun tamamının önemli miktarda buzul kaybına uğradığının ortaya çıktığını söylüyor.(VitaEsMorte'den özetler).

Cuma, Ocak 12, 2007

BEN YAZARSAM !..


Bu ölümlü Dünyada hepimiz gelip gecici degilmiyiz.Yatagimiza aksam uzandigimiz zaman kendimize sorsak :)
Ömrümü nerede tükettim? Malımı nerelerde kazandım ve nerede harcadım ? Gençliğimi nerede geçirdim ? Dünyada hayatim boyunca birilerine faydalı olabildim mi!..

Yasamimizi bir seyehate benzetsek.Bir yolculuk gibi.Bindigimiz durak, bu yasadigimiz Dünya ,varacagimiz yer Ahiret olacak.Bu yolculukta alinan tek yönlü bir bilet.Gidis yolu tek istikametli.Bir sairimizin sessiz gemi siirinde ki gibi dönüsü olmiyan bir yolculuk "gidenler memnun ki yerinden"

Sorsalar yolculuk ne zaman diye, ne cevap verebilirdik ?" Her an" kime danismak lazim diye sormamiza bile hacet yok Melek kapimizi caldigi zaman bizi yasamimizdan teslim alir.Yanimiza alacagimiz 9 metre beyaz bir bez.
Birakabilmis isek, salih amel, hayirli evlat, faydali biraz bilim.

Dostlarim yazimi nasil buldunuz, bir gazetede yayinlana bilinir mi ? Yoksa bir dergi
sahibi olsaydim okunurmuydu.Haber niteligi tasiyabilirmi.
Yukarda ki yazilmis olanlarin hepsini, belkide cok daha fazlasini bildiginizi biliyorum.Bence bu yazdiklarim benim gözümde hic bir zaman haber niteligini tasimazdi.

Kalin saglicakla.
Illa da bu yaziyi HABER olarak okumak isterseniz tiklayin.

Belki 100 kisinin okuyacagi yazi istendigi zaman yüz binlere nasil ulasabilir.Ah keske biracik daha akilli olsaydim diye simdi hayiflaniyorum.

Perşembe, Ocak 11, 2007

RESIM !...


Yapilan Resim yarismasinda bir cok ülkeyi geride birakarak 1 ncligi alan resim.

Günün yazisi !..

Birincilik almis Resim.Siradan olmaya yüz tutmus bir haber.
Acaba ikisi arasinda bizleri düsündüren sey ne acaba ?..

Saygilarla.

Çarşamba, Ocak 10, 2007

HAYATIN ICINDEN.II


Hayatimizda verecegimiz bazi kararlar vardir ki, bizlerin üzerinde derin izler birakabilir.
Bu konuda sahsi düsüncelerime deginmeden.Uzun arastirmalar da bulunan bir uzman kisinin calismalarindan bir özet sunmak istedim.Hayatimiz boyunca Hayvanlarin özgür yasamasi icin mücadele verirken böyle bir karar vermek zorunda kalabilimiyiz !...

ÖTENAZI.
Çoğu insanda duygusal bir karşılık uyandıran sözcük. Anlamı … ahlakilik …. Yasallık … dini ve ruhsal anlamlar … sorular … karar … kötü sonuç.
Ötenazi acısız, mutlu ölüm anlamına gelir. Eu iyi anlamına gelir ; ve thanatos ölüm anlamına gelir. Kolay ve acısız bir ölüm ; ölmenin acısız yöntemi.
Çoğu zaman, fiil olarak ötenazi sözcüğü, ötenazi yapmak, acısız ölüme neden olmak anlamına gelir. Sevdiğimiz acı çeken ve/veya tedavi edilemez şekilde hasta olan bir hayvana ötenazi yapmak seçimini yaptığımız zaman, çok kesin olarak bu niyetimizdir.
Hayvanlar üzerinde uygulanması, zaman zaman tartışmalıdır ve refakatçi hayvanlar için, hemen hemen daima insanların karar vermeleri için hayli kişiseldir. Çoğu zaman, refakatçi hayvanları için böyle kararlar veren insanlar duygusal acı ve ıstırap ve keder deneyimler.
Sağlık uzmanları arasında, ötenazi iyileştirilemez hastalıkların kurbanları ile ilgilenme yolu olarak bazıları tarafından savunulmaktadır. Ingiliz Hekim Arbuthnot (1675-1735) şöyle diyor : “Arkadaşlarımın en sevecen dileği ötenazidir.” Dr. Jack Kevorkian’ın çalışması düşünceyi – tahrik edici ve tartışmalıdır.
Dini topluluklar arasında, hayvanlar ile ilgili sorunlarda “Hayvanların ruhu var mı ? Bunun önemi var mı?” ,” Ötenazi cinayetin diğer ismi değil mi?” gibi sorulara değinilir.

Yasal sorunlar mal olarak hayvanları ve sahibinin o malı elden çıkarma hakkını kapsar.

Insanlar, sevdikleri bir yoldaştan ayrılmanın kederini bekledikleri derin sevgi ve acı zamanlarında sıkça kendilerine sordukları ıstırap çektiren sorular vardır, “Ötenazi gerçekten doğru mu ? Ötenazi cinayet değil mi? Bunu ne zaman yapmalıyım ? Bunu nasıl bileceğim ?”

Derin kayıp hissine ilave olarak, kötü sonuç çoğu zaman suçluluğu kapsar, özellikle eğer bazı faktörler insanın karar denklemine girerse ; çok hasta olduğunda bakım zorluğu, arkadaşların baskısı vs. Ve o zaman şüphe olur. Ancak bunların hepsi insan perspektifindendir. Desert Dan bir zamanlar şöyle demiş, “Hayvanlar ile ilgili fikirler vardır ve hayvanlar ile ilgili gerçekler vardır. Eğer fikirler istiyorsanız, insanlara sorun. Eğer gerçekleri istiyorsanız, hayvanlara sorun.

Hayvanlardan ne haber ? Onlar bununla ilgili ne düşünüyorlar ? Onlar ötenaziyi istiyor mu, istemiyor mu ? Eğer istiyorlarsa, onlar için daha iyi olan bir zaman var mı ? Eğer böyle ise, hangi durumlar altında ?

9 ülkede 4000 den fazla hayvan ile iletişim kurdum. Kişisel olarak. Hepsi birer birer. Çoklu hayvan barınaklarında, tek olarak ve kollektif olarak. Gruplarda, seminerlerde, workshoplarda, sunuşlarda, ve hayvan iletişimi toplantılarında. Telefon ile. Internet ile. Hayvanların çoğu ıstırap çekiyordu. Çoğu oldukça yaşlıydı ve halsizdi. Çoğunun sağlığı aşırı derecede tehlikede idi, ölmekte olmanın değişen aşamalarında.
Hayvanlar bana ölümün üç aşaması olduğunu anlattılar. Bunları basitçe, Aşama 1, Aşama 2 ve Aşama 3 olarak adlandırırlar. Bir hayvanı öldürmek, bir hayvanın hayatına son vermek veya ötenazi yapmak, fiziksel bedenin ölümü sırasında ve ölümünden sonra hayvanın içinde bulunduğu ölümün aşamasına ve ölümün etrafındaki niyet enerjisine bağlı olarak çok farklı anlamlara sahiptir. Temel olarak, farklılıkların fiziksel ıstırabın miktarı ve zamanının uzunluğunu kapsayan iyileştirilecek fiziksel bedenin yeteneğinden veya yoksunluğundan geldiği görülüyor.
Eğer bir hayvanı çok çabuk, çok hızlı “öldürürseniz”, hayvan ve/veya ruh/beden henüz hazır olmadığında, aşamaların herhangi birinde olmadığında, ve spiritüel izin olmadığında, o zaman ruh/canda aşırı derecede zihin karışıklığı olur ve zihniniz berraklaşması çok uzun zaman alabilir, insan zamanı ile 2 yıla kadar. Ölümün 1 nci aşaması başlamadan önce bir hayvanı öldürmek bu uzayan karışıklığa neden olur. Bu, sağlıklı olan bir hayvanın kaza ile veya kasden öldürülmesi anlamına gelir.
Ölmenin 1 nci aşamasında, hayvanlar bunu “ölmenin 1 nci aşaması” olarak adlandırmasına rağmen, hayvan hala iyileşme yeteneğine sahiptir, hayvan gerçekte bedeninin iyileşme yeteneğini bilir ve çoğu zaman kendisini iyileştirebilir, ancak yakın çevresinden hala işbirliğine ihtiyaç duyar. Bu işbirliği doğru yiyecek, dinlenme, yaraların ve sıyrıkların temizlenmesi ve belki de veteriner müdahalesini içerir. 1 nci aşamada ötenazi yapılan bir hayvan insan zamanı ile 6 – 12 ay şaşkınlık içinde olacaktır.
Ölmenin 2 nci aşamasında, hayvanın fiziksel bedeni iyileşebilir veya iyileşmeyebilir. Bu aşamadaki bir hayvan fiziksel bedeninin iyileşmesi için bir tür müdahaleye gereksinim duyduğunu bilir. Artık kendi kendisini tamamen iyileştiremez. 2 nci aşamada ötenazi yapılan bir hayvan insan zamanı ile 6 hafta – 6 ay karışıklık içinde olacaktır.
Ölmenin 3 ncü aşamasında, hayvan artık fiziksel bedeninin Ilahi bir müdahale olmadan iyileştirilemeyeceğini bilir. Formdan can/ruhun ayrılması başlar. 3 ncü aşamada ötenazi yapılan bir hayvanın canı/ruhu 24 saat içinde temas kurulacak kadar yeteri kadar berrak olabilir ve genellikle insan zamanı ile 4 – 6 haftada tamamen berrak olur. Aynı şeyin insan bilinçliliği için doğru olduğunu buldum. En iyi arkadaşımın annesi yıllardır Alzheimer hastalığını çekiyordu. Fiziksel bedeninin ölümünden sonraki bir saatte o berraktı. 3 ncü aşamada ötenazi yapılan hayvanlar doğal olarak ölen hayvanlara çok benzer şekilde reaksiyon verirler. Onlar için hemen hemen doğal olarak ölmek gibidir ve onlar bununla iyidir.
Insan sözleri 3 ncü aşamada ötenazi yapılan bir hayvanın berraklık ve mükemmel huzurunu, 1 nci aşamadan bile önce formu terk eden bir hayvanın acı verici, şiddetli şaşkınlığını ve bunların arasındaki olağanüstü alanı, farkı, ayırt etmeleri, anlatamaz. Insan sözleri, bunun ne kadar olağanüstü olduğunu ve 3 ncü aşamanın kendi spiritüel etkisinde, doğal ölüme ne kadar benzer olduğunu bilmenin ne kadar önemli olduğunu vurgulayamaz.
Bu dersi sonunda aldığımda, hayvanların bize verdiği ipuçlarını ve anahtarları anlamam zorunlu oldu, böylece onların 3 ncü aşamada olduklarını bilebiliriz, ve onlara çok kısa sürede ötenazi yapmayız. Ve bu bilgiyi paylaşmak benim için zorunlu oldu.
Bu keşif benim için dramatik idi. Dersleri öğrendiğim onların benim için mesajını gerçekten anladığım o haftayı anımsadığım zaman hala gözlerim yaşarır, o hayvanların bazıları, aşamalarını ve aşamaların farklarını anlayabilmem için kendi yaşamlarını verdiler, ve bu anlayışı paylaşmam için benden ricada bulundular.
Ve o inanılmaz haftada, haftanın sonuna doğru, şaşırtıcı şekilde, hemen hemen birlikte çalıştığım her veterinerin, her nasılsa, aniden benimle temas kurmak için bir nedeni vardı. Şimdi size yazdıklarımı onlara söyleyebildim ; ve onların her biri tam olarak söylemekte olduğum şeyi tıbbi olarak anladı.
Istırap çeken refakatçi bir hayvanın 3 ncü aşamaya girişi davranışında çok ani bir değişim ile göze çarpar, yeterince dramatik bir değişim ve sahibinin fark edeceği kadar yeterince farklı. Lütfen ıstırap çeken, hasta, veya yaşlı ve halsiz hayvanlardan söz etmekte olduğumuzu not edin. Asla ısırmamış olan bir hayvan ısırır. Daha önce hiç nöbet (felç) geçirmeyen bir hayvan nöbet geçirir. Aşırı derecede ses çıkarmamış olan (havlamamış vs) bir hayvan aşırı derecede ses çıkarır. Her zaman samimi olmuş olan hayvan, uzak olur.
3 ncü aşamaya giren veya 3 ncü aşamada olan bir hayvan aniden, insan gözü için “orada olmayan” figürlerle ilgilenerek veya onlara yanıt vererek sanki (insan deyimiyle) yanılsamadaymış gibi, davranmaya başlar. Bu noktada gerçekleşen şey, hayvanın bilinçliliğinin formdan ayrılmaya başlamasıdır ve enerjileri daha berrak görmeye başlar, bazen bedensiz hayvanları veya insanları ve çoğu zaman melekleri görmeye başlar.
Eğer ıstırap çeken bir hayvanın bakıcısı iseniz, hayvanınızın fiziksel bedeninin iyileşemeyeceğinden şüphe ediyorsanız, hayvanın 3 ncü aşamada olup olmadığından emin değilseniz, ona sorun. Derin nefes alın ve yapabildiğiniz kadar kendinizi merkezleyin ; zihninizi temizleyin ; hayvanınız için sevginizi hatırlayın ; enerjinizi hayvanınıza çevirin ve sorun “Şimdi formdan ayrılmaya hazır mısın ?” Tekrar derin nefes alın. Hayvanınız o nefeste yanıt verecektir. Eğer yanıttan emin değilseniz, prosedürü tekrarlayın ve bu kez, “Lütfen bana hazır olup olmadığını gösteren bir işaret, bir davranış değişikliği verir misin ? 3 ncü aşamaya ne zaman gireceğine dair?” Hayvanlar her zaman bu soruya “Evet” yanıtı verir.
Sonra bekleyin ve gözleyin. Ve hala emin değilseniz, prosedürü tekrarlayın ve ekleyin “3 ncü aşamada olup olmadığını veya 3 ncü aşamaya girdiğini çok aşikar yapar mısın lütfen?”
Bu zamanda yardım ettiğim hemen hemen her hayvan, ruhunun formdan ayrılmasına yardım için onurlandırıcı bir ritüel istedi.
Hayvan ne kadar berrak olursa, kendi öz enerjisini kendi reenkarnasyonuna o kadar çabuk götürebilir. Geçmiş birkaç yılda, formdan ayrıldıktan sonra çok berrak olan hayvanlar gördüm, onlar sahiplerine bu yaşamda bir kez daha birlikte olma şansı olup olmadığını söyleyebilirler ve söylediler ; eğer böyle ise, reenkarne olacakları yaklaşık coğrafik konumu, yaklaşık zamanı ve formu insanlara söylediler. Bir çoğu gerçekten şimdi tekrar bir arada. Böylece, eğer sizin yaşamınız ile, baktığınız hayvanlar ile ilgili ise, lütfen hayvanların kendilerine ötenazi yapılmasının OK olduğunu bilin. Ayrıca lütfen bilin ki, siz ne yaparsanız yapın ve neye karar verirseniz verin onlar sizi severler. Ancak ötenazi doğru zamanda yapılırsa onlar için daha kolay olur. 3 ncü aşamada olma işaretlerini arayın. Bu önemlidir. Hepimiz için.

Elizabeth Severino, (Çeviri ; Saffet Güler)

Saygilarla.

Salı, Ocak 09, 2007

HAYATIN ICINDEN I..


Gün geçmiyor ki bir tv kanalında esefle gördügümüz, hayvanlara yapılan işkenceler.Gün geçmiyor ki .Bilinçsiz şekilde bazı kurumların sağlık adına ..... adına yapmış olduğu hataları okuyup veya seyrettiğimiz anlar.İsyan ediyor.Lanet okuyor.Bloglarımız da sayfalar dolusu yazılar yazıyoruz.Bıktık mi, hayır bıkmadık her seferinde isyanımızı dile getireceğiz.Onlarda
belki bir gün yaşamlarında karşılaşacağı bir olay, bir an bir kaybolan duygu ile bir gün uyanacaklar.Bu güzelim Dünyanın yanlız biz insanlar için değilde bütün canlılar için olduğunu
ne zaman öğreneceğiz?... Bizi yaratanın o muazzam düzenine neden karşı geliyoruz.Neden o canlılara içimizde yer tanımıyoruz.Biliyorum bu yaşadığımız dünya da insanın bile bir yerde kıymeti kalmamışken.Her bir köşede binlerce çocukların savaşların insanların acı çektiği anlarda sen nelerden bahs ediyorsun değiceksiniz.Doğru olmadığını bile bile .Bize verilen düzen içersinde her canlının yasammızın bir parçası olduğunu;Bu zincirin tek bir baklasını göz ardı edip bir kenera attığımız zaman bizlere nelere mal olacağını unutmamız lazımdır.Bu gün iki ayrı örnek vermeye çalıştım.Bir tanesi bitkinin bir parçası diğeri ise bir hayvanın yaşadığı duygular.
Bilmem neden ihtiyaç duydum bunları yazmaya yoksa insan kendisini tanımak için acaba önce onlara mı değer vermeli .Kararı sizlere bırakıyorum.
Kediler sevgileri içın neleri göze alır?
Kediler sevdiklerinin ardından yaş tutarlar mı? Sevgileri yüzünden ölebilirler mi? Birkaç yıl önce kız kardeşim Linda, veteriner kliniğinde gördüğü dört patisi de sargılanmış bir kediden söz etti. Kedinin nasıl bu hale geldiğini sorduğunda veteriner, 'kedinin sahibinin bir binanın onuncu katından atladığını' ve öldüğünü söylemiş. Kedi de sahibinin arkaşından atlamış ve ciddi şekilde yaralanmış, fakat hayatta kalmayı başarmış. Bu sıra dışı davranışın açıklaması ne olabilir? Kedi onuncu kattan atladığında başına nelerin gelebileceğini bilmiyor muydu? Bile bile atlamış olduğuna inanmak güç; ama bilmediğine inanmak da güç.
Kediler ağaçsıl atalarından gelen bir özellik sayesine yerden tam olarak ne kadar yükseklikte olduğunu bilirler. Bu özellik olmasaydı, bir kedinin ağaçtan düşmesi bile ölümle sonuçlanabilirdi.
SAHİBİNİN PEŞİNDEN ATLAMIŞ
Gerçekte, yüksekten düşen kedilerin büyük bir çoğünlüğu hayatta kalır. 1987 yılında ''Journal of the American Veterinary Medical Association'' dergisinde iki veterinerin bu konuda yaptığı bir araştırmanın sonuçları yayınlanmıştı. New York'taki Hayvan Tıp Merkezi'ne getirilen 132 vaka incelendiğinde, ortalama 5,5 kat yükseklikten düşen kedilerin yüzde 90'ının (çoğu yaralı olmasına karşın) hayatta kaldığı görülmüş. Hatta bu kedilerden biriyirminci kattan düşmüş olmasına karşın bacaklarını olabildiğince açmaları paraşüt etkisi yaratır, yere yaklaştıklarındaysa önce ön ayakları üzerine inerek ve omurgalarını bükerek çarpmanın şiddetini hafifletirler. Onuncu kattan atlayan bu kedi, hayatını tehlikeye atmak pahasına da olsa sevgili insan dostunun ''peşinden gitmişti''.
Kedilerin bir başka canlıyı bu denli seveceğine, bir kedinin kendisine karşı duyduğu o efsaneleşmiş sevginin diğer tüm duygulara ağır basacağına inanan insanlara göre, bir kedinin intihar etmesi olanaksızdır. Pek çok veteriner, kedilerde intihar olduğu kanıtlanmış vakalara rastlanmadığını söylüyor.
KEDİ ÜZÜNTÜDEN ÖLEBİLİR mı !
Sydneyli bir film yapımcısı ve yazar olan dostum Peter Thompson, bana babasının (şair John Tompson) kedisinin nasıl öldüğünü anlattığında, bir kedinin üzüntüden ölebileceğini anladım. John'ın Malezya'da öğretmenlik yaptığı haftalar boyunca kedisi Red Ned bir veteriner gözetiminde kalmış. Derken bir gün, John'ın Malezya'dan dönmesine henüz iki hafta varken, o ana dek son derece sağlıklı bir kedi olan ve gayet iyi bakılan Red Ned ansızın ölmüş. Olaydan dolayı derin bir utanç duyan veteriner, kediye otopsi yapılmasınd ısrar etmiş. Ne var ki, otopsi sonucunda kedide hıçbir sağlık problemi olmadığı anlaşılmış. Veteriner, istemeyerek de olsa, kedinin kırık bir kalp nedeniyle öldüğünü kabul etmiş...
Jeffrey Moussaieff Masson 'un ''Kedilerin Dokuz Duygusal Canı'' adlı kitaptan aktarılmıştır.)
Yarın sizlerle hayvan severlerin en zor anları ile ilgili bir yazı ile olacağım.
Saygılarla.

HAYATIN ICINDEN.

Sonbaharın güneşli bir gününde ağaçlarin arasında dolaştıgınız zaman ayaklarınızın altında cıtırdıyan.Rüzgarın kümelediği yığınların icinde cocukların neşeyle icinde yuvarlandığı,Yaz aylarında meltem rüzgarları arasında dans ederken kulaklarımıza ulaşan fısıltılar.Işte bunların
romantizim yanında daha bir cok görevleri olan :)
YAPRAKLAR
On yedinci yüzyılda yaşamış Belçikalı bir fizikçi olan Jan Baptisa Van Helmont bilimsel deneylerinden birinde bir söğüt ağacının büyümesini gözlemledi ve çeşitli ölçümler yaptı. Ağacı önce tarttı, ardından 5 yıl sonra ikinci kez tekrar tarttı ve ağırlığını 75 kg artmış olarak buldu. Bitkinin içinde büyüdüğü kaptaki toprağı tarttığındaysa, bu 5 yıllık zaman içinde sadece birkaç gram azaldığını gördü. Fizikçi Van Helmont, bu deneyinde, söğüt ağacının büyüme sebebinin sadece saksıdaki toprak olmadığını ortaya çıkardı. Bitki büyümek için toprağın çok az bir kısmını kullandığına göre başka bir yerlerden besin alıyor olmalıydı.1

İşte 17. yüzyılda Van Helmont'un keşfetmeye çalıştığı bu olay, bazı aşamaları günümüzde dahi tam olarak anlaşılamamış olan fotosentez işlemidir. Yani bitkilerin kendi besinlerini kendilerinin üretmeleridir. Bitkiler besinlerini üretirken sadece topraktan faydalanmazlar. Topraktaki minerallerin yanında, suyu ve havadaki CO2'i de kullanırlar. Bu hammaddeleri alıp yapraklarındaki mikroskobik fabrikalardan geçirerek fotosentez yaparlar. Fotosentez işleminin aşamalarını incelemeden önce fotosentezde son derece önemli bir role sahip olan yaprakların incelenmesinde fayda vardır.

Yaprakların genel yapısı

Hem genel yapı olarak, hem de mikrobiyolojik açıdan incelendiğinde yaprakların her yönüyle en fazla enerji üretimini sağlamak üzere planlanmış, çok detaylı ve kompleks sistemlere sahip oldukları görülecektir. Yaprağın enerji üretebilmesi için ısı ve karbondioksidi dış ortamdan alması gerekir. Yapraklardaki tüm yapılar da bu iki maddeyi kolaylıkla alacak şekilde düzenlenmiştir. Öncelikle yaprakların dış yapılarını inceleyelim. Yaprakların dış yüzeyleri geniştir. Bu da fotosentez için gerekli olan gaz alış-verişlerinin (karbondioksidin emilmesi ve oksijenin atılması gibi işlemlerin) kolay gerçekleşmesini sağlar.

Yaprağın yassı biçimiyse tüm hücrelerin dış ortama yakın olmasını sağlar. Bu sayede de gaz alış-verişi kolaylaşır ve güneş ışınları, fotosentez yapan hücrelerin hepsine ulaşabilir. Bunun aksi bir durumu gözümüzün önüne getirelim. Yapraklar eğer yassı ve ince bir yapıya değil de herhangi bir geometrik şekle ya da anlamsız rasgele bir şekle sahip olsalardı yaprak fotosentez işlevini sadece güneş ile doğrudan temas eden bölgelerinde gerçekleştirebilecekti. Bu da bitkilerin yeterli enerji ve oksijen üretememesi anlamına gelecekti. Bunun canlılar için en önemli sonuçlarından biri de hiç kuşkusuz ki yeryüzünde bir enerji açığının ortaya çıkması olurdu.


Soldaki resimde aşama aşama güneşe doğru hareketi görülen ve mini bir radar istasyonuna benzeyen kırlangıç otu çiçeği (ranunculus ficaria), diğer bütün bitkilerde olduğu gibi güneşin yönünü takip ederek döner. Bitki böylelikle güneş ışığından daha fazla faydalanabilecektir.Alttaki resimde görülen ayçiçekleri de güneşin hareketiyle kendi yönlerini değiştiren bitkilerdendir. Işığa karşı duyarlı yaprak hücreleri hemen yön belirleyerek güneşe doğru harekete geçerler.




Yapraklardaki özel olarak "tasarlanmış" olan sistemler sadece bunlarla sınırlı değildir. Yaprak dokusunun önemli bir özelliği daha vardır. Bu özellik ışığa karşı duyarlı olmasıdır. Bu sayede ışık kaynağına yönelme, yani fototropizm adı verilen olay gerçekleşir. Bu, saksı bitkilerinde de rahatça gözlemlenen, bitkilerin yapraklarını güneşin geldiği yöne doğru çevirmesine neden olan olaydır. Bitki böylelikle güneş ışığından daha fazla faydalanabilir.

Yapraklar bitkilerin hem nükleer enerji üreten santralleri, hem besin üreten fabrikaları, hem de önemli reaksiyonları gerçekleştirdikleri laboratuvarlarıdır. Yapraklarda hayati önem taşıyan bu işlemlerin nasıl gerçekleştirildiğini anlamak için yaprakların fizyolojik yapısını da kısaca incelemek gerekir. Yaprağın iç yapısının enine kesiti alınarak bakılacak olursa dört tabakalı bir yapı olduğu görülecektir.


Yandaki resimde bir yaprağın enine kesiti görülmektedir. Yaprağın yapısı incelendiğinde her birinde çok detaylı tasarımlar olan dört tabaka ile karşılaşılacaktır. Detaya inilerek incelendiğinde bu tabakaların su geçirmeme, ışığı daha çok emme, solunumu kolaylaştırma gibi yaprağın ışığı daha iyi alması ve daha fazla fotosentez yapabilmesini sağlayacak özelliklere sahip oldukları görülecektir.
Bu yapılardan ilki kloroplast içermeyen epidermis tabakasıdır. Yaprağı alttan ve üstten örten epidermis tabakasının özelliği, yaprağı dış etkilerden korumasıdır. Epidermisin üstü koruyucu ve su geçirmez mumsu bir madde ile sarılıdır. Bu maddeye kütiküla adı verilir. Yaprağın iç dokusuna baktığımızda ise genelde iki hücre tabakasından oluştuğunu görürüz.Bunlardan iç dokuyu oluşturan Palizad dokuda kloroplastça zengin hücreler, aralarında hiç boşluk bırakmadan yan yana dizilirler.
Bu doku fotosentezi yürüten dokudur. Bunun altında bulunan Sünger doku ise, solunumu sağlayan dokudur. Sünger dokudaki hücreler, diğer bölümlerdeki hücrelere göre daha gevşek bir şekilde birbirine kenetlenmiştir. Ayrıca bu dokunun hücreleri arasında hava ile dolu boşluklar vardır.2 Görüldüğü gibi bu dokuların hepsi yaprağın yapısında son derece önemli görevlere sahiptir. Bu tür düzenlemeler yaprakta ışığın daha iyi dağılıp yayılmasını sağlayarak fotosentez işleminin gerçekleşmesi açısından son derece büyük bir önem taşırlar. Bütün bunların yanı sıra yaprak yüzeyinin büyüklüğüne göre yaprağın işlem yapma (solunum, fotosentez gibi) yeteneği de artar. Örneğin birbirine geçmiş tropikal yağmur ormanlarında genellikle geniş yapraklı bitkiler yetişir. Bunun çok önemli sebepleri vardır. Sürekli ve çok miktarda yağmurun yağdığı, birbirine geçmiş ağaçlardan oluşan tropikal ormanlarda güneş ışığının bitkilerin her yerine eşit ulaşması oldukça zordur. Bu da ışığı yakalamak için gerekli olan yaprak yüzeyinin artırılmasını gerekli kılar. Güneş ışığının zor girdiği bu alanlarda bitkilerin besin üretebilmeleri için yaprak yüzeylerinin büyük olması hayati önem taşımaktadır. Çünkü bu özellikleri sayesinde tropik bitkiler değişik yerlerden, en fazla faydalanacak şekilde güneş ışığına ulaşmış olurlar.
Tam aksine kuru ve sert iklimlerde ise küçük yapraklar bulunur. Çünkü bu iklim şartlarında bitkiler için dezavantaj olan asıl nokta ısı kaybıdır. Ve yaprak yüzeyi genişledikçe su buharlaşması, dolayısıyla ısı kaybı artar. Bu yüzden ışık yakalayan yaprak yüzeyi, bitkinin su tasarrufu yapabilmesi için iktisatlı davranacak şekilde tasarlanmıştır. Çöl ortamlarında yaprak kısıtlaması aşırı seviyelere ulaşır.
Örneğin kaktüslerde yaprak yerine artık dikenler vardır. Bu bitkilerde fotosentez etli gövdenin kendisinde yapılır. Ayrıca gövde suyun depolandığı yerdir. Fakat su kaybının kontrol edilmesi için bu da tek başına yeterli değildir. Çünkü her ne kadar yaprak küçük olsa da gözeneklerin bulunması su kaybını devam ettirecektir. Bu yüzden buharlaşmayı dengeleyecek bir mekanizmanın varlığı zorunludur. Bitkiler de, fazla buharlaşmayı düzenleyen bir çıkış yoluna sahiptirler. Bünyelerindeki su kaybını, gözenek açıklığının kontrolü ile denetim altında tutarlar. Bunun için gözenek açıklıklarını (porları) genişletir veya daraltırlar.
Tropik bölgelerdeki bitkilerin yapısı ile çöl ortamlarında yetişen bitkilerin genel yapısı resimlerde de görüldüğü gibi birbirinden farklıdır.
Yaprakların tek görevi fotosentez için ışığı hapsetmeye çalışmak değildir. Havadaki karbondioksidi yakalayıp onu fotosentezin oluştuğu yere ulaştırmaları da aynı derecede önemlidir. Bitkiler bu işlemi de yaprakların üzerinde yer alan gözenekler vasıtasıyla gerçekleştirirler. Kaynak.1. John King, Reaching for The Sun, 1997, Cambridge University Press, Cambridge, s.18 2. Prof.Dr. İlhami Kiziroğlu, Desen Yayınları, Genel Biyoloji, Ankara, s.73 .Bitki dünyasi.net.
Saygilarla.

Pazartesi, Ocak 08, 2007

BIR ÜLKE DÜSÜNÜN !...


Bir Ülke düsünün huzurun orada ikamet ettigi.Orada yasiyan insanlarin birbirlerini tanidigi;Son koloni ,koloni olduklarini hic bir zaman hissetmemis bir ülke.Mavinin ortasinda 3 ada Antartikse gitmenin oraya ulasmaktan cok daha kolay oldugu bir Ülke.Ay da bir bir geminin bazi ihtiyac maddelerinin birakip tekrar o insanlari kendi yasamlarina terk ettigi bir Ülke.

Bir Ülke düsünün havalimanin olmadigi.Son bir iki sene icersinde hediye edilen satelit telefona sahip bir Ülke.Televizyonun, Gazetenin olmadigi bir Ülke.

Tabiat'in acimasiz oldugu , firtina, Orkanlarin zaman zaman ugrayip yerle bir ettigi bir Ülke.

Orada ki insanlarin yüzlerinde ki Huzur ve Mutlulugu yikamadigi bir Ülke.

Orada misafir olmaya kalkarsaniz.Mütevazi bir pansiyonun misafir perverliginin en büyük yazildigi bir Ülke.

Bir Ülke düsünün idaresini bir belediye reisinin ihtiyar meclisi ile sürdürdügü.O idarecilerin de digerlerinden farkli olmadigi bir Ülke.

Gün isigi ile islerine güler bir yüzle giden sarkilar söyliyen.Aynen islerinden geri döndügü zaman esleri ve aileleri tarafindan sarkilar ve ciceklerle karsilasan insanlarin yasadigi bir Ülke.

Birlesmis Miletlerin Bagimsizligini vermek istemesine ragmen hayatlarindan memnun olduklarini bu ritmin bozulmamasi icin kabul etmedikleri bir Ülke.

Adalar Ülkesi oldugu icin en büyük nimeti denizden geldigini ve bulunduklari yerde en büyük sürülerin yasadigi Ton Baligi Ülkesi.
Hindistan Cevizin, bizlerin ekzotik meyveler adini verdigimiz, son günler de manavlarda gördügümüz meyvelerin yetistigi Ülke.

Kendilerine ait bir lisani olan cok nadir olarak bir kac kelime ingilizce bilen insanlarin yasadigi bir Ülke.
Insanlarin günlük hep beraber calisarak elde ettikleri seyleri Aksamleyin ihtiyaclari karsiliginda paylastigi,senbolik olarak bir para biriminin olmasina ragmen kendi aralarinda hic kullanilmadigi ;Maddiyatin oraya hic ugramadigi , Imece yasamanin hüküm sürdügü bir Ülke.
Insanlarin yanliz acilari olsa dahi gülmenin yüzlerinden eksik olmadigi bir ülke.

Bu Ülkede olmiyanlar arasinda Otomobil,Hapishane ve Turizim aktivetileri.
Pazar günlerinin calisma yasagi oldugu, dini inanclarina siki siki bagli kaldigi, geceleri sokaga cikilmadigi,evli olmiyanlarin bir cati altinda yasamasinin yasak oldugu bir Ülke.

Ziyarete gelen yabancilarin misafir kaldigi müddetce ayni sekilde yasamlarinin sürdürüldügü bir Bir Ülke.
Tam Adı: Tokelau
Yüzölçümü: 12 km²
Başkenti: Başkenti Yok
Para Birimi: Yeni Zellanda Doları
Dili: Tokelau Dili ve cok az İngilizce
Nüfusu: 1 600 kişi (tahmini)
Ortalama Ömür: 69 yıl (tahmini)
Okur Yazarlık Oranı: -
Kişi Başına Düşen Milli Gelir: 1 000 $ (tahmini)

Bazen düsünmezmiyiz issiz bir adada kalmayi.Dertleri kasveti bir kenera birakip.

Bir kitap okumustum.Anke Ricter'in orada 200 gün o insanlarla yasamis.Hatiralarini
bu kitapta toplamis bu günlerde aklima geldi.
Acaba halen böyle bir yasamin oldugu bir Dünya varmi diye?..
Bu güzel yasam tarzi bir gün sona erecek.O insanlar bir gün bir gazetenin ,bir kösesinde kücücük bir haber olacak.O zaman aynen su satirlari okuyacagiz.Yer küresinde Klima isisinin artmasi neticesinde Pasifikte 3 ada daha sular altinda kalarak haritadan silindi.
Sizlerle haftaya baslarken esasinda bu güzel Dünyamizin bir kösesinden minicik ama bütün insanlarin hayalinde koskocaman bir Ülkeyi aktarmak istedim o kadar.
Haftanizin huzur dolu gecmesi dilegi ile .
Saygilar.

HASTA OLMAK KIMIN TEKELINDE..

MySpace



Pazarin Sohbetin'de bu konuya biraz deginmistik,Acaba aksakliklar nerden geliyor.Önce yasadigim ülkeden bahs edeyim.Burada Saglik konusunu bir sisteme oturtmuslar.Tabii bu sistem günün sartlarina göre devamli ek kararlarla yenileniyor.Devlet'in isi burada cok zor halki cok yasli tabii bu durumda hastalik orani normlar üstünde.Hastalik Kasalarini iki bölüme ayirmislar özerk devlet kasalari bir de Privat yani kar amacli kasalar.Bunlar daha cok büyük konzerlere ait.Sonra Devlet bu kasalara ödenecek primleri günün sartlarina uygun bir ayarlama ile her calisan kisinin aldigi brüt üzerinden tespitlemis.Burada calisan kesimin prim kacirma yolunu cok agir cezalarla önlemis.Kasalara bagli bireylerin ellerinde kredi kartlarina benziyen üzerindeki cipde gereken bilgiler tasiyan kart verilmisdir.Bu kartlarla kisiler istedikleri bir Doktora veya Uzmana gidip muayene olabilirler.Bu doktorlar tarafindan luzumlu görüldügü taktirde hastanelere de sevk edilebilir.Her kasanin kendine göre bazi istedikleri sartlar vardir.Bunlar yillik

Friendster imagescek up' lar kanser kontrolleri kadinlarin kendilerine göre rahatsizliklari ile ilgili sart kosulmus kontrölerdir.Tedaviler hastanin keyfine göre yarim birakilamaz.Böyle durumlar karsisinda hasta ücretlerini üstlenmek zorundadir.Doktorlar kasalarin belirledigi ilaclari yazmak zorundadirlar ayni isi gören a ilaci b ilacindan daha ucuz ise bunu dikkate almak zorundadirlar.Yapmadiklari taktirde agar para cezalarina ugratilir.Kasalar doktorlara yapmis oldugu muayeneler karsiliginda daha evvel tesbit edilmis ücretleri aylik olarak öderler.Bu vizite ücreti kasalar tarafindan sabit edilmis ücretlerdir. Doktorlar kasalardan aldiklari bu ücretlerle hastalari muayene ederler.Her doktor haftanin bir günü hastanelerde görev alirlar.Bu ev ziyaretleri ve acil Nöbetci doktorlugunu ihtiva eden bir görevdir.Muayene saatleri disinda nöbetci doktorlar bir tlf.la cagrilabilinir.Acil durumlarda hastaneler bu isi üstlenir.Itfaye teskilati.Cankurtaran görevini üstlenmistir.Bu arabalar özel ilk yardimi karsilayacak bir sekilde düzenlenmis, icinde yetistirilmis hastabakici,asistan doktorlar katagorilere göre de uzman doktor bulunmaktadir.Gelen etfaye ait hasta arabasi sizi en yakin hastaneye götürür.Tasidiginiz kart sizle ilgili bilgileri tasidigi icin bürokratif islemler aninda hal olur.Otomobil klubü ise kalp krizleri veya agir kazalarda zaman mücadelesi icin hava cankurtaranligini üstlenmistir.Bu görevi helikopterler üstlenmistir.Hastanelerin hepsi özeldir.Hastalar kasalarin ödedikleri günlük ücretleri her an görebilirler ve verdikleri hizmetlerde aksamalar oldugunu tesbit ettikleri taktirde kasalarina bildirerek bir baska hastaneye nakillerini yaptirma hakkina sahiptirler.Her hasta ayni haklara sahiptir.Eger her hangi bir kisi hic bir kasaya kayitli degilse bu da cok nadirdir.O zaman hastane tedavisinin bitiminde belediye veya bu durumlar karsisinda ilgili mercilere hastane idari bölümü müracaat ederek.Ücretlerini alirlar.Burada Devletin oto kontrolü cok iyi yapmasi gerekir .Sistemin saglikli yürümesi icin maddi durumlarin cok itinali bir sekilde ayarlanmasi gereklidir.Vatandasa düsen görev ise kendisinden saglik konusunda dikkat etmesi istenen her seye harfiyen uymasidir.Ilerdeki günlerde bu konuda ki bize düsen görevlerden bahs edecegim.
Bu durum neden Türkiye'de uygulanamiyor ?
Esasinda Saglik Bakanliginin almis oldugu yeni calismalarda burada uygulanan her türlü kanunlarin asagi yukari hepsi Türkiye de de mevcuttur.Bir yönden Türkiye genc bir topluma sahip olmasi nedeniyle daha da avantajlidir.Bu durumu rayina oturtabilmesi icin kacak sigorta primi ödemeyen kisi ve firmalarin tesbiti.Her seyden önce kendi calistirdigi personelin primlerini ilgili kurumlara aninda ödemesi.Bu gün resmii kurumlarin borclari cok büyük rakamlara ulasmis.Saglik kurumlarini iflasin icine sokmustur.Ikinci kisim ise primi ödeyen vatandasin kanunlar icersinde haklarini harfi harfine bilmesi ve istiyebilmesidir.Belki bu haklarin kontrolü belkide bir sendika sistemi icersinde de olabilir.Parasini tikir tikir ödedigi icin düdük onun elinde olmalidir.Bu gün Türkiye de cok kaliteli hastahaneler ve saglik uzmanlarimiz vardir.Yanliz bu kurumlar sosyal kurum sifatini normlar icersinde tasimamaktadir.Bu gün Hastaneleri ayakta tutan orada calisan doktorlar hastalar dan önce oranin idari bölümünün aksaksiz calismasini sagliyan idari bölümdür.Eger burda bir aksaklik oldugu taktirde o hastane calisamaz duruma gelir.Bu bölümün denetlenmesi ise Devletin görevidir.Her hastahane bir ticarethane dir.Bu sektör göz ardi edilemiyecek kadar önem tasimaktadir.Ayni zamanda Devlete bir noktada gelir getiren bir sektör oldugunu da unutmamak lazimdir.Bu konuyu daha da cok yönlü ele almak mümkündür.Büyük reformlar yerine hale elimizde ki yönetmeliklerin ne oldugu bilinci ve bunlarin nasil calisip nerelerde tikandigini tespit ederek bir nezhe olsun carklarin muntazam bir ritimde calismasini sagliyabiliriz.Egitim okul sralarinda ögrendigimizle animsam mamalidir.Bu kelimeyi günlük yasamizda uygulamaya calismak zorundayiz.Bu gün nasil carsiya ciktigimiz zaman aldigimiz gida maddesini titizlikle inceliyorsak.Her ay ödemis oldugu pirim karsisinda alacagi saglik hizmetini de ayni sekilde incelemek zorunda oldugunu bilmesi Egitim konusunda bir adim daha atmis oldugumuzu gösterir.
Saygilarla.

Pazar, Ocak 07, 2007

PAZARIN SOHBETI...


Dostlar bu Pazar sizlere 25 sene geriye giderek basimdan gecen bir hikaye ile basliyacagim .
Coluk cocuk münibüsümüze atladik vatana dogru yol aldik.Kalabalik aile olunca
münübüs en güzel vasita.Ucaga verecegin paranin 4 birine geliyor. Istedigin yerde konakliyorsun.Bir cok yerleri görme imkanin oluyor.Eh vatanda da ayagin yerden kesecek bir vasitan oluyor.Yola cikmadan evvel gerekli bütün evraklari hazirladik.En mühimi ise hastalandigimiz zaman disardaki ülkelerde tedavi olabilme imkanini sagliyan belgeler. TR 4 belgesi de Türkiye icin gecerli.Neyse bu seneki tatil yerimiz Antalya o zamanlar sehrin icinde bir apartman dairemiz var ama, niyetimiz Kemer'de deniz sahilinde kamp yapmak.Unutmadan söyliyeyim o zamanlar simdi tatil köylerinin bulundugu yerler halka acik sahiller idi.Neyse Antalya'ya indikten sonra evden Cadirlarimizi alip Kemer'de yazlari kurulan bir Kamp yerine yerlestik.Genclik yillarinda hakikaten cok güzel bir sey.Deniz Günes tertemiz bir kumsal hele köylülerin getirdikleri taze meyve sebzeler.Anliyacaginiz 4 dörtlük.Bencezin unuttugu tek sey Günesin Avrupa da alistigimiz günese benzememesi.Bende bayagi bir alerji yapti.Care doktora gitmek.Biraderler Antalya da oturuyorlar hemen filanca doktora gidelim agbi dediler.Yoo dedim
ben sigortaliyim dogru hastaneye dedim.Benim birader agbi sen ne diyorsun.Burasi Türkiye gel doktora gidelim.Tutsa tutsa iki sigara parasi senin icin.Bende inat yok dedim.Benim elimde TR 4 var pasa pasa SSk.ya gider tedavi olurum.Neyse efendim uzatmiyalim hastaneye vardik.O da ne, sanki bir Panayir yeri insanlar üst üste tipki sinema dagilisi.Bu ne dedim, dediler.Burasi
böyle bende inat gectim siraya cildiyeci icin bir numara aldim.Basladim beklemeye benim birader agbi gel inat etme sira gelmez diyor, bense niye gelmesin herkez nasil bekliyorsa bende beklerim diyorum.Bir ara Doktorun kapisinda iri yari mavi önlüklü bir adam gördüm.Bu ne is yapiyor diye biradere sordum o da insanlarin sirasi ile ilgileniyor dedi.Kalktim yanina vardim Selamün Aleyküm kardes bak bakalim su numaraya, ben daha ne kadar beklemem lazim diye sordum.Adam kagidi eline aldi söyle uzun uzun sanki bir rapor kagidini incelermis gibi baktiktan sonra yarin saat 4 ile 5 arasi siran gelir dedi.Bende biradere dönüp bak iyiki sormusuz hadi yarin saat 4 de gelelim diyip kampin yolunu tuttuk.
Ertesi gün saat tam 4 de oradaydik.Inanin 10 dakika ya bekledik ya da beklemedik.Bizim numara cagrildi.Helal olsun o kapida bir haftalik trasli iri yari adama, adam bilgi sayar gibi.
Bir bakisda siramin ne zaman gelicegini bildi e kolay degil o kadar insanla ugrasmak tecrübe konusuyor tabiki.Iceri girdim beyaz gömlekli bir hanim doktor.Suratima bakmadan elimdeki
kagitlari alip neyiniz var dedi ben daha sirtimda kirmizi demeden .Bu yazdigim merhemi günde iki defa sürün bir seyiniz kalmaz diyiverdi.Masallah uzman dedigin böyle olur suratima bile bakmadan.TR 4 kagidini görür görmez bir de "sirtimda kirmizi" kelimesi ile bir dakika icinde teshisi ve ilaci yaziverdi.Ne mi oldu diye soracak olursaniz Uzman doktorun dedigi gibi 1 hafta icinde bütün dertlerim bitti.Buraya kadar sabirla benim hikayemi okudunuz.Simdi 25 sonra
gecen bir yeni bir olayida burayi tikliyarak okuyun.Bu da Zeyno Anne'nin blogunda ki yazisi.
Pazartesi günü de bu konuyu iyice bir ele almiya calisalim. 25 sene icersin de nelere ulasabilmisiz.Müsterek sitemiz de 1 ay boyunca EGITIm dedik,bir ayida SAGLIK konusuna ayirmistik.Demek ki yazicak daha cok sey varmis.
Kalin saglicakla Huzur dolu Pazarlar.

Cumartesi, Ocak 06, 2007

TELLÄL....


*Ah Dostlar dün yatagimdan davul sesi ile uyandim.Gümbe de güm bir ses," bagiriyordu Telläl" Bre ahali arabanizla sehir icine gezmeye gitmenin tadini cikarin. 2007 senesinden sonra sehrin icine gitmek isterseniz arabanizdan para alacagiz.Amma sizlere bedava.Bu duyuru yanliz arabalariniz icin gecerlidir.Hele hele kicindan pis kokanlar para da verseler bundan gayri giremiyecekler.Sonra gene bagriyor 2010 da hecmi hec giremeyeceklerdir.Diyordu Telläl.
Adamlarin cani ne kadar tatli ya.

Eh sabah sabah uyanmistik ne yapalim söyle sanal gazetelere bakalim dedik.

*Kocaman bir baslik artik Komsii degil AB demis.Transit vizeler artik gecerli olmiyacakmis.Nakliyeciler icin. Bre kardes biz burada her zaman AB icin yazmadikmi ? Ister icinde ol istersen disinda ol. Seni ilgilendiren kismini ögren demedikmi.Lafimizi dinleseydin simdi yaygara yapmazdin.Biliyorsun ki 2007 senesinde adam AB li oluyor.Onun kanunu ne ise uyguliyacak. Minare elinde simdi kilif ara bakalim.

*Bir baslik daha Yunan'li Fransa'dan Istanbul-Izmir'i vuracak menzilli füzeler alacakmis.Arkadas Berlin-Istanbul 2435 km.Istanbul-Hakkari kac kilometre biliyonmu ?.Aklin sira cilve yapmaya kalkarsin, bir delilik yapar füzeyi ateslersin.
Gitti benim iki sehrim var sayalim.Ayni füzeler seni haritadan siler bunu hicmi düsünmezsin.
Hani Tarihte bir söz vardi sakalimi kestin bak daha gür cikti yerine.Kolunu kestim adin colaga cikti sözü geldi aklima.Yok Dostlar daha bir cok baslik var ama bu günlük yeter.
Ben Televizyonumu acayim sabah programlari gözel oluyor.
Kalin saglicakla.

Cuma, Ocak 05, 2007

YAZI MI TURA MI ?....



YAZI :)) Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ailelerince okula gönderilmeyen kız çocukları artık kaderlerine boyun eğmeyip okumak için mücadele veriyor.
Cumhurbaşkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, valilik, milli eğitim müdürlükleri, polis ve jandarmaya mektup yazarak ya da telefon açarak ailelerini şikâyet eden yüzlerce kız okullu oldu.

'Başka çaremiz yoktu'
Diyarbakır'da yoksul ailelerin oturduğu ve tamamı gecekondulardan oluşan Fiskaya Mahallesi'ndeki iki odalı evde yaşayan dokuz çocuklu Polat ailesinin kızları 12 yaşındaki Mine, 10 yaşındaki Mekiye ve yedi yaşındaki Atiye, okumak için ailesini ihbar eden kızlardan sadece üçü.
Çok sayıda başvuru var
Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Şahin Demirkol, Okula göndermeme nedeni olarak aile yoksulluğu öne sürüyorsa çocuğun tüm kırtasiye, giyim ve diğer ihtiyaçlarını karşılıyoruz."
Cumhurbaşkanı'na mektup
Şırnak'ın Silopi ilçesine bağlı Doruklu Köyü'nde yaşayan 15 yaşındaki Elif Adal ve Seyhan Fındık'la 14 yaşındaki Reyhan Karakan, yaklaşık 10 ay önce ailelerince liseye gönderilmeyince Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e mektup yazarak yardım istemişti. Cumhurbaşkanlığının talimatı üzerine Şırnak Valiliği'nin girişimiyle bu üç kız da Silopi'deki liseye kaydettirilmişti.

TURA :)) Milli Eğitim Bakanlığı'ndan, "Kolejde Uyuşturucu Partisi" başlığıyla basına yansıyan konuyla ilgili olarak, haberin yer aldığı televizyon kanalından okulun isminin alındığını, olayla ilgili inceleme ve soruşturma başlatıldığını bildirildi.

Öğrenciler arasındaki 'ilginç' diyaloglar

Görüntülerde bir öğrenci, "Sana bomba yapayım mı?" diye arkadaşına soruyor. Bir diğer öğrenci ise "Elimi tut", bir başkası ise "Adam kaydı ya" diyor. Giyimleri ve kullandıkları dil, bu öğrencilerin iyi bir eğitim aldıklarını ortaya koyuyor.
İçi uyuşturucu dolu poşet elden ele dolaşmasının sonunda öğrencilerin tümü kendinden geçiyor.
Öğrencilerin aralarında yaptığı konuşmalardan uyuşturucu partisini, ders aralarındaki teneffüste bir araya gelerek düzenledikleri anlaşılıyor. Uyuşturucu partisinin düzenlediği saatlerde diğer kolej öğrencileri ve öğretmenlerin de okulda oldukları sonucu ortaya çıkıyor.

İKİ LİMON FİDANI

Bahçıvanın biri aynı ağacın çekirdeklerinden çıkan ve aynı zamanda aynı ağaçtan aşılanmış iki limon fidesi almış. Birisini bahçeye güneş gören bir açıklığa dikmiş. Diğerini de bir saksıya dikip salona koymuş. Bahçıvan iki limon fidesine de son derece itinayla bakım yapıyormuş. Sularını, gübrelerini zamanında eksiksiz veriyormuş.
Aradan 3 yıl geçmiş bahçedeki fidan büyümüş serpilmiş meyve veren bir ağaç olmuş. Salondaki fidan sağlıklı gibi görünüyormuş ama bodurlaşmış, henüz meyveden de eser yokmuş. Birkaç yıl sonra salondaki fidan da çiçek açmış meyve tutmuş. Meyveler olgunlaştığı zaman bahçıvan iki kardeş fidanın meyvelerini eline almış bahçedeki limon ağacının meyvesi iri, sulu ve az çekirdekliymiş. Salondaki limon fidanının meyvesi ise küçük, susuz ve içi çekirdek doluymuş.Kaynak.Radikal.Milliyet. Amir Akdag

Çocuklarımızın gelişiminde çevresel faktörlerin önemi konusunda yorumlariniz !...

Saygilarla.

Perşembe, Ocak 04, 2007

KALSİYUM ÖLÇER...



VÜCUDUMUZDAKİ HASSAS "KALSİYUM ÖLÇER"LER

İnsan vücudu mükemmel ve hassas bir denge ile yaratılmıştır. 80 kiloluk bir insan, kanında dolaşan yarım gramlık kalsiyuma muhtaçtır.
Kandaki kalsiyum miktarı insanın hayatta kalabilmesi için son derece önemli bir faktördür. Bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için nasıl nefes almaya ve su içmeye ihtiyacı varsa, kanında belli bir miktarda kalsiyum bulunmasına da ihtiyacı vardır. Kandaki kalsiyum miktarı olması gerekenin altına düştüğünde, insan yaşamını yitirir.
Örneğin kanda eksilen kalsiyum miktarını anlayabilmemiz için öncelikle yapmanız gereken, önünüzdeki kanda ne kadar kalsiyum bulunduğunu ölçmek olacaktır. Ancak bunun için çok gelişmiş teknolojik aletler gereklidir ki, buna zaman ve imkan o an için yoktur. Bu durumda oldukça çaresiz kalırsınız. Önünüzdeki kanda bulunan kalsiyum miktarını ölçemeyecek olmanız, bir insanın ölümüne neden olabilir. Örneğimizi biraz değiştirelim. Bu kanda hiç kalsiyum olmasın. Yapmanız gereken, en ideal miktarda kalsiyum eklemesi yapmanız. Acaba bu sefer nasıl bir karar verirdiniz? Önünüzdeki kalsiyum kabından kaç kaşık alıp bu kana karıştırırdınız? Eksikliği ölümle sonuçlanacak olan bir maddeden bir litre kana karıştırılması gereken en ideal miktar acaba nedir?
Bu, hiçbir zaman karşılaşmayacağınız örnek, yalnızca kanda bulunan kalsiyum miktarının önemini daha iyi vurgulamak için verilmiştir. Eğer önünüze içinde hiç kalsiyum bulunmayan 1 litre kan konulsa, bu kana karıştırmanız gereken kalsiyum miktarı yalnızca bir gramın onda biridir. Vücuttaki 5 litre kanda bulunması gereken toplam kalsiyum miktarı ise ancak yarım gramdır. Bunun daha fazlası ya da daha azı oldukça ciddi sağlık problemlerine hatta ölüme yol açacaktır. İşte insan vücudu böylesine mükemmel ve hassas bir denge ile yaratılmıştır. 80 kiloluk bir insan, kanında dolaşan yarım gramlık kalsiyuma muhtaçtır.

Kalsiyum neden hayati bir öneme sahiptir?

* Kalsiyum, vücudumuzda birçok hayati fonksiyonun gerçekleşmesini sağlar. Kalsiyum olmadan kanınız pıhtılaşmaz, bu durumda küçük bir yara veya kesik dahi insanın kan kaybından ölmesine neden olabilir.
* Kalsiyum sinir uyarılarının iletilmesinde de çok önemli bir rol alır. Eğer sinir uyarılarının iletimi kesilirse bu, o an ölüm anlamına gelir.
* Kalsiyum aynı zamanda kasların çalışmasını ve kemiklerin sağlamlığını da sağlar. Yetişkin bir insanın vücudunda yaklaşık 2 kg kadar kalsiyum bulunur. Bu kalsiyumun yüzde 99'u kemiklerde depo edilmiştir.
* Geri kalanı ise metabolizma ile ilgili işlevlerde kullanılır. Vücut fonksiyonlarının devam etmesi için de yaklaşık olarak 0.5 gramlık kalsiyumun kanda dolaşması yeterlidir. Kanın 100 ml'sinde 10 mg -bu, 1 litrede 0.1 grama karşılık gelmektedir- kalsiyum bulunmaktadır.1

Kalsiyum miktarındaki en ufak bir azalma veya artış nelere sebep olur?

Eğer bu oran 10 mg'dan 6-7 mg'a düşerse, yani kanda bulunan toplam kalsiyum 0.2 gram azalırsa tetani hastalığı ortaya çıkar. Tetani hastalığında oldukça ağrı verici kas kasılmaları ve seğirmeler görülür. Bu kasılmalar başta kalp kaslarında ve solunum yolundaki kaslarda meydana gelir. Bu kasların düzensiz kasılması hem kalbin atışlarını düzensizleştirir hem de solunum yollarını tıkar. Gerekli tedavi uygulanmazsa hastanın kalbi durur veya düzenli nefes alamaz ve sonuçta ölebilir. Görüldüğü gibi insanın kalbinin atması veya nefes alabilmesi gibi son derece hayati fonksiyonlar için dahi yarım gramlık bir maddeye ihtiyaç duyulmaktadır.
Eğer kanda bulunan kalsiyum miktarı 100 ml'de 12 mg'a çıkarsa, yani toplam kanda bulunan kalsiyum yalnızca 1 gramın onda biri kadar artarsa, bu durum böbrek taşlarının oluşmasına, sinir sisteminin refleks faaliyetlerinin yavaşlamasına, kasların zayıflamasına ve güçlerini kaybetmelerine neden olur. Kalsiyum miktarı 100 ml'de 17 mg'a çıktığı zaman ise kalsiyum fosfat vücudun her yerine çöker ve vücudu zehirler.2 İnsan vücudunun bir maddeye böylesine bağımlı olması ve bedenimizde gerçekleşen birçok işlemde bu maddenin özel bir plan dahilinde kullanılıyor olması iki önemli noktayı tekrar ortaya çıkarır.

Peki bu hayati miktarı belirleyen mekanizma nedir?

Bu sorunun cevabı bir başka yaratılış mucizesini ortaya koyar; tiroid bezi ve tiroid bezinin içine gömülmüş bulunan bir başka hormonal bez olan paratiroid bezleri, vücutta kalsiyum dengesinin sağlanması için son derece akılcı bir plan uygulayarak, işbirliği içinde çalışırlar. Özellikle paratiroid bezinin tek görevi, bütün ömrünüz boyunca, gece-gündüz kanınızda ne kadar kalsiyum bulunduğunu ölçmek ve kalsiyum oranını en ideal ölçülerde tutmaktır.
Paratiroid bezi ürettiği son derece özel yapıya sahip parathormon vasıtasıyla kanda bulunan kalsiyum oranına müdahale eder. Eğer kandaki kalsiyum miktarı düşerse hemen parathormon salgılar.3 Burada çok ilginç bir nokta ortaya çıkmaktadır. Yazının başında, önünüze koyulan bir şişe kanda bulunan kalsiyum miktarını tespit edip edemeyeceğinizi sormuş, eğer elinizde bu iş için özel olarak tasarlanarak üretilmiş laboratuvar cihazları yoksa, bunu başaramayacağınızı belirtmiştik. İşte insanoğlunun ancak laboratuvar ortamında yapabildiği bir ölçümü, küçücük paratiroid bezi yapabilmektedir. Paratiroid bezini oluşturan hücreler sadece hormon üretmekle kalmayıp, ürettikleri hormonun kullanılacağı alana ait ölçümler de yapmaktadırlar.
Kanda kalsiyum miktarı azaldığında alınan tüm önlemleri yerine getiren tek bir molekül vardır: Üstte amino asit dizilimi görülen Parathormon. Bu mucize molekül, kemikleri, böbrekleri ve bağırsağı dilediği gibi yönlendirme özelliğine sahip olarak yaratılmıştır.

Gerekli önlemleri alabilmek

Kendinizi bir an kalsiyum miktarını ölçen hücrelerin yerine koyun. Gece gündüz hiç durmadan, hiç uyumadan, hiç dinlenmeden yıllar boyunca tek işinizin kanda bulunan kalsiyum miktarını hesaplamak olduğunu düşünün. Bu durumda hücrelerin yaptıkları mucizevi işlemin önemi daha iyi ortaya çıkmaktadır.
Paratiroid hücreleri yaptıkları ölçümler sonucunda kalsiyum miktarının düştüğüne karar verirlerse hemen parathormon salgılarlar. Bu aşamada hücreler bir başka şuurlu hareket göstermektedirler. Hücreler;

- kalsiyum oranının düştüğünü anlamakta,

- eksik kalsiyumun nasıl telafi edileceğini bilmekte,

- ve buna göre gerekli hareketi yapmaktadırlar.

Şimdi tekrar kendinizi paratiroid hücrelerinin yerine koyun ve düşünün. Eğer kanda kalsiyum miktarının azaldığını fark etseydiniz, nasıl bir önlem alırdınız?
Bir hücre, önünden akan kan ırmağı içinde bulunan kalsiyum atomlarını nasıl tespit eder? Gözü, kulağı, elleri olmayan hücreler, kanda bulunan tuz, glikoz, yağ, amino asitler, proteinler, hormonlar, enzimler, laktik asit, karbondioksit, azotlu atık, sodyum, potasyum, üre, ürik asit, demir, bikarbonat gibi milyonlarca farklı madde arasından kalsiyum atomlarını nasıl teşhis edebilir? Hücre kalsiyumu nasıl tanır? Kalsiyumun kanda ne kadar bulunması gerektiğini nereden bilir? Kalsiyum miktarını hangi şuur ile ölçer? Hangi akıl ile kalsiyumun az mı yoksa fazla mı olduğuna karar verir? Bu noktada tekrar hatırlatmak gerekir ki, bu hücreler akıl ve şuur sahibi olmayan, milimetrenin ancak %1'i büyüklüğünde varlıklardır. Bu varlıkların bizim adımıza kandaki kalsiyum miktarını başarı ile ölçebiliyor olmaları Allah'ın yarattığı mucizelerden sadece bir tanesidir.

Kalsiyum miktarının artması için nasıl bir yola başvururdunuz?

Bunun cevabını vermek için bir bilim adamı olmanız ve elinizde insan vücudunu inceleyecek her türlü imkanın bulunması gerekirdi. İnsanoğlunun o ana kadar vücutta bulunan kalsiyum hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını da varsayalım. Bu durumda yıllar süren araştırmalar yapmanız ve dünyanın önde gelen biyokimyacılarından da yardım almanız gerekirdi. Bütün bu çalışmaların tek bir amacı olacaktı; vücutta kullanılabilecek kalsiyum kaynaklarını bulmak.
Sonunda varacağınız sonuç şu olacaktı; kemiklerde bol miktarda kalsiyum bulunduğunu, bir miktar kalsiyumun da idrar yoluyla istemeden de olsa vücuttan atıldığını anlayacaktınız. Vücuda dışarıdan kalsiyum alımının ise ince bağırsakta gerçekleştiğini öğrenecektiniz.

Bu durumda yapmanız gereken üç işlem olacaktır;

1- Kemiklerdeki kalsiyumun bir bölümünün ödünç alınmasını sağlamak,

2- İdrara karıştırılan kalsiyumun geri emilmesi için bir yol bulmak,

3- Yediğimiz besinlerden daha fazla kalsiyum elde etmemizi sağlamak


Ancak bu işlemlerin her biri ayrı birer uzmanlık alanına girmektedir.
Şimdi bu noktada çok dikkatli bir şekilde düşünmek gereklidir. Kanda bulunan kalsiyum miktarının artırılması için birbirinden bağımsız 3 farklı yol bulunmaktadır; ve birbirinden çok farklı bu üç sistemin çalışmaya başlamasını sağlayan anahtar aynıdır. Bu anahtar üç sistemin de kontağını çevirmektedir. Daha da hayret verici olan, birbirinden çok farklı yapıda bulunan ve çok farklı çalışma şekilleri bulunan bu sistemlerin kontakları çevrildiği zaman, elde edilen verimin aynı olmasıdır; "kanda bulunan kalsiyum miktarını artırmak."
Kanda bulunan kalsiyum miktarı düştüğü zaman, paratiroid hücreleri akıl almaz bir şuur gösterirler. Ve her üç sistemin de kontağını çevirmek için gerekli olan anahtarı yaparlar; dahiyane bir şekilde tanıdığınız bir molekülü, yani parathormonu üretirler.
Böylece kemik hücrelerinin kalsiyum salgılamasını, böbrek hücrelerinin idrar içinden kalsiyum ayıklamalarını ve D vitamininin aktifleşip sindirim sisteminin kalsiyum elde etmesini sağlarlar. Ve kandaki kalsiyum miktarını yükseltirler.
Peki bu dahiyane formülü paratiroid hücreleri nasıl bulmuşlardır? Bu molekülün kemikleri, böbrekleri ve D vitaminini etkileyeceğini nasıl bilmişlerdir? Nasıl olur da tarih boyu yaşamış milyarlarca insanın paratiroid bezi -hastalık vakaları dışında- bu doğru formülü üretmeyi başarmıştır? Kemiklerin kalsiyum depoladıklarını, idrar içinde ziyan olacak kalsiyum bulunduğunu, ince bağırsak hücrelerinin kalsiyum emmek için aktif D vitaminine ihtiyaçları olduğunu, paratiroid hücreleri nereden bilirler? Bu üç sistemi çalıştıracak formülü nasıl tasarlamışlardır? Şuursuz ve akılsız hücreler insanı dahi aciz bırakan bu akıl gösterisini nasıl yaparlar?
Kandaki kalsiyum miktarını artırmak için üç farklı yöntem vardır. Ve bu üç ayrı yöntem için tek bir hormon yeterli olabilmektedir. Bu aynı amaç için, tek bir anahtarın üç ayrı kilidi açabilmesi gibidir. Kaynaklar: 1 Musa Özet, Osman Arpacı, Biyoloji 2, Sürat Yayınları, Şubat 98, s. 127
2 a.g.e, s. 129 3 Helena Curtis, Sue Barnes, Invıtation To Biology: Dördüncü Baskı, New York, Worth Publisher, INC, Ağustos 1985, s. 472

Saygilarla.

Çarşamba, Ocak 03, 2007

INCE CIZGILER..






“Her insan uyanıkken ortak bir dünyadadır, fakat uykuda herkes kendi dünyasındadır”

Beynin en büyük gizemlerinden birisi de “rüya”. İster kabul edelim, ister etmeyelim hepimiz rüya görüyoruz. Rüya görmediğini söyleyen kişilerin diğerlerinden tek farkıysa gördükleri rüyaları hatırlamamaları. Rüyalar uykunun önemli bir parçası, uyku da ömrümüzün.
Ömrümüzün yaklaşık üçte biri uyuyarak geçiyor. Bebekler neredeyse bu sürenin iki katını uykuda geçiriyor. Hayvanlardaki uyku düzeni insanlardan farklı. Örneğin bazı kuşlar tek gözü açık olarak ve çok kısa süreyle uyuyorlar. Yunus balıklarının uykusuysa oldukça ilginç. Yunuslar uyurken beyin yarımkürelerinden sadece birisi uyuyor, diğeriyse uyanık kalıyor. Her 2 saatte bir uyuyan ve uyanık olan yarım küreler nöbet değiştiriyor. Ayrıca, yunuslar akvaryum gibi ortamlarda aynı yönde daire çizerek uyuyorlar. Rüya görüp görmediklerini bilmiyoruz, ama neredeyse tüm hayvanlar uyuyor.

İnsanlık var olduğundan beri uyku ve rüyalar var. Kimi araştırmacılara göre uykunun en önemli işlevi, rüyalara zemin hazırlaması. Rüyalar yüzyıllardır insanoğlunun merakını çekmiş. Binlerce yıl önce Eski Mısırlılar zamanında rüyaların gerçeküstü bir dünyanın habercileri olduğu düşünülüyordu. Onlara göre rüyalar, felaketlerin ya da iyi talihin ön habercileri olarak tanrılar tarafından gönderilen mesajlardı.
İlk rüya tabirleri kitabı Eski Mısırlılar tarafından yazıldı. Rüyalar aynı zamanda tedavi amaçlı da kullanılabiliyordu. Kötü durumda olan bir kişi, bir tapınakta uyuyarak tanrılardan kendisini iyileştirmelerini diliyordu. Ertesi gün, kişinin gördüğü rüyayı yorumlayan rahipler nasıl bir mesaj geldiğini anlamaya çalışırlardı.
Eski Yunanlılar da MÖ 8. yüz yılda rüyaların tanrılardan gelen kutsal mesajlar olduğuna inanıyordu. Rüyaların dış dünyadan ya da tanrılardan gelen mesajlar değil, insanın kendi zihninden kaynaklandığı fikri ilk olarak MÖ 5. yüzyılda Heraklitos tarafından ortaya atıldı. Ünlü düşünür Aristoteles ise, rüyaların tanrı mesajları olduğu fikrine son noktayı koydu. “Parva natura İla” adlı eserinde Aristoteles rüyaların günlük hayatta meydana gelen olayların birikimi sonucunda oluştuğu fikrini ortaya attı. Rüyaların insanın sağlığını yansıttığını ve rüyalar sayesinde çeşitli hastalıkların iyileştirilebileceğine inanıyordu.
Modern tıbbın kurucusu olan Hippokrates de bu fikri destekleyenlerdendi.
Ünlü psikiyatrist Sigmund Freud, rüyaların ruhsal hastalıkları anlamak ve tedavi etmekte çok önemli olduğunu savunuyordu. Günümüzde bazı bilimadamları rüyaların beyin biyo kimyasının bir yan ürünü olduğunu ve özel bir amacı olmadığını ifade ediyorlar. Ancak, halen araştırmacıların çoğu, rüyaların bir işlevi olduğunu ve bunların tedavi amaçlı kullanılabileceğini düşünüyorlar.
Rüyaların mekanizması hakkında yoğun araştırmalar yapılıyor. Eskiden REM uykusuyla rüyaların eşanlamlı olduğu düşünülürken, yapılan son araştırmalar bunların birbiriyle bağlantılı ancak benzer kavramlar olmadığını gösterdi. Rüyaların en yoğun görüldüğü REM uykusunun sadece memelilerde ve bazı kuş türlerinde olduğu biliniyor. İnsanoğlunun en ilkel hayatta kalma mekanizmalarından biri olarak kabul edilen uyku ve rüyalar, bazı kimyasal maddelerin salgılanmasına bağlı. Beyinde mesajcı görevi yapan bu moleküller sayesinde uyku, derin uyku ve rüyalar oluşuyor. Tam olarak detayları anlaşılamayan mekanizmalar sayesinde beyinde, bilinç düzeyinden çok farklı bir düzeyde sesli, görüntülü ve duygu dolu imajlar oluşuyor. Bu imajların çoğu hatırlanmasa da, bunların beynin kendi kendine gönderdiği önemli mesajlar olduğu düşünülüyor. Bu mesajlar sayesinde beyin birçok problemini çözebiliyor, kendisini yeniden şekillendirip kişiyi günlük hayata hazırlıyor.
Gün içerisinde azalan ya da tükenen çeşitli moleküller, rüyalar sırasında tekrar sentezleniyor. Rüyaların, öğrenme ve bellek geliştirmede de önemli rolü var. Rüya görürken beyin, neredeyse uyanıkken olduğu kadar etkin. Uyku ve rüyalar sırasında beyinde gerekli bağlantılar sağlamlaşıp, gereksiz olanlar kopuyor ve günlük hayata daha kolay uyum sağlayacak hale geliyor. Beynin bu yoğun çalışması, hiç farkında olmadığımız ruhsal ve duygusal sorunlarımızın çözümüne de katkıda bulunuyor. Böylece rüyalar sayesinde beynimiz, ertesi güne çok daha iyi ve zinde başlama olanağı tanıyor bize.

Saygilarla.

Salı, Ocak 02, 2007

RÜYA GIBI..



ERDIL



Yıldızlar

Seni karanlıkta yatırıyorlar.
Korkuyorsun geceden:
Bakıp bakıp pencereden,
Yatağına sokuluyorsun.

Ben hep eski yerimdeyim, biliyorsun.
Hava açık olduğu zamanlar
Beni seyrediyor, seviniyorsun.

Ne olurdu, ben de,
Sana göründüğüm şekilde
Odana gelseydim.
Ateşböcekleri gibi,
Küçücük avucunda
Yanıp yanıp sönseydim.

Seneler geçip gider, büyürsün.
Bir gün olur, hepsi biter:
Endişeler, o çocuk üzüntün
Hepsi biter.
Aydınlanır seninçin geceler,
güneş gibi görünürsün.

Biraz sabır, küçük çocuk, biraz sabır.
Ama Allah'ın koyduğu yerde,
Yıldızlar daima yalnızdır.



Behçet Necatigil

Saygilar.

Pazartesi, Ocak 01, 2007

HOS GELDIN 2007



ERDIL

2007 Senesi Bütün insanliga huzur ve mutluluk getirmesi dilegi ile Hos Geldin Deriz.Yukardaki Filmi Berlinden saat 12 de sizler icin Balkonumdan cektim.

Saygilarla.