Doga bitki/ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doga bitki/ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Kasım 25, 2008

ONUN ADI STEVIA...







Beslenmemizde çağ açacak bir bitki :
Çocukların hayalerini süslüyen, büyüdükleri zaman bu hayalleri gerçekleştirmeye çalışanlar; şekerli yiyecekleri, sınırsız olarak yiyebilmek.Aynı zamanda bu sınırsızlığın, vücudumuza bir zararının olmaması.Bilindiği gibi şekerin fazla kilolara ve karyes "dişlerde" yol açtığı.Paraguay'da keşf edilen bu bitki bizlerin hayalini gerçeğe çevirebilir.Onun adı Stevia veya Balotu.

Paraguay'da yetişen bu ot, yerliler tarafından asırlarca bilinmekteydi.Onu yiyeceklerini tatlandırmak için kullanıyorlardı."Tatlı şans" olarak adlandırdıkları bu ot.Çocukların severek yedikleri lakritze tadımını taşıyor.İçinde sakladığı şekerimsi tadı esasında, 1887 yıllarında Moises Giacomo Bertoni keşfetmişdi.1920 yıllarına doğru yetiştirme çiftlikleri kurulmaya başladı.

Stevia bitkisinin en güzel tarafıda tansiyonu düşürdüğü,ne kadar yenilirse yensin dişlerde "kariyes" ve kalori aldırmadığıdır.
Şimdi; uzun zamandır keşfedildiği halde neden tanımıyoruz diyeceksiniz.Bunun cevabı bu otun Avrupa'da yasaklı olması, satıldığı taktirde cezaya tabii tutulması idi.
90 yıllara gelindiği zaman bu yasak yavaş yavaş kaldırılmış; buna karşılık bu otun nereden geldiği ve ne şartlarla yetiştirildiği gibi bir sürü zorlıyıcı prosüdere bağlanmışdır.

Bu gün yaşadığım ülkede senede 34,3 kilo kullanılmaktadır.Buna karşın Cola üreten firma, şekere alternatif olarak bu bitkinin patentinin 24 tanesini elinde tutmaktadır.Bu konuda daha geniş bilgiyi, gıda uzmanı M.Holly www.frestevia.de açıklamaktadır.
Şeker her zaman elimizin altındaydı.Stevia ise yalnız sağlık nedeni ile şekeri kullanamıyanlar için enteresandı."Kanser,Pankras gibi rahatsızlıklar yüzünden şekerden vaz geçenler 90 lı yıllarda onu tanıdılar.

Bu gün ise onu gıda maddeleri arasında değilde vücut temizliği ve diğer bazı maddelerin içinde katkı maddesi olarak görüyoruz.Avrupa Birliği dışında ki ülkeler hariç.

Onu en çok kullanan ülke ise bu gün Japonya'dır.1969 yıllarında sentetik şekerin
yasaklanması ile Stevia piyasada yerini aldı.% 40'lık bir oranda, bir çok gıda maddelerinin içinde yerini aldı.Balık, çıklet, dondurma, diyet çolalarda.Bu ülkelere
İsrail,Kore ve Brezilya'yı da ekleyebiliriz.Dünya da 150 Milyon insan şeker'in alternatifini kullandığı göz önüne getirlirse, değeri daha da artmaktadır.Çin bu bitkiyi yetiştiren en büyük ülke konumuna da geçmiş bulunmaktadır.

Stevia'nin daha bir çok özellikleri arasında bağışıklılık sistemimize yardımcı olduğu
için dış macunları veya gargaraların içinde de kullanılmaktadır.
İnşallah bir gün Avrapa birliğinin yasaklı zincirini kırabilir.Şeker yetiştiricilerinin kabusu olmaya devam edecektir.Kullanılmıyan tek yer bu gün itibari ile hamur işlerinde pişirilmediğidir.
Bakalım zaman bu bitki hakkında daha ne gibi yenilikleri gösterecek.
Saygılarla.

Cuma, Mayıs 09, 2008

Yeşil ...


Kaçak villaları dikti şimdi 2B’yi bekliyor

Rizeli işadamı İsmail Yılmaz, Çavuşbaşı’nda 1998 yılında bir orman köylüsünden 250 bin YTL’ye 10 bin metrekarelik arsa aldı. Üzerine 3 kaçak villa yaptı. Şimdi tek sıkıntısı tapusu! “Elektrik, su hemen bağlandı. 2 yıl önce de doğalgaz geldi. 2B çıkınca tapuyu da alacağım. O zaman tek bir villanın değeri 700 bin YTL olacak” diyor

Yeşil renk elektromanyetik tayf'ın insan gözüyle görülebilen renklerinden biridir. Turuncu ve mor ile birlikte ara renklerden biridir. Dalgaboyu 550 nanometre kadardır.

Bitkilerin yaprakları klorofil maddesi yüzünden yeşildir. Yeşil renk, çevreci hareketler tarafından da kullanılmaktadır.

Yeşil renginin hex değeri "#00FF00", RGB değeri "0, 255, 0", ve CMYK değeri "100, 0, 100, 0" dır.
YEŞİL: Pasif
ARA RENKLER: Yeşil
YEŞİL:Kullanıldığı mekanda sakin, barışçıl, hassas, yumuşak bir etki yaratmaktadır. Neşe ve sükuneti ifade etmektedir.
İki ana rengin karışımıyla ortaya çıkan ara renk, karışıma katılmayan ana rengin tamamlayıcısıdır. Aynı zamanda birbirinin gerçek gücünü ortaya çıkartıp birbirlerini harekete geçirdiklerinden birbirlerine karşıt renklerdir.

Kırmızı Yeşil
KONTRAST / ZIT RENKLER Kırmızı ---Yeşil
ARMONİ / BÜTÜNLEYİCİ RENKLER Sarı --- Yeşil
RENKLERİN PSİKOLOJİK ÖZELLİKLERİ :- Yeşil rengi soğuk renk çağrışımını oluşturması.
SOĞUK RENKLER : Yeşil, mor, mavi
Ara renklerden mor ve yeşil kendilerini oluşturan sıcak vesoğuk renklerin miktarına bağlı olarak değişir. Kesin bir sınır koymak mümkün değildir.
Renkli görmemizi sağlayan üç farklı koni vardır. Kırmızımsı ( Uzun dalga ) ışıklara duyarlı olanlara L - konileri ya da kırmızı koniler, yeşilimsi ( Orta dalga ) ışıklara duyarlı olanlara M - konileri ya da yeşil koniler, mavimsi ( Kısa dalga ) ışıklara duyarlı olanlara S - konileri ya da mavi koniler denir.

Göze aynı anda gelen farklı miktardaki tek renk ışıklar bu konilerde bileşke bir renk olarak görülür. Tek renkli kırmızı ve tek renkli yeşil ışık eşit miktarda ve birlikte göze geldiğinde gözde oluşan algı sarı renktir.

Bu nedenle göz algıladığı sarı ışığın tek renkli ya da kırmızı-yeşil ışık karışımı olup olmadığını ayırt edemez. Renk körlüğü bu konilerden herhangi bir çeşidinin eksikliği sonucunda görülen bir göz kusurudur.

Işık Karışımlarının Görmeye Etkisi:

Işığın kırmızı, yeşil, mavi renklerinin farklı oranlarda karışımı göze geldiğinde bütün renklerin algısını oluşturur.

Bu nedenle bu üç renk, ışığın ana renkleri olarak kabul edilir. Işığın ana renklerinin aynı orandaki ikili karışımları ara renkleri oluşturur. Bu ara renkler sarı, cyan, magentadır.

Ana renklerdeki ışıklar göze aynı anda eşit miktarda geldiğinde gözde beyaz renk algısı oluşturur. Göze birlikte geldiklerinde beyaz algısı oluşturan iki renk ışığa birbirlerinin tamamlayıcısı denir.

Birbirinin tamamlayıcısı ışık renkleri kırmızı ve cyan ( yeşilimsi mavi ) Yeşil ve magenta ( kırmızımsı mor ) Mavi ve sarıdır.

Bu kadar Yeşil'i anlatmak yeter...


Başımız dertte.
Dünya ısınıyor, iklimler değişiyor, afetlerin sayısı ve şiddeti artmaya devam ediyor.

Dünyamız çölleşmeye, açlığa, susuzluğa doğru giderken doğal dengeler bozulurken çözüm, yeşil örtüyü korumak ve genişletmektir.

Ama biz ne yapıyoruz ?
Nefes almamızı sağlayan, topraklarımızı, suyumuzu koruyan, binlerce canlının yaşam kaynağı, yuvası ormanlarımızı korumamız gerekirken sözde “yasal” yollardan satmaya çalışıyoruz.

Ormanlarımız satılık değildir.
Anayasaya aykırı, ulusa ait ormanları satışa çıkararak mülkiyet hakkını hiçe sayan ve orman talanının önünü açan 2 B orman arazilerinin satışına geleceğimiz ve çocuklarımız için hayır diyoruz.

Ormanlarımızın satılmaması hep orman kalması için; aşağıda imzası bulunan biz Ülke Gönüllüleri, başta TBMM Başkanımız, Başbakanımız ile Çevre ve Orman Bakanı olmak üzere Yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün üyelerinden, ilişikte yer alan 2 B ile ilgili çözüm önerilerimizi dikkate almalarını, 2 B orman arazilerinin satılmamasını ve tekrar 2 B’lerin yaşanmaması için gereken önlemleri almalarını istiyoruz.

Saygılarla.

Perşembe, Nisan 17, 2008

ENERJI = ACLIK..



Rüzgar yön değiştirdi.Fazla üretim geçmişde kaldı.Dünyaca tarım alanları enerji ve endüstürü için ham maddeye hizmet ediyor.Alanların çoğu kimyevi ve genteknik alanları oluyor.Sevindirici olan tarafı üreticiye ait olan kısmi;fiatların gittkçe artması.
Avusturya tarım birliği yukarda bahs ettiğimiz ekim nedenleri yüzünden bio tarımında geriye sayımın başladığını söylemektedir.1993 senesi 200.000 hektar olarak bilinen
ekim alanları bu gün 1,56 Milyon hektara ulaşmış durumdadır.
Otomobiller Mısır ve Buğday tüketmeye başlamış durumda.
ABD'de Ethanol'u kazanabilmesi için mısırı kullanmaktadır.Bu durum karşısında fiatlar tavan yapmışdır.Ethanol bir bakıma alkol bu da Benzin ve Mazotun alternatifi yerini alamaktadır.Son seneler içersinde 118 adet Ethanol üreten fabrika mantar gibi
ortaya çıkmışdır.35 Milyar litre Ethanol senelik üretmektedir.Bu da senelik mısır üretiminin 4/1 'dir.Ekici fiatların katlanması karşısında mahsulünü bu yöne döndürmüşdür.
Aynanın karanlık tarafı ise komşu ülke Meksika'da ana gıda maddesi olan mısır'ın fiatları bu şekilde artması karşısında, insanları sokağa dökmeğe başlamışdır.
Fotoraf; Amerikan arabasının yakıtına karşı açlık çeken Meksikalılar olarak görülüyor.
Bu gün aynı durum Avrupa ülkelerinde de görülmektedir.Avusturya'da kurulan Ethonol fabrikalarında 70.000 Hektarlık ekim alanından 200.000 metrekubik Ethonol kazanıldığı bunu da Benzin ve Mazot alternatifi olarak kullandığıdır.2007 yılı ile
% 2,5 olan üretim 2008 senesi ile % 5,75'e ulaşmışdır.
Bu durum Ağaç endüstürü alanlarında gözle görülür durumda; kağıt ve Faser plakalarının ham maddesi olarak tüketimin gittikçe artması karşısında.İklim değişikliği ile doğa felaketlerini de buna eklediğimiz zaman bu alanda da fiat artışı görülmeye başlamışdır.Boşalan alanlar ise tarım alanlarına dönüstürülüp enerji kazanılması yolunda üretime çevrilmektedir.
Elektrik veya Süt ne alaka demiyelim.Bu gün Hayvancılık için kullanılan meralardan alina ürün. hayvanlara verilmektense fabrikalar da işlenip Metan gazı elde edilmekte bu durumda da Elektrik üretiminde kullanılmakda.Geri kalan atık kimyevi maddelerde tekrar meralara dökülerek gübreleme ile daha kaliteli ham madde elde edilmektedir.
Ne yazık ki hayvancılık yok olmakda bu da elde edilecek süt'ün azalması ona bağlı gıda maddelerinin fiat artışına neden olmaktadır.
Teknolojinin bu şekilde ilerlemesi ile Petrol'den elde edilen kimyevi oluşumlar.Boya,asfalt,yağlar,plastik,ambalaj sanayi liste vs.vs olarak uzayıp gitmektedir.Artık ham madde olarak.Mısır,Buğday,Pancar,Şeker Kamışı,Patates,Raps,Prinç gibi gıda maddeleri almaktadır.
Petrol üretiminin azalması,Petrol alanlarının el değiştirmesi,Üretimin belirli noktalardan kontrolü,bir çok gelişmiş ülkelerin bu konuda aldıkları alternatifler tarım alanları ile başlamışdır.Hazırlıksız belirli bir plan proje içersinde başlamaması bizlere Enerji = açlık olarak dönüşüm yapmaktadır.Buna iklim değişikliğinin getireceği olumsuzluklar dahil değildir.
Şu andaki durumu ona bağlıyamayız.
Bu gün araştırmacılar gen teknik ile tarım ürünlerinde ki rekolteyi ikiye katlamakla uğraşmaktadırlar böylelikle enerji+açlık lığa karşı tedbir alınabileceği fıkrendedirler.Bu çalışmaların enerji alanında olumlu olacağı muhakkakdır.Sağlık yönüyle bizlerin böyle bir gıda maddelerine karşı hazır olup olmamız bilinmezler hanesinde bulunmaktadır.
Uzmanlar kapıların teker teker açıldığını zaman içersinde bunun bizler üzerinde olacak olan eksi ve artılarını görebileceğimizi söylemektedirler.
Bu gün itibarıyla genteknikle üretilen gıda maddeleri ile bio tarım arasında bir sınır çizilemiyeceği bilinmesi bir gerçekdir.
Özetlememiz gerekirse:
Artılar;
* Verimi yüksek yeni bir tarım sistemi.
* Petrol'e karşı yeni alternatif.
* CO 2 nin vermiş olduğu zararın önlenmesi.
* Ham maddesinin natur olması nedeni ile atıkların tekrar toprağa dönüşümü ile Çöp probleminin kendiliğinden ortadan kalkması.
Eksiler ;
* Böyle bir çalışmaya hazır olmıyan ülkelerin açlıkla karşı karşıya gelmesi ekim alanlarının yok olması.Köleleğin tekrar ortaya çıkması.
* Kısıtlı alanlar yüzünden yağmur Ormanlarının yok olma tehlikesi.Genteknikle sistemin değişimi.
* Tarım üretiminin köylünün elinden alınıp endüstürü baronlarının kontrolü altına girmesi.
* Genteknikin getirdiği kurallarla.Kimya sanayinin daha da bir önem kazanması.
Biraz, bu günü bir başka pencereden bakmaya çalıştım.
Kapımıza yaklaşmakta olan İklim değişikliklerin getireceği eksilerle karşılaşmadan,onun adı altında bahaneler üreten Politikacılara büyük bir havuzdan pipetimle bir kaç damla su çektim.
Kalın sağlıcakla bir başka çevre ile ilgili yazıda görüşmek üzere.
Saygılarla.

Pazartesi, Eylül 10, 2007

Fotosentez / Kohlendioxid CO2


Kohlendioxid CO2 yaşamımızdaki rolü nedir ?
Dünyamızda element olarak ne gibi yer almaktadır.
Bu gaz dünyamızdaki 3.ncü canlı türünün bir numaralı elementidir.Onsuz yeşil bir yaşam düsünülemez.Onun sayesinde elde ettiğimiz ürün yaşamız için elzem olan gıda maddeleri.
Peki o gazın gereğinde fazlası olduğu taktirde bizleri bekliyen tehlike ne olabilir?
Kısacası bütün bir eko sisteminin altüst olması diyebiliriz.
Bu gün Kohlendioxid Bitki topluğunun bir gübresi olarak görmek lazımdır.
CO2 siz bir yaşam bitki canlı topluluğunun sonu demektir.Daha doğrusu yaşayabilmeleri bu gaza bağlıdır.Havadan aldıkları bu gazı Fotosentez sayesinde yaşamını idame edecek biolojik değişimlere çevirerek yaşamlarını sürdürürler.
Bununla kalmayıp.Bu mükemmel sentezin hayati önem taşıyan bir diğer ürünü de canlıların besin kaynaklarıdır. Fotosentez sonucunda ortaya çıkan bu besin kaynakları "karbonhidratlar" olarak adlandırılır. Glukoz, nişasta, selüloz ve sakkaroz karbonhidratların en bilinenleri ve en hayati olanlarıdır. Fotosentez sonucunda üretilen bu maddeler hem bitkilerin kendileri, hem de diğer canlılar için çok önemlidir. Gerek hayvanlar gerekse insanlar, bitkilerin üretmiş olduğu bu besinleri tüketerek hayatlarını sürdürebilecek enerjiyi elde ederler. Hayvansal besinler de ancak bitkilerden elde edilen ürünler sayesinde var olabilmektedir.
Son dönemde bitki dünyası için en önemli yaşam elementi gittikçe artmaktadır.Bu gün İnsan oğlu senelik 30 milyar ton CO2 gazını havaya salmaktadır.
Bu gittikçe artan CO2 gazının bitki dünyasında ne gibi bir reaksiyon vereceği gübre olarak görev yapan bu gazın bitki topluluğunun ekolojik olarak artmasının ne gibi problemler yaratacağı üzerinde araştırmalar yapılmaktadır.
Küresel Isınma üzerinde çalışan bilim adamlarının bir noktada aynı görüşe vardıkları
fikir bu durumun ısınmanın artabileceği yönünde olduğudur.
Bu durum karşısında yeşil dünyanın gittikçe çoğalmasına neden olacakdir.Tabii bu durum üreyen insan topluluğu için büyük bir avantaj olduğunuda göz ardı etmemek lazımdır.Bu gün bilim adamları 140 sene evveline göre havada artan CO2 gazı sayesinde alınan ürün miktarının 10 misli arttığını bu da 1.5 milyar insan artışını dengelediği kanısındadır.
Tarımın bu şekilde C02 nin artışı ile elde edilecek ürünün iki katına çıkacağını söylemektedirler.
Yumru sınıfında ki patates gibi ürünlerin artış 18 ve 75'e ulaşacağı.
Bezelye,fasulye,Soya'nin da 28 ile 46 olarak artacağını hesaplamaktadırlar.
Labor çalışmalarından alınan neticeler karşısında ısının da arttığı tesbit edilmişdir.Bu artış dengelenmediği takdirde ekolojik dengelerde bozulma meydana gelebilir. Örneğin atmosferdeki oksijen çok azalabilir, yeryüzünün ısısı artabilir, bunun sonucunda da buzullarda erime meydana gelebilir. Bundan dolayı da bazı bölgeler sular altında kalırken, diğer bölgelerde çölleşmeler meydana gelebilir. Bütün bunların bir sonucu olarak da yeryüzündeki canlıların yaşamı tehlikeye girebilir.
Bu araştırmalar halen büyük bir hızla sürmektedir.Bu gün erken davranılmadığı taktirde dengeleri doğa eline alacakdır ki bununda faturası çok ağar olacağıdir.
Bir araştırmacının dediği gibi.Bir zamanlar Kominizim tehlikesi vardı.O yerini teröre bırakti.Onun yerini ise hala güldür güldür gelen Küresel iklim değişikliklerine bırakıyor.
Saygılarla.