Saglik /Doktor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Saglik /Doktor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Nisan 23, 2008

TANIDIK GELİYORMU ?


MySpace Layouts


Seyahat ederken sürekli tuvalet aramakla meşgulsünüz, toplum içindeyken de gözünüz daima en yakın tuvaletin peşinde. Eskiden mesanenizi hiç fark etmezdiniz.Şimdi ise adeta farklı bir kişi oldunuz.Arkadaş ve akrabaların davetlerini geri çeviriyor, evinizden çıkmamayı tercih ediyorsunuz.Çoğu zaman kamuya açık mekanlarda vakit geçirmekten kaçınıyorsunuz.
Durum çok açıktır.
Aşırı aktif mesane sizi ve yaşamınızı ciddi bir şekilde kısıtlamaktadır !
Yalnız değilsiniz !
Milyonları aşkın insan aşırı aktif mesane sorunuyla karşı karşıyadır: 60 yaş üzerinde 10 kadından 4'ü ve 10 erkekten 2'si her gün mesane sorunu yaşamaktadır.
Kadınlarda en sık görülen sebep: Gebelikte ve doğumdaki müdahaleler sonucu ortaya çıkan zorlanmalar.
Uzun zaman fark edilmeyen enfeksiyonlar, aşırı kilo, hastalık veya kaza nedeniyle kabızlık veya sinirlerin zarar görmesi de olası sebepler arasındadır.
Erkeklerde görülen prostat hastalıkları da çoğu zaman idrar inkontinansı (idrar kaçırma/tutamama) ile sonuçlanmaktadır.

Mesane sorunu kendini nasıl belli eder.

* Sık sık idrar yapma: Günde 8 kez veya daha sık.

* Çoğu zaman şiddetli idrar yapma ihtiyacı.

* Geceleri idrar yapma: Gecede 2 kez veya daha sık.

* İstem dışı idrar kaçırma.

Cesaretli olun Doktorunuz yardım edebilir !

Aşırı aktif mesanenin hastaya verdiği rahatsızlık derecesi aşırıdır ve hastanın günlük yaşamını resmen kontrol altına alır.Ancak yaygın bir varsayımın aksine, aşırı aktif mesane insanların yaşlanması ile birlikte doğal olarak ortaya çıkan bir durum değil, tıbbi tedbirlerin alınmasını gerektiren kronik bir hastalıktır.Mesane sorunlarının başarılı bir şekilde tedavi edilebilmesi için çok sayıda cözüm yolu vardır.Tedavi esnasında sizinde katkıda bulunmanız önemlidir !
İlk adımı atmak elbette zor olabilir,fakat yinede doktora gidin ve ona güvenin, cünkü bu konuda size yardım edebilecek tek kişidir.
Profesyonelce.
Anlayışla.
Uzmanca.

Saygılarla.

Salı, Nisan 08, 2008

MAMMOGRAFI veya ULTRASHAL Metodu ?


Mammografi her zaman erken teşhis için iyi bir metod değildir.
50-69 yaş arası yapılan araştırmada Mammografi'nin her zaman isteneni vermediğini;alternatif olarak Ultrashall metodunun daha iyi bir alternatif olduğu uzmanlar tarafından söylenmektedir.
Berlin de ilk defa yapılan Mammografi konferasında şimdiye kadar erken teşhis konusunda bu metodun yerini Ultrashall'in alabileceğini söylemektedirler.
Yapılan araştırmalar neticesinde senelik olarak ülkede 19.000 kadının bu hastalığa yakalandığını yeni metod ile bunun % 30 olarak azalabileceği söylenmektedir.
Uzmanlar böyle bir metodun hakikaten erken teşhise yardımcı olabileceği hakkında tereddütte de kalmaktadırlar.Neden olarak kırsal alanlarda ki kadınların böyle bir imkandan faydalanabilmeleri şu anda mümkün görülmemesi.Rahatsızlıkların teşhisi yapılana kadar yanlış bir tedavi yürütülmesi olacağı görüşündedirler.
Meme kanserinde ki riziko nasıl aza çekilebilinir:
50 ile 70 yaş arası yakalanan kadınlar arasında yapılan araştırmalar göstermişdirki tümörün kötü katagoride olduğudur.50 yaş olarak her üç kişiden birinde bu kötü tümör görülmüşdür.Gynäkologlar "kadın doktorları" Mammografi metodunun 40-75 arası kadınlarda sadece teknik bir araç olarak görmekte; bununda yeterli olamayacağı kanısındalar.Buna karşı olarak Ulrashall metodu ile alınacak olan verilerin çok daha sağlıklı olacağı kanısındalar.
Hasta adayların bu metodu seçmeleri ve hatta Magnetresonanztomografie (MRT) faydalanmaları tavsiye etmektedirler.Her iki senede yapılan bu teknik metodun yani sıra kadınların bu konumda ekstra olarak kontrol olmalarının verileri hastalığa karşı çok daha faydalı olacağını söylemektedirler.
Bu hastalığa şans vermemenin en büyük alternatifi en ufak süphe edilmesi karşısında tereddüt etmeden hemen kontrol ettirmek.Bu kontrolleri rutin haline getirmek olduğudur.
Saygılarla.

Salı, Şubat 05, 2008

Depresyon "Halk hastalığı"



Depresyon ; sinsi bir rahatsızlık, çoğunlukla kişinin kendi başına mücadele edemiyeceği ,psikolojik hastalık. Ailevi veya iş hayatının getirdiği stres'in meyveside diyebiliriz.
Bu gün onun kolları arasında kıvrandığımız halde, çoğu zaman bizlerin gizemi olarak kalmışdır.
Çoğumuz bu durumu uzman doktorlarla paylaşmadan çok uzağız.Bu durum bizleri itimatsızlık sendorumuna doğru sürüklemektedir.
Uzun çalışmaların sonucu olarak bu rahatsızlıkla mücadele edebileceğimiz bir çok metodlar bulunmuşdur.
Şans,sevinç,beklentiler; insanın yaşadığı,hissetiği anları deprasyonla birlikde yaşamak.WHO,
Dünya sağlık organizasyonun yapmış olduğu açıklamada insan sağlığı üzerinde negativ olarak yer alan rahatsızlıkların bile deprasyon kadar tehlikeli olamıyacağını söylüyorlar.
Bu gün yaşadığım ülkede "Almanya" çok tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda. 4 Milyon insanın yaşadığı söylenmektedir.
2020 yıllarında Kalp hastalıklarının bu rahatsızlık karşısında ikinci sıraya düşebileceği yapılan testler sonucunda ortaya çıkmışdır.
Depresyon rahatsızlığının yoğunlaşması ölümlerin artışına yol açacakdır.
Ulrich Hegerl, şef pisikiyatri Uniklinik Leipzig ve orada çalışan uzmanların yapmış olduğu tesbitler, bu rahtsızlığın intiharları en yüksek noktalara kadar çekeceğini söylemektedir.Bu gün % 90 pisikoloji rahatsızlıklarının deprasyonla başladığı bu rahatsızlığın trafik kazalarında ölenlerin iki katı kadar ölümle sonuçlandığı bilinen bir gerçektir.İntiharlarda bu sayıya paralel olarak gitmektedir.
Depresyon ruhumuzu karanlığın içine sokmakla kalmayıp, aynı zamanda beynin dengelerini bozup, hormon bozukluklarına da yol açmakda, en fazla da stres hormonun yükselmesiyle, vücudumuz diğer hastalıkların cirit atacağı bir alan şekline geliyor.
Depresyonun davet ettiği rahatsızlıkların başında "Kalp krizi,Beyin kanamaları,şeker hastalıkları".
Bu gün çevremizde romatizma veya kanser rahatsızlıklarından müzdarip kişilerin dertlerini rahatlıkla anlatmalarına karşın, depresyon rahatsızlığı ise toplum arasında gizemini muhafaza etmeğe devam etmektedir.Bu rahatsızlığın diğer hastalıklar kadar ciddiye alınmaması karanlık sayıların daha da artmasına yol açıyor.
Bu durum içinde kalan kişiler hiç bir zaman kendi kendilerine bu hastalıkla mücadele edemiyeceklerini Pisikiyatri kliniği Lübek baş profesörü Fritz Hohagen de söylemektedir.
Sözlerine ek olarak rahatsızlığın ilerlemesi ile bir çok organlarımızda çalışamaz hale gelmesi olanakların içindedir.Gittikçe kişinin aile bireyleri ile kopukluğu,günlük yaşamı içinde alışveriş
daha sonraları da vücud temizliğine ehemmiyet vermemesine kadar gidebilecek arazlar.
Gözle görülebilecek derecede yaşam arzusunun eksilmesi,devamlı olarak yorgunluk hissetmesi,
uykusuzluk,konsantrasyon eksikliği,suçluluk hislerinin yoğunlaşması,çevresine karşı itimatsızlık,
kendine karşı güveninin gittikçe kaybolması rahatsızlığın belli başlı faktörleri olarak görülmektedir.
Bu durum karşısında aile bireyleri veya çevresindeki kişilerin yardım çabalarının hiç bir fayda vermiyeceğide uzmanlar tarafından altı çizilmektedir.
Aile birey veya çevresindeki kişilerin hafif rahatsızlıklarda yardımcı olabileceğine karşılık, depressiv rahatsızlıklar karşısında yapabilecekleri hiç bir olanak yoktur.
Bu halk hastalığı olarak da adlandırabilinir; zaman zaman yaşam tarzlarının getirdiği zorluklar karşısında, bu rahatsızlığın en yüksek noktalara kadar ulaştiği,zaman zaman karşısında alınan bazı önlemlerle büyümenin durdurabilineceği var sayımlar arasındadır.
Bu durumlar karşısında yapılacak en önemli unsur hastalığın başlagıcı sıralarında uzman kişilere gidilerek yardım almak alacakları terapi ve ilaçlar sayesinde dönüşü olmıyan yola girmemekle bu hastalığı yenebileceğimizi yapılan araştırmalar neticesinde önlenebilineceği söylenmektedir.
Çağın bu tehlikeli rahatsızlığa karşı yapılacak en önemli adım tabuları yıkmak en kısa yoldan kendi kararlarımız çerçevesi içersinde ilk yardımı alabilmemiz.
Kendi başımıza hiç bir zaman cözemeyeceğimiz problemleri uzman kişilere biraz itimad ederek yardım almamızdır.
Saygılarla.

Çarşamba, Ocak 09, 2008

TRANSPLANTASYON (BÖBREK NAKLİ) ...



Bu gün organ bekliyenlerin sayısı gittikçe çoğalmasına rağmen;bağışta bulunanların sayısı gittikçe azalmaktadır.
Organ bağışların da genç yaşlarda kazalar neticesinde beyin ölümleri ile organ bağışında bulunanlar, bu ihtiyacı karşılamakda okyonusda bir damla kadar kalıyor.
Bu gün yalnız genç yaşta hayatını kaybedenlerden alınan organlar kullanılmakta tip bu konuda ısrarcı olmaktadır.
Uzman doktorların gözden kaçırdığı bir noktada vericinin yaşı üzerinde yoğunlaşması.
Bu durumda da bir çok bağış bekliyen kişilerin makinalar sayesinde yaşamlarını idame etmesi veya hayatlarını kaybetmesi ile sonuçlanıyor.
Acaba vücudumuz yaşlanması sırasında bazı organlarımızın yaş sıralamaları nedir ?
Yapılan araştırmalar neticesinde 65 yaşında bir kişinin böbreği rahatsız olmadığı taktirde bir başka hastaya nakil edilmesinde hiç bir sakınca olmadığı görülmektedir.
Bir böbreğin 80 ile 110 sene çalıştığı ele alındığı taktirde.
Bir çok böbrek bekliyen orta yaşdaki insanların geri kalan yaşamlarında makinaya bağlanmakta veya hayatlarını kaybettiği, ne yazık ki acı bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır.
Berlin Charité enstütüsünün yapmış olduğu açıklamada.Dr.arkadaşlarının bu konuda aynı fikirde olmadıklarını yaşlı kişilerin bağışladıkları böbreklerin kullanılmayıp cöpe gittiğini söylemektedir.Daha çok organ nakillerinde genç organları tercih ettiklerini tesbit ettiklerini söylemektedir.
Bu durum karşısında bekleme süresinin arttığı yaşlı insanlarında böyle bir nakilde hiç şansları olmadığını söylemektedir.
Bu gün yaşlı insanlardan alınan böbrekler bazı ilaçların yardımı ile bir çok hayatı kurtarabileceğini söylemektedir."American Journal of Transplantation" 5 sene içersinde yapmış olduğu gözlemlerde yaşlı insanlardan alınan organlarda nakil yapılan kişilerin ömürlerinin normal yaşam sürelerinin 10-15 yıl daha fazla uzattığı tesbit edilmiştir.
Yapılan gözlemler neticesinde böyle durumlarda alınan organın bekletilmeden hemen naklının yapılması karşısında her hangi bir kompılaksyonla karşılaşılmadığı görülmüşdür.
Yaşadığım ülkede organ bağışı yönünde geri kalmış bir ülke.Bu gün böbrek bekliyen 9000 bin kişi kayıtlı olmasına karşın.2006 senesinden bu güne kadar 1256 kişiden bağış yolu ile organ naklinde bulunulmuş.Organ bekliyen kişilerden bekleme süresi içersinde her üç kişiden birinin hayatta olamadığı görülmüşdür.
Eğer bu durum karşısında yaşlı bağışçıların organları yaşları ilerlemiş hastalara yapıldığı taktirde bir çok hastanın hayatı kurtulabileceği acı bir gerçekdir.
Bu gün genç organ bağışında bulunan kişi 7 hayata can verdiği göz önüne alındığı taktirde.Yaşı 65 olan bir bağış adayı en az 3 kişiye hayat verebilmektedir.
Artık benden geçti kim ne yapsın bu organları demeyin..
Saygılarla.

Cumartesi, Eylül 22, 2007

DOKTORLAR...



Doktorlar ; o beyaz önlüklü sevimli insanlar.Hepimiz hayatımız boyunca onlarla birlikte olmuşuzdur.Zaman olmuş kimseye bile anlatamadığımız dertlerimizi onlarla paylaşmışızdır.Bizlere şifa dağıtmaya çalışan sevimli insanlar.
Peki ya onlar hasta olurlarsa yada onların bir dertleri olursa ne yapıyorlar.Aşağıdaki yazı acı ama bazı hakikatleri anlatıyor bizlere.
Bu istatislikler gözlemler Mavi Dünyamızın bir ülkesinde yaşıyan o beyaz gömleklileri anlatıyor :
Neden Doktorlar doktara gitmekden çekinirler ?
Hastalarına nasıl bir yaşam süreceklerini anlatırlar.Sigara içmiyeceksiniz,spor yapacaksınız,aldığınız besin maddelerine dikkat edeceksiniz.
Ne yazık ki yukarda tavsiyede bulundukları şeyleri kendilerine uygulamazlar.Her 5 doktordan bir tanesi sigara içer.Hastalandıkları zaman son dakikaya kadar beklerler ,doktora gitmezler.
Yapılan araştırmalar gösteriyorkı % 20 si sigara içmektedir.Hatta okul yıllarında bu rakkamlar her 3 kişide bir kişiyi işaret etmektedir.ABD'de %3 İngilterede ise %10 lardadır.Yapılan araştırmalar gösteriyorki ev doktorlarının çoğu fazla kilo gibi bir problemle karşı karşıyadır.Yüzdelerle ifade etmeye kalkarsak alumuit "hazir yemek" le beslenme yüzünde % 38 lere ulaşmaktadır.
Hastalarına yaptıkları Diyet programlarını kendilerine uygulama yönüne gittikleri zaman çoğunluğun yarı yolda bıraktıkları gözlenmiştir.
Bir diğer konum ise yapılan testler neticesinde doktorlar arasında asabı rahatsızlıklar,bağımlılık,ruhi bozukluğun çoğunlukda olduğu görülmektedir.Her üçde bir doktorun tedavi için gittiği doktor tarafından yanlış tedavi edildiği kanısında olduğu görülmüşdür.
Doktorlarımızın çoğu kendi sıhhatleri ile pek ilgilenmediği görülmektedir.Yarısı spor yapmamaktadır.% 18 kadarı iki haftada bir zoraki spor yaptıkları.Spor doktorlarını ziyaret ettikleri de parmakla sayılacak kadar azdır.
Bu durum karşısında yavaş yavaş örnek olma vasıflarını kaybetmektedirler.Bu durum onları ruhi bozukluklara sokmaktadır.
Yapılan araştırmalar göstermektedirki diğer meslek gurupları arasında intahar vakaları doktorlarda % 3,4 daha fazladır.Bayan doktorlar arasında bu 5,7 lere ulaşmaktadır.
Bu gibi ruhi bozuklukları için yardım almadıkları taktirde çok çabuk alkol bağımlısı veya daha ağar bağımlı olabilmektedirler.Buda diğer meslek gurupları arasında nerde ise ikiye katlanmaktadır.
Yapılan araştırmalar pisikolojik bozuklukların ana nedenlerinden bir taneside fazla çalışmaları ve maddi yönden pekde tatmin olamadıkları olarak görülmüşdür.
Şef doktorların dörtte biri yaşam tarzlarında memnun olmalarına rağmen.Asisten doktorlarda bu sadece % altılarda kalmaktadır.
Tesbitlerden bir taneside rahatsızlıkları esnasında diğer bir arkadaşına gitmektense ilaç ve kendi tesbitleri ile tedavi yolunu seçmeleridir.
Çoğu zamanda rahatsızlıkları ancak uzman doktorlar tarafından tedavi yolu ile olabileceğidir.
İşte böyle diyor X ülkesinin y doktorları için; tabiiki onlarada yardım edebilecek baş vurabilecekleri araştırma merkezleri bulunmaktadır.
Neden bir doktor diğer bir doktora gitmez !!!
Saygılarla.