Bazi günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bazi günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Eylül 29, 2008

SEVGILI DOSTLARIM.

Image Hosted by ImageShack.us

Perşembe, Eylül 18, 2008

Sokaktan Gelmek...






Sokağa mı çıkıyorsun, dikkat et
Emanet ol Tanrıya,
Sokak demek
Eksilmek yarı yarıya.

Odalara kapanıp oturdunuz
İçinize evin serin sessizliği doldu.
Koruyucu duvarlara borçlusunuz
Çevrenizde dalgalanan dostluğu.

Bir sokağa çıkmayın bozulur bunca büyü
Yavan gelir ev size,
Hayatınız kuytu ve küflü,
Sokaklarsa aydınlık, taze.

Ayartıcısı caddelerin eseri
Zalim gelişleriniz,
Evde size uzanacak elleri
İtmek istersiniz.

Haince sokaktan dönüşünüz
Sisli, karda...
Çünkü başka yaşayışlar gördünüz
Dışarda.

Sokağa çıkarken dikkat
Sokaklarda esen rüzgar çünkü.
Rüzgarlarla eve dönmek saçma,
Ev dar çünkü


Behçet Necatigil


Saygılarla.

Cumartesi, Ağustos 02, 2008

SENELER BIRBIRINI KOVALIYOR..


Cumartesi, Haziran 14, 2008

AVNİ ANIL /biraz kül biraz duman



İstanbul’da 23 Nisan 1928 yılında doğan Anıl, Selimiye’deki Ondokuzuncu İlkokulu bitirdi, Paşakapısı Ortaokulu ve Haydarpaşa Lisesinde okudu, askerlik sonrası Polis Enstitüsüne girdi. Anıl, 1955 yılında polislikten ayrıldı ve gazeteciliğe başladı, Akşam gazetesinin sanat sayfasını 3 yıl yönetti. İstanbul Radyosunun haber servisinde 1955-1967 yılları arasında çalışan Anıl, 1967 yılında “Anıl Yayın Ajansı”nı kurdu, Dünya gazetesinin sanat sayfasını yöneten Anıl, “Musiki ve Nota” adlı dergiyi çıkardı.

Anıl, “Musiki Sözlüğü” adı altında dört ciltlik eserinde musiki tarihi için önemli hatıralar yayımladı. Anıl’a 1988 yılında Devlet Sanatçısı unvanı verildi.

Çok sayıda sevilen şarkıya imza atan Anıl’ın, “Mihrabım”, “Bu Akşam Bütün Meyhanelerini Dolaştım İstanbul’un” “Bir Ateşim Yanarım, Külüm Yok, Dumanım Yok”, “Kader Kime Şikayet Edeyim Seni Bilemem”, “Şarkılar Yazdım Sana” gibi bestelerini yaptığı sevilen şarkıları vardı.

120’yi aşkın eseri bulunduğu bildirilen Avni Anıl evli, iki kız ve bir erkek çocuk babasıydı.
Sanat çınarından bir yaprak daha düşdü.
14 Haziran 2008 Cumartesi Sabaha karşı saat 08.00’de vefat etti”



Sanat severlerin ve ailesinin başı sağ olsun.
Saygılarla.

Perşembe, Haziran 12, 2008

BABALAR O GÜN NE YAŞARLAR...


Bir pazarı daha, Babalar Günü diye kutluyacağız.
Belki erken kalkacak baba, hazırlanacak, odasının kapısından gözliyecek..
Kücük bir paket eline alacak, bir çiçek; çoğu zaman anneler önderlik edecek bu günün mutluluğuna.
Baba mutlu, baba gururlu, baba sevgi dolu.
Bide ondan yoksun çocuklar olacak o günde.Anne, baba olmaya çalışacak.
Düşünecek baba nasıl olunur diye!!!

Ya babalar ?
O günde yalnızlık korüdoruna girecek, kendi babalarını arıyacak sessiz sedasız.
Tıpkı günün kaptanı annenin, babasını aradığı gibi.

Babaların; babalarının yanına gittiği yerden, geriye baktıkları zaman bırakmış olduğu sevgi orada ise gün yokluğunu doldurmuş olacak.

Baba evladını dizine alıp da saçlarını okşadığı an dolduracakdır onun yokluğunu.

Baba olmak kolay değildir.Bazen düzeltilemiyecek yanlışlarla doludur.
Erkek çocuk onun gibi olmak ister, özenir.
Kız çocuğun bir tutanağıdır yaşamı içersinde.
Bir gün gelir hepsi silik anı olur, bırakılmış sevgi, kalır geride.
İşte o gün odayı dolduran bir nefes kadar gerçek olandır.

Bana soracak olursanız bu günde seni en mutlu eden nedir diye.
Dizime oturtupda 40'nda 35'inde 27'inde çocuklarımın saçlarını okşarken anlık gözlerinin kaymasını görmekdir.
Onlar her zaman bilirler, onları ne kadar sevdiğimi, o gün bir başkadır.
Onlar beklerler, o gün benim onları kucaklamamı.
Senelerin izlerini taşıyan parmakların saçları arasında dolaşmasını.
Alınmış olan nefesi dinlerim.O beni alır sürekler babamın kucağına doğru.

Sevgili babalar; yaşları kaç olursa olsun alın çocuğunuzu kucağınıza.
Oksayın saçlarını, o an onlar içim ölümsüzleşecekdir.
Bir Pazar günü orada olmasanız bile o sevgiyi yaşıyacaklardır.
Biliceklerdir siz onları hiç terketmediniz.

Babalar günü, babalığın bilincine erişenler için kutlu olsun.


Saygılarla.

Pazar, Nisan 13, 2008

Non li dimentichiamo: PIPPA BACCA


Saygilarla.

Pazar, Nisan 06, 2008

YILLAR NE ÇABUK GEÇTİ...

ERDIL


Tıpkı başlıkdaki gibi Yıllar ne çabuk geçti.40 yıllık arkadaşım !!!
Dün gibi hatırlarım ufacık çocuklardı onlar; büyüdüler, evlendiler, çoluk çocuk sahibi oldular.Bizler ise İhtiyar delikanlılar sınıfına girdik.
Bu cumartesi o 40 yıllık arkadaşımın kızının yeni yaptırdığı evinin bahçesini yaptık.
Yukarda ki filimde görüldügü gibi önce planladık, sonra nasıl görüneceğine dair birde Foto shopla tasarladık. Kabul gördü siparişler fidanlıklara verildi.
Ve Cumartesi günü malzemeler geldi.Şimdi sırada Foto shop'u gerçekleştirmek kaldı.
Sabah saat 10'da arkadaşımın oğlu ve benim oğlan'la beraber işe koyulduk.Saat 14.00
gibi bahçemiz bitti.Sıra kadım dostumdaydı ocağı yaktı.Karadenizden getirttiği balıkları pişirdi.Torunların gözlerinde ki mutluluk pırıltıları bizlere yorgunlukları çoktan unutturmuşdu.Arka tarfdan gelen şarkıda sadece Yıllar ne çabuk Gecdi diyordu.
Hayırlı Pazarlar Dileği İle.
Saygılarla.

Cuma, Mart 21, 2008

NEVRUZ...


Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır.
Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı "ana" olarak vasıflandıran Türk'ün düşünce sisteminde "baharın gelişi" elbette önemli bir yere sahip olacaktı.
İç karartıcı, yeknesak günlerin ardından doğan hareketli, pırıl pırıl güneşli, kuş ve hayvan sesleriyle kurulmuş îlahî orkestranın musikisi insan hayatını canlandırır. Ayrıca ortaya çıkan rengârenk tablo kıştan bahara geçişi ne de güzel tasvir eder: "Bir yanda her tarafı kaplayan soluk, mat ve daha çok beyazın hakim olduğu renkler, diğer yanda yeşilin değişik tonları arasında baş veren binbir renk cümbüşü...
Nevruz, yani Farsça "Yeni Gün" adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun tabiattaki uyanışıyla birlikte kutladığı bir bayramdır.
Aynı zamanda bir takvim değişikliğini de ifade eden bu kutlamalara baktığımızda Türk' ün kutladığı "bahar bayramı"nın da bir takvim değişikliğini yansıttığı görülüyor. Burada dikkati çeken husus "baharın başladığı zaman"dır. Türk, bu takvim değişikliğini "toprağın uyandığı gün" ile özdeşleştirmiştir. Kışın ortasında baharı kutlamaz. Türklerde bir tabiat, varoluş, diriliş bayramı niteliğinde olan Nevruz'un ruhî atmosferini ve eskiliğini anlayabilmek için kültürümüzün yıpranmış, tozlu ve pek okunmayan eski sayfalarına bir göz atmamız gerekiyor.
Türk Cumhuriyetleri'nde Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile Rusya Federasyonu bünyesindeki Tataristan 21 Mart Ergenekon/Nevruz Bayramı'nı "Milli Bayram" olarak ilan etmişlerdir. Bu günün coşkuyla kutlanmasına büyük önem vermektedirler. Türk kültüründen kaynaklanan Ergenekon/Nevruz bayramı, her yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş ananevi ve temeli beş bin yıllık Türk tarihine dayalı milli bir bayramdır.
Bu coşkuyu Türk kamları dualarında, niyazlarında şöyle ifade ediyorlar:

"... Yüce Göktanrı'nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk'ün Atası) yaradıldın!"

Bu sözler Türk'ün yaratılış felsefesinin, inancının, hayat tarzının ifadesidir. Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiattan doğduğundan bahsetmiştik. İşte millî bir bayram olan Nevruz da Müslüman olan ya da olmayan çeşitli Türk toplulukları arasında kamların dua ettikleri asırlar öncesinden günümüze kadar farklı farklı şekillerde, ama aynı ruhla hâlâ kutlanmakta. Bu bayram İslâmiyet'i kabul etmiş olan ilk Müslüman konar göçer Türk topluluklarında; sürgün avı, toy, şölen, yuğ vb. gibi İslâmiyet'le çatışmayan âdetlerden biri olarak devam edegelmiştir. Böylece bu ananeler günümüz Türk dünyasına ortak kültür mirası olarak intikâl etmişlerdir. Gelenekler, tarihini kesinlikle tespit edemediğimiz dönemlerden kalmadır. Neden, niçin, nasıl gibi sorular sorulmadan atadan oğula kalmıştır. Gelenekler bu özelliğiyle millet bağını güçlendiren en önemli unsurlardan biridir. Baharın gelişinin kutlandığı bugün de böyle bir gelenektir.
Çin kaynaklarından Kutadgu Bilig'e, Kaşgarlı Mahmud'dan Bîrûnî'ye, Nizâmü'ı Mülk'ün Siyasetnâme'sinden Melikşah'ın takvimine kadar, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey'in kanunlarına kadar gelen bir çizgide Nevruz ile ilgili kayıtlar eldedir. Diğer taraftan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Safevi Türkmen Devletinin kurucusu Şah İsmail (Hataî), Osmanlılarda Sultan I. Ahmed ve Sultan Dördüncü Murad gibi hükümdarların, Mustafa Kemal Atatürk'ün; din adamlarımızdan Kazasker Bâki Efendi ve Şeyhülislam Yahya Efendilerin, şairlerimizden Kuloğlu, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Şükrü Baba, Hüsnü Baba, Fuzulî, Nev'î Efendi, Nef'î, Nedim, Hüseyin Suad ve Namık Kemal gibi şairlerimizin Fatih devri vezirlerinden Ahmed Paşa'nın; büyük Azeri şairi Şehriyar'ın ve büyük Türkmen şairi Mahdumkulu'nun uzun bir tarih boyunca Nevruz bayramının gelişini "Nevruziye" veya "Bahariye" denilen şiirlerle kutladıklarını da biliyoruz.
Nevruz; Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon'dan demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir. Bu ateş, hiç sönmeden binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak "ortak kültür ocağı"nda binlerce ruhu ısıtacaktır. Avrasya'nın , Türk âleminin Nevruz toyu kutlu olsun,Nevruz gülleri geleceğe umutlar taşısın.Kaynak: Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi,
Saygılar.

Pazar, Ocak 06, 2008

GÜZEL BIR HAFTA SONU


Üç şey geri gelmez !
Konuşulmuş sözler, Yaşanmış hayat, Boşa harcanmış zaman...







crm ANDRE RIEU FAS...

Koruyucu Meleğim soruyor..

Benden istediğin ne ?

Benimse verebildiğim tek cevap...

"Kötülüklerden koru şu anda bu satırları okuyanları"

Saygılarla.

Cuma, Ocak 04, 2008

Bolero Andre Rieu



Çarşamba, Eylül 12, 2007

ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN



Günü şaşırdığımı sandınız.


Yok şaşırmadım.


Öğrenmenin günü, saati, yaşı olurmu ?


Efendim...


O zaman öğretmeninde günü, saati, yaşı olamaz.


Posta kutuma Sevgili bir dostan bir mektup geldi.Onu kendime saklamak bir egoistlik olurdu.Belki bir sitede bu yazıyı okumuşsunuzdur.Birlikde tekrar okuyalım.Paylaşalım o duyguları,yaşıyalım.






SON GECE


“Güneydoğuda eşiyle birlikte vurulan öğretmen arkadaşım Nuri’ye...”



Gece saat on da çalındı kapın. Eşin sana, sen eşine baktın. Kitabını, kalemini, defterini masanın üzerinde bırakıp, kalktın.

“Öğretmenim, okulların kapanmasına daha çok var mı?”
“Az kaldı çocuklar, iki hafta sonra karnelerinizi alıyorsunuz.”
“Benim karnemde zayıf var mı öğretmenim?”
“Benimkinde?..”
“Benimkinde?...”

Çocukların o hiç dinmeyen sesleri kulaklarında, dudaklarında tebessüm, yüreğinde belli belirsiz bir kıpırtı, oda kapısına yaklaştın. “Köpekler havladı mı?” diye sordun eşine, “Ben duymadım.”
Eşinin yanıtını gözlerinden aldın.

“Notların ne önemi var çocuklar. Hepiniz sınıflarınızı geçtiniz. Bir yıl boyunca çok çalıştınız, çok şey öğrendiniz ve sınıflarınızı geçtiniz. Sınıflarınızı geçmeyi hak ettiniz.”
“Ama biz notlarımızı da merak ediyoruz öğretmenim.”

Geri geri gidiyordu ayakların, içinde bir durgunluk, tarifi belirsiz bir sıkıntı... Yavaşça uzanıp koridorun ışıklarını yaktın.

Biliyor musunuz çocuklar, hayatta gerçek başarıların karşılığı yoktur. Ne notla ne de başka bir şeyle; bizim bildiğimiz ya da bilmediğimiz. Alacağınız en iyi not, sınıfınızı geçmeniz, gerçek başarı gibi gelebilir size. Bağışlayın beni, ama değil. Tabii ki iyi notlar almanız, sınıflarınızı geçmeniz gerekiyor. Fakat gerçek başarı bu değil çocuklarım. Burada, bu dağ başında, bir parça yufka ekmek, bir tutam otlu peynirle karnımızı doyurmak; birkaç parça tezekle sobamızı yakıp ısınmak da değil gerçek başarı. Bu olsa olsa günü geçiştirmek olur.

Kafanızı karıştırmak istemem, ama gerçek başarı çocuklarım, bildiğim tek başarı; bu dünyada yaşamayı başarmaktır. Yaşamak; dolu dolu, coşkulu...
Dağ başında da yaşayabilir insan, milyonluk kentlerinde de güzel yurdumun. Yaşamına anlam verememişse eğer, yaşamın anlamı kazanmak olmuşsa, daha çok kazanmak, ve bir karşılık biçmişse başarısına, bu, belki de en büyük başarısızlığıdır insanoğlunun. Çünkü kazanmak yavrularım, diğerlerinin kaybetmesini gerektirir. Oysa insan, daha üstün değildir diğer insanlardan. Kazanmak yavrularım; kol kola girip, ipi hep birlikte göğüslemektir.
Şimdi nasıl söyleyeyim ben size, küçücük yaşınıza, küçücük bedenlerinize nasıl söyleyeyim? Sessiz sözcüklerimi size nasıl dinleteyim. Sınıflarınızı geçtiniz. Bu dağ başında alınacak en iyi notları aldınız ve geçtiniz sınıflarınızı.
Haydi... Haydi, şimdi...

Odada kalmasını istedin eşinin. Gözleriyle sana “gitme” der gibiydi. “Gitme, açma kapıyı...” Dinlemedin. Dinlemek çözüm değildi, söyleyemedin.
“Kim o?” diye seslendin dışarıya. İlk kez sesinin bu kadar titrediğini fark ettin.
“Kim o?”
“Kim o?..”


Haydi, kırlara çıkalım çocuklar. Ciğerlerimizi tertemiz havayla dolduralım, çimlere uzanalım, kır çiçeklerini koklayalım. Bulutlarla selamlaşalım, salabildiğimiz kadar salalım ipini uçurtmamızın. Koşalım, bağıralım, oynayalım... Sonra uçurtmamızın ipi kopsun, ona el sallayalım, başka çocuklara sevgiler yollayalım.

Haydi çocuklar, bugün okulumuzu kırlara taşıyalım. Sınıfı, karneyi, notları... hepsini unutalım.

Yanıtsız kaldı soruların. Yaşadığın düş müydü anlayamadın. Kapı vurulmamış mıydı? Gelen hiç kimse miydi? Ya eşin, o da duymamış mıydı? Korkulu gözlerle arkandan bakmamış mıydı? Belki gece, sevinci de, acıyı da besleyen gece...

Gece yönümüzü Kutup yıldızına bakarak buluruz çocuklar. O hep kuzeyi gösterir. Oraya demirlemiştir. Dün oradaydı, bugün gene orada. Yarın da orada, aynı yerinde olacak. Dünyamıza aynı yerden, aynı yönden, o monoton gözlerle uzaktan bakacak. Sıkılır mı, sıkılmaz mı bilemeyiz ama o hep parlayacak.

Benim yönüm neresi Kutup yıldızı? Sabah ne zaman olacak?

Tekrar çalındı kapın. Henüz arkasından ayrılmamışken, geriye birkaç adım atmamışken. Hava bulutlu olmalı, diye düşündün.

Işıt dünyamızı kutup yıldızı. Diğer yıldızları da çağır. Siz ışıyınca geceler dost olurdu, bilirdim. Güneş kapımızı çalar, ben gülümserdim.

Çocukluk yılarını hatırladın. Komşularının zillerine basar; kaçar, saklanırdın. Onlar kapıyı açınca...

Siz bakmayın bana çocuklar, bir tuhaflık var bugün bende.

Birden, bir anda açtın kapıyı. Büyüdü gözlerin, büyüdü, büyüdü...

İrfan MUTLUER
TİRE - Ekim 2004
_________________
Güzel yazmak, doğru yazmaktan geçer...

Yazdın mı hiç bana, diyor.
Tüm yazılarımı sana yazdım, diyorum.
Göstersene, diyor.
Belleğimde, diyorum.
Demek yazmadın, diyor.
Bir gün yazacağım, diyorum. Sen de bana yazdığında.
Ben yazmayı sevmiyorum ki, diyor.
Kaleminize sağlık iyikı varsınız.


Saygılarla.