Bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Eylül 23, 2009

OTOMOBILDE DEVRIM GERCEGI.. II



Tüm umutlar Güney Amerika'daki tuz göllerine dayanmakta. İdeal yükseklikle, olumlu etkileşimi sağlamaktadır, güneş ısınları ve rüzgar sayesinde Şili'deki Salar de Atacama şu anda lityum çıkarma için en ideali görülmektedir. Dünyanın hıçbir yerinde, onun gibi salamuraya benzer,buharlaşma gücünü pompalıyarak lityum elde edilmeye en elverişli, tuz gölü.

Salar de Atacama gölünde, Şili madencilik şirketi Sociedad Quimica y Minera yavaş yavaş buharlaşmayı sağlıyan havuzlar yapmaktadır. Gittikçe burada çeşitli tuzlar oluşmaktadır.Geride kalan Zeytin renkli sıvıdan ise lityumun ham maddesine ulaşılmaktadır. Sıvı karayoluyla tankerlere yüklenerek fabrikalara götürülerek soda ile karışık toz haline getirilerek.Elde edilen lityum tuzu aynı zamanda lityum karbonat denilen bu hammade ilerki aşamalarda ana hammade olarak kullanılmaktadır.

Fransız Lityum analistlerin gözlemlerinde Atacama gölünden istenilen verimin alınması ile, yapılan çalışmalar ancak 45.000 ton olduğu, buda bu günkü dünya üretiminin yarısına cevap verebilmektedir.

Tuz Gölü'nün güney kıyısında lityum en güçlü olarak yoğunlaşmıştır, daha verimli ham madde elde edilebilmesi için, yeni kuyular açılarak pompalanması ve Salar de Atacama'nin diğer alanlarınada boru hatları gerektirir, Şili lityumda toplam arz; sadece bir milyon ton olarak uzmanlar tarafından tespit edilmektedir.Büyük çapta bir yatırımla lityumun maliyeti yüksek olacaktır, aynı zamanda bu "Tuz Gölünün kitlesel imhası"demektir. Fransız uzmanları raporlarında karamsarlıkla noktalamaktadırlar.

Işin en dramatik tarafı ise bu doğa harikası güzel tuz gölü Salar de Uyuni'de ön görülen lityum kazanımı bile ciddi olarak başlamamıştır. Bolivya devlet madencilik şirketi COMİBOL sadece Rio Grande köyü yakınlarında bir pilot tesisin alt yapısını kurmaktadır. Marcelo Castro, bu çalışmayı yönetecek kişi, gerçekleri söyle açıklamaktadır:

Bolivya'nın ana sorunlarını göz önüne alacak olursak doğru dürüst içme suyu ve elektriğin olmadığı iletişim yönünden internet,telefon hatta teleks den bile yoksun olduğu düşünülecek olursa! Ulaşım yollarının bir felaket olması yatırım yapacak kişileri düşündürmektedir.
Devlet başkanı Evo Morales geçen yıl Mart ayında pilot tesis kurma talimatını verdi. Kısa süre sonra, vakıflar ve bir de bu işlerle ilgili Genel Müdürlük kuruldu.

Işçiler sadece bazı binalar ve yerleşik bir test havuzu oluşturdu. İstenen ham maddeyi elde etmek kolay olmayacak. Göl Salar de Uyuni için de magnezyum tuzları, hangi lityumla kontamine olabilir, nasıl bir yüksek bir oran içerir ?

Daha sonra pil işlemek için ancak yüzde 99,95 bir saflık gerektirmektedir.

Lityum endüstürüde ilerlemiş ülkelerde üretilebilirmi ?

Lityum tuz endüstriyel üretim içın , kilometrelerce havuzlara ihtiyacı vardır. Bu arada hesaplanması gereken, bir de yaz yağmurları ki, havuzlara yağması ile içerdeki oluşumun yoğunluğunu inceltmektedir.Atacama Çölünde ise bu sorun yoktur.

Bolivya Lityum ile sorunlarını da Alman uzmanlardan oluşan bir ekip ile bir araya gelerek cözmeye çalışmaktadır - sorunun neredeyse komik görünümlü doğa ile bağdaştırarak. Gölü havuzlar yapılarak buharlaştırma yerine koni biçiminde şekillenen tuz dağlarını iskeleler yapılarak bunların plastik örtülerle kapatılarak koni tuzlu su ile örtülmelidir. Elde edilen Kaya tuzu , potasyum ve magnezyum tuzu. Lityum Antofagasta olduğu gibi, lityum tuzuna dönüştürülmüş olur.

Fikirin babası Wolfgang Voigt Teknik Üniversitesi Freiberg Dresden, Bolivya eski Doğu Almanya devrinde birlikde çalışmalarda bulunmuşlardı.


Wolfgang Voigt Gölü bütün olarak düşünüyor yapılacak çalışmaların ilerde gelecek taleplerin gittikçe aratabileceğini bunun içinde bu çalışmaların yapılabilmesi için çiftliklerin kurulmasi gerekliliğini söylemektedir.Bolivya bu sistemle yapılan testlerde bu gün olumlu neticeler aldıklarını söylemektedirler.Şu anda kullanılan gereçlerde jüte çuvalları ve lama derilerinden faydanılmakda natürel bu çalışmaya enerji kazanımında da solar aynaların kullanabileceklerini söylemektedirler.

Koni yöntemi büyük bir avantaj olduğunu . Gölün " tam güneş ışığı içinde, aynı zamanda daha hızlı buharlaştiğini," lityüm-avcıları Voigt diyor. "Büyük tanklarda bu işlevin yarısı bir yıl sürer" diyor.

Evo Morales hükümeti dağlık lityum hazinesi konusunda düşük profil göstermektedir. Cumhurbaşkanı yabancı şirketler değil özel promosyon haklarına izin istiyor ama muhtemelen yeni Anayasada öngörülen yerli nüfus için. Aralık ayı başında Morales bir sonraki cumhurbaşkanlığı şeçimlerinde şeçim kampanyasında lityum büyük bir sorun olacaktır

Dünyanın Lityuma her zamankinden daha fazla ihtiyaçi var. Zaman, baskı yapıyor. Paradoksal, Freiberg koni sistemi lityum boşluğuna çare olabilir. "Biz" eminiz " Wolfgang Voigt, " diyor.
Bu çalışmalar icin ülkelerin iç politikalarının sağlam bir zeminde olması gerektiriyor.

Bu gün olmasa bile bir gün Petrol ülkelerinin yerini bu ülkeler alacakdir.

Temiz bir klima için bir çok yönde yeni enerji sistemleri gereklidir.

Şu anda bizler buzul dağlarının erimesini gözlemliyoruz.Bu erimenin yavaş olması ile seviniyoruz.

Bu erimenin alttaki hızı hakkında tam bir bilgiye sahip değiliz.Uzmanlar bu konuda tam açıklama

yapmaktan çekiniyorlar.

Saygılarla.














Cumartesi, Eylül 19, 2009

OTOMOBILDE DEVRIM GERCEGI... I


Otomobil üreticileri bügünlerde hayallerini gerçekleştirmek için birbirleri ile yarışıyorlar.Geleceğin arabası Elektrikli Otomobil-Hybrid.

Fuarlarda geleceğin arabalarını görmek mümkün. Ülke politikacılarınında desteklediği bu yeni evrimsel buluşun adı Hybrid-Otomobiller.Bu günkü araçlarımıza elektrik sağlıyan akülerin yerinide bu Hybrid arabalarında Lithium pilleri alıcak.Onları, kullandığımız bilgisayarlarımızdan, diğer elektronik cihazlarımızdan biraz olsun tanıyoruz. Cep telefonlarımız, mp3' lar gibi .
Bolivyanın güneybatısında bulunan tuz gölü, o ülkenin yaşam ritmini sağlamaktadır. Milyarlarca ton, bu tuz dağlarının bir zamanların Volkan kalıntıları olduğu söylenmektedir. Onun adı Salar de Uyuni.


10.000 Kilometre karelik bir alana sahip olan Salar Uyuni dünyada yer alan en büyük tuz göllerinden biridir. Burası Ayın yüzünü andıran benzerliği ile arazi arabalarının gezi alanı olup turistlere bin yıllık kaktüslerini , Flamingosları sunmaktadır.

Deniz seviyesinden 3650 metre yükseklikdeki bu tuz dağları.Kazma küreklerle ufak parçalara ayrılıp güneş de kurutulduktan sonra kamyon ve pikaplara yüklenerek bozuk tozlu yollardan Uyumi şehrine getirilmektedir.
Buraya kadar biraz olsun bu tuz gölünü tanımaya çalıştık. Bu gün gelişmiş ülkelerden Almanya, Amerika, Japonya gibi ülkelerin eğer ilerde Hybrid-Otomobillerinde kullanacakları Lithium pillerinin ham maddesini ancak bu tuz gölünden alabileceklerdir.

Amerikalı Jeologlar yapmış oldukları araştırmalarda. 5,4 Milyon ton ham madde olduğunu saptamışlar.Bu arada aktiv volkan Tunupa da yavaş olmakla beraber bu ham maddeyi üretmektedir.

İkinci büyük reserve komşu ülke Chili'de Atacama cölünde Salar tuz gölünde.3 Milyon ton lithium üretebilmektedir.Arjantinde bulunan Salar del Hombre Muerto tuz gölündende lithium kazanabilecektir.


Ücüncü büyük reserve ise Zhabuyse tuz gölü 1,1 Milyon tonla Tibette bulunmaktadır.

Milyarlarca doların investe edileceği Elektrikli otomobillerin can damarı olan Lithiumun yeterli olup olmıyacağıdir.Bu günkü tesbit edilen reserveler istenilene cevap vermemektedir.


Bu gün lithium pilleri senede 93.000 ton olarak elektronik cihazlarda kullanılmaktadır.2015 yılına kadar bu miktarın 30.000 ton daha artıcağıdır. Bu rakkamları Hybrid-Otomobillere göre hesaplamaya kalkarsak bu da ancak 1,5 Milyon Otomobile denk gelmektedir.

İleride uçak sanayide Boeing ve Airbus motorlarının çalışımında Lithium pilinden faydalanmayı planlamaktadır.

Lithium hayatımızda büyük bir yeri olan Petrolün yerini alabilecekmi sorusunu sorabilirmiyiz. Reserveler yeterli olmamasına rağmen evrimsel değişiklik olabilecekmi ?

Ne gibi teknik desteklerle bu atılımın gerçekleşmesi olabilir.

Bölüm II.de inceleyelim.

Saygılarla.

Hayırlı Bayramlar dileği ile.

Cuma, Eylül 18, 2009

MEME


Memenin gizemi

Memeliler arasında kadın biyolojik olarak tek fenomen. Dolgunluğunu emzirme işlevini görmediği
anda bile muhafaza edebilmekde. Bu gün primatlarında. emzirme periyodu sırasında kısmen dolgunluğa sahip olmasına rağmen bu sürenin bitiminde o dolgunluğu kaybediyorlar.


Kadının kültürel saygı içersinde mükemmel bir nedenle, evrimsel biyoloji kadınların göğüslerinin
yaşamları boyunca belleklerinde özel bir yeri aldığı görülmektedir. Bebekler onu sevmektedir. Erkeklerde sevmektedir. Bu sevginin ölcüsü aynı zamanda kadınların kendilerinde de görülmektedir. Onun görünümü bir plaket üzerinde dekolte çizgilerle belirtildiği zaman, tutucu
politikacıları bile varlığının nedenini unutturup başka mecralara sokabiliyor.

Evrimsel biyoloji zaten meme varlığınin birçok nedeni üzerinde çalışmalarını açıklamaktadır. Memenin gelişiminin temel nedenini, antropologlar THERAPSİDLERİN ARA FORMUN da söyle açıklıyorlar: Dört ayak üzerinde inşa edilmiştir; bacaklarının arasında vajına kayboldu - ve bu nedenle görünümü çekiciliğini kaybetti. Bunun yerine, vücudun başka bir fonksiyonu yürüten kadının göğüsü erotik bir poster olarak yerini aldı. Meme vücudun ön, popo ise simetrik olarak arka yönünde yer aldı. Amerikan evrimci Desmond Morris tarafından iddia ediliyor.
Bazı vücut parçaları tamamen farklı bir yere kote olan hayvan ve diğer canlılar olduğunu. Zoologlar söyle açıklamaktadır.
Aldatma ve kamuflaj kategorisi altında özel bir durum olarak. Kelebekler , pervane ve bazı balıklarda . Vücudlarının herhangi bir noktasında parlak gözleri - ama görmek için değil, kendilerini yırtıcıları şaşırtmak ve kaçmak için birkaç saniye ekstra zaman kazanmak için taşırlar.

Göğüsler mesaj gönderirler:

Kadınlar göğüsleri ile mesaj verdiklerini, bunun arkasında seksüel bir iletişim olduğunu evrimsel biolog Morris söylemektedir.Bunuda ancak olgun kıvrımlara, sahip gögüsleri olması ile eşleştiriyor.Pirimatlarda ise dişi bunu ancak arka bölümü ile gerçekleştirebiliyor.Kadınlarda arka bölümdeki kıvrımlarıda, karşı karşıya durulsa dahi sinyal göndermelerini göğüşlerin olgunluğu ile bağdaştırmaktadırlar. Kadınlık ve cinsiyet doğanın bu nedenle meme büyüyebilir şeçkin bir özelliği olarak yerini aldı.

Memenin sadece seks iletişimi için varlığını düşünmek yanlış olur. Anne niteliklerinin amiral gemisi olduğunuda gösterir; "Büyük göğüsleri olan bir kadınin bebeği hıçbir açlık tehditi altında olmadığı görüşüde yanlışdır," gerçekler süt olup olmadığıdır. Evrimci Jared, Diamond adlı kitabında :

Biyolojik olarak bazı teoriler sağlıklı değildir. Bu gün doğum yapmış olan annenin bebeğini emzirme duyguları onun büyük veya kücük, sarkık gögüşlere sahip olmasına veya meme uçlarının olup veya olmamasını dikkate almaz. Onun için geçerli olan süt taşımasıdır.Bu gün yapılan araştırmalarda büyük gögüslerin emzirme işlevinde kücük göğüslere göre daha da bebekler için tehlikeli olduğu görülmüşdür.Emzirme anında dikkat edilmesi gereken nokta
bebeğin nefes almasını sağlamakdir.Emme anında onun nefes almadığını göz önüne getirilmesi lazımdır.

Antropolog Gillian Bentley University College of London. Ağırlıklı olarak erkek bilim adamları kadın cinsiyeti üzerinde en çarpıcı özelliklere olan ilgiyi kaybetti; "Bir neden göğüsün , bir cinsel nesne olarak ele alımıydı," calismalarda çok boşluklar ortaya cıkdı, gerçek fonksiyonu hakkında bilgimizi New Scientist ile bilim adamı. Çok erotik fantezileri kaynağı memeler bir cok kültürlerde daha başka görülmekteydi. "Pek çok kültürde olduğu gibi meme örtülü değildi. Ona karsi büyülenme bilimdışı oldu."

Yuvarlak meme boğulmalari önler:
Memelerin dolgunluğu, kıvrımların yarım bir daire içinde olması bebeklerin boğulmalarını önlemektedir. Bu gün piramatlarda memelerin düz olması bir tehlike teşkil etmemektedir.Diğer canlılarda çene yapısı bu tehlikeyi önlemektedir. Bu durum canlılar arasında tek insanlarda değişmektedir. Onun içindirki bir tek kadınlar böyle bir memeye sahipdirler.


Neden erkek cinsiyet büyük göğüslere bakarak hayran olurlar? Cinsel içgüdüsü ile ilgili olmadığını, Amerikalı bilim adamı Robert T. Francoeur Fairleigh Dickinson Üniversity of New Jersey, diyor. "Büyük göğüsler kadınlık hormonu östrojen nispeten yüksek miktarda ve testosteron oldukça düşük seviyelerde gösterir," dedi, "Ancak, testosteron aynı zamanda kadınların arzusunu arttıran hormon olduğunu söyledi. Buna göre, erkekler küçük göğüslere karşıda heyecan duymaları gerekir. "

Yaşadığım ülkede, küçük göğüsler artık istatistiksel olarak daha popüler: Geçen yıl meme cerrahisi operasyonlarının 35.000 - 40.000, fazlası kücültme olduğu görülmüşdü. Dermatologlar, psikologlar , ortopedik cerrahlar büyük göğüslerin tıbbi belirtileri: Sütyen içinde
taşınan bu ağırlık, sırt boyun ve ruhsal bozukluklara neden olduğuda görülmektedir.

Meme kadının bir aksesuarı değildir. Onun kadına öz güzelliği aynı zamanda daha cözülmesi gereken gizemleri taşıyan bir simgesidir.

Saygılarla.

Perşembe, Mart 05, 2009

SAÇLARIMIZ AĞARDIĞI ZAMAN !!!



Saç boyama gelecekte gereksiz olacak...

Önce gri, sonra beyaz : Er ya da geç, saçımızın rengi kaybolur. Bilinen, zamanla saçlarımızdaki renk pigmenlerinin zayıflayıp kaybolduğu idi.Bu kayboluşun üzerinde bir çok tahminler yürütlmüş ama tam bir neden bulunamamışdı.Bu gün ise bu gizemi çözdüler.Geriye ise bunu önleyecek ilaça kaldı.

Bir zamanlar araştırmalar süper hidrojen-şarışınlar üzerinde yoğunlaşmışdı. Hidrojen peroksit (H2O2) li beyaz saçlı sarışınlar güzellik simgesi idi. Bugün saç rengini açmada moda eğilimi, kimyasal hidrojen peroksit sadece - bilimsel olarak ele alınmaktadır.
"Hidrojen peroksit". Bu kimyasal çok agresif oxidizers insanların saç görünümünden çok daha fazla rol aldığı tesbit edildi.

Mainz Üniversitesi ve Bradfordaki bilim adamları artık hidrojen peroksit'in saçlarımızdaki renk pigmenleri zayıflatarak saçlarımızın ağarmasında temel sorumlu olduğudur.Kadın ve erkekler üzerinde yapılan etüdler sonunda saç boyalarındaki kullanılan Melanini vücudumuz üretmekte olduğu tesbit edilmiş; hidrojen peroksit ise bu üretimi önlediği görülmüşdür.

Hidrojen peroksit çok küçük miktarda insan vücudun metabolizmasının bir parçasıdır. Genç yaşlarda bu kimyasal vücudda eritilmektedir.İlerleyen yaş ile birlikte, vücudun bu görevi daha fazla yerine getiremediği tesbit edilmişdir.Böylece Hidrojen peroksit , melanin yapımından sorumlu olan enzim tyrosinase, saldırdırarak renk pigmenlerimizin oluşunu önlüyorlar.

Şonucda saçlarımız kademeli olarak gri veya beyaz renk olarak geliyor.

Yaşlanma emareleri başlangıcı olarak da çoğu insanda depresyona neden olmaktadır.
Yapılan bu tesbit ile bu durumu önliyecek kimyasal üzerinde çalışıldığı; elde edilecek moloküllerin saç ve kıl köklerine ulaşarak renk pigmenlerimizin tekrar
eskisi gibi görevlerini yapabileceğidir.Araştırmacıların kısa bir zaman dilimi içersinde üretilecek ilaçlarla saç boymanında tarihe karışıcağını söylemektedirler.

Saygılarla.

Perşembe, Şubat 26, 2009

GÜZEL'e BAKIŞ AÇISI...


Güzelliğin tespitinde kadın ve erkek arasında farklılık olduğunu söylüyor; araştırmacılar.
Yalnız gözle, güzelliğin tesbit edilmediği; bunun analizini beyin yapmaktadır.İşte tam burada kadın erkek arasında farklılık ortaya çıkıyor.
Güzelliğin değerlendirilmesi yapılırken kadınlar beynin her iki parçasını kullanıyorlar.Buna karşın erkekler ise sadece bir tarafını kullandığını söylüyor araştırmacılar.

Kadın beyni bir tabloyu değerlendirdiği zaman, erkek beyninin değerlendirmesinden farklı oluyor.
Bu gözlemle; yeni bir bakış ortaya çıktığı söyleniyor."Proceedings Of The National Academy Of Sciences" dergisinde araştırmacı beyin uzmanlarının bu durumda güzellik üzerinde erkeklerin avcı,kadınların ise derliyici "koleksiyoncu" olduğu görülüyor.

Uzmanlar tarafindan, 10 erkek ve kadına çeşitli tablolar göstermişler.Değerlendirmeleri de
Magnetenzephalographen (MEG) yardımı ile beyin içinde magnet alanların değişimini
sinir sisteminin nasıl çalıştığını gözlediler.

Sonuç olarak: Kadınlarda beynin her iki tarafın çalışmasına karşın erkeklerde sağ parçada sınırlandığı görüldü.Aktivitet 300 ila 900 milisaniye içersinde geçişti.
Kadın ile erkek arasında görünüm açısından bir değişiklik olmamasına karşın.Algılamanın çok farklı olduğu görüldü.

Kadınların daha kategorik olan mekansal ilişkilerde sınıflandırması (üst, alt ön ve arka, iç ve dış)olarak değerlendirildiğini erkeklerde ise obje ile arasındaki mesafenin
tam olarak değerlendirildiği görülmüşdür.

Bunun açıklaması ise erkeklerde beynin sağ tarafındaki koordine sisiteminin çalışmasına bağlamaktadırlar.

Kadınlarda ise güzelliğin değerlendirmesinde ise beynin sol tarafında bulunan konuşma zantralı ile bağlantı sağlıyarak farkı bir algılama ortaya çıkarabilmektedir.

Bu çalışmalar insanlar ve maymunlar arsında algılama farklılığı ile başlatılmış,
daha sonra bu kadın erkek arasında devam ettirilmişdir.
Bu yenilikle beynin karanlıkda kalmış olan gizemlerin cözülebilmesi için yapılan çalışmalardan bir tanesi olarak değerlendirilmektedir.

Neden bu yazı diye soracak olursanız.Onuda sizlerin yorumlarınıza bırakıyorum.

Saygılarla.

Salı, Kasım 18, 2008

İLK BEBEKLER !!!


İnsangillerin atası sayılan Homo erectus (Latince’de "dik insan"), soyu tükenmiş insangil türüdür ve modern insanların (Homo sapiens) atası olduğuna inanılır.
Etopya'da bulunan Homo erectus kadınına ait kalça kemiğinden, o devirde yeni doğan bebekler hakkında şaşırtıcı bilgilere ulaşılmışdır.Modern insanın bebeklerine karşın
Homo erectus bebeklerinin doğumdan sonra tutma ve oturma yeteneklerine sahip olduğunu
tahmin etmektedirler.
Ateşi bulması ve onu kendi yararları çerçevesinde kullanması,taştan el aletleri yapması,korunmak için çitler kurması,kendinden çok daha büyük canlı hayvanları avlaması ve bunları 2 milyon sene önce yapması dikkat çekicidir.Ana vatanı Afrika olmasına rağmen bu yeteneklerini önce Asya'ya daha sonrada Avrupaya kadar yaymışdır.
Ateş ve el aletlerinin kullanımı bu günün modern insanına kadar ulaşmış ve kullanılmaktadır.
Bütün bu insani buluşların sahipleri Homo erectus, nasıl yaşardı?Dahası biz modern insanla benzerliği ne kadardı?
Son bulunan bir kadına ait kalça kemiği bu konum hakkında şimdiye kadar bilinmeyenlere ışık tuttu.Vücut yapısı ve doğumla ilgili yeni bilgiler vermektedir.
Bulunan kalça kemiğinin geniş olması,şimdiye kadar yapılan teorileri tamamen değiştirmektedir.Bu durum karşısında doğan bebeklerin beyinlerin bilinen büyüklükden % 30 daha gelişmiş ve büyük olduğudur.
Kalça kemiğinin 1,2 milyon senelik olduğunu,bu yapı içersinde aklı derecesininde yeni devrimlere doğru büyük katkıları olduğu kanısına varmışlardır.Maymun insan olarak adlandırılan bu nesilin bu günkü modern insanın beyni gibi olması artı olarak da dahada büyük olduğudur.

Tabiki bu durumun bazı rizokalarıda beraberinde getirmişdir.Bu büyüklükde beyin bebeğin kafasında daha fazla bir yere ihtiyaç göstermektedir.Buda anne ve bebekde doğum esnasında büyük riziko olmakda hatta ölüm ve sakatlıklara yol açmaktaydı.Zaman içersinde bu durum devrimlerle bu günkü forma ulaşmışdır.
Her ne kadar bu devrimler bu günkü modern insanın doğum esnasında canlılar arasında tek acı çekerek doğum yapan varlık olmasını önliyememiştir.
Bu da anne ve bebek arasında bağlılığı perçinlemiştir.Bu durum Homo erectusda da görülmektedir.Tek farkın o bebeklerin beyinlerinin daha büyük olması,doğumla birlikde gelişmiş bir beyine sahip olması demektirki bu da bebeğin bazı şeyleri yapabilmesi için beyninin gelişmesi beklemek zorunda kalmadığıdır.Bir yerde yeni doğan çocuklar bir çok konumda annelerine ihtiyaç görmeden kendi kendisini idare etmektedir.Bu demek değildir ki doğan çocuğun hemen konuşması veya yürümesi gibi.
Fakat kendi başına oturabilme veya her hangi şeyi tutabilmesi algılaması anneye daha çok serbestlik bırakabildiğini araştırmacı Simpson söylemektedir.
Bu durum göz önüne alındığı zaman, modern insanın doğduğu zaman yabancı yardım olmadığı taktirde yaşama şansının olmadığı buna karşın Homo erectus bebeğinin yaşıyabildiği görülmüşdür.Bu durum şimdiye kadar bilinen bir çok teoriyide ortadan kaldırmıştır.
Şimdiye kadar yapılan araştırmalar tropik klimaya paralel o devirdeki insanın büyük ve zayıf bir yapıya sahip olduğuydu.Bulunan kemikler neticesinde kadınların kısa ve büyük kalçaya sahip oldukları görülmüşdür.Aynı zamanda modern insana nazaran klima Homo erectus'un vücud yapısında bir değişime uğratmamışdır.
İlk insan hakkında bilinen bilgiler Çin'de bir mağrada bulunan bulgulara dayanmakta idi.
Saygılarla.

Perşembe, Kasım 13, 2008

BİR GÜN GERÇEK OLABİLİRMI !?


Magazin "Cell Press"in yayınladığı bir yazıda araştırmacı Joe Tsien ve arkadaşları;
beynin hatırlama bölümünden istenmiyen detayların silinebileceğinin mümkün olabileceğini söylemektedirler.Simdilik fareler üzerinde yapmış oldukları çalışmalarda olumlu neticelere ulaştıklarını söyliyebiliyorlar.İlerde bu çalışmalar
neticesinde insanların yaşamları içinde kötü anılarının silinebileceğinin kanısındalar.Bu gibi çalışmalara harpden dönen askerlerin yaşadıkları kötü travmatik olayların silinebilmesi teorisinden yola çıkmışlar.

Hayvanlar "fareler" üzerinde yapılan bu araştırmalar.Bir gün insanlar üzerinde de yapılabileceğini, istenmiyen acı veren anıların.Diğer yaşanan anılara zarar vermeden cözülebileceği yönündedir.Bu çalışmanın daha başında olduklarınıda üstüne basa basa söylemektedirler.
Araştırmacılar düşünce zantralini dört bölümde ele aldıklarını bunu sırayla; şahsa özel düşünceler,sabit düşüncelerimiz,kaydettiklerimiz,çağrıştığımız düşünceler olarak.
Tsien ve arkadaşları bazı proteinler yardımıyla farelerde genetik calişmalarla manipolesyon yolunu denemişler.Bu durum karşısında büyük oranda düşünce merkezinde değişimlere ulaşabilmişlerdir.Uzun ve kısa süre gelen korku ve depresyonlara yol açabilecek düşüncelere ulaşabilmişlerdir.Bu düşünceleri silebildiklerini bu arada diğer olumsal düşüncelerin her hangi bir etki görmediklerini tesbit etmişlerdir.

Yapmış oldukları genetik çalışma karşısında istenmiyen düşüncelerin silinebileceği bir gerçek olabilmektedir.
Tabiki bu çalışma daha Everest'in tepesine ulaşabilecek dağcının çıkmadan önce attığı ilk adım olarak niteliyorlar.Zirveye ulaşabilmek için çok daha evrelerin geçmesi gerektiğide bir gerçek olarak gözler önüne seriliyor.
Bu gün Münıh'li araştırmacıların hayvan ve insanlar üzerinde çeşitli araştırmalar neticesinde beyni bir eleğe benzetmektedirler.Beynin her kayıdı hiç bir zaman silinmediği, sadece beklemeye alındığını söylemektedir.Öğrendiğimiz her şeyin kayıtları hiç bir zaman silinmemektedir.Tıpkı bisiklete binmesini öğrenen bir kişi veya yüzmeyi öğrenen bir kişinin uzun yıllar bu iki işlevi yapmasalarda kayıtlardan
silinmediği.İhtiyaç karşısında tekrar aktivleşebildiği görülebilmektedir.

Saygılarla.

Salı, Ağustos 26, 2008

SIRT ÇANTALARI


Bir tatili daha arkada bıraktik.Kısa bir zaman sonra gene okullu oluyoruz.
Gene okullu oluyoruz demekle ebeveynlerde en az çocukları kadar yeni eğitim yılının heyecanı yaşamaktadır.Onlarla birlikte eğitim yıllarından kalan bilgilerini,anılarını tazelemektedir.
Bu Cumartesi günü bende torunumla o heyecanı tekrar yaşıyacağım.
Sizlerle bu gün her sene önümüze konulan bir konu hakkında yapmış olduğum bir araştırmayı paylaşacağım.
"Okul Sırt Çantaları" çocuklarımızın sıhhati ile oynıyan bu ağır sırt çantaları !!!
Saarbrücken araştırma gurubu bu konudaki mitos haline gelen korkuya noktayı koydular.
Hatta bu ağar çantaların çocukların sıhhati ile oynamakta olmadığını faydalarının bile olduğunu söylemektedirler.Böylelikle çocukların kaslarının çalıştığını iddia etmektedirler.
Yaşadığım ülke Almaya'da her yeni okul başlangıcında Sağlık Bakanlığı,Sağlık Sigorta Kurumları,TÜV "Teknik araştırma merkezi" bu sırt çantaları hakkında aileleri uyarmaktadır.DIN formları hakkında bilgi vermektedirler.Sırt çantalarının agarlıkları çocuklarımızın vücud agarlığının % 10'nu geçmemesi için uyarmaktadırlar.
Bu durumun doğru olmadığını Uni Saarbrücken Tıp uzmanları söylemektedirler.
Ünüversitenin "Çocuk araştırma timi" yapmış oldukları araştırma ve incelemelerde şimdiye kadar Tıbbi ve Teknik yönünde bir incelemenin olmadığı şimdiye kadar sadece
tahmini bir tezden ileri gitmediğini tesbit etmişler.
Orthopedi, Neurolog, Humanbiolog, Spor araştırma uzmanları ve Physiotherapatlardan oluşan bir gurup yapmış oldukları çalışmalar neticesinde ağır sırt çantalarının çocukların sırt bölümlerde her hangi bir rahatsızlığa yol açmadığını tesbit etmişlerdir.

60 çocuk üzerinde yapmış oldukları testlerde bu ağır çantaları bozuk okul yolunda 15 dakika zaman dilimi üzerinde taşıyan çocukların vücudlarında her hangi deformeye rastlamadıkları gibi aksine karın ve sırt kaslarının kuvvetlendiği tesbit edilmişdir.

Omurganın çanta ağırlığı vücud ağırlığının üç de bir oranında olduğu taktirde değerlendiribileceğini söylemektedirler.Bu ağırlıkdan sonra omurganın yeni bir forma girme olasılığı ortaya çıkmaktadır.Bu durum karşısında bile sağlıklı bir omurgaya sahip çocuğun kısa bir zaman içersinde deforme olması imkansız olarak görülmektedir.
Kısa bir zaman dilimi içinde olduğu taktirde bunun çocuğun kaslarının çalışmasında büyük bir faydası olduğu da görülmüşdür.

Yapılan bir başka araştırmada da her iki çocukdan bir tanesinin karın ve sırt kaslarının zayıf olduğu da bilinen bir gerçek olarak gözler önüne serilmektedir.Bu durumda çocukların uzun bir süre dik durabilmesinin imkansızlaştırmaktadır.

Dikkat edilecek konum; eğer ağır çantaları taşımak zorunluluğu karşısında, vücud agarlığının üçde birlik oranını geçmemesi ve bu taşıma süreside 15 dakika üzerinde olmamasına özen gösterilmelidir.

Sağlık dolu yeni eğitim yılı dileği ile.
Saygılar.

Çarşamba, Temmuz 16, 2008

Teknoloji ve biz



Teknoloji ve biz.Her geçen gün bizlere yenilikler sunmakta.Bu öyle bir yarışki artık
onu takip etmek imkansızların içine girmiş durumda.Sunulan her bir yenilik bizlerin yaşamına girmekde.Bize getirdiği kolaylıklar ön planda kalmaya da devam etmektedir.
Bu yeniliklerden faydalanırken onun getirdiği bir çok negatifler ise perde arkasında kalmaktadır.Bu konum bir çoğumuzunda ilgi alanına girmemektedir.
Ne zaman bu durumla ferdi olarak karşı karşıya geldiğimiz zaman, isyanımız cılız bir çığlıktan ileri gitmiyecekdir.Bu gün olmazsa olmazların bir parçası cep telefonları gibi.İyiki varmışların, bizler üzerinde negatifleri her zaman görülmemeye mahkum kalmışlardır.
Bu gün sizlere son beş yıl içersinde hayatımıza girmiş olan yeni televizyonlardan bahs etmek istiyorum.Bir zamanlar odamızın bir köşesini işgal eden bu kutular değişime uğrıyarak; alan işgalinden vaz geçirilmiş bir duvar tablosuna dönüştürülmüşdür.Göze zevke uyan her şeyi ile mükemmel bir aygıt olarak odalarımızı süslemişdir.
Peki onu ne kadar tanıyoruz.Hiç düşündükmü ?
Bizlerin yaşam odağı atmosferle ne kadar bağlantısı olabilir.Evet; teknik yönüyle baktığımız zaman ekranda "Stickstofftrifluorid" kullanılmaktadır.Bununda şimdiye kadar bilinenlerden çok daha tehlikeli bir madde olduğu tesbit edilmişdir.Sera gazlarının atmosferdeki yaşam süreleri uzun ömürlü olduğuda göz önüne alındığı zaman.
Bu gazın karbondioksid gazından 17,000 defa daha tehlikeli olduğu görülmüşdür.
Bu acı gerçek ne yazıkki Kyoto-Protokolunda yer bile almamışdır.
Düz ince ekranlarda kullanılan "Stickstofftrifluorid"atmosferi şimdiye kadar yapılan tahminlerin çok üzerinde kirlettiğidir.
Yapılan tesbitlerle, senelik olarak havaya 4,000 ton gaz karışmaktadır.Bunun karşılığını kohlendioksid olarak ele alırsak 67 Milyon ton olduğudur.Bu durumun önümüzdeki yıl olarak bir misli daha katlanacağıda bir başka gerçekdir.
Kaliforniya ünüversitesi İrvine direktörü M.Prather bu gazın atmosferdeki miktarının ölcümü/kontrolü CO2 gazına göre tam olarak bilinmemektedir.Şu ana kadar ne kadar miktar atmosfere karışmışdır ?
1997 yılında yapılan kyoto-protokolunda bu gazın yer almamasının nedeninin o zamanlar bu şekilde kullanılmaması olduğuydu."Stickstofftrifluorid" gazının atmosferde erimesi/temizlenmesi 550 yıl olarak hesaplandığına göre !!!
Kaynak.NewScientist internet istatislikleri.
Saygılarla.

Cumartesi, Mayıs 31, 2008

SALMONEL...


Yaz sezonuna girmemizle, beraberinde getirdiği sağlığımızla ilgili bir çok hastalıklar daha da aktiv duruma geliyor.Bunlardan en önemlisi ise gıda yolu ile bulaşan Salmonel 'dir.
SALMONEL NEDİR: Salmonel ishale yol açarak vücutta vitamin ve minarellerin kaybına neden olan bir bakteri. Salmonel bakterisini vücuda alan bir şahısa gerekli tıbbi müdahele yapılmaması halinde, bu mikrop hastanın ölümüne yol açabilir. Salmonel mikrobu genellikle yiyeceklerden bulaşıyor. Yiyeceklerin temizliği ve korunmasına özel özen göstermek gerekiyor. Bunun yanında mutfak hijyenine de dikkat etmek baş koşul. Salmonel mikrobunun üremesinde etken olgular: Su, oksijen ve asit oranı düşük ortamlar (salatalara bu nedenle sirke ve limon suyu ilave edilmektedir). Mikropların en çok sevdiği besin maddeleri: Et, balık, tavuk gibi çiğ besinler, yıkanmamış sebze, yumurta ve hazır yiyecek maddeleri olduğu gibi salmonel mikrobu dondurma gibi yiyeceklerde de görülmektedir.
Sık yapılan hatalar:
* Hazır ve çiğ besinlerin yanlış depolanması,
* Besin maddelerinin ve pişmiş gıdaların yeterli oranda soğutulamaması,
* Pişmiş gıdaların yeterli oranda (75 derece üzerinde) ısıtılmaması,
* Hijyenik bir ortamın sağlanamaması.
* Ayrıca gıda satın alırken, teslimat zamanını beklemek, gıda maddelerinin kontrolünü yapabilmek açısından önemlidir.
Salatamızı yaparken ne kadar yıkarsak yıkıyalım Salmonel bakterisinden arıtamayız.
Dünyada senede 1,5 Milyar insan gıda zehirlenmesi ile karşı karşıya kalıyor."WHO"
Şimdiye kadar bilinen gerçek Et gıdaları ve sebze ürünlerinde mikroplu sular tarafından üst tabakalara yerleşen bakteriler olduğu idi.Araştırmacıların yapmış oldukları yeni tetkikler, bu durumun tam olarak gerçeği yansıtmadığı yolunda olmuşdur.
Unité de Recherche en Génomique Végétale (URGV)deki uzmanlar ve Max F. Perutz Laboratories der Üniversität Wien'deki uzmanlar süpriz bir bulguya rastlamışlardır.
Salmonel'in sadece et ve sebze mamülleri ile teması yoluyla geçmediğini bu bakterinin bitkilerin hücrelerine de işlediği görülmüşdür.Bu durum karşısında yeşil ürünler çığ olarak tüketilmesi karşısında her ne kadar yıkansada bu bakteriden arınmadığı;gıda zehirlenmeleri bu şekilde devam edebilmektedir.
Araştırmacılar model bitkiler üzerinde yaptıkları çalışmaları PLoS ONE dergisinde şu şekilde açıklamışlardır.
İleriye dönük olarak bu durum karşısında besin maddelerimizi nasıl korumak zorunda kalacağız :
Uzmanlar bitki hücrelerine yerleşen bu bakterilerin sadece orada yerleşmediğini aynı zamanda ürereme yolu ile çoğaldığını tesbit etmişlerdir.Bilindiği gibi Salmonel bakterisi yüzeyde "toprak" 900 gün yaşıyabilmektedir.Şimdiye kadar pasif olarak görünen bu durum bitki hücrelerine yerleşip üremesi ile aktiv durum olarak görülmektedir.
Bitkilerin kılcal köklerine bu bakterileri protein olarak bıraktık.Önce kılcal kökler, 17 saat sonrada kalın köklerin bu bakteriler tarafından istila edildiği görülmüşdür.
Tabıki bitkilerinde kendilerine göre korunma metodları bulunmaktadır.Salicyl- ve Jasmon asidi, Ethylen'i aktiv duruma getirmektedirler.
Ne yazık ki böyle bir saldırı karşısında ancak 15 dakika karşı koyabilme durumunda oldukları görülmüşdür.
Bu yeni buluşla çiğ olarak tüketilen besin maddeleri karşısında mücadele yeni bir yön kazanmışdır.
Saygılarla.

Cuma, Şubat 29, 2008

SACLARIMIZ...


Biliyorum,sen neredeydin !!!

Saçların içinde bulunan bazı atom molekülleri,kişinin geçmiş zaman içinde nerelerde bulunduğunu ifşa ediyor.

Yapılan çalışmalar neticesinde bunun artık gerçek olduğunu söylenmektedir
.
Tabii en çok da gizli kalmış cinayetlerin cözümüne ışık tutaçagi kanısındalar.
Saçlar bir çok kişinin gizemli taraflarını ortaya çıkarmaktadır.
Şimdiye kadar bilinenlerin çok daha fazlasını öğrenmenin mümkün olduğunu araştırmacılar söylemektedirler.
Son çalışma ile kişinin nerelerde bulunduğunu saçları ele vermektedir.
Araştırmaların saçın yapımı içindeki suyun incelenmesi ile cözüldügünü söylemektedirler.
Suyun kendine göre belgin bir yapısı olduğu bu durumun her ayrı mekanda başka bir içeriklik taşıdığı görülmektedir.
Kişinin içmiş olduğu suyun bir kısmının saçların oluşumunda yer aldığı, böylelikle saç içinde suyun nereye ait olduğunu arastırmaları neticesinde kişinin bulunduğu yerler belirlenmektedir.Bu belgeleme; saçın uzun olması ile daha da geriye doğru bulunduğu yerlerin tesbitini kolaylaştırmaktadır.
Bilim adamları bu metodun kıskaçından kurtulmanın tek çaresi, kişinin saçlarını feda etmesi veya mümkün mertebe kısa tutması gerektiğini söylemektedir.
Bu metodun net kazanmasının nedeni suyun ihtivasını belirliyen elementlerin ağarlığı,hafifliği gas formu veya donmuş şekli ile bulundukları mekanlara göre ayrı değerler taşıması ile gerçekleşmektedir.
Bu yeni metodla yapılmış olan bir harita üzerinde suyun içerikliğini işaretlenmesi ile kişinin saçları üzerinde yapılacak araştırma neticesinde onun harita üzerinde
bulunan değerlerle eşlendirilmesi ile zaman içersinde nerelerde bulunduğu tesbit edilebilmektedir.
Bu yeni buluşla krmalistler,arkeologlar ve bioyologların önünün açıldığını, her ayrı branjin bunu daha da geliştirerek cözülmesi çok zor olayları dahada çabuk cözebileceklerini söylemektedir.
Sacın araştırmaları içersinde biline gelen metodlardan bir taneside uyuşturucu maddesinin taşıyıp taşımadığı araştırması idi.
Bu çalışmalar neticesinde zoologların bile, hayvanların nerelerde bulundukları incelenen kıl üzeri çalışmalarla tesbit edebileceği de söylenmektedir.
Bu gün saç üzerine çalışmalar yurdumuzda da yoğun bir şekilde yapılmaktadır.
Bizde bu ilk aşamada olduğu bilinen bir gerçekdir.
Şu anda onun nasıl muhafaza edebileceğimiz konumu gündemin bir numaralı sorunu olduğu
hepimizce bilinmektedir.
İster inanç çerçevesi içersinde,istersek bir simge,veya yeni bir trend olarak saklamaya çalışsakda.
Bilim onu öğle bir şekilde gözler önüne sermektedir ki bizleri bile bir saç tanesinin
yaşamımızda ki gizemlerini nasıl ortaya koyabileceğini göstermektedir.
Onu ne kadar saklasakda bu gerçekden kaçamıyacağımız bilinen bir gerçekdir.
Eğer bir gün ortalıkda kafası kazınmış insan topluluğu görürsek bunun bir moda değilde gizemlerimizin ortaya çıkmamasının simgesi olacakdir.
Saygılarla.