Saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Nisan 29, 2009

GRİP DİYE GEÇMİYELİM.. .



Krizler birbirini kovalarken, şimdi de Domuz Gribi ile karşı karşıyayız.
Haberlere yapılan yorumların çoğunda bizi teğet geçer yazılarını okudukça hayatı ne kadar ciddi aldığımız belli oluyor.
Biraz; Grip diye ciddiye almadığımız bu hastalığı hatırlamaya çalışalım.
Sene 1918 - 1920 İspanya GripI ölü sayısı 25 Milyon diye istatisliklere geçmiş, her ne kadar bu sayının 50 Milyon olduğu söylensede.

İkinci dalga Asya Gripi diye adlandırılmış. 1957 - 1959 yılları arasında 2 Milyon insan ölmüş.Zaman zaman kendini hala göstermekte olduğunuda unutmamak lazım.

Üçüncü dalgada Kuş Gribi olarak kanatlı hayvanlar sayesinde tanıdık. Hongkong Gribi diye de adlandırıldı. 800 bin insan hayatını kaybetti. 30 bin kişinin Almanya'da olduğunu biliyormuyduk.

Meksika Gribinden önce 1977 de Rus Gribi 23 yaş altı 700 bin genç hayatını kaybetti.

Meksika sokaklarında insanlar maskelerle dolaşıyor.13 Nisan'dan bu yana 1300 kişi bu
hastalığa yakalnmış durumda.

Domuz Gribinin damlaçıklarla yayıldığı, bu da öksürük, aksırık, öpüşme ve yakın temasla geçebileceği uzmanlar tarafından ifade ediliyor.Bu durum karşısında yukarda söylenenleri yapmamak, ayrıca sıkça ellerimizi en az 20 saniye sabunla
sıcak suyla yıkamak eğer bu imkanlara sahip değilsek dezfeksiyon mendilleri ile sıkça temizlememiz gerekiyor.Ellerimizle yüz ve gözlerimizi oğuşturulmamasi tavsiye ediliyor.Bilmeden bu vürüsü taşıyan kişilerden bu yolla geçebileceğidir.

Korunmanın bir yoluda maske takılması olduğudur.Hastalığın gıda maddeleri ile geçme olanağı çok az çünkü 72 derece bir ısı karşısında öldüğüdür.Ciğ olarak et yenmemesi
tavsiye edilmektedir.

Bu vürüse karşı bir aşının en az 10 - 12 hafta içersinde oluşturulması için ilaç sanayisi çalışmaktadır.
Vürüsün bulaşmasından bir kaç saatle, iki üç gün içersinde belirtileri görülmektedir.
Rahatsızlıklar üşütme ile görülen belirtilerle aynı olup.Ateşin 38 derece üzerinde seyretmesi, yorgunluk, iştahsızlık, adale ağrıları, kramplar, ishal, kusma baş ağrışı, burun akıntıları, nefes almakta zorlanmalar olarak görülmektedir.
7 günlük bu süre içersinde bağışıklık sistemimizi yıpratmaktadır.Bu süre çocuklarda daha da uzun olabilmektedir.
Bağışıklık sisteminin zayıflaması ile olabilecek rahatsızlıklar esas tehlikenin canlarını çalabilmektedir.
Saygılarla.

Çarşamba, Kasım 19, 2008

ORTA KULAK İLTİHAPLANMASI


Başına gelmiyen aile yok gibidir.Çocuk hastalıklarının başında gelen rahatsızlık; orta kulak iltihaplanması...
Ağrılı geçmesinin yanında açabileceği komplikasyonlarıda çabası.Bebek ve kücük çocuklarda çoğu zamanda tanınmamasıda ayrı bir problem.

Ortada yapılan bir istatislik var.Yeni bebekleri olan anne ,babaların çocuklarının ilk altı ayında bu rahatsızlıkla tanışmışlardır.Her dört çocuktan bir tanesin de bu rahatsızlıklık görülmüşdür.Bu durum % 60 oranında olduğu Sağlık kurumlarca söylenmektedir.İstatislikler aynı zamanda % 90 oranında çocukların bir kere bu rahatsızlıkla karşı karşıya geldiğini söylemektedir.Hatta bu rakkamların yarısı kadarıda üç defa yaşamıştır.Tedavi yönteminde de çeşitli yöntemlere baş vurulduğu da bir başka gerçekdir.

Akut orta kulak iltihabında ki; bu sıkça karşılaşılan durum.Doktora götürülen çacuklara, antiboitik tedavi uygulanmaktadır.Bir çok ebeveyn bu tür tedaviye karşı çıktıkları daha başka metodlarla tedavi görmesini istemektedikleri görülmüşdür..

Niçin! Orta kulak iltihaplanır ?
Bazı ailellerde bu rahatsızlık sıkça görülür.Kulaklarda ki anatomik yapı, nedenlerden bir tanesidir.Genetik olarak ebeveynlerden geçmiş olabilir.Oğlan çocukları, kızlara nisbeten daha hassasdır.Biberonla beslenen çocuklar, emzirilen çocuklara göre daha eğilimlidir.
Yuvaya giden çocuklarda daha çok görülmektedir.Nefes yolu ile bir çok gribal enfeksiyon neden olabilmektedir.Çocukların ebeveyn ortamında, pasif sigara içici olması da bu rahatsızlığı tetiklemektedir.Bu durum yalnız evde olmasa bile.En büyük tehlike anne sigara içiyorsa.

İltihaplanma :

Başlangıç da virus kapma ile başlar.Örneğin gribal veya anjin, ağız ve burun içersinde ki koruyucu salgıları zayıflatır.Bu durum badenciklerin iltihaplanması genişliyerek orta kulağa kadar ulaşarak orada yerleşmesi ile görülür.Böylece orta kulağın havalanmasını önler.Çocukların yutkunması veya dışardan yapılacak hafif bir baskı ile, çocuğun bu durum karşısında duyduğu acıyı belli eder.

Bebekler ve kücük çocuklarda bu rahatsızlığın tanınması biraz daha zordur.Nedeni ise onlarda ateş olarak görünmemesidir.Daha çok bitkin ve asabi olmasına, karın ağrısı ve ishal olarak belirtilerini gösterir.Her ne kadar kucağınıza alsanız bile huysuzluğa devam eder.

Böyle durumlar karşısında gözliyeceğiniz noktalar.Kafasını daha çok hareket ettirmesi,elleri ile kulağına doğru hareketler yapması.Yatağında acı duyduğu tarafa doğru yatması.Kulaklarının civarında hafif bir baskı yaptığınız zaman çığlık atması gibi.


Niçin kücük çocuklar ?

Orta kulak küçük bir boşluğun bulunduğu kulak zarı ile kapanmış bir yer.Burası sıkça havalanması gerekir.Buda ağzımızın boşluğuna bağlı bazı kanallar sayesinde olur.Kulak zarında ki baskının dengeli olmasını sağlar.Ağız ve burun kanallarının büyüklerde orta kulağa uzun çocuklarda ise daha kısadır.Böylelikle bakterilerin çocuklarda ulaşımı daha çabuk olmaktadır.
Tahlike; duyum ve konuşmada :

Problem sadece verdiği acı ile sınırlamak komik olur.Beraberinde bazı rahatsızlıklarada yol açabilir.Örnek vermek gerekirse duyma zayıflığı gibi.Biliyoruz ki çocuklarda yetişme zaman mevfumu içinde çok önemlidir.Dört haftalık bir zaman dilimi bile onun konuşma gibi bir çok bazı dengelerini de alt üst edebilmektedir.
Böyle durumlarda doktor tedavisi için gecikilmemesi en önemli faktördür.

Daha da derinleştirmeye kalktığımız zaman kulak içi kemiklerin zarar görmesi,iltihaplanmanın ilerlemesi beyin zarının zedelenmesine kadar da gidebilir.(Menenjit gibi)

Antibotik ile tedavi halen sorgulanmaktadır.Amerika,Almanya,İngiltere'de kullanılmasına rağmen diğer ülkeler bu tedavi metodu % 32 olarak görülmektedir.
Antibiotik kullanımı bazı nedenler karşısında uygulanması zordur !
Doktorların antibiotik kulanılması bakteri ve virüs'un ortadan kalkmasına yardımcı olamasına karşın yan tesirlerin çokluğu ve gerçektde bu rahatsızlığa neden olan bakteri ve virüs'u ortadan kaldırmadığı kanısındadırlar.
Doktorların sevindirici tarafı olarak söyledikleri orta kulak iltihapların 2 gün en geç 2 hafta içersinde dikkatli kontrol edildiği taktirde iyileştiğini söylemektedirler.
Ortak değerlendirmede antibiotik tedavide verilecek kararlarda çok iyi düşünülmesi gerektiğidir.
Biraz yetişkin çocuklarda daha da bu metod hakkında dikkatlı olunmalıdır.
Tedavi süresinde kulak damlası karşısında, burun damlasının seçilmesi,burun spreylerinin yerine, damlası kullanılması da bir başka müşterek görüşdür.
Ninelerimizden gelen tedavi metodlarıda bulunmaktadır.Örneğin soğanın ezilerek bir torba içersinde konulması gibi.Soğanın içersindeki bazı maddelerin bakteri ve virüsla mücadelede faydalı olduğu görülmüşdür.Tabii ki en iyi metod, doktor tarafından yapılan tedavi metodudur.
İyi bir Burun Boğaz uzmanı bu durumun olasalığı nedenlerini tesbit ederek önlemler alabilir.Bazen bu önlemler ufak operatiflere kadar da gidebilir.Bademcik ameliyatı,hava yollarında tıkanıklıkların açılması,burun boşluklarında ki deformeler gibi.
Saygılarla.

Cumartesi, Eylül 20, 2008

ANNELER DIKKAT /BIBERONLAR.



Uzun bir aradan sonra sizlerle beraberiz.Bu zaman içersinde bloğlarınızdaki güzel yazılarınızıda takip ettim.Zaman zaman yorumda bıraktım.
Esasında yazılacak o kadar çok şey var ki.Hele günlük olaylara değinmeye kalksak Tv. dizilerine döneceğiz.
Bir çok blog kardeşlerim anne/baba oldular.Veya kısa bir zaman sonra olacaklar.
Bu gün onları ilglendirecek bir konuyu, onlarla paylaşmak istedim.
Başlık aynen söyleydi okuduğum yazıda :
Zehir biberonlardan geliyor.
Biberonlar,konservelerde kullanılan kaplayıcı,pet şişeler: Dünya sağlık organizasyonu Polycarbonat tehlikesi
için ebeveynleri uyarıyor.Bu plastiklerin içerikliğindeki "Bisphenol A" nin bebeklerimizde ve kücük çocuklarda, beyinlerinin gelişiminde büyük hasar verdikleri hakkında uyarıyor.Hatta dozajların yüksek olması, yetişkenler için bile ağır rahatsızlıklara yol açabileceğini söylüyor.
Dünya sağlık Organizasyonu Polycarbonat taşıyan biberonların yasaklanması için teklifde bulundular.
Polycarbonat'in ana maddesi olan Bisphenol A'nın açmış olduğu zararlar, Doğa Sağlık uzmanları tarafından Berlin'de uzun uzun açıklandı.
Bu maddenin ana rahmindeki bebeklere ve yeni doğmuş bebeklerde,kücük çocuklarda çok büyük beyin rahatsızlıklara yol açtığını ortaya koydular.Bu maddenin büyüklerde ise; gittikçe dosajların arttığı yapılan kan araştırmaları tarafından tesbit edilmiş bu durumunda,Kara Ciğer,şeker hastalıkları,kalp hastalıklarına neden olduğu uzmanlar tarafından tesbit edilmişdir.Işın en acı tarafı bügün Bisphenol A
maddesini vücudunda taşıyanların % 90 gibi bir oranda olduğudur.
Uzmanlar Avrupa standartları olan Bisphenol A 'nin günlük olarak vücudumuza giren 50 Mikrogram / kilo başına tehlike canlarının çalmasına bile neden olmaktadır demektedirler.
Primat'lar "Maymunlar"üzerinde yaptıklar çalışmalarda müsade edilen bu miktarın bile, açmış olduğu zararları açık açık ortaya koymuşlardır.
Kimya Sanayi halen bu araştırmaları göz ardı etmeğe devam etmektedir.
Acil olarak Polycarbonat biberonlar yasaklanmalıdır.Konserve, içtiğimiz kutu içiçeklerde kaplama olarak kullanılması yasaklanmalıdır.
Buraya kadar sizlere bu madde hakkında okumuş olduğum bir araştırmayı aktarmaya çalıştım.
Bundan sonraki kısım sizlerin yapacağı araştırmaya kalıyor.Bu maddeyi içeren kapların
hangileri olduğu ve ona karşı alternatif olarak neleri kullanmanız gerektiğidir.
Cam mamülleri gibi.
Saygılarla.

Salı, Ağustos 26, 2008

SIRT ÇANTALARI


Bir tatili daha arkada bıraktik.Kısa bir zaman sonra gene okullu oluyoruz.
Gene okullu oluyoruz demekle ebeveynlerde en az çocukları kadar yeni eğitim yılının heyecanı yaşamaktadır.Onlarla birlikte eğitim yıllarından kalan bilgilerini,anılarını tazelemektedir.
Bu Cumartesi günü bende torunumla o heyecanı tekrar yaşıyacağım.
Sizlerle bu gün her sene önümüze konulan bir konu hakkında yapmış olduğum bir araştırmayı paylaşacağım.
"Okul Sırt Çantaları" çocuklarımızın sıhhati ile oynıyan bu ağır sırt çantaları !!!
Saarbrücken araştırma gurubu bu konudaki mitos haline gelen korkuya noktayı koydular.
Hatta bu ağar çantaların çocukların sıhhati ile oynamakta olmadığını faydalarının bile olduğunu söylemektedirler.Böylelikle çocukların kaslarının çalıştığını iddia etmektedirler.
Yaşadığım ülke Almaya'da her yeni okul başlangıcında Sağlık Bakanlığı,Sağlık Sigorta Kurumları,TÜV "Teknik araştırma merkezi" bu sırt çantaları hakkında aileleri uyarmaktadır.DIN formları hakkında bilgi vermektedirler.Sırt çantalarının agarlıkları çocuklarımızın vücud agarlığının % 10'nu geçmemesi için uyarmaktadırlar.
Bu durumun doğru olmadığını Uni Saarbrücken Tıp uzmanları söylemektedirler.
Ünüversitenin "Çocuk araştırma timi" yapmış oldukları araştırma ve incelemelerde şimdiye kadar Tıbbi ve Teknik yönünde bir incelemenin olmadığı şimdiye kadar sadece
tahmini bir tezden ileri gitmediğini tesbit etmişler.
Orthopedi, Neurolog, Humanbiolog, Spor araştırma uzmanları ve Physiotherapatlardan oluşan bir gurup yapmış oldukları çalışmalar neticesinde ağır sırt çantalarının çocukların sırt bölümlerde her hangi bir rahatsızlığa yol açmadığını tesbit etmişlerdir.

60 çocuk üzerinde yapmış oldukları testlerde bu ağır çantaları bozuk okul yolunda 15 dakika zaman dilimi üzerinde taşıyan çocukların vücudlarında her hangi deformeye rastlamadıkları gibi aksine karın ve sırt kaslarının kuvvetlendiği tesbit edilmişdir.

Omurganın çanta ağırlığı vücud ağırlığının üç de bir oranında olduğu taktirde değerlendiribileceğini söylemektedirler.Bu ağırlıkdan sonra omurganın yeni bir forma girme olasılığı ortaya çıkmaktadır.Bu durum karşısında bile sağlıklı bir omurgaya sahip çocuğun kısa bir zaman içersinde deforme olması imkansız olarak görülmektedir.
Kısa bir zaman dilimi içinde olduğu taktirde bunun çocuğun kaslarının çalışmasında büyük bir faydası olduğu da görülmüşdür.

Yapılan bir başka araştırmada da her iki çocukdan bir tanesinin karın ve sırt kaslarının zayıf olduğu da bilinen bir gerçek olarak gözler önüne serilmektedir.Bu durumda çocukların uzun bir süre dik durabilmesinin imkansızlaştırmaktadır.

Dikkat edilecek konum; eğer ağır çantaları taşımak zorunluluğu karşısında, vücud agarlığının üçde birlik oranını geçmemesi ve bu taşıma süreside 15 dakika üzerinde olmamasına özen gösterilmelidir.

Sağlık dolu yeni eğitim yılı dileği ile.
Saygılar.

Cuma, Haziran 27, 2008

SU



Sıhhatlı yaşamın anahtarı SU
Mineral zenginliği ile insan sağlığının vazgeçilmesi su bu gün bir çok ülkede diğer içecekleri çoktan geçmiş durumdadır.Bu gün raflarda 700 yakın çeşidinin bulunduğu,bunların kaynak suları ve bazılarınında bir çok rahatsızlıklara iyi geldiği şekilde önümüze konmaktadır.Hakikaten denildiği kadar bu sunulan sular sağlığımıza faydalımıdırlar.Çoğumuz bunun farkında bile değiliz.
Bu gün Avrupa'nin çok lüks lokantalarında Şarap kartlarında onun ne değerde olduğu hakkında bilgilendirildiği gibi.Yemek yerken içtiğimiz suların içerikliğini gösteren kartlar yer almaya başlamışdır.

Bu gün tıpkı Şarap içicilerin titizliği su tüketicilerin titizliğinin gerisinde kalmaya başlamıştır.Yıllık tüketim kişi başına 130 litreyi geçmesi ile bu sektörün
daha da önem kazanarak tüketiciyi aydınlatma yönüne gitmesine neden olmuşdur.

Aynı zamanda değerlerin ekolojik yönünde de değer kazanması bu yönde daha koruyucu yöntemlerede neden olmaktadır.Bir çok ülkede bu değerli içeceğin Turizim dalında da yer aldığı görülmektedir.

Sportif yaşam süren kişilerin Natrium ve Magnezyum'a ihtiyaçları diğer yaşam tarzlarından daha fazladır.Vücudumuz terleme yolu ile vücutdaki suyu dışarı attıkları zaman beraberinde çok değerli minarelleride birlikte atmaktadır.Örnek vermemiz gerekirse Magnezyum kaybı bizlerde adale krampları ile karşımıza çıkabiliyor.Onun için içtiğimiz suların etiketlerini de dikkatle okumamız ve seçici olmamız gerekiyor.Bir litre su'yun içersinde 50 mlgr.Magnezyum,200 mlgr.Natrium olması o suyun Sportiv kişilerin içeceği olarak sınıflandırabiliriz.

Vücudun kaybettiği karbonhidratıda yapacağımız meyve karışımı ile kazanabiliriz.
Hamile kişilerinde yaz sezonu içersinde mineral kayıpları çok daha fazla olacağıda göz önüne alınmalıdır.En dikkat edecekleri konumda kalsiyumdur.Kemiklerin gelişiminde büyük rol oynıyan bu mineral tükettiğimiz bir litre suda 150 mgr.olması gerekmektedir.Emzirme periyodunda olan annelerin sütleri bu minerali toplamakta anneninde bu durum karşısında daha çok kalsiyuma ihtiyacı görülmektedir.Bu durum aynı zamanda yaşlılar içinde geçerlidir.

Bu günlerde tükettiğimiz suyu dikkatle incelememiz gerekmektedir.Nedeni ise yukarda verdiğim değerlerin aksine eğer yüksek tansiyon veya böbrek rahatsızlığı çekiyorsanız.
Bu değerleride kullandığınız suda değiştirmeniz gerekmektedir.Örneğin Natriyum 1 litre suda 20 mlgr.dan az olmalıdır.Bu durum bebeklerimize vereceğimiz su içinde geçerlidir.

Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir taneside kaynak suların nerelerden çıktığıdır.
Bazı elementler su bileşiminde tesbit edilememektedir.Tıpkı uran radyum gibi.Bu durumda böyle bölgelerdeki kaynak sularında da dikkatlı olmamız gerekmektedir.Bir önemli noktada da aldığımız suların bizlere nasıl sunulduğudur.Suyun PET-Polyethylenterephthalat şişelere " Acetaldehyd" karışa bilmektedir.Buda migde rahatsızlıkları ile karşı karşıya gelebileceğimizdir.Tercihimiz cam şişelerden yana olmasıdır.

Tükettiğimiz sular da asidli veya asidsizinimi tercih etmemiz gereklidir diye bir soru sorduğumuz zaman ancak onu bu şekilde cevaplıyabiliriz.
Asidlı suyu cam siseden içtiğimiz taktirde onun bir çok faydalarını görebiliriz.
Hazımsızlığa karşı faydası, aynı zamanda da diş temizliğinde çok büyük rol oynıyabilmektedir.Sportiv aktivetilerde bulunan kişilerin ise suyu bir içimde tüketmeleri nedeni ile tam aksine asidsiz suyu tercih etmeleri gerekmektedir.
Asid oranı ise tamamen damak tadı olarak değerlendirebilirsiniz.Tıpkı suların biraz tatlı,tuzumsu,acımsı olması sadece damak tercihi ile algıyabiliriz.

Tükettiğimiz sularda mineral değerler 1000 mlgr.bir litrede olması gerekmektedir.
Yoksa musluk suyu olarak sınıflandıra biliriz.

Kaynak suları her ne kadar toprağın derinliklerinden gelmesine rağmen içerikliğinin temiz olması diye bir kaide yoktur.Muhakkak içerikliğindeki değerler
etiketlerde belirtilmesi gerekmektedir.Asidli sularda ise demir miktarının olmaması
veya arıtılmış olması gerekmektedir.
Biraz olsun bu mevsimde tüketeceğimiz sular hakkında bilgi vermeye çalıştım.Bu bilgiler buz dağının görünen kısmı olarak görünüz.Bu konuda internet sayfalarında daha geniş bilgiler yer aldığı muhakkaktır.
Kullandığımız suların etiketlerini okumak sadece, bizlerin bir kaç saniyesini alacağıda bir gerçektir.
Kalın sağlıcakla.
Saygılarla.

Cuma, Mayıs 23, 2008

GÜNEŞ ve BİZ...


Önümüz yaz; güneşli günler bizleri bekliyor.
Peki ondan korunmak için gerekeni yapıyormuyuz ?
Bilmeden yaptığımız yanlışlar oluyormu ?
İsterseniz sizlerle 10 tanesini sıralıyalım :

1.Güneş koruyucu kremler sayesinde korunuyoruz !!!

Yanılgı bir.Bilhassa çocuklar üzerinde tehlike çok büyük.Hiç bir güneş den koruyucu kremler,sütler tam korumayı yapmamaktadır.AB birliği komisyonunun tesbiti kullanılan koruyucuların üzerindeki etiketlerde yazılanların sahtekarlıkdan ileri gitmediğini açıkladılar.Bu şekilde açıklamaların yasaklanmasını istemektedirler.Hakiki bir koruyucunun Işık faktörü 20 olması gerekmektedir.Bu durumda bile %20 lik bir geçiş olmaktadır.

2. Güneş yağları sürülürken iyice emdirilmelidir !!!

Yanılgı iki.Ne kadar emdirilmeye çalışılırsa o kadar koruyuculuğu kaybolmaktadır.Yapılan kuvvetli masajla deri hiç krem sürülmemiş gibi korumasız kalir.UV ışınları yanlız üst tabakada oluşturulacak bir tabaka ile korunabilinir.Emdirilmiş bir tabaka ise o ışınları durduramaz.

3. Tehlike kadın ve erkekler arasında aynıdır !!!

Yanılgı üç.Erkekler de kadınlara nisbeten riziko daha fazladır.ABD Ohio Ünüversitesi araştırma bölümü yapmış olduğu çalışmalarda erkeklerin kadınlara karşın 3 misli cilt kanserine yakalandığını tesbit etmişlerdir.Cünkü erkekler daha az Antioxidantı deri üzerinde üretibilmektedir.

4. Kullandığımız koruyucuların pahalı olması koruyuculuğunu da artırmaktadır.

Yanılgı dört.Yapılan araştırmalarda verilen notlar (Almanya için geçerli) Pız Buin
2,7 not almasına karşı diğer ürünlerden 26 defa fazla olması.Tıpkı marketlerde satılan Schlecker, Rossmann Aldı-Güney'deki ürünler pahalı markalardan Ambre Solaire ve L'Oréal'den fazla not.toplamışlardır.Bu gibi koruyucuları satın alırken test'lerden geçen ürünleri tercih etmeniz gerekiyor.

5. Neurodermitisli"Sinir bozukluğuna bağlı meydana gelen müzmin ve kaşıntı ile müterafık ve liken şeklinde dermatit, lichen planus circum scriptus." kişiler güneşe çıkmaları sakıncalıdır !!!

Yanılgı beş.UV ışınları kaşıntı ve iltihaplanmalara karşı faydalıdır.Genede koruyucu kremleri kullanılmalıdır."Dr.nuzdan daha geniş bilgi almanız da gerekmektedir".


6.Geçen seneden kalmış olan kremler koruyuculuğunu kaybetmişlerdir !!!

Yanılgı altı.UV işınlarını koruyan kremleri üç sene kullanabilirsiniz.Yenisini almaya ihtiyaç yoktur.Tek dikkat edeceğiniz konum onu nasıl saklandığına dair bilgilerin yerine getrilmesidir.Uzmanların tavsiyesi Buz dolaplarda saklanması gibi.Bu koruyucular Krem ve losyonlar için geçerlidir.Spreyler için değildir.

7. Önceden yanmalar faydalıdır "Yapay bronzlaşma stüdyolar,Solaryum"!!!

Yanılgı yedi.Solaryumlar da bronzlaşmalarla deriler koyulaşır "Melanin" böylece hücreleri koruyabilir.Ne yazık ki bu metodla çok az korunabilirsiniz.Unutmamak gerekir ki orada ki ışınlarda derinize zarar vermektedir.Dünya sağlık kurumu bu gibi yerlere gideceklerin en az 18 yaşı olması gerektiğini söylemektedir.

8. Elbiselerimiz % 100 koruyabilir !!!

Yanılgı sekiz.UV ışınları kumaşlardan da geçebilir.Bu gün giymiş olduğunuz beyaz bir T-şort ancak koruma derecesi 10 olarak görülmektedir.En sağlıklısı koyu renkli kumaşlardır.Giyiceklerinizi satın alırken UV ışınlardan koruyucu giyimlerden seçmeniz en sağlıklıdır.

9. İnfarot- ışınları da derilerimiz için zararlıdır.
Yanılgı dokuz.Bu sıcak ışınlar deri kanserini tetiklemez.Yapılan araştırmalar sadece derinin yaşlanmasına yol açabileceğini söylemektedirler.Bir çok firmalar bu ışınlara karşı filitreler sunmaktadırlar.Uzmanlar gereksiz olduğunu söylektedirler.


10. Başımız güneş ışınlarından maruz kalmaz !!!

Yanılgı on. Saçlarımız bile bu ışınlardan koruyamaz.Hayvan besliyicileri bu durumu çok daha iyi bilirler.Başımızı da korumamız gerekir.

Yukarda biraz yanılgılarımız hakkında bilgi vermeye çalıştım.Güneş ışınlarına ihtiyacımız vardır bu ışınlar bizlerin kemik yapımızın ihtiyacı olan Vitamin D 'yi vermektedir.Eğer bunu derecelerdirmemiz gerektiği taktirde; 10 dakikalık güneş
bir günlük ihtiyacımızı karşılamaktadır.

Saygılarla.

Pazartesi, Mayıs 19, 2008

NEREDE YANLIŞ YAPIYORUZ !!!

Beslenmede nerelerde yanlış yapıyoruz ?
Masamıza doktoru, davet edene kadarmı !!!
Baktiğımız zaman, toplumun yarısı fazla kilolardan şikayetci...
Galiba yanlış beslenmeyi pek dikkate almadığımızı gösteriyor.
Uzmanlar öyle diyor ve diyorlarkı bir kaç kilo vermek o kadarda zor bir şey değil.
Bir kaç yanlışı sizlerle paylaşalım:
Önümüze gelen çeşitleri göz önüne alacak olursak iştahımızı frenlemek pek de kolay değil.
Böyle olunca kilo almamız gayet normal.
Tükettiklerimizin başında en çok şekerli ve yağlı maddeler geliyor.Öyle olmasına rağmen kilo verebiliriz.
Tabii bu da bilinçli beslenme ile olabilir.Nerelerde yanlış yapıyoruz.
Zayıf olmak sıhhatlı olmak fikri; ilk yanlış düsünce.Tıpkı kilolu olmak hastalığı davet etmek gibi.
Yapılan diatler neticesinde kilo verenler de neticede fazla kilo alanlar kadar tehlikelerle karşı karşıyadır.
En önemli olanı ancak siz karar verebilirsiniz.Bu da beslenmeniz ile günlük hareketliliğiniz arasında dengeli bir oranti olmalıdır. Burada spor yapmanızdan bahs edilmiyor.Normal günlük yaşantınızda yapmış olduğunuz hareketler.Tıpkı yürümek,bisikletle dolaşmak veya merdiven çıkmak gibi.Böylece pozitiv bir oluşum içinde kan dolaşımınız kalbinize yardımcı olmaktasınız.Bir kaç kilolu olmanızda size bir sıkıntı vermez.Günlük normal hareketleri devamlı aldığı besinle oranlı olarak harcıyan bir kişi,kendisinden daha zayıf olmasına rağmen hareketsiz bir kişiden çok daha sıhhatlı olduğu da bir gerçektir.
Yanlışlar...
Patates bizleri kilolu yapar: yanlış . Patates her şeyden önce bizleri tok tutar, bu arada da faydalı bir besindir.İçinde Kalsium,Vitamin C,Albümin ve yaşamımız için faydalı bir çok bileşimleri taşır.Vücudumuzun dengelenmesinde çok büyük rolü vardır.Yemeklerimizin yardımcı bir parçasıdır.Tuzlu suda,ateşte pişirilerek yenildiği taktirde bizleri hem tok tutar hemde ihtiyacımız olan besinleri alabiliriz.Eğer pişirilme metodunda kızartma veya kroket yolu ile yemediğimiz taktirde.Şimdiye kadar Patates insani şişmanlatır sözünün doğru olmadığı tam aksine olduğu da bir gerçektir.
Et yenmesi şarttır;yanlış İnsan vücudu et yemeden de mükemmel bir şekilde çalışabilir.Eğer damak zevki diye ısrar ediyorsanız haftada en fazla 500 gr.la yetinmelisiniz.Hakikaten şart değildir.Hayvani besinleri süt ,yumurta,balık yolu ile alabilirsiniz.Böylece albomin,Vitamin B12 / D gibi.
Zayıflamak için iyi bir kahvaltıdan vaz geçmek;yanliş..
Tam tersi,eğer ona zaman ayırarak iyi bir kahvaltı ile güne başlarsanız, gün içinde çok daha az acıkacağınız görülecektir.Bu da öğlen ve akşam yemeklerinin ağırlığını hafifletecektir.Acıkma karşısında ara ögünleri de faydalı olacaktır.Akşam yemeğinden katti surette vaz geçilmemelidir.İyi bir kahvaltı ile 3 ögün yemeniz arada açıkma karşısında hafif bir şeyler sizlerin kilo almanıza sebep olmaz tam aksine formunuzu
korursunuz.Tek dikkat edeceğiniz konum alacağınız gıda maddeleri günlük hareketliliğiniz üzerine çıkmamasıdır.Ne kadar harcanan enerji, o kadar yemek yiyebilmenizdir.
Glikoz bizleri dinç tutar; yanlış..
Şeker her ne kadar vücudumuzdaki hücrelerin yakıtı olarak görülse,beyine sağladığı enerji diye kabul etsek de vücudumuz direk olarak ihtiyacı yoktur.Cünkü almış olduğumuz karbonhidrat besinleri şekere çevirebilmektedir.Şeker partikilleri ne kadar ufak olursa o kadar çabuk kana karışır.Bu arada durum biraz karışıkdır.Şeker partikilleri karşısında vücud büyük miktarda İnsülin üretir.Böylece bu bileşimle şeker hücrelere çok çabuk ulaşır.Hücrelerin gerekli enerji fazlalığı ise yağa dönüşür.Şeker'in düşmesi ile vücud bir sinyal verir bu da açıktığımız sinyalidir.
Demek ki şeker kana karışması ne kadar çabuk olursa açıkmamızda o kadar çabuk olmaktadır.Bu durumu yavaşlatabilmek bizim elimizdedir.Karbonhidrat besinlerde seçici olmamız gerekir.
Örnek verecek olursak siyah ekmek,makarna,prinç ve patates gibi besin maddelerinin şekere dönüşmesi uzun sürmekde olup açıkmamızın süresini de uzatabilmiş olabiliriz.Enerji dengelerine yardımcı olarak biraz fındık,bir elma veya muz dan faydalanabiliriz.
"Fast Food"ayak üstü yemekler zararlıdır; yanlış.
Çabuk ve acele yenilen yemek sıhhatli değildir.Bu gün ara yemeklerde yediğimiz bir elma bile Fast Food'a girmiyormu ? Önemli olan ne yediğimizdir.
Bu gün bol salatalı bir hamburger, yağda kızarmış patates ve sosisden çok daha az kalori taşımaktadır.Bu gün bir çok hazır yemekler de, az kalori sınıflarının içindedir.Fast Food şurada tehlikeli olmaktadır.Bilindiği gibi yediğimiz yemeğin bizler için yeterli olduğunu, yani doyduğumuzu 20 dakika sonra vermektedir.Bizler de bu zamanı ayıramadığımız taktirde, bir tabak salata veya bir hamburger yerine, bu zaman içersinde devamlı yiyerek o sinyali alana kadar yeriz.Böylece istenilenin üzerinde besin alarak kiloları bir taraflarımıza dağıtırız.
Bio-besinler sıhhatlidir;yanlış.
Sıhhatli beslenme bio veya normal olarak değerlendiremeyiz.Esas olan ister bio alalım istersek normal alalım bu besinlerin taşıdıkları enerji faktörleridir.
Neden bio ? Eğer bu yolu seçtiğimiz taktirde çevreyi korumuş oluruz.Cünkü bio tarımcılık da kimyevi gübre ve yabani otlara karşı kullanılan Pestizide kullanılmaz.
Bu da çevre konumunda büyük rol oynamaktadır.Dikkat edilmesi gereken bir konuda bio tahılların bazı çeşitlerinde una dönüşüm sırasında bazı önemli faktörlerin kaybolduğuda görülmüşdür.Büyük bir gerçeğide göz önünde tutmamız gerekir ki bu da şeker hastalığı ve Kanser rahatsızlıklarında bu besinleri kullananlardan sonra gerileme görülmektedir.
Ölcülü alınan Alkol sıhhatlidir;yanlış..
Şimdiye kadar yapılan çalışmalar az miktarda olsa alınan alkolün vücuda faydalı olduğu kanıtlan-mamıştır.Biraz şarap; kan dolaşımı ve kalp rahatsızlıklarına iyi geldiği söylentisi gibi.Yapılan bütün çalışmalar bunun doğru olmadığını göstermektedir.Bu gün alkol zevk verici bir sıvıdan ileri gitmemişdir.Az miktarda alınması veya çukolata,tuzlu kurabiyelerin yanında, bizlerin kilo almasınada neden olduğunu unutmamak lazımdır.
Margarın tereyağdan daha sıhhatlidir;yanlış.
Bitkilerden üretilen yağlar hayvani yağlardan daha sıhhatlı olduğu doğru değildir.Mühim olan içindeki bulunan yağ asidinin miktarıdır.Bu gün insanın günlük olarak 60 ila 80 gr yağa ihtiyacı vardır.Bunuda açık ve gizli olarak alırız.Sosis çeşitleri,çukolata şekerlemeler yolu ile gizli olarak veya kahvaltı yemek yaparken alenen kullanırız.Bilmemiz gereken en önemli unsurda yağ asidini vücudumuz kendisi yapamaz.Bunu ancak % 50 olarak bitki yağlarından alabiliriz Soya.Zeytin,vb olarak.
Pişirdiğimiz sebzeler gereken besinleri kaybeder;yanlış.
Bir çok besin çeşitleri vücudumuza ulaşmadan evvel bir çok evrelerden geçmesi gerekir.Tıpkı sebzeleri pişirdiğimiz gibi.Örnek olarak havuçu ele alalım "Betacarotin".Kaybı önliyebilmek için dikkat edeceğimiz konum onları nasıl hazırlıyacağımızdır.Buhar yolu ile pişirilen sebzeler içindeki besinleri suda pişirilenlere nisbeten daha iyi muhafaza edebilirler.En önemli olan ise kullandığımız sebzelerin tazeliğidir.Eğer onu kaybetmiş ise içindeki besinler çoktan yok olmuşlardır.
Bilinçli beslenme çok zordur;yanlış..
Kim eğer beş ana kaideye sadık kalırsa sıhhatli beslenmenin o kadarda zor olmadığını görecektir.
1. Her gün sebze ve meyve yemek.
2. Her gün buğdaygillerden yemek.
3. Arada bir yağlı balık,ölcülü olarak et süt mamülleri.
4. Hareketli olmak.
5. Vücudunu tanımak dengeleri korumak,devamlı olarak bilgilenmek.
Bu kadar basit kalın sağlıcakla.
Saygılarla.













Cuma, Nisan 11, 2008

HEPSI YALAN !!! YA DOGRUYSA....


Gelde alıntı yazıya başlık at.
"İçimizdeki canavarlar" / "Süper bünyeye sahip nesil" / "Nüfusu bu durum karşısında 6 çocukla koruyalım " / "Şaka,Maka" / "Bayat haber" / "Bu da bir şeymi"
Ya siz nasıl başlık atardınız ?
Zehirliyorlar...
Et: Etlere bradmix denilen bir tür kimyasal maddenin enjekte edilmesiyle parlaklılığını, renginin kırmızılığını ve ağırlığını artırma yoluna gidiliyor. 100 gramlık et, 140 gram oluyor.

Bal: Küflenmesini ve güvelenmesini engellemek için arının peteğine zehirli naftalin ilave ediliyor.
Ekmek: Esmer ekmeklerin üretiminde rengin koyu olması için arpanın yakılarak siyahlaştırılmasıyla elde edilen maddeler kullanılıyor. Bunlar kansere yol açıyor.

Zeytin: Zeytin, kostikle karartılıyor. Kostik ve paslı demir reaksiyona sokularak erken olgunlaştırılmaya tabi tutuluyor. Kostik endüstriyel temizlikte kullanılan bir madde.

Bulgur: Tavuk yemi olarak faydalanılan esmer ve beyaz buğdayı, safran kimyasal boyasıyla sararttıktan sonra piyasaya sürüyorlar.

Esmer şeker: Esmer şekerlerde kullanılan melas yerine, toz şekeri fırında yakarak esmerleştiriyorlar. Bu da kanser riski taşıyor.

Süt: Mandıralarda kesik sütü normale döndürmek için içine soda katıyorlar ve taze sütmüş gibi piyasaya veriyorlar.

Kaşar: 10 kilo sütten 1 kilo kaşar elde edilirken, soya proteini katılan sıfır yağlı 6-7 kilo sütten 1 kilo kaşar yapılmaya başlandı. Aradaki eksiklik, nebati margarin kullanarak gideriliyor.SADIK ÇELİK

* Bayat tavuklar çamaşır suyu ile beyazlatılarak piyasaya sunuluyor.

* Sucuğun içine çöpe atılması gereken akciğer parçaları konuluyor.

* Beyaz peynire kireç katılarak parlak beyaz olması sağlanıyor.

* Dönerin içine tavuk sakatatı ve öğütülmüş tavuk bacağı katılıyor.

* Leblebi tozuna tuz, fıstık tozuna ise bezelye ve boya karıştırılıyor.

* Yoğurdu daha katı hale getirmek için büyük baş hayvanların yağından elde edilen toz halindeki jelatin kul-lanılıyor. Halka bu yoğurt köy yoğurdu diye satılıyor.

* Salam ve sosise tavuk derisi, bağırsağı ve taşlık karıştırılıyor.

* Karabibere renk alması için kanserojen boya katılıyor.

* Sütün öz yağı alınarak, katıyağ ile karıştırılıyor. Böylece, yağlı süt imajı veriliyor.

* Küf tutmuş ve bayatlamış peynirler, eritilerek eritme peynir haline getiriliyor.

* Tereyağına patates ve margarin karıştırılıyor.

* Ekmeğe karbonatkatılarak beyazlaştırılıyor.

* Ufalanmış peynir birleştirilip yeniden kalıp peynir yapılıyor.

* Zeytinyağına pamuk yağı karıştırılıyor.

* Kırmızı bibere kiremit tozu karıştırılıyor.

* Son kullanma tarihi geçmiş sucuklar, yeni yapılan sucukların içine karıştırılarak yeniden imal ediliyor.FİLİZ ÇALIŞTIRAN
Saygılar.

Perşembe, Nisan 10, 2008

TUZ



Çorba da tuzumuz olsun deriz.

Biliriz ki tuzsuz olmaz çorba.

Sadece bir deyimdir.

Ya gerçekler:
Elimizin ayarı kaçarsa; işte o zaman, bizlerin düşmanı olup çıkar.
Yüksek kan dolaşımı "Tansiyon" böbrek hastalıkları başta gelmek üzere daha bir çok hastalıklara yol açabilir.Ölüme bile.
Diğer tarafdan en önemli mineral olarak da yaşamımızın bir parçasıdır.Onsuz Organizmamız çalışamaz.
Tuz damak tadımızda en önemli rolü almışdır.Önümüze gelen yemeğimizi onsuz düşünemeyiz.Elimizin ayarını kaçırmadığımız müddetce.
Tuz içerikliğinde en önemli elementlerden Natrium ve Chlorid vardır.Vücudumuzun hücrelerinin çalışmasında en büyük rolü oynar.
Natrium diğer, değerlerin naklini hücrelerimize sağlar.Vücudumuzda ki su dengeleri de ondan sorulur.
Bir yetişkinin sağlıklı yaşamında altı gram günlük tuza ihtiyacı vardır.Ne yazık ki bu günkü alışkanlıklarımız içinde bu limiti aşmaktayız.Satın aldığımız gıda maddelerinde her ne kadar içindeki tuz miktarı yazılmış olsada onu hesaplama zahmetinde bulunmadığımız gibi birde dışardan kattığımız, gerçeklerden bir tanesidir.
Bu da demek oluyor ki damak tadı altında davetiye çıkardığımız hastalıkların nedenlerinin sebebi tuz değilde bir yerde bizleriz.
Bu gün kişi başına tüketim altı gram olmasına rağmen dokuz gramı bulmaktadır.
Vücudumuzda ki tuz miktarı 0,5- 1 gram kilo başında olması, ölüme neden olabilmektedir.
Bu durum da vücudumuz tuzla mücadele ederken gerekli bir çok elementinde kaybına yol açar.En çok da böbreklerimiz zarar görür.
Kaybettiğimiz elemetlerde bi örnek vermek istersek.KALSİUM diyebiliriz.Ne işe yaradığını kemik yapımıza sorabiliriz.
Kalp ve kan dolaşım sistemizde de fazla tuz dönüşü olmıyan rahatsızlıklara yol açabilir.Kalp ve şeker,Quatır hastalıkları başta gelenlerdendir.
Dengeyi nasıl sağlıyabiliriz.
Çok basit yemeklerimizi pişirdikden sonra sofrada tekrar tuz koymamakla "çoğu kişilerde daha tadına bakmadan"tuz ekmek alışkanlık haline gelmişdir.
Bu gün tuz ihtiyacımızı yoğun olarak ekmek çeşitlerinden.Et mamüllerinden "sucuk sosis pastırma" gibi.Süt mamüllerinden "peynir çeşitleri" daha bir çok gıda maddeler sayabiliriz salça,konserveler vs.fazlası ile almaktayız.
Kendi hazırladığımız yemeklerimiz de kontrolü ele alabiliriz.Hazir yiyecek konzumunda, kullandığımız gıda maddelerinde tuz oranını hesaplamak zorundayız.
Kullandığımız yağlar ve diğer baharat çeşitleri ile damak tadımızı tuza karşı kullanabiliriz.Reform dükkanlarında tuzun yerini alacak bir çok elementler bulabilirsiniz.
Bi de çocuklarımızı yetiştirme periyodunda onların tad konusunda tuza karşı korumakla, ilerde karşılaşacağımız rahatsızlıklardan önliyebiliriz.
Ağzınızın tadı bozulmasın sıhhat dolu günler dileği ile.
Saygılarla.

Cuma, Şubat 08, 2008

RAFLARDAKİ ÇORBALIKLAR


Büyük marketlerde rafları dolduran hazır çorbalıklar.Bu gün çalışan kesimin kolaylıkla sofralarını süsliyen gıda maddelerinden bir tanesi.
Satın aldığımız bu gıda maddelerinde bizleri aydınlatan bölümü; ufacık yazılarla basılmış.Nasıl hazırlıyacağımız,içinde bulunan maddeleri gösteren yazılar kısmende gr.la gösteriliyor.
Çoğumuzun anlamadığı bazı işaretler...
Bu kadar bir açıklama çoğumuzun anlamamasına karşın yeterlimi ?
Yazılmıyanlar acaba varmı ?
Üreticinin hazırlanışında gizli tuttuğu lezzet sırrı adı altında sakladığı maddeler nelerdir?
Glutamat (E 621-625), İnoşinat(E631-632) ve Guanylat (E627-628) bu gibi kimyevi maddelerin üretici firmalar tarafından belirtilmesi istenmemişdir.
Burada anlatmak istenilen şey bu gibi kimyevi maddelerin miktarı ve rizikoları hakkında bilinmesi gereken bazı noktalar vardır.
Çocuklarımızın zevkle içtiği harflı çorbalar,konserve içinde acılı Jili fasulyesi.
Bunların genteknikle bağdaştırmak hiç aklımıza gelmemişdir.
Bu yukarda verilen iki örnek binlercesi daha rafları doldurmaktadır.
Bizlere bu konuda üretici tarafından her hangi bir bilgi verilmemektedir.
Kırılma noktasıda genteknik bu durumda gıda maddelerinin hazırlanışı, lezzet ve daynıklılık periyodu içersinde katılan kimyevi maddelerin genteknikle meydana gelen maddeler olduğudur.Böyle olduğu için bizlere açıklanması diye bir zaruret ortaya çıkmamaktadır.
Bu durum uzun zamandır AB tarafından masaya yatırılmasına rağmen topluluğun 27 üyesinin bir araya gelip bu konuda hazırlıklı olmaması, bu durumu çıkmaza sokmuşdur.
Tüketici olarak bu gibi gıda maddelerinde detayları olarak değilde, kısaca bu gıda maddesinde Genteknik var veya yok diye belirtilmesidir.
Bu durum bazı firmaların imajını kaybedeceği korkusu bazılarının kullanmış olduğu normların ne derece sağlık konusunda sorumlu olabileceği akla gelen ilk konumdur.
Eğer bu gün kullandığınız gıda maddelerini doğal yollarda seçtiğimiz zaman bu gibi rizikoları kısmen azaltmiş olabiliriz.
Kısmen azaltabilirsiniz dememin nedeni doğadan aldığımız gıda maddelerinin yetiştirilmesi sırasında katılan bazı kimyevi maddelerinde genteknik kullanılarak hazırlanması nedenidir.
Bu gün bazı konumlarda,bazı haklar için günlerdir,"bazı haklar konusunda çırpınılmasına karşın".Tüketiciye ise seçme hakkı verilmemektedir.
Bu gün tüketilen et de bunun içine girebilmektedir.Hayvan yemleri içindeki kimyevi maddeler hangi Yeşil Genteknikle üretilmişdir?
Glutamat (E621-625) % 95 olarak Genteknik prodeksiyonudur.
Bu gün bazı ismini açıklamadığım firmalara sorulduğu zaman bu kimyevi maddelerinin çoğunluğu natur element Glikozdan üretildiği söylenmektedir.
Bu gün bir çok intütülerin yapmış olduğu araştırmalar Glikozun üretimi Genteknikle bağdaşdığı bilinen gerçekdir.
Bu gün tüketici olarak sağlıklı beslenmeyi benim tercihime bırakılması; ama bügün raflardaki ve marketlerdeki gıda maddelerinin üzerlerine genteknikle üretilip / üretilmediğine dair iki satır yazının yazılması başlangıç olarak ilk adım olabilir.
Bu gün aşağı yukarı her tüketici bu konuda internet kanalları ile bazı kimyevi maddelerin insan sağlığındaki rizikolarını öğrenebilir.
Belki bir poşet çorbanın içindeki kimyevi maddeler insan sağlığına zararı çok azlarda kalmasına rağmen.Bilinen bir gerçekde vücudumuzun depolama sistemi bu durumu
vahimleştirebilir.
Genteknikle vücudun bağışıklık sağlaması ne kadar bir zaman dilimi içersinde olacağı bu arada rizikoların sağlığımız açısından hangi boyutlara ulaşacağı halen gizemini saklamaktadır.
Saygılarla.

Pazartesi, Şubat 04, 2008

E- SIGARA


Elektronik, sigara tiryakilerininde hayatına girdi.
Sigara illetinden kurtulmak için,nikotin içeren yakılar,çıkletlerden sonra E-Sigaralar piyasaya sürülmeye başladı.
Yeni Zellandalı uzmanlar uzun çalışmalar sonunda E-Sigaraları yaptılar.Bu sigaralar nikotin içermesine rağmen tütünün vermiş olduğu zararı minimuma indirdiğini söylemektedirler.
Nikotin kana karışması ile 7 saniye içersinde beyine ulaşmakda olup, oradaki sinir sistemine aktivetelerini göstermektedir.
Uzmanların yapmış olduğu testlerde E-Sigarasının tıpkı normal sigaraların görümünde olması
uç kısmındaki led ile yanan bir sigarayı andırması, bu arada çıkartmiş olduğu suni duman ile
sigara tiryakilerinin sigara içimine cevap verdirilmeye çalışılmıştır.Bu arada bir miktar nikotin de unutulmamıştır.Bir zamanlar çıklet veya yakı ile alınan nikotin, bu şekilde daha da real bir şekil almışdir.
Klinik Trials Research Unit ünüversitesi Auckland da yapmış oldukları testler neticesinde kişinin E-Sigaraları ile Nikotine daha çabuk ulaşdıkları.Sigara bırakma terapisinde bu tip sigaranın şimdiye kadar kulanılan çeşitlerine karşı daha etkili olduğu görülmüşdür. Dr. Hayden McRobbie, normal sigaradan içe çekilen nikotin dumanın bu tip E-sigaralarda olamadığını bir avantaj olarak görmektedir.
Tiryakilerin sigarayı bıraktikdan sonra ki devirlerde tekrar başlama isteği.E-Sigara tiryakilerinde görülmemektedir.Sağlık kurumlarının ilk etapda sigara bırakma terapisi sırasında E-sigaranın diğer çeşitlere nazaren daha çok yardımcı olduğunu söylemektedirler.Bu sigara ile her ne kadar nikotin bağımlılığı devam etmekle beraber.Tütün içindeki diğer maddelerin olmaması herşeyden önce zift gibi çok büyük zarar veren maddenin bulunmaması en büyük avantaj olarak görülmektedir.
E-sigarayı eğer normal sigaraya alternatif olarak görmek en büyük yanlış olur.
E-sigarayı ilk etapda normal sigaranın vermiş olduğu diğer zehirlerden arınmış olması ile değerlendirebiliriz.
Hiç sigara içmiyen bir kişinin kullanması ile sigara alışkanlığına bu E-sigara ile başlıyabileceği diğer bir gerçekdir.
Uzmanların sigara bırakma terapisi içersinde bu alternatifin diğer yedekler arasında en iyi
yeri aldığı kanaatindeler.
Eğer yapabiliyorsanız.Sağlığınız için hiç sigara içmemeniz.Eğer bırakma olağınız olmadığı taktirde bu konuda uzman kişilerden bilgi alarak tercihinizi yapmanızdır.
Saygılarla.

Cuma, Ocak 18, 2008

UYKUDAKI KABUS !!!



Günün yorgunluğunu güzel bir uykuyla noktalamak.
Tatlı rüyalar dalmak...
Rüyalarımız, bazen kabusa da dönebiliyor.Günlük yaşantımızda ki olumsuz olayların, beynimizde dolaşması, rüyalarımızı kabusa dönüştürebiliyor.
Belki bir katilin peşimize düşmesi veya altımızda ki zeminin bir anda yok olması.
Gece uykumuzu korkunç bir kabusa dönüştürebilir.
Yapılan araştırmalar sonucunda her beş kişiden biri kabus görmekte olduğu tesbit edilmiştir.
Uzmanların yapmış olduğu açıklamalarda bu gibi durumları söyle ele almaktadırlar.
Her gece kişi rüya görmektedir;tatlı bir uyku kısa bir zaman sonra derin uykuya dönüşmektedir "REM" („Rapid Eye Movements“). Kabus görmek tam bu durum içinde başlamaktadır.
Aşağı yukarı üç ila yirmi dakika sürmektedir.Üzerimizdeki baskı gittikçe artmakta, bizim uykumuzu bölüp uyandırabilmektedir.
Bu durum devamlılık yaptığı taktirde yaşamımızda ruhi bozukluklara da yol açabilmektedir.
Uzmanların bazı yaşanmış bunalımların beynin bu zaman içersinde cözüm araması neticesinde ortaya geldiğini söylemektedir.
Beynin analizi çok yönlü alması, kabusların çeşitlenmesine neden olabilmektedir.
Böyle durumlar karşısında; uzman kişiler tarafından kabus şeklinde görülen rüyaların nedenlerinin, yaşamımızdaki hangi olumsuzlukların neden olduğunun araştırılması gerektiği söylenmektedir.
Uykumuzda ki yaşamış olduğumuz kabusların çoğu zaman çalışma saatlerimizin düzgünsüzlügü,aile içi problemler,iş hayatındaki olumsuz yaşanan olaylar, bu durumu tetiklemektedir.
Bir başka faktör ise düzgün olarak nefes alıp verememe durumuda neden olabilmektedir.
Beyin bu durum karşısında uykumuzu ani olarak bölebilmektedir.
Görmüş olduğumuz bu kabuslar sıhhatımızı bozabilirmi ?
Eğer böyle durumlar bir kaç haftada bir yaşıyorsak, her hangi bir problem olarak görülmemektedir.Yalnız o gecenin rahatsız olarak geçmesi olarak kabul etmeniz gerekir.
Bu durum sıkça olması karşısında; unutkanlık,fiziksel olarak randıman bozukluğu,reflekslerinizin zayıflaması,her ani olarak uykudan sıçramanız neticesinde,
kalbin kan dolaşımını ayarlarını bozmaktadır.
Bu gibi durumlarla karşılaşan kişilerin uykuya gidiş saatlerine dikkat etmeleri.Tv'de
seyredeceğimiz konuları titiz olarak seçmemiz.
Yatmadan evvvel ılık bir banyo almak,güzel bir kitap okumak, bizleri gün içinde yaşadığımız olumsuzluklardan uzak tutacağı için, geçemizi kabusa çevirmeyecektir.
Çocuklarımız bu gibi olumsuzlukları bir ertesi gün hatırlamaya bilirler.Çocuklar, büyükler gibi uykularından sıçramıyabilirler.
Dikkat edilecek konum uykuya yatmadan evvel okuyacağınız /anlatacağımız hikayeleri dikkatlı bir şekilde seçmemiz;korkabileceği ortamın yaratılmamasına dikkat etmemiz gerekmektedir.
Hepinize tatlı rüyalar dileği ile...
Saygılar .

Cuma, Kasım 16, 2007

PANIK...





Yukarda resimlere bakarak bilinc altinda bizleri Panige sürükliyen nelerdir.
Ne gibi önlemler almamiz gerekir.
Saygilarla.

Çarşamba, Ekim 03, 2007

BEBEĞİNİZ SİZİ KORUYOR...


Meme kanserine karşı koruyucu "bebek".
Bebekler yalnız tatlı değil, aynı zamanda Fötal hücreleri ile kansere karşı koruyucu olduğunu Amerikalı bilim adamları söylüyor.Koruyucu Fötüz doğumdan çok daha sonraki devreler için koruyucu bir faktör oluyor anne için.

Annenin vücudu bir veya birden fazla doğumlar neticesinde kısa ve uzun zaman Fötüz doğum hücrelerini taşırlar.Tib adamları bunu „Mikrochimerismus“Fönomeni olarak adlandırmaktadır.Bu durum karşısında kadınların çok az miktarda yabancı hücre taşıdıklarını söylemektedirler.Yaşam düzeni kansere yakalanmada neden olarak tahmin edilmektedir.Beş kadından dördünün bu kanserden kurtulması,hormon peraparatlarının meme kanseri rizikosunu azaltığı konusunda aynı fikire varmaktadırlar.
Kernspintomographie ile senelerdir erken teşhis konusunda başarıya varılmasına rağmen.Genetik çalışmalarla bir çok noktalar cözülmektedir.Amerikalı bilim adamları bu Fötal hücrelerde yapmış oldukları araştırmaların neticesinde yakalanma rizikosunu çok aza indirdiğini söylemektedirler.82 kadın ve bebek kanları üzerinde yaptıkları araştırmalarda yabancı hücreleri araştırdılar.Bu kadınlardan bir kaçının sonradan meme kanserine yakalandığı fötöz hücrelerini taşıyan kadınlarda ise böyle bir durumun olmadığı tesbit edilmişdir.Bu araştırmalar neticesinde sıhhatlı olanlar %43 lerde olduğu hastalığa yakalananlar ise %14 lerde kalmışdir.
Araştırmacılardan Vijayakrishna Gadı ve Fred-Hutchinson-Kanser araştırma merkezi Seattle'de yapmış oldukları araştırma neticesinde doğum yapan anneleri bebek sahibi olma nedeni ile meme kanserine karşı büyük bir koruma altında olduklarını tespit etmişlerdir.Fötal hücreleri bu korumanın ana faktörü olarak görülmektedir.Bu hücreler sayesinde yabancı ve kötü hücrelere karşı koruyucu görevini yükleniyor.
Bu gün bu araştırmalar neticesinde en az bir çocuk sahibi olan annelerde bu rahatsızlığın çocuk sahibi olmıyanlara nazaran az olduğu söylenmektedir.
İkinci bir çalışmada yabancı ana hücrelerin plante edilmesi bu da kötü hücrelere karşı bir koruma metodu bu yönlede iyi neticelerin alındığı görülmektedir. Tib araştırmacıları Fötüs'ün koruyucu Fötal hücrelerin kötü hücrelere karşı bir koruyucu olduğunu ısrarla söylemekte oldukları bu yönde daha çok kapsamlı çalışmaların devam etmesi görüsündeler.
Saygılarla.

Salı, Ekim 02, 2007

UYKU



Baldan tatlı nedir dedikleri zaman "Uyku" derdik.Sadece bir bilmecenin cevabımıydı ?
Yapılan araştırmalar fazla uykunun ömrü kısalttığını söylüyor.
Yanlış anlaşılmasın norm olarak 7 ila 8 saat veriliyor.
Bu durum hakiki uykuculara karşı yapılan araştırma.
Bilim adamları bu gün yaptıkları araştırmalarda 7 ve 8 saat uykunun normal olduğunu kabul ediyorlar.
Napolyon Bonaparte sadece 4 saat uyurmuş 51 yaşında ölmüş.Ölüm nedeni ise migde kanseri ve ölümünün nedeni ise fazla et besini ve uyku düzensizliği olduğunu ifade etmektedirler.
Fin araştırma merkezi az uykununda en az fazla uyku kadar yaşam süreminizi kısalttığını söylemektedir.Bu durumun 8 saat den fazla uyku uyuyanlar içinde geçerlilik taşıdığını tesbit etmişlerdir.
Fin Enstütüsünde 21 bin kişi üzerinde yapılan testlerde 1975-1981 senesi arasında.
Erkeklerde 7 saat den eksik uyku uyuyanların % 26 lık bir yaşam beklentilerinde riziko taşıdıkları.
Kadınlarda ise bu % 21 lerde olduğu görülüyor.
8 saatin üstünde olanlarda ise rizikonun erkeklerde ise % 24 kadınlarda ise % 17 olarak tesbit ediliyor.
Yapılan bu araştırmalar neticesin de az ve fazla uyku uyuyanların karşılaştıkları yaşam rizikosunun nedenini tam olarak verememektedirler.
Fazla uyuyanların beyinsel veya vücut rahatsızlığın bir beklentisimidir ?
Az uyku uyuyanların daha çok fazla vücut ağarlığı olanlarda olduğu görülmektedir bu da yaşam sürelerinin kısalmasına neden olduğu görüşündedirler.
Saygılar.

Çarşamba, Eylül 19, 2007

ARILAR / VIDEO OYUNLARI...





Bal arılarının en büyük düşmanlarından bir taneside .Kendi cinslerinden bir tür, eşek arılarıdır.Onlar kovanlarına saldırır ballarını çalarlar.
Yapılan son araştırmalarda bal arılarının bu düşmanlarına karşı yeni bir metod geliştirdiklerini gözlemlediler.
Kovanları için tehlike yaratacağını fark ettikleri zaman hemen aralarına alarak.Nefes alacağı bölgesini bloke ederek boğularak ölmesini sağlamaktadırlar.
Bu gün arı yetiştiricelerin korkulu rüyasi olan eşek arılarının tehlikeli bir virüs taşıdığıda bilinen bir gerçekdir.
Bal arılarının yakınına yaklaşan eşek arılarını kovanlarının içine girmesini bile sağladığı görülmüşdür.Bir yumak gibi etrafını sararak kendilerini sokmasınıda önlemektedir.
Bu arada sıcaklıkları 44 dereceye kadarda yükselmektedir.Ne yazıkki eşek arıları 51 derece sıcaklığa kadar dayanabilmektedir.
Bu durum karşısında bal arıları bu metodu geliştirmişler.Düsmanlarının nefes borusunun bulunduğu bölüme vermiş olduğu sıcak hava ile içerdeki havanın yüzde 87 gibi bir bölümünün hava sürkülasyonu netçesinde dışarı çıkmasına sağlıyarak 1 saat içersinde onun boğularak ölmesini sağladığını tesbit etmişler.
Bu gün sizlerle biraz hayvanlar dünyasındaki yeniliklerden bahs etmek istedim.

Çocuklarımızı teknoloji dünyasında bekliyen tehlikelerden bir taneside.Video; şiddet gösteren oyunlar.
Onların beyin hareketlerinin kısıtlanmasına yol açtığı görülmektedir.
Bu gibi oyunların real düşüncelerini,sağlıklı olarak düşünme ve kontrollerini bloke ettiği görülmüşdür.
Bu gün spor aktivitetlerine yardımcı olaması için oyunlar hatta Alzheimer hastalarının bu gibi zarasız oyunlarla tedavi yönüne gidildiğide bir başka kanıt olarak gösterilmektedir.Indiana Ünüversitesinde bir gurup bilim adamı 44 çocuk arasında yapmış olduğu testlerde."Yaşları 13 ila 17 arası".Yarım saat kadar çocuklara normal şiddet içermiyen oyun oynatmışlar.Diğer guruba ise oyundaki şiddet gösteren bir liderin hareketlerini göstermişlerdir.Alınan netice bayağı korkutucu olduğu görülmüşdür.Birince gurup düsünce ve kontrolleri kendi normları çersinde olduğuna karşılık diğer grubun beyninde hareket ve ve düsüncelerin bloke edildiği
tesbit edilmişdir.Böyle oyunların çocuklarımız için ne gibi bir tehlike taşıdığı ap açıktır.Birde böyle oyunların devamlı olarak birikimleriinin açabileceği zararlar ilerde düzeltilmesi çok zor olacak neorolojik rahatsızlıklar olarak karşımıza çıkacaktir.
Bu gün anne ve babaların teknoloji dünyasında bu gibi oyunlardan çocuklarımızı korumamız gerekmektedir.
Saygılar.

Pazartesi, Eylül 03, 2007

SIZLERI SEVIYORUM !!!



ERDIL
Saygilarla.

Cuma, Ağustos 03, 2007

BİR KAÇ FİNCAN KAHVE !!!



Japon Sağlık Bakanlığı gittikçe artmak da olan Barsak Kanserine karşı alınacak tedbirleri artırmışdır. Bilim adamlarının çalışmaları, bir kaç fincan içilen kahvenin rizokoyu azalttığını tesbit etmişlerdir.
Kahvenin aynı zamanda Kolosterini düşürdüğü ve Safra asidinide ayarladığı yapılan araştırmalar neticesinde tesbit edilmişdir.
Kadınların günde bir kaç fincan kahve içmeleri onları Barsak Kanserinden koruduğu, buna karşı erkeklerde bu durumun görülmediği tesbit edilmişdir.
Bunu da erkeklerin sigara ve alkolü kadınlara nazaran çok daha fazla kullandıkları.Nikotin ve alkolün,koffeinin yapmış olduğu koruma faktörünü yok ettiğini tesbit etmişlerdir.
Bilim adamları yapmış olduğu bu çalışmalarda kahvenin kadınlar üzerindeki yapılan testlerde % 56 olarak bu rizikoyu ortadan kaldırdığı görülmüşdür.Bu çalışmalar da Tokyo'da halka açıklanmışdır.
Bu gün kahvenin ilaç gibi görülmesi ne kadar doğrudur ?
Aynı zamanda koffeinin adale yorgunluklarına ve deri kanserine de iyi geldiği söylenmektedir. Yoksa Küba'lıların söylediği gibi seks ve puronun sağlıkla bağlaştırılması gibi bir rivayetmidir...
Araştırmacılar uzun çalışma neticesinde 96,000 kişi üzerinde yapmış oldukları test neticesinde yalnız 40 ile 69 yaş arası 726 erkeğin buna karşı 437 kadının Barsak Kanserine yakalandığını söylemektedirler.
Saygılarla.

Çarşamba, Ağustos 01, 2007

MAZOT ve VÜCUDUMUZDAKİ YAĞLAR


Damar tıkanıklığına neden olan, yaşamımızdaki ikili :
Mazot ve yağ ;
Yapılan araştırmalar neticesinde Mazotlu araçların ekzozundan çıkan kurum vücudumuzdaki yağ ile birleşiminde damarlarımızın iltihaplanması,tıkanmasına yol açmaktadır.
Bu riziko kalp hastalarında çok büyük tehlikeli boyutlara ulaşdiği tesbit edlmiştir.
Tıp adamlarının Kloesterin veya Mazot kurumlarının tek başına vermiş olduğu zarar her ikisinin birleşimi ile tek olarak vereceği zararın çok, çok daha üstünde olduğunu söylemektedirler.
Kaliforniya da Los Angeles (UCLA) Ünüversitesi de yapmış olduğu testler neticesinde
bu durumu doğrulamıştır.
Araştırmacılar yapmış oldukları kan testlerinde Genlerin derhal aktiv duruma geçmeleri ile bu iki elementin çok tehlikeli bir şekilde kan damarlarında iltihaplanmaya yol açtığı görülmüşdür.
Hava kirliliğinin solunum yolu ile açtığı zararların gittikçe fazlalaştığını buna karşı çok acil önlemler alınması gerektiğini söylemektedirler.Bilim adamları her iki madde üzerinde yoğunlaşarak Mazot kurumları ve Yağ asitlerinin LDL-kolestrin oluşturduğunu söylemektedir.Her ikisinin hücre ve gevebeler üzerinde zarar verdiğini kanaatine varmışlardır.Bu durum damarlarımıza büyük bir oranda zarar vermektedir.
Özetlememiz gerektiği zaman Mazot kurumları ve yağlar ile birleşimi kalp sektelerini
ateşlemektedir.Kolesterin birkimine,hücrelerin zedelenmesine,burun ve solunum,ak ciğerlerimizde tehlikeli bir yoğunlukda zarar verdiği.Kalp tıkanıklığı ve krizlere neden olduğu tesbit edilmişdir.
Bu gün Tıp raporlarında belirtilen bu durum karşısında bazı gelişmiş ülkeler, bazı normlar getirmiş olup bu partikillerin havaya yayılmasını önliyebilmek için önümüzde ki seneler içersinde filitre zorunluluğu getirmekte "şu anda kullanilan flitre dışında" balon bölgelere bu yıl
içersinde filitre normlarının son ölcümlere uymıyan vasıtaların girmesini yasaklamaktadır.
Bilim adamlarının en büyük yardımcılarından bir taneside arılardır.Yapılan araştırmalar hava alanları civarına yerleştirilen kovanlar sayesinde alınan bal örnekleri ile kerozinin hava kirliğine neden olan miktarın net olarak tesbit edilebilmesini saglamaktadir.Bu kirliliğin polenler vasıtası ile yayılma durumuda göz önüne alınacak olursa boyutların ne kadar tehlikeli bir durum yaratabileceği konumda yoğun çalışma içersindedirler.
Saygılarla.

Cumartesi, Haziran 23, 2007

Fesleğen (Ocimum basilicum),


Adı : Fesleğen (Reyhan)
Botanik adı :Ocimum Basillikum
İngilizce / Almanca adi: Basilie / Basilikum
Ait olduğu aile grubu : Ballıbabagiller / Lamiaceae
Yaşam bölgesi : Tropik bölgeler /Afrika / Asya / Hindistan
Tarımı yapılan ülkeler :İtalya,Fransa,Fas,Mısır,ABD Kaliforniya,Orta ve Günay Amerika
Tibda ki yeri:Hazımsızlığa karşı,kas kasılmaları (kramp),migren,baş dönmeleri ve uykusuzluğa,ve kısmen deri rahatsızlığına karşı kullanılmaktadır.
Kullanılan bölümü : Yaprakları.
İçindeki kimyevi maddeler :Aetherische yağı, Linalool, Estragol, Eugenol ve Kampfer
Çıkarılan yağı parfüm ve haşere ilacında kullanılmaktadır.En çok yaprakları yemeklerimizin vaz geçilmez baharatlarından bir tanesidir.Cig olarak salatalara da konulmaktadır.
Tek yıllık ve genellikle ılıman bölgelerde yetişen bir bitki türüdür.
Yemeklerde kullanılmak üzere tarımı yapılan fesleğenin kökeni Asya'nın dönenceler arasında kalan bölgelerine dayansa da, günümüzde yeryüzünün öteki ılıman bölgelerine de yayılmıştır.
Yetişkin fesleğenlerin boyları genellikle 20 ile 60 cm arasında değişir. Renkleri açık yeşilden köyü yeşile kadar değişen yaprakları yumuşak olup, 1-5 cm araşında uzunlukta ve 1-3 cm arasında genişlikte olurlar. Soğuğa karşı çok duyarlı olan fesleğen bitkisi, en çok sıcak, kuru ortamları sever.
Kurutulmuş fesleğen hem taze, hem de kurutularak kullanılan fesleğen, pişirilerek ya da çiğ yenilen yemeklerde yaygın olarak kullanılır. Kendisi pişirildiğinde tadını çabuk yitirdiği için, genellikle yemeklere son anda katılır.
Türk yemeklerinde yaygın olarak kullanılan fesleğen, öteki Akdeniz ülkelerinin ve kökeninin dayandığı güney, güneydoğu Asya ülkelerinin (özellikle de Tayland) yemeklerinde de önemli yer tutar.
Şimdi yazacaklarım yanlış anlaşılmaması önemle rica olunur :
Fesleğen içerikliğin de Estragol adı verilen bir kimyevi madde taşır.
Önce size bu kimyevi maddeyi tanıtmak istiyorum.
Estragol kanser hastalığını tetikliyen /yapan bir maddedir.
Fesleğen de bulunan Estragol zehrinin insanlar üzerinde ki tıbbi zararları üzerinde tam olarak bir açıklama yapılamamışdır.Söylenen tek şey fazla miktarda yenilmesi
neticesinde vücudun bu maddeyi depolaması riziko olarak görülmektedir.
Bitkisel tedavide deri ve barsak iltahaplanması,migde kramplarında,kabızlıkda halen kullanılmakda olup eski zamanlarda cinsel rahatsızlıklarda kullanılmıştır.
Bu gün devamlı olarak tedavi de kullanılmamaktadır.
Her ne kadar çay olarak içilse de küçük çocuklara ve bebeklere vermekten kaçınılması gerektiği söylenmektedir.Diğer şifa otları ile karıştırılarak yapılan terapiler artık yapılmamaktadır.
Antik zamanlarda Fesleğen "kralların otu " olarak anılmakda idi.Sihirli ot olarak adlandırılıyordu.Eski yunan kadınları sevgililerinin başını ondan yapılan parfümlerle döndürüyorlardı.
Hindistanda ise halen dini bir yeri olduğu bilinmektedir.Tanrı Vishnu,Krishne ve eşi
Lakshmi'ne adanmaktadır.
Fesleğen otunun halk arasında zenginlik ,harmoni ve aşkın senbolü,koruyucu olduğu bir çok ülkelerde hala inanılmaktadır.
Bir başka kullanım alanı ise böcek sokmalarına karşı taze yaprakları sokulan yere ezilerek sürülmektedir.Yapılan araştırmalarda Akrep sokmasına karşı pan zehir olarak da kullanılmaktadır.
Bu şifalı bitkinin tek negatif tarafı devamlı kullanıldığı taktirde yukarda belirttiğimiz gibi kansere neden olabileceğidir.
Saygılarla.