Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ocak 15, 2009

BIR ÖYKÜ ...


Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerini sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın 'Günaydın Anne, Günaydın Baba' dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. 'Günaydın Kocacığım' dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp 'Günaydın Evlatlarım' dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp 'Sizleri, hepinizi çok özledim' dedi.

Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama 'Bir taksi istiyorum' dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. 'Patlama be adam' dedi. Nihayet taksiye binebildi. 'Teyze hoş geldin' dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. 'Nereye gidiyoruz?' Kadın kısa bir sessizliğin sonunda 'Tüm bir gün beni taşırmısın?' diye sordu. 'Sana 500 lira veririm.' Adam küçümser bir gülümseme ile, 'Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze' dedi.

Kadın gülümsedi

'O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?'

'Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?'

'Anıtkabir'e'

'Anıtkabir'e mi?

'Evet'

'Tamam teyzeciğim'

'Yaş kaç teyzeciğim?'

'Seksen sekiz'

'Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim'

'Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum'

'Haklısın teyzecim'

Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför 'Teyzeciğim geldik' dedi. Dalgın görünen kadın 'Evladım burada yardımına ihtiyacım var' dedi. 'Benimle gel' Adam şaşırmıştı. 'Tabii teyze' dedi. Kuşkulu gözlerle 'Bizi buraya alırlar mı?' diye sordu.

O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak 'Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?' dedi

'Hayır'

'Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?'

'Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme'

'Ee o zaman'

'Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben'

Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.

Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde

'Nasıl çıkacaksın Teyze?' diye sordu.

'Her ay nasıl çıkıyorsam öyle'

'Her ay geliyormusun?'

'Evet'

Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti. 'Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım' Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra 'Hadi gidelim' dedi.

Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. 'Yoruldun mu Teyze' dedi.

Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra 'Evet hem de çok yoruldum' diye cevapladı.

'Nereye gidiyoruz?'

'Bankaya'

Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.

'Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?'

'Sor bakalım evladım'

'Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?'

'Uzun hikaye evladım'

'Olsun be teyze anlat ne olur'

'Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende 'Adalet' dedim. Bunun üzerine 'Ne güzel ismin varmış' dedi. 'Okulu bitirince ne olacaksın' dedi bana. Hemşire dedim. Oda 'Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır' dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, 'Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın' dedi .'

'Sen ne dedin peki?'

'Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.'

'Peki olabildin mi Adalet Teyze?'

'Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.'

'Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze'

'Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin'

'Haklısın Adalet Teyze. Bu bankamı gelmek istediğin'

'Evet'

'Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?'

'Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım'

'Osman teyzeciğim'

'Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?'

'Tamam teyzeciğim'

Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. 'Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür' diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.

'Hoş geldin Hakim Teyze'

'Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.'

'Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?'

'Yok aksine hoşuma gitti. Sağol'

'Nereye gidiyoruz?'

'Seyranbağlarına'

'Tabii'

'Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen'

'Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli kocamla'

'Ne iş yapardı amca?'

'Subaydı.'

'Ne zaman vefat etti?'

'1952′de'

'Çok olmuş.Gençmiş'

'Kore savaşında şehit oldu.'

'Allah rahmet eylesin Hakim teyze'

' Sağol'

'Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?'

'Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.'

'Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben'

'Yok bekle burada'

Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. 'Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu' yazısını okudu. Anlam veremedi. 'Bu kadın burada ne yapar ki?' diye düşündü.

Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın 'Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin' dedi.

Adalet hanım, buğulu gözlerle 'İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın' dedi.

Araba hareket etti.

'Nereye Hakim Teyze?'

'Hemen iki sokak öteye'

Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da 'Ankara Seyranbağları Huzurevi' yazıyordu.

'Bekle beni'

'Tabii Hakim Teyze'

Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti.

'İyi misin Hakim Teyze'

'İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor'

'Nereye gidiyoruz?'

'Cebeci Asri Mezarlığına'

'Tamam'

'Teyze nerelisin sen?'

'Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye döndük. Allah'a Şükür Babam'da sağ salim döndü savaştan.'

'Sonra ne oldu?'

'Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..'

'Çocuğunuz var mı?'

'Bir kızım bir oğlum vardı.'

'Neredeler şimdi?'

'Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.'

'Ne güzel'

'1978′de Fransa'da Ermeniler öldürdüler.'

'Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani'

'Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.'

'Amin. Ya kızın?'

'O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.'

'Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma'

'Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol'

'Geldik Teyze'

'Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.'

'Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.'

'Yok beni alacaklar buradan'

'Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.'

'Çocukların var mı?'

'İki tane ellerinden öperler.' Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.

'Adları nedir?'

'Kemal ve Ayşe'

'Oğlumun adı da Kemaldi.'

Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..

'Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk'ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.'

Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.

Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti.

'Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.'

Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında 'Gökler bile sana ağlıyor' diyerek ağladığı…

NOT: Bu Öykü, Sayın Nuriye ÖZDİNÇER tarafından gönderilmiştir.
Sayglıarla




Şerefle bitirilmesi gereken ,En asil görev, hayattır.Bir lokma ekmek için,Şerefini çiğnetmeye;Bir anlık eğlence için,Servetini tüketmeye;Bir zamanlık mevkii için,El ayak öpmeye;Günlük menfaatler için,Onurunu terketmeye,Bir kısım insanlara kızıp;Tüm insanlara düşman Olmaya değmez bu hayat.

Perşembe, Aralık 04, 2008

Teşekkürler Ay yıldızlı seyircim...


ERDIL


Dün akşam Berlin'nin güzide takımlarından Alman ligi 3.ncüsünü misafir ettik. Maçın ikinci devresinde seyirci sayısı 62 bin olarak olarak ilan edilerken türübünlerden BURASI ALİ SAMİYEN burdan çıkış yok nidaları yükseliyordu.
48 bin Türk seyircisi Berlin Olimpiyat Stadında 14 bin Herta Berlin seyircisini misafir etti. Sizlere maçı anlatmıyacağım. Galatasaray'in galibiyetini de değil...
Bu bir spor müsabakası kazanmakda var kaybetmekde var.
Gerçekçi olan oradaki atmosfer idi. Önünde oturan 5 yaşındaki çocuğun "haydi Arda" diye bağırışı.Arkamda yanımda oturan koyu FENERBAHÇE'lilerin "haydi cim bom" diye haykırışı; bu maçın skorunu bir kenara atmış idi.
Binlerce Galatasaray seyircisi arasında bir iki Herta seyircisi bile bu atmosfere kapılmış nerdeyse rakip takıma tezarrühatta bulunacaklardı.
Anlatması güç bir maçın ardından Avrupa'nın kültür şehri Berlin 48 bin Türkü ile gelecek bayramı beş gün önce yaşadı.
Teşekkürler Galatasaray'lılar, teşekkürler Fenerbahçeli, Beşiktaşlı, Trabzonsporlu,
diğer takımları tutan Ay yıldızlı seyircilerim.
Saygılarla.

Pazar, Kasım 09, 2008

PAZARIN SOHBETI


Bazı haberler vardır ki bunu yazarken bile kara kara düşünür haberci.
Haber'in derinliğine,analizine gidildiği zaman boyutlar çok başka yönlere gidebilir.
Bir yerde bireyler böyle haberlerin toplum üzerinde ki tepkilerinin analizini yapmaya başlarlar.Ya hadise çarçabuk geçiştirilir.Ya da top toplumun kucağına atılır.
Eğer hukukun geç veya nedenleri ortaya konmadan işlemediği hissi ortaya konulmaya çalışılırsa.Bir yerde onun ne boyutlarla karşımıza çıkabileceği aşağıda ki haberde görebiliriz.

"Gazetede yer alan habere göre, olay görgü tanıklarının iddialarına göre şöyle gelişti: Son haftalarda Fuat Soylu İlköğretim Okulu ve çevresindeki okullarda öğrencilere yönelik tacizin artması vatandaşları tedirgin etti. Son olarak, İlköğretim 4. sınıf öğrencisi bir çocuğun yanına yaklaşan motosikletli bir kişi "Seni gezdireceğim" dedi. Çocuk, olayı annesine bildirdi. Anne okula, okul da durumu polise aktardı. Mahallenin gençleri de motosikletli olduğu belirlenen tacizcinin peşine düştü.

Geçen çarşamba gecesi durumdan habersiz olan S. C.'i gören mahalle sakinlerinden biri iki el ateş etti. Yere düşen C. bir anda demir ve sopalı kalabalık bir grup tarafından dövülmeye başlandı. Olay yerine gelen polis de taş yağmuruna tutuldu.

Çevre sakinleri olayla ilgili bilgi vermekten kaçındılar. .....'lü S. C.'in Etiler'deki M. Büfe'de evlere paket servisi işi yaptığı, olay günü kullandığı motosikletin de çalıştığı büfeye ait olduğu öğrenildi. C'i tanıyanlar, bu güne kadar kimseye bir rahatsızlık vermeyen, işinde gücünde biri olduğunu söyledi."

Sizce bu dosya kapanmışmıdır? Böyle bir hakkı kim vermişdir.Ölen kişi kanun önünde suçsuzdu."Cünkü Hukuk Devleti onu yargılamadığına göre!?
Suçlu peki şu durumda kim!? Koskoca mahallemi ! Günlerce hukuku tartışan medya mı!?
İçimizde ki hislere kapılarak bu gibi hadiseleri yorumlıyan bizler mi !?

Yanlışlıkla; yanlış bir mekanda sadece giydiğimiz bir kıyafet,kullandığımız bir araç,
veya bir benzerlikle aynı duruma düşebileceğimiz gerçeğini düşündük mü!?

Tarih boyunca tek güvencimiz olan hukuk, bir çok yanlışlar yapmıştır.Bu onun doğrularına hiç bir zaman leke düşürmez.Bazen hiç tasvip etmediğimiz sonuçlarıda verebilir,yorumluyabiliriz.Hatalar sadece Yargıda olmıyabilir, Yasa yapıcısının eksilikleride böyle kararların ortaya çıkmasına neden olabilir.
Unutmiyalim ki:
Alınan kararların, bir üst kurumlar da görüşülebileceği hukuk devletlerinde; görüldüğü bir gerçekdir.

Eğer kendimizle yüzleşmek istiyorsak.O mahallede olanlara sessiz kalmakla hepimiz suçluyuz.
İyi pazarlar dileği ile.
Saygılar.

Cuma, Ekim 24, 2008

KÖPRÜLER ...



Köprüler vardır; azgın suların, geçilmesi zor kayaların gerdanlıkları.
Köprüler vardır tarihi anlatır, sanat abideleri.
Her gün üzerinden gelip geçtiğimiz fark bile etmediğimiz köprüler.
Bide bizleri bir araya getiren köprüler vardır.O ki ne görülür, ne dokunulur...
İster gönül bağları olsunlar, isterse dostlukların simgesi.
Blog dünyasına ilk girdiğim zaman bu köprülerle bağlandığım ailem oldu.
Dikkatle baktığım zaman, bu köprülerin çıktığı müşterek bir yolumuz olduğunu gördüm.
Her daldan bildiklerimizi,duyduklarımızı,gördüklerimizi aktardık sayfalarımıza.
Sevdik, saydık,birlikde sevinirken, gene birlikde hüzünlendik.
Bizleri bu kadar yakınlaştıran bir birlikliğimiz vardı.Bu da bizleri birbirine bağlıyan köprüler daha doğrusu evlerimizdeki müsterek dostlarımızdı.Onlardı bizleri bu kadar yakınlaştıran.
Yazılarımızda hep onlar vardı; bazen bir yemek tarifinde eşlik ediyordu.Bazen bir gezide resimlerimizi süslüyordu.
Yaşamın her evresinde hüzün ve sevincin,takdirle,isyanın bir kösesinde hep onlar vardı.Zevkle okuyup gün be gün takip etmeye başladığımız bir bloğun ilk yazısını onlar sayesinde tanıdık.Gene bir bloğun bitişinde gene hüzünle izledik onları.
İyiki varlar sadık dostlar.Siz olmasaydanız,nasıl kurulurdu bu gönül köprüleri.
Saygılarla.

Cumartesi, Haziran 21, 2008

BAZI KARELER !!!



ERDIL


Bitmiyen dakikalar.

Son düdük, sokaklar mutluluk sesi ile inliyor.

Avrupa'da yaşıyan Türklerin bu anları kutlaması bir başka oluyor.Korna sesleri,Türkiye,Türkiye diye gecenin sessizliğini bozan o muhteşem anlar.
Teşekkürler o mutluluğu bizlere yaşatan kardeşlerimiz.

Teşekkürler birbirine bu denli kenetlenen insanlar,

teşekkürler bu sevinci kalbinde yaşıyan sevgi seli olup akan insanlar.


Bu turnuvada sadece galibiyet dışında futbol severler bir şeyi daha hatırladılar.

Maçlar hakemin son düdügü ile neticelenir.


Onlar sadece sahada mücadele etmediler,karşılarında uzman olduklarını idda edenlerlede savaş verdiler.Şu anda inzivaya çekilen bu kişiler.Yeri geldiği zaman bizler görevimizi yapıyoruz,biz yazmasaydık,demeseydik buralara gelinemezdi teranesi ile karşımıza çıkacaklar.


Dün çoğumuzun gözünden kaçan bir kare daha vardı.Bu kare eğer Türkiye'de her hangi bir sıradan karşılaşmada yaşansaydı ne olurdu ?


Bu kareyi haber olarak yorumluyan gazeteden yaptığım alıntıyı aşağıda aynen veriyorum.


"Petric'in kullandığı ve Rüştü'nün çıkardığı atıştan sonra maçın İtalyan hakemi Roberto Rosetti'nin yaptığı hareket özellikle Türk seyircilerin gözünden kaçmadı.

Karşılaşma sırasında pozisyonlardaki takdirlerini çoğunlukla Hırvatlar lehine kullanan Rosetti, penaltı atışını kaçıran Petric'in yanına gitti ve bir Hırvat taraftarı gibi bu oyuncuyu teselli etti.

İtalyan hakemin dün akşam gösterdiği sarı kartlardan dolayı Emre Aşık, Tuncay Şanlı ve Arda yarı final maçında cezalı durumu düşmüştü."

Hakemlerinde son düdükten sonra, sıradan insan olduğunu kabul edemezmiyiz !!!
Onlarda bu şölenlerin bir parçası değillermidir ?
Galip gelen bir takımla veya malup olan takımın bir anlık bile olsa duygularını paylaşamazlarmı ?
Tıpkı maçın bitiş düdügü ile o anıyı perçinlemek için bir oyuncunun formasını alamazmı ?
Veya bir anda yıkılmış göz yaşlarına boğulmuş oyuncuya " üzülme bu sadece bir spor daha çok sevinçli anlar yaşıyacaksınız" diye teselli edemezmi.
Eğer bu kişileri bu gözle görmeğe başladığımız zaman, ayyıldızlı kokartları böyle futbol şölenlerinde tekrar görmeye başlıyacağımızın kanısındayım.

Saygılarla.

Salı, Haziran 10, 2008

GİZEMLİ "TİCARI MAL"


Zincire vurulmuşlardı.Dayak yiyorlardı.Tecavüze uğruyorlardı !!!
Dünyada yaygın bir sektör.Gittikçe yaygınlaşan Avrupa'da büyük bir problem.

Onlar mal olarak görülmekde.Çok ucuza temin edilip.Büyük karlarla satılmaktadırlar.
Büyük karlar sağlıyan ticaret mali.
Günlük 3000 kadar piyasaya sürülmekte.Onları internet sayfalarında,piyasada çok şık anbalaj içersinde bulabilirsiniz.
Sadece büyüklere sunulan bir mal.
Her ne kadar bu malların satılması kanunen yasak olmasına rağmen.Talep büyük olduğu için sektörün popüler kalmasını sağlıyor.Her türlü teknoloji bu ticaretde kullanılıyor.Işin acı tarafı bizlerin gözleri önünde bile olabiliyor.Açığa çıktığı zaman tekel kibriti gibi bir an parlıyor sonra küllenip hafızaların çok gerilerine itilebiliyor.
Dünya piyasalarında süre gelen bu ticari malin cirosu senelik 12 Milyar dolar.
Bu ticareti yapanların aylık kazançları 30.000 dolar.
Avrupa'da gelişmiş bir ülkenin istatisliklerine bakacak olursak 2003 yılında bu mallara olan ilgi 34,4 milyon.
Bu ticaret alanı silah ve uyuşturucunun önüne geçmiş durumda.
Şimdiye kadar az gelişmiş ülkelerde bu ticaret yapılırken bu gün gelişmiş ülkelerde çok daha fazla yer almaktadır.
Eski komünist ülkelerinin sınır bölgeleri 2005 senesi ile her yedi de bir nisbetinde bu ticarete alet olmuşdur.
Bu gün İsviçre de bir çok aile bu tür ticaretle uğraştığı yapılan araştırmalar neticesinde tesbit edilmişdir.
İnternet yolu ile piyasaya sürülmektedir.
Bazı aileler bu ticaret sayesinde saat de 3000 euro bile kazandığı tesbit edilmişdir.
Sadece bu sektörün malları büyük şehirlerde piyasaya sürülmekle kalmayıp tatil yörelerininde bir parçası olmuşdur.
Bir çok aileler bu durumu karlı ticaret haline koymuşlardır.
Bahsedilen mallar çok gizli yerlerde muhafaza edilmekde el altından ihtiyaç karşılığı piyasaya sürülmektedir.
Bu gün Asya turizim sektöründe bu mallar 1 milyon olarak tesbit edilmiş.
Bazı ülkeler bunu bir yerde normal karşılamaktadır.
Bu ticaret ile ilgili yazılacak o kadar çok şey varki.Belki ilerdeki günlerde bu konuda dahada geniş bilgiler verebilirim.

Yukarda ki bu ticaret malı hakkında bir bilgiye sahip olabildinizmi.
Yok ne olduğunu bilemediniz ise yorum bölümünde sorabilirsiniz.
Saygılarla.

Pazartesi, Haziran 09, 2008

APTAL OLMANIN FAYDALARI...



Araştırmacıların yapmış olduğu bir tesbiti sizlerle paylaşmak istedim.Eğer isterseniz mecaz olarak kullanır.Arzuya göre kıssadan hisse olarak da algılıyabilirsiniz.
Gelelim araştırmacıların neleri tesbit ettiklerine:
Aptal sinekler, akıllı sineklerden daha fazla yaşarlarmış.

Akıllı olmak her zaman büyük avantajlar sağlamıyor - bu durumu sinekler için diyelim.
İsviçreli araştırmacıların tesbiti bu.Akıllı sineklerin yaşam süreleri ,aptallardan üçte bir nisbetinde daha az oluyormuş.Bunu da beyin çalışmasının, hayvanlar için en kıymetli olan enerjinin bu yönde harcanması olarak görüyorlar.

Koku ve plansızlık; sinir sisteminin son enerjisinide çalmakta,insanların bu durumu
akıllıca görmemesine rağmen."Sineklerin beyinlerininde çok gelişmiş olmamasının ,derin bir nedeni olduğu kanısındalar.
Lausanne ünüversitesinde akıllı sineklerin 50 veya 60 gün yaşam süresine ulaştıkları.
Aynı cinsden akranlarından aptalları ise 80 ila 85 gün yaşam süresine ulaşıbildiğini işaret etmektedirler."Evolution" dergisinde açıklamışlardır.

Uzmanlar yeni doğmuş meyve sineklerinden "Drosophila"yı iki guruba ayırarak birinci gurubu açık alanda yaşamaya diğer gurubu ise labaratuvar kapsamında değişik kokularla
beslenme yolu üzerinde teste tabii tutmuşlardır.Sineklerin kısa bir zaman içersinde
kalite ve besin maddelerinin bulumunda/seçiminde, beyin aktivetelerini arttırdığını görmüşlerdir.
Yapılan testler sonucu 30 ila 40 generasyon sonra sineklerin ilk nesile karşın daha akıllı olduğu, öğrenme kapasitelerinin gittikçe gelişdiği, buna karşın ise yaşam sürelerinin kısaldığı görülmüşdür.
Görülmüsdür ki; sineklerin dünyasında akıllı olabilmek ömrü kısaltmaktadır.
Peki ; insanların dünyasında bu durum, nasıl bir geçerlilik göstermektedir.
Yoksa akıllı nesilleri çok çabukmu kaybediyoruz !!!
Saygılarla.

Cumartesi, Mayıs 17, 2008

KAFALARI CÖPLE DOLDURURSAK !!!.



Atatürk’ün Sanat ve Sanatçı Hakkında Söylediği Özdeyişler :

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

”Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti’nin. tarihi bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.”

”Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz... Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız.”

”Sanatkâr, toplumda uzun çaba ve çalışmalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.”

Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz.”

”Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.”

“Sanat güzelliğin ifadesidir… Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık… olur.”

“Sanatkâr, toplumda uzun mücadele ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.”


“Sanatçı, esaslı kültür sahibi olmalı ve tarihi iyi bilmelidir.”

Sanatkâr el öpmez; sanatkârın eli öpülür!”

“Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim.”

MADDE 17. – Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
MADDE 19. – Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
MADDE 20. – Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
MADDE 24. – Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.

Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.


“La Diva Turca” olarak da anılan soprano Leyla Gencer'in külleri, vasiyeti üzerine Dolmabahçe'den İstanbul Boğazına serpildi.

Dün, Bugün gazetesi yazarı Nuh Gönültaş'ın 'niye kirletiyorsunuz suyumuzu!' diyerek karşı çıktığı vasiyeti bugün Vakit Gazetesi aşağılama ve hakaret içeren bir haberle gündeme getirdi.

Dinimiz inançlara saygıyı öğütlerken, hoşgörü İslam'ın temeliyken, ülkemizi yırdışında başarıyla temsil etmiş bu saygın sanatçıyla Vakit'çiler aşağıdaki rezil ifadeleri layık gördüler.

Böylece yobaz kafaların inanç hürriyetinden ne anladığını da açıkça ortaya koymuş oldular...



'Türkiye çöplük mü' başlığıyla verilen haberde Leyla Gencer 'Türk halkının dinin beğenmeyip Hristiyan kalmakta ısrar eden' biri olarak tanımlanıyor 'Boğazı kirletmeye kimsenin hakkı yok' deniliyor.

İŞTE VAKİT GAZETESİ'NİN O HABERİ

Türkiye çöplük mü?

"Türk halkının "din"ini beğenmeyip "Hırıstiyan" kalmakta ısrar eden, "Türkiye'yi beğenmeyip ömrünü İtalya'da geçiren soprano Leyla Gencer'in, yakılan cesedinin küllerinin Boğaz'a serpilmesini istemesine büyük tepki var... vatandaşlar 'Boğaz'ı kirletmeye kimsenin hakkı yok!.. Türkiye çöplük mü?..
kaynak.Vatan Gaz.


Leyla Gencer, 1988 yılında "Devlet Sanatçısı" unvanıyla onurlandırıldı.
Leyla Gencer, "Ayşe Leyla Çeyrekgil" (d. 10 Ekim 1928, İstanbul , ö. 10 Mayıs 2008, Milano ) Türk Opera sanatçısı.

Dünya opera tarihinin en büyük sopranolarından birisiydi. Polonezköy'de doğan Gencer'in annesi Polonyalı aristokrat bir ailenin kızı olan Alexandra Angela Minakovska (eşinin ölümünden sonra Müslüman olup Atiye adını almıştır), babası Safranbolulu köklü bir ailenin oğlu olan Hasanzade İbrahim Bey'dir(sonradan Çeyrekgil soyadını aldı). Leyla Gencer'in babası İbrahim Bey, ağabeyi Hüseyin Çeyrekgil ile çiftçilik, balıkçılık, taşımacılık ve Çubuklu suyunun işletmesini yapıyordu; ayrıca Lale Sineması’nın işletmesini üstlenmişti ve Karaköy’de hanları bulunuyordu. Leyla, babasını küçük yaşta kaybetti.

Leyla Gencer, İstanbul İtalyan Lisesi'ni bitirdi ve bir süre İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda şan eğitimi aldı. Konservatuar eğitimini yarıda bırakarak çalışmalarını Ankara'da İtalyan soprano Giannia Arangi-Lombardi ve onun zamansız ölümü üzerine İtalyan tenor Apollo Granforte ile sürdürdü. 1946'da bankacı İbrahim Gencer ile evlenen Leyla Gencer, Devlet Tiyatroları Ankara Operası'nda bir süre koroda görev yaptıktan sonra 1950'de "Cavallerina Rusticana" ile opera kariyerine başladı.

Batı ülkelerinde “La Diva Turca”, “La Gencer”, “La Regina” olarak ün yapan; Milano, Roma, Napoli, Venedik, Viyana, Paris, San Francisco, Köln, Buenos Aires, Londra, Rio de Janerio, Bilbao, Chicago’da sanatını dinleten; Lucia’nın, Norma’nın, Lady Macbeth’in, Queen Elizabeth’in, Filoria Tosca’nın, Lucrezia’nın, Madame Butterfly’ın, Alceste’nin, Aida’nın, Violetta’nın, Leonora’nın “Leyla la Turca”sı soprano Leyla Gencer, hem seçkin opera sahnelerinde hem resitallerinde hayranlık uyandırmış sanatçıların başında gelir. Onun opera repertuarı 23 bestecinin 72 yapıtını kapsamıştır.
2004 yılında Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından 1000 yılın Türkleri özel koleksiyonunda adına 15.000.000 TL değerinde 0.999 ayar gümüş hatıra para basıldı.

Yorum : Örümcekler ; doğada ağlarını yaparak yaşamlarını idame ettirirler.
Eğer insan ona özenip'de kafaların içinde ağ kurmaya başlarsa .......



Saygılarla.

Perşembe, Mayıs 08, 2008

YAŞLILIK


Uzun zamandır maratondayım, şakamaka !
Yarım asırı geçti.Bir bakıyorum bu yarışta geride kalmışım.Bir hamle yapıyor, öne geçiyorum.
Bu telaşta benle başlıyan bazı dostları da kaybediyorum; şakamaka !
Yorucu değil desem yalan söylemiş olurum.
Başlangıç da seyircim çoktu :
Dedem.Nenem.Anam. Babam.Hala. Teyze .Amca. Dayı,velasıl tüm sülale ne alkış, ne tezerruhat, şakamaka !
Sonra tek tek kayboldular.
Bir ara genç bir kız yanımda koşmaya başladı, sonraları gençler katıldı bu maratona ne koşuş bu Allahım; şakamaka !
Bir ara baktım ; yanımdaki kız gençliğini sormaya başladı bana ! Gençlerin de , gençlerini göstererek.
Diyecek bir şey bulamadım.
Son kelimeleri mırıldandım ; şakamaka !
Bilmem hiç farkına vardınız mı ?
Bu maratonda gece de koşturuyorlar adamı, kadını; şakamaka !
Bazen insanın gülesi, ağlıyası geliyor.Düşen kalkanı görünce.
Hele hele o ter içinde kalmışken sağdan soldan dökülen buz gibi sular yokmu tepeden aşağı ; şakamaka !
En çok bir de neye kızıyorum biliyormusunuz ?
O kürsüden ne söyledikleri anlaşılmayan adamlara.
Ağızlar da borazan yorulmuyorlar da; şakamaka !
Çok sükür bazen iki, bazen de dört sene de bir karşılaşıyorum o seslerle.
Tabii ben koşuya devam...
Bir ara söyle bir bakayım ne yol almışım diye .
Tuuu unutmuşum gözlüklerimi, seçemiyorum artık katetdiğim yolumu.
Eh böyle olunca ileriye bakmaya da cesaret kalmıyor; şakamaka!
Aman dostlar Maratona başlamadan evvel alın gözlüklerinizi yanınıza yoksa sizde olursunuz ilerde, benim gibi;
şakamaka !
Ortada.

Gününüz, maratonunuz, aydınlık, güneşlik olsun.

Beylerbeyli
" Sayın Tülay kardeşime "
Saygılarla.

Çarşamba, Mayıs 07, 2008

GÜNÜN FOTORAFI...


Salı, Mayıs 06, 2008

AYNALAR AYNALAR !!!






Aynalar,aynalar beşerin en aptalı benmiyim !!!





AKP'nin savunması belli oldu...
Yine iddianamenin girişinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten bahsediliyor ve onun gösterdiği çağdaş uygarlık hedefine doğru kararlılıkla yürüyen Türkiye'nin, "AKP yönetiminde yürüyen Türkiye'nin laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiğini ileri sürmek bir çelişkidir" deniliyor ve dayatmacı, dışlayıcı ayrıştırıcı bir siyasi anlayışa karşı bir hukuk devleti olan cumhuriyetin değer ve niteliklerini birleştirici olarak siyasi rekabetin üstünde tutan Ak Partinin cumhuriyetin niteliklerine karşı olduğunu göstermek ciddi bir paradoksu yansıtıyor"
İddianame de ayrıca "Cumhuriyeti demokrasiyi ve insan haklarını, laikliği ve hukukun üstünlüğü gibi değerleri koruyup geliştirmeye çalışan bir siyasi partinin demokrasiye aykırı bir siyasi projesinin olduğunu iddia etmek anlaşılabilir bir durum değildir" deniliyor.




İsmailağa cemaatinin yerleştiği Çavuşbaşı’nın AKP’li Belediye Başkanı Hanefi Dilmaç ise halkın büyük çoğunluğunun muhafakazar olması nedeniyle bu bölgenin seçildiğini söyledi. Dilmaç “Ustaosmanoğlu ve cemaati buraya ilk geldiğinde, halk benimsedi. Ancak ilerleyen yıllarda özellikle Fazilet Camii’ndeki cuma ve pazar günleri toplanan kalabalığın yolları kapatması, geçmek isteyen arabalara saldırılması insanların tepkisine yol açtı. Zabıta gönderip yolu açtırmak zorunda kaldık. Hatta güvenlik şeritleri çektirip, yolu kapatmalarını önledim” dedi.
Dilmaç, “Mahmut Ustaosmanoğlu’nun villalarının bulunduğu sokakta oturanlardan da zaman zaman şikayetler geldi. Ancak mülk hakkını engelleme yetkimiz yok” dedi.
Tarikatın merkezi konumundaki ve Mahmut Hoca’nın sürekli gittiği Fazilet Camii’nin bulunduğu sokağın adının “Cumhuriyet Çıkmazı” olması dikkat çekiciydi. Ancak Belediye Başkanı Dilmaç bu sokak isminin “gözden kaçmış” bir hata olduğunu belirtti.

TRABZON'un Beşikdüzü İlçesi Merkez Camii İmamı Sezai Yaşar, yakasında Atatürk rozeti ile gelen 80 yaşındaki Ömer Atalar'a, "Bunu takıp camiye gelmeyin, günah işliyorsunuz" dedi. İmam Sezai Yaşar, rozetle namaz kılmanın caiz olmadığını öne sürerken, Trabzon Müftüsü Ahmet Bulut, "Rozetle namaz kılmanın dinen sakıncası yok" dedi.


Şanslıyız ki siyasi partimiz yok!

Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı’nın AKP’nin kapatma davasıyla ilgili ilginç yorumu:

Ankara’ya ziyarette bulunan BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) Dışişleri Bakanı Zayid El Nahayan, Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüştükten sonra ortak basın toplantısına katıldı. Konuk bakana, demokratik ülkelerde siyasi partilerin kapatılmasına nasıl baktığı soruldu. Nahayan soru üzerine “Şanslıyız ki herhangi bir siyasi partimiz yok.



Gazeteler, gazeteler...



Saygılarla.

Çarşamba, Nisan 30, 2008

GÜNÜN BILMECESI !!!


Yukardaki resimler neye benziyor, onların ne işe yaradığını biliyormuyuz ?

10. Yıl Caddesi üzerindeki Silivrikapı otobüs durağına doğru yürüyen B......., kendisine yeşil ışık yandığını görerek yolun karşısına geçmek istedi. Bu sırada kırmızı ışıkta durmayan ve süratli olan Y....z Y....ı'nın kullandığı 34 TF 3... plakalı halk otobüsü genç kadına süratli şekilde çarptı.

B......z çarpmanın etkisiyle aracın altında kalıp 10 metre sürüklenirken, otobüs duramayarak önünde seyreden otomobile de çarptı. Kazanın ardından aracından inen otobüs sürücüsü ve muavin, feci şekilde..........

Bilmecenin cevabı: Bu güne kadar yaya geçislerinde,yaya kaldırımlarında ......?....... kişi hayatını kaybetmişdir.
Saygılarla.