Salı, Şubat 24, 2009

AMPUL ?


Düne kadar kadar kullandığımız Ampullerin yerini tasaruflu Ampullerle değiştirmeye başladık.
Bu yeniliğin tasarruf yanında getirdiği eksilerde tartışılırken."Kullanım süresi bittikden sonra onların özel olarak toplanması gibi"
Bu gün ise onunda daha evlerimize tam olarak girmeden eskidiğini görüyoruz.
Çevre dostları tarafından geliştirilen cıva güçlü Ampuller onların yerini alacaklar.
Yüksek teknoloji ile geliştirilen bu Ampullerin 50.000 saatlık bir ömre sahip olması;
% 55 kadarda daha az enerji tüketmesi.

Bakalım yenilik olarak evlerimize girmiş olan ampullerin çok kısa bir zaman dilimi içersinde değişikliğe uğraması yatırımcıları ne kadar üzecek.

Saygılarla.

Cumartesi, Şubat 07, 2009

GAZETELER - HABERLER...


Saygın iki büyük gazetenin aynı gün içersinde verdiği haber.
Hani basın özgürdür; hani basın tarafsızdır ilkesi taşır, hani vatandaşa en doğru yoldan haber ulaştırılır.

Ergenekon soruşturması kapsamında 7 aydır tutuklu bulunan ve rahatsızlığı nedeniyle Haydarpaşa Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde tedavi gören emekli orgeneral Hurşit Tolon, tahliye edildi. Ergenekon soruşturmasının en büyük ayağı olan 6. dalga operasyonunda gözaltına alınan Eski Birinci Ordu Komutanı Hurşit Tolon Tolon, "terör örgütü yöneticisi olmak" suçundan tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne gönderilmişti. Sağlık sorunları nedeniyle 3 kez tahliyesi istenen ancak kabul edilmeyen Tolon'un serbest bırakılmasına ilişkin avukatı İlkay Sezer nöbetçi mahkemeye başvurdu. Sezer'in müvekkiliyle ilgili Adli Tıp Raporu'nu mahkemeye sunduğu öğrenildi. İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi talebi değerlendirerek Tolon'un tahliyesine kararı verdi.


*****


Ergenekon soruşturması kapsamında 6 Temmuz’da tutuklanan, ancak sağlık sorunları nedeniyle 23 Ocak’ta GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi’nde tedavi görmeye başlayan 67 yaşındaki emekli Orgeneral Hurşit Tolon dün gece tahliye edildi. Tolon'un tahliye nedeninin sağlık sorunları olduğu sanılıyordu. Ancak bugün mahkemenin tahliye kararını açıklamasının ardından gerçek ortaya çıktı. Tolon Paşa, sağlık sorunları nedeniyle değil delil yetersizliğinden serbest bırakılmıştı.


Avukatlarının başvurusunun üzerine verilen tahliye kararı, Silivri Cezaevi’ne ve Tolon’un tedavi gördüğü hastaneye gönderildi. Tolon’un delil yetersizliği nedeniyle tahliye edildiği öğrenildi.

Tolon, Adli Tıp Kurumu raporuna göre, hastalığının teşhis ve tedavi için üç ay boyunca hastanede kalacak.

Halen GATA'da tedavisi süren Hurşit Tolon'un Avukatı İlkay Sezer, 3 Şubat 2009 tarihinde İstanbul Nöbetçi 12'inci Ağır Ceza Mahkemesi'ne itirazda bulunarak müvekkilinin tahliyesini istedi. Nöbetçi mahkeme, Avukat Sezer'in tahliye talebini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndererek bu konudaki görüşünü sordu. Savcılık, Hurşit Tolon'un tutukluluk halinin devamı yönünde görüş bildirdi. Ancak nöbetçi mahkeme, savcılığın bu talebini yerinde bulmayarak, Tolon'un delil yetersizliğinden tahliyesine karar verdi.

Eskisi gibi keşke canak cömlek verselerde hiç olmazsa.....

Saygılar.

Çarşamba, Ocak 28, 2009

KRİZİN GERÇEK YÜZÜ.


Teyet geçtimi, geçmedimi ?
Bu da Almanya'da Vergi Dairesinin kapısındaki ölçer.
Vatandaşa anlık olarak ne kadar borcunun olduğunu gösteriyor.
Çekilen resimde 1 Trilyon, 517 Milyar, 117 Milyon, 012 Bin, 888 Euro.
Bu durumda da saniyede 4 439 € eklendiğini gösteriyor.
2009 senesi bütçesi ile 140 milyar küsürat daha eklenecekmiş.

Perşembe, Ocak 22, 2009

İMLA İŞARETLERİ !!! ???


Baba yatalak üç kızı var; ortanca kızı 14 yaşında ilköğretim öğrencisi.
Bir gün kızcağız aile fertlerinden bir tanesine derdini açıyor. Komşusunun kendisine söz ve elle tacizde bulunduğunu (57 yaşında)bu durumunda, 5 yıldır sürdüğünü, korktuğunu söylüyor. Aile hemen durumu yetkili makamlara bildiriyor. Savcılıkda doğruluk derecesini tesbitini, hatta suç üstü yapılmasını istiyor.
Kızın anlattığı gibi, şahıs evinden bakkala gitmek üzere alışverişe giden kızın peşine düşüp, kolundan tutarak boş bir binaya sokarak kıza elle taciz hatta dahada ileri giderek para teklifinde bulunuyor.
Sucüstü yakalanan aynı zamanda üç çocuk babası gözaltına alınıyor.
Adalet mekanizması çalışmış çok daha vahim hadiselere neden olabilecek olayları önliyebilmişdir.
Buraya kadar herşey olması gereken bir prosüdürdü.
Suçlu ortada, mağdurda 9 yaşından 14 yaşına kadar taciz edilen bir kız çocuğu.
Ya bundan sonrası, mağdurun durumu neydi? 6. İhtisas Kurulunun önüne geliyor;
"Beden ve ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede patolojik araz tespit edilemediği" diye mağdur hakkında bir rapor verilerek.Suçlu tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor.
Her ne kadar 5 yıllık tacizin 10 dakikalık incelemeyle tesbit edilmeside tipda ne kadar ilerlediğimizin bir göstergesidir.
Zaten kişinin ceza alıp almaması pek o kadar bizleri rahatsız etmiyor !!!
Bizleri rahatsız eden şey aynı haberlerin, sıkça haber olması galiba.
9 yaşında veya 14 yaşında bir çocuğun psikoloji bozulmuş olsa ne olur, olmasa ne olur...
"Evlilik iki şeyden ibarettir: İlki aralarında kontrat olması. Bu evliliğin ilk şartıdır. İkincisi ise karınızla seks yapmanızdır. Evliliğe girmek için minimum bir yaş yoktur. Bir yaşındaki bir kızla bile evliliğe girebilirsin. 7-8-9 yaşındaki kızlardan bahsemetmeye bile gerek yok. Bu bir rıza anlaşmasıdır. Veli genelde baba olmalıdır. Çünkü baba kararı zorunludur. Böylelikle kız, kadın olmuş olur.
Pardon:
Suudi evlilik yöneticisinin verdiği fetva.
Alıntı yapmanın sakıncaları.Haberi kopyala yapıştır.Bizim konumuzla ne alaka değilmi.
Saygılarla.

Perşembe, Ocak 15, 2009

BIR ÖYKÜ ...


Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerini sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın 'Günaydın Anne, Günaydın Baba' dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. 'Günaydın Kocacığım' dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp 'Günaydın Evlatlarım' dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp 'Sizleri, hepinizi çok özledim' dedi.

Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama 'Bir taksi istiyorum' dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. 'Patlama be adam' dedi. Nihayet taksiye binebildi. 'Teyze hoş geldin' dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. 'Nereye gidiyoruz?' Kadın kısa bir sessizliğin sonunda 'Tüm bir gün beni taşırmısın?' diye sordu. 'Sana 500 lira veririm.' Adam küçümser bir gülümseme ile, 'Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze' dedi.

Kadın gülümsedi

'O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?'

'Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?'

'Anıtkabir'e'

'Anıtkabir'e mi?

'Evet'

'Tamam teyzeciğim'

'Yaş kaç teyzeciğim?'

'Seksen sekiz'

'Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim'

'Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum'

'Haklısın teyzecim'

Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför 'Teyzeciğim geldik' dedi. Dalgın görünen kadın 'Evladım burada yardımına ihtiyacım var' dedi. 'Benimle gel' Adam şaşırmıştı. 'Tabii teyze' dedi. Kuşkulu gözlerle 'Bizi buraya alırlar mı?' diye sordu.

O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak 'Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?' dedi

'Hayır'

'Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?'

'Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme'

'Ee o zaman'

'Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben'

Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.

Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde

'Nasıl çıkacaksın Teyze?' diye sordu.

'Her ay nasıl çıkıyorsam öyle'

'Her ay geliyormusun?'

'Evet'

Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti. 'Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım' Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra 'Hadi gidelim' dedi.

Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. 'Yoruldun mu Teyze' dedi.

Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra 'Evet hem de çok yoruldum' diye cevapladı.

'Nereye gidiyoruz?'

'Bankaya'

Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.

'Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?'

'Sor bakalım evladım'

'Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?'

'Uzun hikaye evladım'

'Olsun be teyze anlat ne olur'

'Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende 'Adalet' dedim. Bunun üzerine 'Ne güzel ismin varmış' dedi. 'Okulu bitirince ne olacaksın' dedi bana. Hemşire dedim. Oda 'Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır' dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, 'Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın' dedi .'

'Sen ne dedin peki?'

'Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.'

'Peki olabildin mi Adalet Teyze?'

'Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.'

'Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze'

'Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin'

'Haklısın Adalet Teyze. Bu bankamı gelmek istediğin'

'Evet'

'Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?'

'Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım'

'Osman teyzeciğim'

'Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?'

'Tamam teyzeciğim'

Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. 'Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür' diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.

'Hoş geldin Hakim Teyze'

'Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.'

'Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?'

'Yok aksine hoşuma gitti. Sağol'

'Nereye gidiyoruz?'

'Seyranbağlarına'

'Tabii'

'Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen'

'Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli kocamla'

'Ne iş yapardı amca?'

'Subaydı.'

'Ne zaman vefat etti?'

'1952′de'

'Çok olmuş.Gençmiş'

'Kore savaşında şehit oldu.'

'Allah rahmet eylesin Hakim teyze'

' Sağol'

'Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?'

'Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.'

'Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben'

'Yok bekle burada'

Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. 'Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu' yazısını okudu. Anlam veremedi. 'Bu kadın burada ne yapar ki?' diye düşündü.

Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın 'Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin' dedi.

Adalet hanım, buğulu gözlerle 'İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın' dedi.

Araba hareket etti.

'Nereye Hakim Teyze?'

'Hemen iki sokak öteye'

Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da 'Ankara Seyranbağları Huzurevi' yazıyordu.

'Bekle beni'

'Tabii Hakim Teyze'

Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti.

'İyi misin Hakim Teyze'

'İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor'

'Nereye gidiyoruz?'

'Cebeci Asri Mezarlığına'

'Tamam'

'Teyze nerelisin sen?'

'Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye döndük. Allah'a Şükür Babam'da sağ salim döndü savaştan.'

'Sonra ne oldu?'

'Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..'

'Çocuğunuz var mı?'

'Bir kızım bir oğlum vardı.'

'Neredeler şimdi?'

'Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.'

'Ne güzel'

'1978′de Fransa'da Ermeniler öldürdüler.'

'Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani'

'Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.'

'Amin. Ya kızın?'

'O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.'

'Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma'

'Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol'

'Geldik Teyze'

'Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.'

'Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.'

'Yok beni alacaklar buradan'

'Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.'

'Çocukların var mı?'

'İki tane ellerinden öperler.' Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.

'Adları nedir?'

'Kemal ve Ayşe'

'Oğlumun adı da Kemaldi.'

Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..

'Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk'ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.'

Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.

Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti.

'Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.'

Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında 'Gökler bile sana ağlıyor' diyerek ağladığı…

NOT: Bu Öykü, Sayın Nuriye ÖZDİNÇER tarafından gönderilmiştir.
Sayglıarla




Şerefle bitirilmesi gereken ,En asil görev, hayattır.Bir lokma ekmek için,Şerefini çiğnetmeye;Bir anlık eğlence için,Servetini tüketmeye;Bir zamanlık mevkii için,El ayak öpmeye;Günlük menfaatler için,Onurunu terketmeye,Bir kısım insanlara kızıp;Tüm insanlara düşman Olmaya değmez bu hayat.

Çarşamba, Ocak 07, 2009

PALÄSTINE / FILISTIN

60 yılın kanlı hikâyesi...



Her şey 1917 yılında imzalanan ve Osmanlı'dan kopuş anlamına gelen Balfour Deklarasyonu'nun imzalanması ile başladı.
İngiliz bakan Arthur Balfour, Siyonistlerin lideri Lord Rotshild'e resmi bir mektup yazdı. Bu mektupta Balfour kendisinin ve İngiltere'nin Filistin'de bir Yahudi devleti kurulması için Siyonistleri sonuna kadar destekleyeceğini yazıyordu. Bu mektup 'Balfour Deklarasyonu' olarak tarihe geçti.
Bu deklarasyon uyarınca Yüz binlerce Yahudi Siyonizm projesi kapsamında İngiliz mandası altındaki Filistin'e göç ettiler.
Planlı Yahudi göçü ve bunun sonucunda Filistin'de Arapların 6'da 1'i kadar çoğalan Yahudi nüfusuna karşı bir tepki olarak Nisan 1920'de iki büyük Filistin ayaklanmaları yaşandı.
1947de İngiltere, Filistin sorununun çözümünü Birleşmiş Milletler'e devretti. Birleşmiş Milletler Filistin'i iki parçaya bölüp %56.5unu Yahudilere,%43.5'unu Araplara vermeyi teklif etti. Filistin bu fikre sıcak bakmamasına rağmen, 33 ülkenin oyuyla bu plan kabul edildi.
Bu kararın ardından da 14 Mayıs 1948'de bağımsız İsrail Devleti'nin kurulduğu dünyaya açıklandı.
15 Mayıs 1948de İngiltere Filistin'de mandalık yönetimini bitirmek istediğini duyurdu. Yahudi militanlar 1948 yılının Aralık ayında Filistin'in Arap köylerinde etnik temizlik başlattılar. İsrail bağımsızlığını 14 Mayıs 1948de ilan etti.

Siyonist Irgun ve Lehi örgütlerinin militanları 9 Nisan'da Deir Yasin köyünde katliam yaptıktan sonra binlerce Filistinli Lübnan, Mısır ve Batı Şeria'ya kaçtı. İsrail bağımsızlığını ilan ettikten bir gün sonra Ürdün, Mısır, Lübnan, Irak ve Suriye İsrail'e saldırdı,ama İsrail orduları onları geri püskürttü. Bu savaşlardan sonra Mısır Gazze'yi, Ürdün Kudüs etrafında küçük bir bölgeyi ve Batı Şeria'yı aldı. Bunlar Filistin'in %25iydi.

1964'de Filistin Kurtuluş Hareketi kuruldu.

5 Haziran 1967de 6 gün savaşı başladı. Orta Doğunun haritası bu savaşta değişti. Israil Gazze ve Sina yarımadasını Mısır'dan, Golan tepelerini Suriye'den aldı ve Batı Şeria ile Doğu Kudüs'ü işgal etti. İsrail toprakları bu savaştan sonra neredeyse 2 kat büyüdü. Birleşmiş Millet bu savaştan sonra 242. kararını alıp İsrail'in bu savaşta kazandığı toprakları işgal edilmiş olarak kabul ederek, bir an önce çekilmelerini istedi ancak İsrail, 500.000 Filistinli'nin mülteci durumuna düştüğü bu savaş sonucunda işgal ettiği topraklardan çekilmedi.

1968'de Yaser Arafak Filistin Kurtuluş Örgütü'nün başına geçti. 1974te Yaser Arafat Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi'ndeki ilk konuşmasını yapıp barışçıl isteklerini vurguladı.

1977de Irgun ve Lehi örgütlerinin mirasçısı Likud, İsrail seçimlerini kazanıp iktidar partisi oldu. Likud, Israil'in bütün vaadedilmiş topraklara (Ürdün, Filistin, Irak, Suriye, Lübnan ve Mısır ile Türkiye ve İran'ın bir bölümü) yayılması gerektiğini savunuyordu. O zamanki tarım bakanı olan Ariel Şaron da Likud partisindendi.

1979de Mısırlı başkan Enver Sedat Israille barış anlaşması imzaladı ve böylece Mısır, İsrail'i tanıyan ilk Arap ülkesi oldu. Bu anlaşma çerçevesinde Gazze Filistinliler'e verildi.

1982de Ariel Şaron, İsrail-Lübnan savaşını başlattı. Falanjistlerin de desteğiyle Sabra ve Şatilla mülteci kaplarına girerek tarihin en büyük katliamlarından biri gerçekleştirildi, binlerce Filistinli sivil öldürüldü. Sabra ve Şatilla kamplarında öldürülen sivillerin görüntüleri, insanlık tarihine kapkara bir leke olarak geçti.

1982'de İsrail, Lübnan'a karşı savaş ilan etti.

1987de Gazze'de Intifada adındaki ayaklanma başladı. Kısa bir süre sonra intifada Batı Şeria'ya da yayıldı. Aynı yıl, Filistin'de Hamas, Şeyh Ahmed Yasin'in önderliğinde kuruldu. 1988de Filistin Özgürlük Topluluğu Arafat'ın liderliğinde Birleşmiş Milletlerin 242. kararını ve Filistin'de iki devlet fikrini kabul etti.

1992de Israil'de İşçi partisi iktidara gelince bir barış süreci de başlamış oldu. 1993te İsrail ve Arafat Oslo Barış Anlaşmasını imzaladırlar. Bu anlaşmanın sonucunda Arafat sürgünden kurtulup Filistin'e geri döndü. 1994te Filistin Özgürlük Harekâtı ve İsrail Kahire'de görüştü. Bu görüşmelerde yapılan anlaşmanın sonucunda İsrail'in Gazze'nin çoğunu ve Batı Şeria'daki Erila şehrini Filistin'e bırakmasına karar verildi.

Eylül 200'de Ariel Şaron'un Mescidi Aksayı ziyaret etmesi, Filistinliler arasında büyük bir öfkeye ve protesto gösterilerine yol açtı. Bu olay 2. İntifadanın başlangıcı oldu.

2006-2007 yılları arasında Bu kez El Fetih ve Hamas arasındaki çatışmalar gündeme demgasını vurdu. Bağımsız Filistin için mücadele eden bu iki gücün birbirine düşmesi İsrail'in de işine yaradı.

2007 yılında Arafatın ölümünden sonra yerine geçen Mahmud Abbas ile Şimon Peres, Annapolis'te bir araya geldi.

İsrail, 27 Aralık 2008'de, Yahudilerce 'düğme dikmenin' bile yasak olduğu cumartesi günü Gazze'ye 'Dökme Kurşun' adını verdiği bir operasyon başlattı. Bir hafta havadan devam eden bombardımana bir hafta sonra kara birlikleri de dahil oldu.

Dünyanın en büyük toplama kampı olarak nitelendirilen Gazze'de nüfus yoğunluğu o kadar yoğun ki bir metrekareye 5 Filistinli düşüyor.

Hamas'ı hedef aldığını iddia eden İsrail'in tonlarca bomba attığı Gazze'de ölü sayısı her geçen dakika artmakla birlikte 566'ya yükseldi. İsrail'in iddialarının aksine ölenlerin üçte biri, sivil ve çocuklardan oluşuyor.K.Zaman Online/Harita Aksiyon Dergisi'nden alınmıştır.

Pazartesi, Ocak 05, 2009

ÖZÜR DILIYORUZ..

İsrail senelerdir yani başındaki teoristlerle mücadele etmektedir.
Kolay değil gün be gün Dünyanın en modern Tanklarına sahip Filistinliler İsrail halkına bomba yağdırıyor.Savaş uçakları helikopterlerden bahs etmek bile istemiyorum.
İsrail yerden göğe haklıdır.Filistin diye bir millet gel İsrail toprakları üstünde devlet kurmaya çalış.İşin acı tarafı bu Filistinliler ellerindeki bu kadar korkunç silahları İsrail üzerinde kullanırken bütün dünya bu katlima seyirci kalmakta.
İsrail elinden geldiği kadar bu kuvvetler karşısında büyük mücadele vermektedir.
Aşağıda görüleceği gibi.Bu teoristleri de son hamlelerle yok etmeyi çalışıyorlar.
















Bu teoristler yüzünden "alıştık" İsrail'den de ÖZÜR DİLİYORUZ.

Pazar, Ocak 04, 2009

PAZARIN SOHBETI...


Devran değişiyor; ayak uydurmak lazım diyerek Türk Dil Kurumunun en yeni Sözlügünü getirtdim. Faydasıda olmuyor desem yalan söylemiş olurum. Keşke birde kavramların sözlügü olsa...
Geçenlerde haberleri dinlerken Sn.Başbakan aynen söyle diyordu: Gazeteler çarşaf çarşaf fakir fukaraya dağıtılan kömür, gıda maddelerinin halka verilen sadaka olarak nitelendiriyorlar diye dert yanıyordu.
Yerden göğe kadar haklı...
Ayıptır ya; hiç milyonların okuduğu bu gazeteler bu kelimeyi kullanırmı!!??
Hemen elime yeni sözlüğümü elime alıp SADAKA kelimesinin karşılığına baktım. "Değişikliğe Uğramışmı diye".
Aynen söyle yazıyor. Sadaka: is Ar sadaka 1.Dilenciye verilen para. 2. Yoksullara yardım olarak karşılıksız verilen şey...
Sn.Başbakanım yerden göğe kadar haklı, hiç böyle bir kelime kullanılırmı.
Ayıptır ayıp.
Sezar'in hakkını Sezar'a vermek lazım. Ayakta alkışladım..
Ya sonra ...
Devam ediyor:
Velev ki bu yardımlar sadaka olarak kabul etsek. Bizim dinimizde sadaka vermek vardır.
Bunda gocunacak ne var. Kötü bir şeymi yapılıyor diye sözüne devam ediyor. Bundan sonrasını dinlememe hacet yok Tv.yi kapatıyorum.
Kavramların da bir sözlügü olsa keşke...
Ben alım terimle kazanır yer içerim bu benim dünyalık hakkım. İnançlarıma göre bu alın terimle kazandığımı, ihtiyacı olanla gönlümden geçtiği kadarını paylaşırsam bu da ahiret hakkımdır.İnancıma göre ister buna sadaka deyin isterseniz başka bir kelime kullanın o benim alım teri ile kazandığımdır.
Gelelim öteki kavrama vatandaş çalışır vergi adı altında kazancının bir kısmını
hükümete verir. Hükümet ise onu hizmet olarak geriye dönüştürür. Bu da onun görevidir.
Hangi yerde ihtiyaç varsa oraya aktarır. Bu sadaka olmaz. Niyemi o alın teri ile o parayı kazanmamıştır. Bu sadece onun bir ücret karşısında yapması gereken bir görevidir.

Sosyal Devlet banbaşka bir kavramdır.
Toplanan paraların adaletli olarak geriye dönüşümüdür. Bunu yapmaya mecburdur, yoksa devlet olamaz.
Hangi parti hükümet olursa olsun bunu gerçekleştirmeğe mecburdur.
Eğer tv.lerde gördügümüz manzaralar. Ezilenler, itişip kalkışanlar. Bir bidon su için birbirine yiyen insanları görüyorsak.

Kendimizi sorgulamamız lazımdır. Doğru seçim yapmaktan bu kadar acizmiyiz...

Geleim 2008 senesinde gazetelerin tiraj veya internet sitelerine girimi hakkında verilen rakkamlara. Hepimizin aşağı yukarı bir defa o sayfalara girdiğimiz gazeteler.
Bir de hicmi hiç uğramadığımız gazeteler vardır.
Onlar bizleri çıldırtacak yazılar yazarlar. Kendi çizgileri içersinde zaman zaman bizleri kızdıracak derecede başlıklar atarlar. Tıpkı son günlerde olduğu gibi.
Buraya kadar anlaşılmayan bir şey yok. Zaten onların okuyucusu yok kadar azdır.
Kimseninde umrunda olmazlar.
Gene yanıldık.
O hergün tıkladığımız gazeteler o yazıları alıp önümüze sunarlar.
Şimdi sorarım size bu gibi örümcek kafalı insanların yazıları filanca gazetenin köşe yazısından daha fazla kamuyu oyalamıyormu !!
Devlet halkını tanımak zorundadır.Elinde veriler vardır. Eğer eğitim seviyesi ilkokul ise o dille konuşmak zorundadır. Benim evimin dört duvarı arasında yüksek tahsilim geçerlidir. İş yerine gittiğim zaman da aynen. Sokağa çıktığım zaman o geçerlilik kaybolur cünkü orada o toplumun eğitim seviyesi geçerlidir.
Bunu anlamadığımız zaman suçu eğitime yükler geçeriz. Çare üretmek ise hayal mahsulü olur.
Örnek mı istiyorsunuz :
Aktüel olan son zamanların gaz kaçakları yüzünden kayıplarımız.
Uzman çıkıyor elinde bir alet devamla bunun değeri 10 lira bile değil diyor. Eğer o cihaz olsa idi. Bu hayatlar sönmiyecekdi.
Onu söyliyen, yazanda egitim seviyesi ne olursa olsun benim gözümde ilk okul mezunu bile değildir.
Dikkat ettimde içinden bir kişi çıkmıyorki maliyeti bu kadar düsük cihazları seri olarak kullandığımız araçlara takılı olmasından yana teklifde bulunsun.
Bunun sorumlusu gene devletin sorumlu kişileridir.Cünkü piyasaya çıkmadan evvel o cihazların sertifakalarını onlar vermektedirler.
Tıpkı AB de her ev sahibinin o evde oturabilmesi için Belediyelerin koymuş olduğu
standardlar içersinde firmalar tarafından yaktığı yakacağa göre aralıklı olarak bacalarının temizlenmesi gibi.
Hem hava kirlenmesini önledikleri gibi can güvenliklerinide bir nezhe de koruyabilmektedir.
Eğer örnek verilmesi gerekecek olursa binlerce yazabilirim.

Kalın sağlıcakla iyi pazarlar.
Saygılarla.

Cuma, Ocak 02, 2009

2008 UGURLADIK

Çarşamba, Aralık 31, 2008

Salı, Aralık 30, 2008

BIR HABER !!


Dört kişiyi öldürmüş.Yedi defa öldürmeye teşebbüsde bulunmuş.İki defa tecavüz etmiş.Altı defada Gasp yapmış.Bir kişi idi.Pommerenke !
AB ülkesi Almanya onu 1960 senesinde yakalamış.Muhakeme etmiş ve işlediği suçlardan 156 yıla mahkum etmiş.
Bu gün 71 yaşında 49 sene yattığı hapisanede ölmüşdür.
İşlediği suçlarla değilde Almanya'da en yaşlı ve en uzun hapis yatan mahkum olarak kayıtlara geçmişdir.
Neden sıradan 3.ncü sayfa haberini yazdın diye soracak olursanız !!??
Hani AB diye çok şeyler konuşuyoruzda.
Hani suç işliyenlerinde o veya bu nedenle salıverildiklerini görüyoruzda.
Hani bazı suçluların da rehabilite oldukları kanısı ile salıverilmesini "AB ülkeleri standardları çerçevesinden" bahs ediyoruzda.
Hani 30 bin kişinin ölümüne neden olmuş kişilerin affını haber yapabiliyoruzda...
Benden bu kadar gerisi sizlerin yorumları.
Saygılarla.

Floransalı Jokond'dur


Luvur müzesinde artık canım sıkılıyor.
Can sıkıntısından çok çabuk bıkılıyor.
Bıktım artık canımın sıkıntısından.
İçimdeki bu ruh yıkıntısından
aldı fikrim şu hisseyi:
müzeyi
gezmek iyi
müzelik olmak fena.
Ben bu maziyi hapseden saraya
öyle ağır bir hükümle kondum ki,
çatlarken sıkıntıdan yüzümde yağlıboya
mecburum durup dinlenmeden sırıtmaya:
Çünki:
ben o Floransalı Jokond’um ki
Floransadan daha meşhurdur tebessümüm.

Luvur müzesinde artık canım sıkılıyor.
Ve madem ki maziyle konuşmaktan
çabuk bıkılıyor
ben
karar verdim bugünden itibaren
bir hatıra defteri tutmaya.
Belki dahli olur bugünü yazmanın
dünü unutmaya…
Lakin acayip bir yerdir luvur.
Burda belki bulunur
İskenderi Kebirin
kronometrolu Lonjin saatı,
fakat
bulunmaz yüz paralık bir kurşunkalem
ve bir tabaka temiz defter kaadı.
Lanet olsun Luvruna, Paris'ine.
yazarım ben de hatıratı
muşambamın tersine.
Ve işte:
Kırmızı burnunu eteklerime sokan,
saçları şarap kokan
miyop bir Amerikalının
aşırınca cebinden mürekkepli kalemini
başladım hatıratıma.
Yazıyorum sırtıma:
tebessümü meşhur olmanın elemini…

"Nazım Hikmet'in Jokond'un Hatıra Defteri adlı şiiri"

Saygılarla.

Pazartesi, Aralık 29, 2008

DÜNYANIN AYIBI


Çarşamba, Aralık 24, 2008

ANLAMAK ...


- Hayırdır İsmet... Habersiz geldin.

- Paşam, azınlıklar meselesi... Konuyu Meclis'e getireceğiz... Ne diyorsunuz?

- İsmet bugün geç oldu... Yarın sabah erkenden gel, konuşalım.

İnönü çıkınca Atatürk "bütün görevlileri" toplamış:
- Sadece laleler kalsın... Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın... Derhal.

İsmet Paşa sabah gelmiş, bahçenin "halini" görmüş ve "görevlilere" sormuş:
- Ne oldu böyle?

- Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük.

Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün odasına girmiş:
- Paşam, bahçenin durumu nedir?

- Azınlıkları söküp attım İsmet.
İnönü "anladım" dercesine başını öne eğmiş:
Atatürk:
- İsmet, ben "Ne Mutlu Türküm Diyene"
sözünü boş yere söylemedim... Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı... Ben hayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin... Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanun çıkarılmasın.
Saygılarla.

Pazartesi, Aralık 22, 2008

CIMBIZ...


Sayın Bakanım torpile Var mısın Yok musun?

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin Marko Paşa gibi. Başı sıkışan vatandaş mektup veya e-mail yoluyla bakana ulaşarak yardım istiyor. Af isteyen mahkumdan, alacağını tahsil edemeyen esnafa, evinin önüne çöp atılmasına kızan yaşlı teyzeden, cezaevinde çiğköfte yapmak isteyen hükümlüye varana kadar, başı sıkışan herkes Bakan Şahin’e başvuruyor.
RÜYAMDA SİZİ GÖRDÜM AF ÇIKARIN: FİRAR EDECEĞİM:
ÇİĞ KÖFTELİK BULGUR: Urfalıyım çiğ köfte yapmak istiyorum ancak cezaevi kantininde bulgur bulunmuyor. Kantinde bulgur satılmasını talep ediyorum.
KOYUNLARIMI VERSİNLER Parasını vererek satın aldığım koyunları teslim etmediler. Koyunları isteyince tehdit ediyorlar, yardım edin.Gazete AKSAM.

'Asmaya ve kesmeye geliyoruz'
HAK ve Hakikat Partisi (HHP) Genel Başkanı Dursun Güneş, Erzurum İl Teşkilatı’nın açılış töreninde başında yeşil takkasiyle yaptığı konuşmada ilginç vaatlerde bulundu. İktidara gelmeleri halinde tekke ve zaviyeleri yeniden açacaklarını söyleyen Güneş, “Adaletin kılıcını masaya koyacağız. Keseceğiz, asacağız. Kesmeye, asmaya geliyoruz. Devlete kurşun sıkanı asacağız, devletin kasasına elini uzatanın elini keseceğiz” dedi.Gazete CUMHURIYET

Samet Aybaba'ya tepki
Gençlerbirliği taraftarı El Saka'yı kastederek "Beni bir Arap'a tercih ettiler" açıklaması yapan Samet Aybaba'nın görevine son verilmesini istedi.
Gençlerbirliği taraftarlar derneği Alkaralar sitesinde yayınanan açıklama şöyle:
"Defalarca söyledik; Başarıya, galibiyete tapan bir taraftar grubu değiliz diye... Ancak herkesin bildiği bazı hassas noktalarımız var: Futbolcumuz El-Saka hakkında "Beni bir Arap'a tercih ettiler" şeklinde ırkçılık sınırını aşan bir açıklama yapan Samet Aybaba'nın Gençlerbirliği camiasında yeri olmadığına inanıyoruz ve kulüp yönetiminin gereğini yapmasını talep ediyoruz...Gazete Hürriyet

Ermeni vatandaşın yorumu
'Özür diliyorum' kampanya-sıyla başlayan tartışma konusunda sade vatandaş ne düşünüyor?
“SEBEP OLANIN GÖZÜ KÖR OLSUN”
- Peki sizin o sorunuza hiç yanıt verdi mi anneanneniz?
Anneannemin bu konuda iki sözü vardı. Birincisi “O günler gitsin bir daha geri gelmesin” derdi. İkincisi de, “Sebep olanın gözü kör olsun” derdi. Yani o aslında bunu kendisine yapanları değil, onları bu işe itenleri suçlardı. Hiçbir Türk hakkında kötü bir şey demezdi. Hiçbirimiz demeyiz.Gazete Milliyet

Biz bunca yıldır ne ‘Yemekteyiz’?
Kamera karşısında başkalaşım geçiren insan tipine şaşırmayacak kadar reality show tecrübemiz var. ‘Yemekteyiz’i sadece bu özelliğiyle anıp geçiştirmek büyük haksızlık. Gelelim asıl soruya: Bademli pilavı ilk kez duyan, kalamarın oltaya halka halka takıldığını sanan, enginarı sapıyla yutmaya çalışan bu insanları bu yaşa getiren hangi vitamin hapıdır?Gazete Radikal.

Kendi 8, kocası 58 yaşında!
Suudi Arabistan mahkemesi babası tarafından sekiz yaşındayken 58 yaşında bir adamla evlendirilen kızın boşanma talebini reddetti.Gazete Sabah.

Cüneyt Çakır ingilizce biliyor mu?
Dünkü maçın 50. dakikasında Beşiktaşlı Delgado'yu oyundan atan hakem Cüneyt Çakır'ın iyi derecede bildiği İngilizce için Beşiktaş camiasından tepki geldi.
Delgado'nun maç içinde hakeme pozisyonu ingilizce olarak "Bana orda sarı veriyorsun burda bakıyorsun" demesini, "Hani sarı kart, neden göstermiyorsun" olarak algılayan Cüneyt Çakır için Beşiktaş yöneticileri, "İngilizcenin bile eyyamını yapıyor hakem. İşine geldiği gibi anlıyor. Ya ingilizce bilmiyor. Ya da Delgado'nun dediklerinden hiçbirini anlamadı ve sadece sarı kart hareketini görünce attı" şeklinde yorumladı. UEFA maçları sonrası bile raporunu İngilizce olarak yazan Cüneyt Çakır'ın bu durumda maça maksatlı ve adam atmaya şartlanmış olarak çıktığının da altını çizen yöneticiler, artık hiçbir hakeme güvenmediklerinin de altını çizdiler.Gazete Star

Bu küfürü ona söyleyin
G.SARAY-Beşiktaş derbisi sırasında ve sonrasında Şeref Tribünü’nde yine istenmeyen olaylar yaşandı.. Delgado’nun kırmızı kart gördüğü pozisyondan sonra ayağa kalkıp MHK Başkanı Oğuz Sarvan’a bakarak kendisini alkışlayan Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, tepkisini anında ortaya koydu..
Demirören, MHK Başkanı’na protokolde ana avrat küfretti: Disiplin Kurulu Başkanı Reşat Bostan’a protokolde rastlayan Beşiktaş Başkanı “Onun an.... s....m. Bunu Sarvan’a aynen ilet” diye konuştu.Gazete Vatan.

Saygılarla.





Cuma, Aralık 19, 2008

CIZGILER

Karikatur: Klaus Stuttmann
Sn.Bush veda merasimlerine devam ediyor.

Cuma, Aralık 12, 2008

Yine KURBAN'da KURBAN olduk...


Bir Bayramı daha arkada bıraktık.Sevindik 9 gün tatil diye.Yollara düştük.Kimizin amacı büyük şehrin kaosundan kaçış,kimimızin gayesi ziyaretler.
Aman dedi birileri :
- Tarafik kurallarına uyun...
- Hava raporları yayınlandı, bu tatil süresini gösteren...

Önce kurbanlar kesildi, sonra kurban olundu...
Daha 9 gün dolmamışdı. 120 ölü 600 üzerinde yaralı.
Suçlu her zamanki gibi; o "Trafik Canavarı"...

Suçlu haberlerde şöyle geçti :
Kaygan zemin, aşırı sürrat, uykusuzluk yorgunluk, alkol, yanlış sollama.

Arkada kalan acı ve göz yaşı. Nereye kadar bir başka Bayrama veya Tatile.
Kayıplara baktığımız zaman rakkamlar çok büyük.
İnsanın aklına bir çok soru düşüyor.
Araba kullanmasınımı bilmiyoruz !!??
Kullandığımız arabayımı tanımıyoruz!!??
Direksiyon başında sorumluluğumuzumu unutuyoruz...

Bir yerde yanlış yapılıyor ama nerede ???

Saygılarla.

Perşembe, Aralık 11, 2008

KAPIMIZA KADAR GELDİ.




Sessiz gelen tehlike diyebilirmiyiz !!!

Amerika kıtasında başladı...
Avrupa'ya sıçradı.
Daha dün gibi. Danimarka'da gençler sokaklardaydı.
Daha sonra Fransa'da yaşandı aynı şeyler.
Belçika, Avusturya, Almanya, Çek'ler, İspanyol'lar.
Belki nedenleri biraz farklı olabilir. Aktörler ayni "gençler".
O veya bu nedenler, onları köşeye sıkıştırdı. Esasında genç nesillerden beklentilerin çok olmasına karşın, onlara verilenler gittikçe kısıtlanıyordu.
İşsizlik birinci sırayı alması. Onlara verilen sosyal yaşamlarının aktivetelerinin gittikçe azalması.
Ülke idarecilerinde kulaklarını bu kuşağın seslerine tıkaması. Onları sokaklara döktü.
Bu durum kapımıza dayanmış durumda.
Bu gün Yunanistan'da 16 yaşında bir gençin hayatını kaybetmesi olarak hadiseleri değerlendirirsek büyük yanılgıya düşeriz.
Bu gün geç nesil patlamaya hazır bomba gibi.
Bir bakıyorsunuz kendisini "Atom karşıtı" olarak gösteriyor, bir bakıyorsunuz "G8'leri protestesi" olarak karşımıza çıkıyorlar. 1 Mayıs artık karışıklıkların günü olarak değerini kaybetmiş durumda.
Öyle böyle, bu dalga kapımıza dayanmış durumda.
Çok dikkatli olmalıyız nerede ne zaman patlıyacağı belli olmıyan bu karmaşayı en ufak zararla atlatmalıyız.
Bu da ancak genç kuşağa biraz daha fazla kulak uzatmamızla, onlara ileriki günler için
umut vermekle olabilir. Her halde bu giyim kuşamı politikaya alet etmekle; sev veya terketle olacağını sanmıyorum.
Önce onları bir dinliyelim. Onlara neler verebileceğimizi söyliyelim.
Saygılarla.

Cumartesi, Aralık 06, 2008

KUTLU OLSUN...


BÜTÜN DOSTLARIN KURBAN BAYRAMINI KUTLAR.SIHHAT DOLU NİCE BAYRAMLAR DİLEĞİ İLE.
Saygilar.

Perşembe, Aralık 04, 2008

Teşekkürler Ay yıldızlı seyircim...


ERDIL


Dün akşam Berlin'nin güzide takımlarından Alman ligi 3.ncüsünü misafir ettik. Maçın ikinci devresinde seyirci sayısı 62 bin olarak olarak ilan edilerken türübünlerden BURASI ALİ SAMİYEN burdan çıkış yok nidaları yükseliyordu.
48 bin Türk seyircisi Berlin Olimpiyat Stadında 14 bin Herta Berlin seyircisini misafir etti. Sizlere maçı anlatmıyacağım. Galatasaray'in galibiyetini de değil...
Bu bir spor müsabakası kazanmakda var kaybetmekde var.
Gerçekçi olan oradaki atmosfer idi. Önünde oturan 5 yaşındaki çocuğun "haydi Arda" diye bağırışı.Arkamda yanımda oturan koyu FENERBAHÇE'lilerin "haydi cim bom" diye haykırışı; bu maçın skorunu bir kenara atmış idi.
Binlerce Galatasaray seyircisi arasında bir iki Herta seyircisi bile bu atmosfere kapılmış nerdeyse rakip takıma tezarrühatta bulunacaklardı.
Anlatması güç bir maçın ardından Avrupa'nın kültür şehri Berlin 48 bin Türkü ile gelecek bayramı beş gün önce yaşadı.
Teşekkürler Galatasaray'lılar, teşekkürler Fenerbahçeli, Beşiktaşlı, Trabzonsporlu,
diğer takımları tutan Ay yıldızlı seyircilerim.
Saygılarla.