yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Kasım 11, 2008

Atatürk yaşasaydı !!?





"ABD’li Prof. Lowry’den “Atatürk bugün yaşasaydı ne yapardı?” sorusuna yanıt: AB’ye tam üyeliğe kuvvetli destek verirdi. Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı sorunlar için 21. yüzyıl çözümleri arıyor olurdu."

Sn.Profesör bu konuda çok yanılıyor.Bir defa Türkiye'nin konumu çok başka şartlar altında olacaktı.
AB Demokratik atılımlar da Türkiye'nın arkasında kalacağı için Atatürk AB içinde olacağını sanmıyorum.Onun ufkunda ki Türkiye'yi yapmış olduğu ileriye dönük idolojilerin çok arkasında kalacağı bir gerçekti.AB ise onun hızına ayak uyduracağını da sanmıyorum.Belki ilişkileri devamlı sıcak tutacaktı ama Dünya'nin sadece Avrupa olmadığını ülkesi çıkarları icinde Avrupa ve Asya'yi birbirine bağlıyacak bir köprü görevini alacağı bir gerçekti.Onun liderlik yapısına bu günkü AB kriterlerinin çok gerisinde kaldığını görecekti.

"ABD’nin en saygın eğitim kuruluşlarından Princeton Üniversitesi öğretim üyelerinden tarihçi Prof. Heath Lowry, dün Atatürk’ün ölüm yıldönümü dolayısıyla Washington Büyükelçiliği’nde düzenlenen bir törende “Atatürk Günümüzde Yaşıyor Olsaydı” başlıklı bir konferans verdi. ABD’de önde gelen Türkiye otoritelerinden biri olarak kabul edilen Prof. Lowry, konferansında Atatürk’ün bugün yaşasaydı Türkiye’nin Batı dünyasıyla bütünleşmesine ve bu çerçevede AB’ye tam üyelik hedefine kuvvetli bir destek vereceğini savundu."

O günkü şartlar göz önüne getirildiği taktirde devrimlerin yapıldığı süreyi de hesaba kattığımız taktirde.AB'nin çok gerilerde kaldığını görecekti.Bu durumda onun yaşam felsesine ters düşecekti.

"Washington’daki Türk Amerikan Dernekleri Asamblesi tarafından düzenlenen toplantıda konuşan yapan Prof. Lowry, kendisini “son 45 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün taviz vermeyen bir hayranı” olarak tanıttı ve “vefat ettiği tarihten tam 70 yıl sonra neredeyse tek başına yarattığı ülkeye geri dönse idi, aklından acaba neler geçerdi?”, “Atatürk günümüzde yaşıyor olsa idi, Türkiye nerede olurdu?” sorularına yanıt aradı. "

Onun yaratmak istediği Türkiye bu günkü konumda olmıyacağı için.Yapmış olduğu devrimleri göz önüne alırsak, böyle bir toplantıda konunun çok daha başka bir içeriklik taşıyacağı bir gerçekdir.

"Prof. Lowry, konferansında özetle şunları söyledi:

KIBRIS’IN ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜNE İÇERLERDİ
Atatürk’ün beni her zaman hayran bıraktıran tarafı, uzun vadeye odaklanabilme yeteneği ve daha önemsiz meseleler yüzünden konudan sapmaması. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse, günümüzde yaşıyor olsaydı, şüphesiz, Türkiye’nin dünyadaki rolünün, hâlâ çözüme kavuşmamış ve son 34 senedir çözüm bekleyen Kıbrıs sorunu ile rehin tutuluyor olmasından kaygı duyardı
."

Yaşamış olsaydı Kıbrıs diye bir problemin olmıyacağı bir başka gerçek olacaktı Kıbrıs'da iki toplum arasında ki ilişki onun idolojisi altında hiç bir zaman bozulmaya gitmiyecekti.Kıbrıs; her iki ana vatan parçasının göz bebeği durumunda olacaktı ki.Bu da Türk-Yunan ilişkilerini çok daha yakınlaştıracak.Her ülke geçmişe
kin yerine, dış odaklarının oyunlarının ne kadar büyük acılar yaşatacağını daha da iyi görecekdi.

"ASKERİN SİYASETİ ETKİLEMESİNE KARŞI ÇIKARDI
Karakterinin en dikkate şayan taraflarından biri de, insanın aynı anda birden çok rolü üstlenemeyeceği konusundaki ısrarlı tavrı idi. Böylece, siyaset dünyasına atıldığında, üniformasını çıkarmakla kalmadı, kendinden sonra siyasete girmek isteyecek tüm askeri erkânın da aynı şekilde davranması hususunda ısrar etti. Atatürk’ün bu konuda çizdiği rota takip edilmiş olsa idi, 1960, 1971 ve 1980 yıllarındaki askeri müdahalelere yol açan kargaşa, kutuplaşma ve şiddet olaylarının önlenebilir olup olmadığını merak etmemek elde değil
."

Bu yorumu kabullenmemek Tarihe karşı yapılmış hakaret olurdu zaten.

"MİRASINI KORUYANLARDAN HAYAL KIRIKLIĞI
Atatürk günümüzde yaşıyor olsa idi, mirasını koruduğunu iddia edenler kadar, aynı şekilde, kurmuş olduğu ülkeyi halihazırda idare edenlerden dolayı da hayal kırıklığı içinde olacağına yürekten inanıyorum. Her şeyden evvel, vefatından yarım yüzyıl sonra dahi, hayatta iken çözmeye çalıştığı iki meselenin, yani, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün ihlal edilemez olması ve dinin devletteki rolünün hâlâ Türkiye gündeminde en üst sırada yer alıyor olmasından büyük rahatsızlık duyardı. Mustafa Kemal için din, siyasi hesaplar uğruna kullanılmayacak şahsi bir mesele idi. Dini bu şekilde kullanma peşinde olanlar ise, devletin bütün güçlerini karşılarında buldular.
"

Devrimlerinde ve yapmak istediklerini zamana mükemmel bir şekilde yaymışdı.Onun için Türkiye saygınlığı ve ilerleme yolunda ilerlediği müddetçe gelecek hükümet ve partiler onun arzu ettiği Türkiye için bir problem teşkil etmiyecekdi.

"AB’YE TAM DESTEK VERİRDİ
Bardağın dolu kısmına bakacak olursak, Atatürk günümüzde yaşıyor olsa idi, ülkesinin modernleşme hedefini gerçekleştirme yolunda attığı dev adımlardan son derece gurur duyacağından en ufak bir şüphe dahi olamaz. Bu çerçevede, Türkiye’nin, AB’nin tam üyesi olarak, Batılı uluslar ailesi ile nihai anlamda bütünleşmesi için kesinlikle tüm gücüyle destek verirdi. "


Destek vericeğine hiç inanmıyorum.Bu gün AB.nin onun gözünde daha olgunlaşmadığını görecekdi.Ancak AB laiklik ilkesini tamamen sindirdiği zaman Atatürk için ilgi odağı olabilirdi.Her ne kadar o görünümde olmaya çalışmakta ise, hala o olgunluğa ulaşamamıştır.

"HEM AKP HEM CHP’YE SORU İŞARETLERİ
Mevcut hükümetin Avrupa tarafından ortaya konulan üyelik kriterlerine uyum sağlama konusunda ilerleme kaydedememesinden ötürü şüphesiz sabırsızlanırdı. Aynı noktadan hareketle, kurmuş olduğu CHP’nin mevcut lider kadrosunun, Türkiye’nin Batılılaşma hedefinin nihai anlamda gerçekleşmesini, kendi içinde çelişen bir şekilde, Türk devletinin laikliğe olan bağlılığını bir şekilde zayıflatmak üzere tasarlanmış İslamcı bir senaryo ile eşdeğer tutmasından son derece mutsuzluk duyardı. "


Böyle bir durumun ilkeleri çerçevesi içersinde oluşumuna müsade etmiyeceğini geçmiş tarihimize baktığımız zaman görebiliriz.CHP 'nin bu yarışda hakikaten çaba göstermesi için karşısında daha çok partilerin olmasını istiyecekti.Bu da demokratik / ekonomik olarak ilerlemeye hız kazandıracakdı.

"21. YÜZYILIN ÇÖZÜMLERİNİ ARARDI
Mustafa Kemal günümüzde yaşıyor olsaydı, her fırsatta, yurttaşlarına, birbirlerine görüşlerine saygı duymaları gerektiğini hatırlatmanın yanı sıra, 21. yüzyıl sorunlarına, 1920’lerin, 1930’ların şartlarına uyacak şekilde tasarlanmış çözümlere geri dönmek suretiyle çözüm bulamayacakları gerçeğini kabul etmeleri gerektiğini de hatırlatırdı. Değişen zamanlara ve değişen şartlara uyum sağlama yeteneği, Mustafa Kemal’in gerçek dehası idi. Mustafa Kemal Atatürk’ün hiç yapmadığı bir şey varsa, o da, bugünün ve yarının pahasına, geçmişe saplanıp kalmaktı. Başka bir açıdan bakılacak olursa, Atatürk günümüzde yaşıyor olsaydı, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı sorunlar için 21. yüzyıl çözümleri arıyor olurdu."


Bu zaten Atatürk'ün ilkelerinin başında gelen en büyük unsurdu.Arkasına hiç bir zaman bakmadı.Tarihini çok iyi biliyordu, geçmişde yakalamış olduğu öz'den hiç taviz vermedi.Öz'ünü zamananın getirdiği şartlara uyguladı ki.Böyle bir yetenek onu liderlik tahtına oturtdu.Bildiği tek şey liderler hiç bir zaman milletin önüne geçmemeliydi.O milletini kendine lider yapmışdı.

"OSMANLI’YA DEĞİL AVRUPA’YA BAKARDI
Keza, Müslümanlık konusunda edilen ortak bir sadakat yemininin Orta Doğu’da oynanabilecek makul bir koz olduğunu düşünecek kadar, günümüzdeki Türk siyasetçilerinin bir kısmının göründüğü gibi saf da olmazdı. Dış politikaya dönük konsantrasyonu, Osmanlı’nın geçmiş ihtişamını yeniden yaratmak yönündeki kusurlu imaj üzerine oturtulmuş yarım yamalak bir ideal ile şekillenmezdi. Daha ziyade, bu, Türkiye’nin Avrupalı uluslar ailesinin tam üyesi olarak güçlendirilmesine yönelik taviz vermeyen bir konsantrasyon olurdu
."

Bunun cevabını bir cümle ile o zamanlar söylemişdi.Yurtda sulh Cihanda sulh olarak.
Saygılarla.

Cumartesi, Kasım 01, 2008

HABERLER - YORUMLAR...


Gazeteleri açtığımız zaman bir köşesinde Hüseyin Üzmez.
Millet ayaklandı, bu iş böyle kapanamaz nidaları havada.
Sanki ortalık toz pembe de tek derdimiz bu.
Biraz mantıklı olalım adam öylede böylede yırttı.
Niyemi diye soracak olursanız? Aşağıdaki söylediklerini alt alta koyun.
Şimdi avukatı bu sözlerini Adli Tip'a sevk ederse orası nasıl bir rapor verir !!!
O rapor neticesi muhakeme düşmezmi ?
Dedim ya öylede böylede adam yırttı.

14 yaşında bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla yargılanan ve Adli Tıp Kurumu’nun raporu üzerine tahliye edilen Vakit Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez, önceki gece Habertürk’te Fatih Altaylı’nın "Teke Tek" programında aynen şu ifadeleri kullandı: "Evet, hovardayım; geçmişte birçok kadın hayatıma girdi. İyi ki girdiler; yoksa fahişe olurlardı. Başlarını örtüp hayatlarını düzelttiler. Bunlardan birisi de şu an İsviçre’de yaşıyor."
Lise talebesi geliyor. Orta yaşlı kadınlar geliyor, beni şapır şupur öpüyor. Ben,’Çıkar cüzdanını 18 yaşında mısın, değil misin?’ diyemem ki"
" Anne o kızı kendisi ile ilişkisi olanlara gönderiyor, onlardan para alıyor. Gönderdiği de hacı değil ya, bir takım kart zamparalardır,"
""Tahliye olduk. Beraatle çıkacağız inşallah. Adalet yerini buldu. Sanki Hac’da gibi yaşadım"
" Üzmez kendisinin en büyük düşmanının şeytan ve nefsi olduğunu ifade etti. Üzmez, "Nefsiniz neden düşmanınız?" sorusuna ise "Bizi kötülüğe sürükleyen kendi nefsimiz değil mi? Nefsine hiç kimse hakim olamaz. Bir ben değilim" yanıtını verdi."
-Siz 76 yaşındasınız ve 14 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlenmek istiyorsunuz bu sizce doğru mudur?
- Ben inançlarıma göre konuşurum. Ben inancıma bakarım. Bana göre bir tek hakikat vardır Allah'ın kitabı, resullahın sünneti... Gerisi fasa fiso yalan ayaklarımın altında."
"gazeteci mazeteci dinlemiyorum. Programın başından beri konuşuyorsunuz. Ben vaktiyle gazeteci vurmuş adamım"

* * *

Gelelim Can Dündar'ın son belgeseline önce sponsorla ele alındı "Türkcell" öyle veya böyle,gerçekçi olacak olursak basında çıkan yazılarla en büyük sponsor gene Türkcell oldu.
Belki filmin çekiminde bir katkıda bulunmadı ama reklamında çıkan haberlerle en büyük sposor konumuna girdi.
Daha filmi seyretmedim.
Bizim buralara kadar gelmesi biraz zaman alacak.Onun için bu konuda yorum yapmam abes kaçar.
Yalnız "Siyaset Meydanında" seyrettiğim kadar belge ve mektuplara dayatılarak; bir belgesel film yapılmış.Yalın olarak adına da "Mustafa" denilmiş.
Yorum ve anlatımlar içinden Mustafa'lardan ne kadar büyük önderler çıkabileceği anlatılmaya çalışılmış.
Bir yerde durmak lazım.
Yorum yaparken sakın "Mustafa" yı bu Cumhuriyeti bizlerin yaşam tarzı yapan Atatürk'le bağdaştırmıyalım.
ATATÜRK' ki, bu adı ona bu millet vermişdir.Onu anlatmak, onu yaşamak, onun yolunda yürümek, devrim ve inkılaplarını anlamak çok daha başka bir şeydir.
O bir efsane değildir,o bir yaşam tarzıdır.
Öyle bir yaşam tarzıki uçu bucağı olmıyan bir çizgidir.Onun devrimlerinde, zaman mevfuhumu yoktur."Açıkçası o günler bu günler,yarınlar" diye.
Filmide çekilemez.Öyle bir filmi ancak, saygıyla önünde eğildiği bu millet her gün onun doğrultusunda yaşayıp ortaya koymak mecburiyetindedir.
Saygılarla.

Çarşamba, Temmuz 09, 2008

Japon usulü G-8




G-8 'ler bu seferde Japonya'da toplandılar.Küresel ısınma ile aldıkları önlemler.Uzman kişilere soruldu...
Kirliğin 2050 senesine kadar % 50 olarak önleneceği hakkında kararla;olumlu bir adım atılmış olundumu ?
- Ne yazıkki hayır ; bu karar geçen sene yapılan Heiligendamm "Almanya'dada" konuşulmuşdu.
Bu günde aynı şeyler tekrarlandı.Geçen sene söylenenlerin tekrarlanması sevindirici olmasına rağmen.Bu ülkelerin ne gibi atılımlar yapacağını, somut olarak ortaya koyması gerekmiyormu ?
Yapılacak olan atılımlar kararlar neler olacakdır.
Japonya başkanlığı altında yapılmış olan G-8 toplantısı ne gibi yenilikleri sunmuşdu ?
- Gerçek ele alınacak olursa hiç bir şey getirmemişdi.Doğrusu ele alınacak olunursa ilk olarak Japonya'ya baskı yapılması gerekmekteydi.Koyoto protokulunda Avrupa ülkeleri kirliliği % 8 gerileteceğine imza atmişken Japonlar sadece % 6 olarak imzalamışdı.Buna da şu ana kadar ulaşmış bile değildi.Ülke kirliliğe karşı olan çalışmaların çok daha gerilerinde kaldığı bu günün incelemelerine göre görülmektedir.

"Cool Earth 50",için başkanlık "Yasuo Fukuda" neler yapabilecek durumdadır?
- Ne yazık ki hiç bir şey yapacağı, şu anda görülmüyor.Fukadas hükümeti bu günün şartları ile gözle görülecek kadar kararlar alabilmesinin çok gerilerinde.Japonların her ne kadar bu paketin içinde olmasına rağmen.Direk enerji harcamalarında iktisada gitmeyi düsünmemektedir.Hatta dahada fazla ihtiyacı olduğu görülmektedir.Bu açığıda
yoğun olarak Avustralya'dan temin ettiği kömürle karşılamaktadır.Bu kirlileğe karşı olarakda her hangi bir planı görülmemektedir.

Japonlar neden;istatisliklerin verilerini yeniden hesaplanmasını ve senelere bölünmesini istemektedirler.
- Kyoto-Protokolunda bu 1990 olarak ele alınmışdı.O sene baz olarak ele alınması ve hesaplanması gerekmektedir.Japonlar ise bunu 2005 yılı olarak alınıp hesaplanmasını istemektedirler.Avrupalı ülkelerin doğu blokların cökmesi ile bundan büyük profit elde ettiklerini göstermektedirler.Bu gibi uyumsuzluklar da gereken çalışmalarıda çıkmaza sokabilecekdir.

Japonların iddası C02 olarak kişi başına diğer ülkelere göre daha az olduğunu söylemektedirler.
-Bu doğru olarak görünse bile Avrupa ile Amerika arasında farkları göz önüne getirdiğimiz zaman doğruluğu kaybekmektedir.Bu gün otomotiv sanayide ki kirliliğin çokda büyük bir önlem olarak görülmemesi gerekmektedir."Cool Earth 50" çerçevesi içinde Japonların alternatif bir enerji programları olmadığı görülmektedir.Bu durumda 2050 senesine kadar %50 lik kirliğin önlenmesinin hayal olduğunu göstermektedir.Eğer Kömür enerjisinin bu şekilde kullanılması karşısında ne gibi arıtma yoluna gidileceği ve bunun ne gibi finans yük getireceği hakkında hiç bir bilgisi olmamısıdır.

Japonların Atomar enerjiye dönmeyi düşünmesi söylenmektedir.
- İnşallah böyle bir teşebbüsde bulunmazlar.Bilindiği gibi Atom enerjisinin bu plan içersinde bir alternatif olamıyacağı bir gerçektir.Bu enerji üzerinde yapılacak olan yatırımların yakıtının kısıtlı olması ileriye dönük büyük problemler yaratacağı bir gerçekdir.Eğer bu gün olarak böyle bir enerjinin hayata geçmesi ile ihtiyaç olan Atom reaktörlerin 5 ila 10 bin yeni reaktörlerin inşası demektir.Bu gün halen faliyetde olan reaktörlerin 400 adet olduğu göz önüne alınacak olursa halen bunun kontrolü bile ne kadar olumsuz olduğuda unutulmaması diğer bir gerçekdir.Eskimiş enerji kaynakları yerine yeni altenatifler bulmak zorundayız.

Çin veya Hindistan gibi bu enerjiyi kullanan ülkelere bu durumu anlatmak kolay olamıyacakdir !!!
- Belki garip gelecek ama Çin bu durumun vahametine bir çok gelişmiş ülkelerden daha çabuk varmışdır.Her ne kadar bu iki ülke bu toplantıda olamamakla beraber G-8 lerden daha aktiv olarak yeni enerji arayışı içinde olduğu görülmektedir.

Bu gün o masada oturmak veya oturmamak bir şey değiştireceğini sanmamaktayım.Bu şekilde devam ettiği taktirde G-8 bir sembol olmakdan ileri gidemiyecekdir.
Bu kirlilik acil önlemeler alınmadığı taktirde.Daha doğrusu aktiv olarak hayata geçirilmediği taktirde.
Dünyamız kendi sistemini ortaya koyarak gittikçe artan enerji açığını kendi yöntemi ile ortaya koyacak o zamanda üzerinde yaşıyan canlıların bu günkü kadar enerji açığı kalmıyacaktir.
Böyle durumlarda G-8 gibi simgeler hiç bir önem taşımamaktadır.
Saygılarla.

Pazartesi, Temmuz 07, 2008

TRAVMA !!!


Yaşamamız süresince öğrendiğimiz,hayatımıza giren bir çok kelime vardır.Bunlardan
bazıları bizimle birlikde uzun zaman kalırlar,bazıları ise çarçabuk terk edip giderler.
İşte bu günlerde ne tarafa bakarsak karşılaştığımız kelime "Travma" onu tek olarak kullanmayıp cümleler içinde karşımıza çıktığı görülüyor.
Her birimiz bu cümleleri ayrı ayrı algılıyor tepki verebiliyoruz.
Biraz bu kelimeyi açalım bakalım karşımıza neler çıkacak !!!

Bilindiği gibi travma canlı üzerinde beden ve ruh acısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan yaşantı olarak tanımlanmaktadır. Ruhsal travma kapsamına fiziksel ve duygusal tacizler (dövülme,gasp olayları,çocukluk cağından beri süregelen sevgisiz ortam, sağlık,eğitim ,barınma ve beslenme gereksinmelerinin karşılanamaması gibi), cinsel tacizler, doğal afetler (deprem, sel, fırtına , gibi),yangınlar , trafik kazaları, savaşlar ,çatışmalardan etkilenmek girmektedir.

Ruhsal bir travmayı izleyerek bazı kişilerde önce akut stres bozukluğu bazı kişilerde de bunun sonrasında travma sonrası stres bozukluğu ya da diğer adi ile post travma tik stres bozukluğu dediğimiz bir durum gelişebilmektedir.

Akut stres bozukluğu nedir?

Travma oluşumundan sonraki ilk 1 aylık sure içinde gözlenir. Kişi aşağıdaki iki belirtinin olduğu travma tik bir yaşantıdan geçmiştir:

A-
1) Gerçek bir hayat kaybı,olum ya da olum tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kendisinin ya da başkasının fizik bütünlüğüne yönelik bir tehdit olayını yasamış, tanık olmuştur.
2) Kişi aşırı korku,çaresizlik ya da dehşete düşme seklinde tepkiler göstermiştir.

B-Kişi bu olayı yasarken ya da yasadıktan sonra dissosiyatif belirtiler dediğimiz aşağıdaki belirtilerden en az ucunu yasamıştır.

1)Uyuşukluk, dalgınlık,duygusal tepkisizlik,donukluk hiç birsek hissetmiyorum, ne ağlamak ne gülmek geliyor içimden sadece bir noktaya bakıp,dalıyorum
2)Çevrede olup,bitenlerin farkına varma halinde azalma etrafımdan habersizim,kim geldi,kim gitti,kim ne dedi bilmiyorum
3)Çevreyi olduğundan farklı,yabancı,değişik algılama (derealizasyon) burası sanki benim odam,yatağım değil,sanki boşluktayım,yasadıklarım gerçek değil
4)Kendini olduğundan farklı ,yabancı algılama (depersonalizasyon) “sanki kendimi dışarıdan izliyorum,ellerim sanki benim ellerim değil,
5) Dissosiyatif amnezi dediğimiz ,travma öncesi,esnası veya sonrasına ait olayları hatırlayamama ne olduğunu,ne yaptığımı bilmiyorum,kimlerle konuşmuşum,nerelerden geçmişim bilmiyorum, bir de baktım buradayım hatta simdi neredeyim bilmiyorum
C- Travma tik olayın kişinin gözünün önüne tekrar gelmesi, ister istemez düşünmesi,rüyalarda görülmesi, kabuslar,illüzyonlar (nesneleri korkutucu bir şekilde travmayla ilgili nesnelere benzetme,kalemleri bıçak gibi algılama seklinde), flashback dediğimiz sanki o olayı tekrar ayni şekilde yasıyor gibi hissetme hali,olayı hatırlatan şeylerle karsılaşınca kaygı duyma (TV.de seyredilen deprem görüntülerinde, çatışma ve savaş sahnelerinde fenalık hissetme,travma tik olayın yıl dönümlerinde huzursuzluk hisleri)

D- Travma ile ilgili hatıraları akla getiren uyaranlardan kaçınma (onları düşünmek,konuşmak,o duyguları hissetmek,o olayın benzeri etkinlikler, yerler ve kişilerden uzak durma)

E- Aşırı uyarılmışlık hali (uykuya dalmakta ve sürdürmekte zorluk çekme, huzursuz bir şekilde dolaşma, bir noktaya,konuya dikkatini verememe, en ufak bir sesten irkilme,yerinde duramama gibi)

Bu belirtiler kişide belirgin bir kaygıya yol açıp,toplum içinde, is yaşantısı, genel uğraşlarında belirgin bir bozulmaya yol açmaktadır.

Aşağıda travma geçirmiş iki kişinin duygu ve düşüncelerini okuyabilirsiniz.

”Kendimi çok kötü hissediyorum, huzursuz ve sinirliyim. Aslında ben bu değilim. Araba kazası altı ay önce oldu, ama hala arabaya bindiğimde kendimi güvende hissedemiyorum, o kadar korkuyorum ki, mümkün olduğunca yolculuk etmemeye çalışıyorum. Kaza anı kafamda tekrar tekrar canlanıyor, bir türlü kafamdan çıkaramıyorum, hatta geceleri kabus şeklinde, kazayı tekrar tekrar yaşıyorum. Bunlardan çok yoruldum artık.”

”Hayat hakkındaki görüşlerim değişti, neden bize oldu diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Ölen arkadaşımı kurtarmak için daha fazlasını yapabilirdim diye kendimi suçluyorum. O anı, tekrar tekrar yaşıyorum, ”keşke bunu yapsaydım”, ”keşke şunu yapsaydım” diye düşünüyorum.... bazan, çok moralsiz ve gergin oluyorum...bir türlü gevşeyemiyorum ve çok korkuyorum, ölebilirdim diye düşünüyorum,..... geleceği düşünemiyorum....., kendimi çaresiz hissediyorum...”

Eğer, siz de travmatik bir olay yaşadıysanız, bunlara benzer duygularınız olmuş olabilir.


Travmatik olay nedir?
Travmatik bir olay, günlük olağan olayların dışında olan ve kişiyi derinden rahatsız eden bir olaydır.

Birçok olay böyle bir etki gösterebilir. Bu, bir yangın, kaza, hırsızlık, saldırı, ölüm gibi travmatik bir olaya tanık olmak veya, birçok insanı kapsayan bir felaket veya sizi, arkadaşlarınızı veya ailenizi, kapsayan kişisel bir olay olabilir.

Travmatik bir olaydan sonra kişiler nasıl tepki gösterirler?
Aşağıdakiler, travmatik bir olaydan sonra tecrübe edebileceğiniz duygulardan bazılarıdır. Genel olarak, kişilerin tepkileri aşağıdaki üç gurupta toplanabilir:

Travmayı kafanızda tekrar yaşamak.
Travmayla ilgili veya hatırlatan şeylerden kaçınmak.
Daha fazla gergin, huzursuz veya her zamankinden daha tetikte olmak.
Bunalımda olmak, ağlamak.
Bu duygulardan herhangi birini tecrübe edip etmediğinizi anlamak size yardımcı olabilir.


Travmayı kafanızda tekrar yaşamak
Kafanızda travmayla ilgili istenmeyen görüntüler veya anılar yaşamak (genelde bunlara geçmişe dönüş (flashback) denir).
Travma ile ilgili rahatsız edici veya sizi korkutan başka şeylerle ilgili rüyalar görmek.
Travmanın tekrarlandığını hissetmek - travmayı çok kuvvetli olarak, tekrar yaşamak.
Size travmayı hatırlatan olaylarla veya duygularla karşılaştığınızda, çok rahatsız, huzursuz olmak.
Size travmayı hatırlatan olaylar veya anılarla karşılaştığınızda, örneğin, kalp çarpıntısı, baş dönmesi gibi, rahatsız eden fiziksel tepkiler tecrübe etmek.
Travmayla ilgili olaylardan kaçınmak ve hissizleşmek
Travmayla ilgili düşünce, duygu ve konuşmalardan kaçınmak.
Size travmayı hatırlatan, yer, kişi ve olaylardan kaçınmak.
Travma ile ilgili şeyleri hatırlayamamak.
Hayata küsmek, çevrenizdekilerden ayrı hissetmek veya her zamanki duygularınızı hissedememek.
Normal bir geleceğinizin olmayacağını düşünmek - sanki ödünç alınmış bir zamanı yaşıyor gibi hissetmek.
Her zamankinden daha gergin ve huzursuz olmak
Kızgın veya huzursuz hissetmek.
Konsantre olamamak.
Uykuya dalmada zorluk çekmek.
Her zaman tetikte olmak ve kolayca korkmak.
Travma sonrası bunalımı bizi en az dört farklı şekilde etkileyebilir:

Ne hissettiğimizi.
Nasıl düşündüğümüzü.
Vücudumuzun nasıl çalıştığını.
Nasıl davrandığımızı.
Düzenli bir şekilde tecrübe ettiğiniz duyguların yanına bir çarpı işareti koymak, nasıl hissettiğinizi anlamanıza yardımcı olabilir:

Ne hissediyorsunuz?
Endişeli, rahatsız, huzursuz hissediyor, korkuyorsunuz.
Çok kötü bir şey olacakmış gibi hissediyorsunuz.
Gergin, kasılmış, uçurumun kenarında, karışıksınız.
Gerçek değilmiş gibi, tuhaf, hayalde gibi, herşeyden uzaksınız.
Bunalımdasınız.
Vücudumuzda neler olur?
Kalbimiz daha hızlı çarpar.

Göğsümüz sıkışır.
Kaslarımız gergin/kasılmış olur.
Yorgun, tükenmiş hissederiz.
Vücudumuzda ağrılar olur.
Başımız döner.
Panik oluruz.
Bunalım, moral bozukluğu olur.
Kızgın oluruz.
Ağlarız.
Nasıl düşünürüz?
Sürekli endişeleniriz.
Konsantre olamayız.
Geçmişe dönüş tecrübe ederiz, travma görüntüleri kafamızda canlanır.
Travma sebebi olarak kendimizi suçlarız.
Olayın tekrar olacağını düşünürüz.
Karar veremeyiz.
Pişmanlık, utanç veya kin duyarız.
Düşüncelerimiz karışır.
Sinirli veya huzursuz hissederiz.
Midemiz çalkalanır.
Uyku/kabus sorunumuz olur.
Ürkek oluruz.
Neler yaparız?
Aşağı yukarı dolanırız.
Bize travmayı hatırlatan şeylerden kaçınırız.
Oturup gevşeyemeyiz.
Kişilerden kaçınırız.
Tek başımıza kalmaktan kaçınırız.
Kişileri tersleriz ve huzursuz oluruz.
İlişkilerimizi bozarız.
Daha çok içki ve/veya sigara içeriz.
Başkalarına daha bağımlı oluruz.
Yaygın düşünceler
”Benim suçumdu”.

”Dağılıyorum”.

”Kalp krizi geçireceğim”.

”Bu olay beni kontrol ediyor”.

”Dayanamıyorum”.

”Bayılacağım”.

”Neden benim başıma geldi?”.

”Artık bir anlam bulamıyorum”.

Travmaya neden bu kadar yoğun tepki gösteriyoruz?
Travmanın, bizim üstümüzde duygusal olarak, bu kadar yoğun bir etki bırakmasının, birçok sebebi vardır.

İlk olarak, hayatın genelde: bizim için belli bir şekli, anlamı ve amacı olması, ve korunur ve güvenli olması gibi, hayat hakkındaki temel inançlarımızı sarsar. Bizim kendimizle ilgili olan inancımız sarsılmış olabilir, kriz anında beklediğimizden veya istediğimizden çok farklı bir tepki vermiş olabiliriz.

İkinci olarak, travma aniden ve habersiz gelir. Bu yeni duruma alışmak için zamanımız olmaz. Bu, genelde normal olarak yaşadığımız durumların çok dışında olan bir durumdur ve bu durumda neyle karşılaştığımızı veya nasıl hareket edeceğimizi bilemeyiz. Öleceğinizi hissetmiş olabilirsiniz, çevrenizdekiler ölmüş olabilir, ve siz şokta olabilirsiniz. Tehlike karşısında, travmaya sıkıca tutunursunuz, bu belkide, aynı tehlikeye tekrar düşmemek için, bir nevi savunma olabilir. Sonuç olarak, yukarıda tanımlanan, travma sonrası tepkilerini gösterebilirsiniz.

Travmayı atlatmak için neler yapabilirim?
Tecrübe ettiğiniz tepkilerin, travma sonrasında çok yaygın olduğunu ve bir ”zayıflık” veya ”dağılma” olmadığını anlamak çok önemlidir. Aşağıdaki öneriler, size travma sonrası tepkileriyle başa çıkmada yardımcı olabilirler. Size yardımcı olmada tanımladığımız şeyler:

Travmayı anlamaya çalışmak
Geçmişe dönüş ve kabuslarla başa çıkmak
Gergin olmayı, huzursuzluğu ve kızgınlığı yenmek
Kaçınmayı aşmak
Düşük morali yenmek
1.Travmayı anlamaya çalışmak
Gerçekte olanlar hakkında, mümkün olduğunca fazla bilgi edinmeye çalışın. Bu size parçaları birleştirmenizde ve olayı bir bütün olarak görmenizde yardımcı olacaktır. Bu iyileşme sürecine yardımcı olabilir.

Eğer, olay başkalarını kapsıyorsa, onlarla konuşup, olayla ilgili ne düşündüklerini sorun. Olayı yaşayan başka kişiler, kurtarma ekibinden olanlar, yoldan geçenler, size olaya daha geniş olarak bakmanızda yardımcı olabilirler. Kurtarma ekibindekiler, genelde bu şartlar altında, size yardımcı olamaktan memnun olurlar.

Başkalarıyla beraber olayı düşünmeniz size yardımcı olabilir. Travmanın, hayat hakkındaki düşüncelerinizi değiştirdiğini düşünebilirsiniz, başkalarıyla konuşmak, nasıl düşündüğünüzü tanımlamanızda size yardımcı olabilir.

Bazı kişiler arkadaşlarıyla, eşleriyle veya bir aile bireyi ile konuşurlar, diğerleri de aile doktorlarına gidip, konuşma terapisine başvurabilirler. Daha başkaları ise, duygularını yazmanın faydalı olduğunu keşfedebilirler.

Yaşadığınıza anlam vermek için, ne gibi şeyler yapmanız gerektiğini bulmak için biraz düşünün. Oturup, aşağıdakilerle ilgili, bazı fikirlerinizi bir kağıda yazın:

*Daha fazla bilgi almak için konuşacağınız kişileri.

*Olayı tartışabileceğiniz kişileri.

*Kendi kendinize yapabileceğiniz şeyleri, örneğin, tecrübelerinizi yazmak.


2.Geçmişedönüş ve kabuslar
Birçok insanın travmayı yenme yöntemleri, olayı düşünmemeye çalışmaktır. Bu doğal gibi görünse de, her zaman sorunu çözmez. Kişiler, istemedikleri, onları rahatsız eden travma ile ilgili görüntülerin (geçmişe dönüş) kafalarından çıkmadığını ve travma ile ilgili kötü rüya ve kabuslardan kurtulamadıklarını fark edebilirler.

Her gün, bu tatsız anılar ve kabusları tekrar hatırlamak için, birkaç dakika harcamanın, kabus ve geçmişe dönüşü azaltan en etkili yaklaşımlardan biri olduğu düşünülmektedir.

Birçok kişi, her gün 20 dakika ayırıp, olanları sakince düşündüklerinde, veya birisiyle bu konu hakkında konuştuklarında, veya düşüncelerini kağıda döktüklerinde, istenmeyen geçmişe dönüşlerin ve kabusların yavaş yavaş zayıfladığını ve etkilerinin azaldığını fark etmişlerdir. Eğer, kabus görüyorsanız, bunu yatağa yatmadan hemen önce yapmanın yardımcı olduğunu göreceksiniz.

Bunu yapmak, olayların size hakim olmasındansa, sizin olaylara hakim olmanıza yardımcı olacaktır. Yaşadığınız travmayı hatırlarken, şimdiki durumunuzdaki olumlu yönler üstünde yoğunlaşmayı hatırlamak önemlidir.

Aşağıdaki yaklaşımları deneyin:

1.Kabuslarınızın ve geçmişe dönüş tecrübelerinizin ayrıntılarını yazın.

2.Olanları hatırlamak için zaman ayırın. Bu güvenli ve sakin bir ortamda olmalıdır.

3.Şu andaki durumunuzda, olumlu şeyler bulun: örneğin, ”Ben kurtuldum ve hala buradayım”, ”Bana destek olacak iyi arkadaşlarım var”, ”Şimdi yeni bir gelecek planlamaya başlayabilirim”.

3.Gerginliği, huzursuz olmayı ve kızgınlığı yenmek
Gerginlik, huzursuzluk ve kızgınlık travma sonrası tepkiler arasında çok yaygındır. Nefessizlik, kalp çarpıntısı, hızlı nefes almak, baş dönmesi, ve kasların kasılması gibi fiziksel belirtiler de olabilir. Fiziksel etkilerden kurtulmak için aşağıdaki yolları deneyin.

Fiziksel belirtilerin yoğunluğunu azaltmak için, gerginlik belirtilerini erkenden fark edip ”yılanın başını küçükken ezmek” gerekir.

Gerginlik belirtilerini erkenden fark ederseniz, rahatlama teknikleri kullanarak, huzursuzluğun ciddi boyutlara çıkmasını engelleyebilirsiniz. Bazı kişiler, egzersiz yaparak, müzik dinleyerek, televizyon seyrederek veya kitap okuyarak rahatlayabilirler.

Başkaları için ise, takip edilecek bir dizi eksersiz daha faydalı olur. Bazı kişiler, gevşeme veya yoga kurslarına gitmenin çok faydalı olduğunu düşünürler, bazıları ise kasetleri faydalı bulurlar. Gevşeme kasetini, aile doktorunuzdan temin edebilirsiniz, aynı zamanda dükkanlarda da birçok farklı gevşeme kasetleri mevcuttur.

Gevşeme, her beceri gibi, zaman ve emek isteyen bir hünerdir. Aşağıda tanımlanan eksersizler, derin kas gevşeme tekniklerini anlatmaktadır, Birçok kişi, bunları, genel gerginlik ve huzursuzluğun azaltılmasında faydalı bulmuşlardır.

Derin kas gevşemesi - önce bunların nasıl yapıldığını anlamak ve sonuç olarak iyice öğrenmek gerekir. Buna rahatsız edilmeyeceğiniz, rahat, sessiz, sıcak bir yer seçmekle başlayın. Başlamak için, günün kendinizi en rahat hissettiğiniz bir zamanını seçin. Yere yatın, rahat olun ve gözlerinizi kapatın. Birkaç dakika nefes alıp vermenize yoğunlaşın, yavaş ve sakin bir şekilde nefes alın: iki-üç ve nefesinizi verin, iki-üç. ”Sakin” ve ”rahat” kelimelerini, nefes verirken, kendi kendinize tekrarlayın. Gevşeme eksersizleri, size farklı kas guruplarınızı rahatlamada yardımcı olur, size önce germeyi, sonra da rahatlamayı öğretir. Gerinirken, nefes almalı, rahatlarken de nefesinizi vermelisiniz. Ellerinizle başlayın, bir elinizi sıkıca yumruk yapın. Bunun eliniz ve kolunuzun alt kısmındaki kaslarda yarattığı baskıyı düşünün.

Birkaç dakika buna yoğunlaşın, sonra elinizi gevşetin. Baskı ve rahatlama arasındaki farkı görün. Hafif bir karıncalanma hissedebilirsiniz, bu rahatlamanın bir işaretidir.

Diğer elinizle aynı şeyi yapın.

Her kas gurubu gevşettiğinizde, kasların gevşemişken nasıl hissettiklerini düşünün. Gevşemeye çalışmayın, sadece gerginlikten kurtulmaya çalışın. Kaslarınızı gevşetebildiğiniz kadar gevşetin. Gerginken ve gevşemişkeki farkı düşünün.Şimdi bunu vücudunuzdaki farklı kaslar için deneyin. Kaslarınızı birkaç saniye kasın sonra gevşetin. Nasıl olduğunu anlamaya, sonra da gerginlikten kurtulmaya çalışın.

Kas guruplarıyla çalışırken aynı sırayı izlemek faydalıdır.

Eller - yumruğunuzu sıkın, ve gevşetin.
Kollar -dirseklerinizi bükün ve kollarınızı gerin. Özellikle kollarınızın üst kısmında, gerginliği hissedin. Unutmayın, bunu birkaç saniye yapın ve gevşeyin.
Boyun - başınızı arkaya doğru bastırın ve bir yandan öbür yana yavaşça yuvarlayın. Gerginliğin nasıl hareket ettiğini hissedin. Sonra başınızı, rahat bir durumda öne getirin.
Yüzünüz - burada birkaç tane kas vardır, ancak, alnınız ve çenenizde yoğunlaşmak yeterlidir. Önce kaşlarınızı çatar gibi aşağa doğru indirin. Alnınızı gevşetin. Aynı zamanda, kaşlarınızı kaldırıp, sonra gevşeyin. Şimdi çenenizi sıkın, gevşettiğinizdeki farkı anlayın.
Göğüs - derin bir nefes alın, birkaç saniye nefesinizi tutun, ve gerginliği fark edin, sonra gevşeyin. Nefes alıp vermenizi normale getirin.
Karın - karın kaslarınızı sıkabildiğiniz kadar sıkın ve gevşeyin.
Kalçalar - kalçalarınızı sıkın, ve gevşetin.
Bacaklar - bacaklarınızı gerin ve ayaklarınızı yüzünüze doğru uzatın. Ayak parmaklarınızı hareket ettirerek hareketi bitirin.
Bir arkadaşınızın hareketlerin nasıl yapılacağını size okumasını faydalı bulabilirsiniz. Çok zorlamayın, olayları akışına bırakın.

Gevşemeyi en iyi şekilde kullanabilmek için:

Hergün eksersiz yapmalısınız.
Günlük olaylarda gevşeme tekniklerini kullanmalısınız. Kaslarınızı sıkmadan gevşemeyi öğrenmelisiniz.
Bazı gevşeme yollarını, zor durumlarda uygulamalısınz, örneğin, yavaş nefes almak gibi.
Daha rahat bir hayat tarzı edinmelisiniz.
Bu gevşeme eksersizlerini, aile doktorunuzun kasetinde bulabilirsiniz.

Unutmayın, gevşeme bir tekniktir ve başka her teknik gibi öğrenilmesi zaman alır. Gevşemeden sonra ve önce ne kadar sinirli olduğunuzu, birden ona kadar bir değerlendirme kullanarak yazın.

Kontrollü nefes alma
Fazla nefes alma, kişi huzursuz, kızgın veya gergin olduğunda sıkça rastlanan bir durumdur. Bu nefes alıp vermelerinde değişiklikler olduğu anlamına gelir. Boğulduklarını düşünüp, nefes almada zorluk çekebilirler veya çok hızlı nefes alıp vermeye başlayabilirler. Bu da baş dönmesine ve dolayısıyla huzursuzluğun artmasına sebep olur.

Bunu yapıp yapmadığınız anlamaya çalışın ve nefes alıp vermenizi yavaşlatın. Düzenli bir şekilde ”al iki-üç, ver iki-üç” ritmine girmek, nefes alıp-vermenizi normale getirecektir. Bazıları, bu eksersizi yaparken, saatin saniye göstergesini kullanmayı yararlı bulabilirler. Başkaları ise, kağıt torba veya ellerinin içinde nefes alıp-vermeyi faydalı bulabilirler. Bunun etkili olması için hem ağzınızı hem de burnunuzu kaplamanız gerekir.

Kağıt torba içinde veya yavaş nefes alıp-vermenin, nefesinizi normale getirmesi için en az üç dakika boyunca yapılması gerekir.

Dikkat dağıtma
Dikkatinizi belirtilerden başka yerlere verirseniz, genelde belirtilerin yok olduğunu fark edersiniz. Çevrenize bakın. Eşyaları ayrıntılı biçimde inceleyin, araba plakalarını, insanların ne çeşit ayakkabı giydiklerini, konuşmaları. Yine, belirtilerin azalması için kendinizi en az üç dakika oyalamanız gerekir.

Gevşeme teknikleri, nefes eksersizleri ve dikkati dağıtma yöntemi huzursuzluğu azaltmada faydalıdır, ancak bu arada, huzursuzluğun, ne tehlikeli, ne de zararlı olmadığını anlamak da çok önemlidir. Bu teknikleri kullanmasak bile, kötü hiçbir şey olamaz. Huzursuzluk bize zarar veremez, ancak rahatsız edebilir. Bu teknikler rahatsızlığımız azaltmada yardımcı olabilir.

Kızgınlık
Kızgınlığınız hakkında çevrenizdekilerle konuşmak faydalı olabilir. Sonuçta kızgınlığınız onlara değil, ama bazan onlar da bu kızgınlıktan paylarını alabilirler. Onlara kızgınlığınızın başınıza gelenlerden dolayı olduğunu anlatın. Onlardan bu durum geçene kadar sabırlı olmalarını isteyin ve olayları kişisel almamalarını söyleyin.

4.Kaçınmaile başa çıkmak
Travmatik bir tecrübeden sonra, kaçınma farklı şekillerde ortaya çıkabilir.Bu, travma hakkında konuşmaktan kaçınma, travma ile ilgili can sıkıntısı, veya aynı zamanda, size travmayı hatırlatan herşeyden ve herkesten kaçınma şeklinde de olabilir. Bu kaçınma sizin, travmayı geride bırakmanıza ve ”ilerlemenize” engel olur ve bazı durumlarda normal hayatınızı sürdürmenize de engel olabilir.

Kaçınmaya çalıştığınız şeyleri anlamaya çalışın, bu şeyleri bir kağıda yazmak faydalı olabilir.

Bu korkularla başa çıkmak için kendinize küçük hedefler seçin. Biz buna ”endişe merdiveni” deriz. En çok kortuğumuz şeyler en başta, en az korktuğumuz şeyler de en sonda yer alır.

Bu örneği incelemek faydalı olabilir.
Mary bir bankada çalışırken, silahlı bir tutsaklık yaşadı. Şimdi, küçük ofisi olan ve halka hizmet sunan hiçbir yere gidemiyor, içinde saldırı ile ilgili bir haber olabilecek bütün televizyon proramlarını seyretmekten ve gazeteleri okumaktan kaçınıyor. Mary aşağıdaki ”endişe merdiveni” ni oluşturmuştur:
En az korktukları:
1.Saldırı ile ilgili gazeteleri okumak.
2.6 haberlerini dinlemek.
3.”Crime Watch”u (suçlarla ilgili bir program) izlemek.
4.Yakınındaki küçük bir bankanın dışında beklemek.
5.Yakınındaki küçük bir bankaya girmek.
6.Kalabalık bir yerdeki bir bankaya girmek.
7.Saldırının olduğu bankaya girmek.
En çok korktukları
Mary birinci basamaktan başlayıp yavaş yavaş yedinci basamağa doğru tırmanacaktır. Her yeni basamağı tırmandığında, endişelerinin yavaş yavaş azaldığını ve kaçınma olayını yendiğini fark edecektir.
Unutmayın, korktuğunuz durumun içinde olmak önceleri çok zor gelebilir, ancak bu durumda bir süre kalmayı başarırsanız, yavaş yavaş daha sakin hissedeceksinizdir.

5.Travma sonrası moral bozukluğunu yenmek
Travma sonrası moral bozukluğu çok yaygındır. Bu da bazan, kendini değersiz hissetme, kendine güvenin azalması, çaresizlik ve suçluluk gibi duygulara sebep olabilir.

Moral bozucu veya olumsuz düşüncelerle savaşmak çok önemlidir. Travma sonrası kişiler, kendilerinden, hayatlarından ve geleceklerinden umudu keserler. Bu duygulara yenik düşmeyin. Aşağıdakileri yapmayı deneyin:

Moralinizin düşük olduğu zamanları tespit edin.
Böyle zamanlardaki tatsız düşüncelerinizi yazın.
Bu düşüncelerle, onlara karşı fikirler üreterek başa çıkmayı deneyin. Arkadaşlarınıza, kendileri hakkında böyle olumsuz düşünseler, neler söyleyeceğinizi düşünün. Bu özellikle suçluluk hissettiğiniz zaman çok önemlidir.
Hafta boyunca yapmaktan hoşlandığınız veya yapmayı başardığınız şeylerin bir listesini tutmak yararlı olabilir. Bu size hayatınızdaki olumsuz düşüncelerden çok olumlu düşünceler üstüne yoğunlaşmanızı sağlayacaktır.

Hareket gerektiren şeyler yapın
Fiziksel aktiviteler özellikle yararlıdır. Yürüyün, koşun, bisiklete binin, ip atlayın: hareketliliğinizi arttırmak kendi hakkınızda daha iyi düşünmenizi de sağlayabilir. Başangıç olarak, her gün veya her iki günde bir, 15-20 dakikalık bir aktivite planlayın. Bu tip fiziksel aktiviteler, gerçekten de, kendinizi daha zinde hissetmenizi sağlayacaktır ve moralinizi de düzeltecektir.

Sizi ilgilendiren bir şey bulun ve buna zaman harcayın. Genelde yapmaktan hoşlandığınız şeyler üstüne yoğunlaşın ve her gün bunlara zaman ayırın. Yeni bir uğraşı edinmeyi yararlı bulabilirsiniz. Bazı kişiler, resim yapma, şiir yazma veya müzik çalmak gibi, kendilerini anlatabildikleri, yaratıcı aktivitelerin, onlara iyi geldiğini ve kendilerini daha iyi hissettiklerini fark etmişlerdir.

Kendinize dikkat edin
Moral bozukluğunuzla başa çıkmak için, içki, aşırı şekilde sakinleştirici veya yasal olmayan uyuşturuculara yönelme isteğine karşı çıkın. Bunlar anlık olarak size kendiniz iyi hissettirebilirler, ancak, kısa zamanda sizin için daha büyük sağlık ve psikolojik sorunlara sebep olabilirler. İyi beslenin, iyi beslenme sağlığınızı koruyacak ve dolayısıyla iyileşme sürecini kolaylaştıracaktır.

Normalde yemekten ”zevk” aldığınız şeyleri yeyin.

6.Ne zaman daha fazla yardım istemeliyim?
Burada size verdiğimiz önerilerin faydalı olmuş olduğunu umuyoruz. Travmayı takibeden sıkıntılar genelde zamanla kaybolur. Ancak, bu konuda fazla ilerleme kaydetmediğinizi düşünüyorsanız, sorunlarınızı çözme konusunda daha başka yardımlar da mevcuttur. Özellikle, iş performansınız veya ilişkileriniz etkileniyorsa, sorunlarla başa çıkamadığınızı hissediyorsanız veya kendinize zarar vermeyi düşünüyorsanız, bu yardımlara başvurmak iyi bir fikirdir. Birkaç aydan sonra, hissettiklerinizde bir ilerleme kaydetmediyseniz, daha başka yardımlara başvurmayı düşünmek yerinde olur.

Bu günlerde en çok kullandığımız bu kelimeyi internet sayfalarından topladığım bir kaç bilgi ile sunmaya çalıştım.İçinden beğendiğiniz cümleler oldu ise veya bu günün yorumunu yapmaya çalıştı işe; TRAVMA'nin bizimle uzun zaman birlikde olacağı muhakkak görülüyor.

Saygılarla.
Dip not :Yazı biraz uzun oldu eğer sonuna kadar okuduktan sonra sizlerin Travma'ya uğrattı isem kusuruma bakmayın.

Perşembe, Haziran 19, 2008

HA BABAM DE BABAM




Hakemleri bitirdik,sıra Anterönerlerde !!!

Saygılarla.

Pazar, Mayıs 04, 2008

PAZARIN SOHBETI.




“Burası hastane ne yapıyorsunuz?” diye sorunca. Küfürlerden o da nasibini aldı. Gözleri yaş içindeki görevli hem kızıyor hem de yalvarıyordu adeta, “Burada hastalar var. Çocuklar var gaz atmayın.”

“Ver lan şu bombayı”

Bu sırada hemen önümüzdeki polislerden biri okkalı bir küfür savurup yanındaki meslektaşına döndü. “Ver lan şu bombayı”. Hemen yerine geldi istek. El bombası biçimindeki gaz bombasını eline alan polis bir anda pimini çekerek kantinin içine atıp, “Şimdi konuş bakalım” dedikten sonra arkasını dönüp gitti. Şaşırmıştık. Ama en az bizim kadar bombayı atan polisin amiri de şaşırmış olmalı ki, “Oha lan oraya da bomba atılır mı?” diye bağırmaktan kendini alamadı. Ama o da bağırmakla yetindi ve kayıtsızca oradan uzaklaştı.

Nasıl olmuşdu !
Bir anda Taksim meydanının girişinde bulmuşduk kendimizi.Elmadağ'dan kalkıyordu otobüsüm, izinim bitmiş Ankara'ya geri dönüyordum.Yollar kesilmiş polislerin verdiği, kısa kısa yol güzergahı ile sonunda bu noktadaydık.
Bir anda bulunduğumuz taksi fırtınaya tutulmuş kayık gibi sallanmaya başlamışdı; nereden
çıktığı belli olmıyan bir gurup tarafından sarılmışdı.Söfere bağırıyorlardı göster arabanda ki bayrağı diye.Koskaca Desoto taksinin yerden kesildiğini hissediyordum.
Hanıma hemen buradan çıkalım dedim.Kapıyı açtıktan sonra grupdan bir tanesi bırakın arabayı arabada asker varmış dedi.Üzerimde ki ünüforma bizi o gün bir felaketten kurtarmışdı.Tarih 77 yılının 1 Mayıs'ını gösteriyordu.Bu günleri yaşıyanlar olarak
bir çok şeyi tarihin karanlıklarına bırakarak yeni geleceğim pırılpırıl günlerine yelken açtık.

Emekci dediğimiz zaman; çalışan, etlisine sütlüsüne karışmıyan, birileri için üretken olan, işinden evine, aşını taşıyan, çocuklarını okutmaya, iyi bir yerlere getiren kışi.
Senede bir gün 365 günün acısını Baharla karşılamaya çalışan birazda susmuş olduğu 365 günü o gün seslendirmeye çalışan...

Bu gün düzeni sağlıyan polis kardeşlerimize sesleniyorum.Çıkmış olduğun zorlu günden sonra vazifeyi bir kenara bırakda, seni bu günlere gelebilmen için gecesini gündüzüne katan anne babanı göz önüne getir.Yemedi içmedi, gecesini gündüzüne kattı hep çalışdı durdu.Bakmadı onun emeği ile zenginin parasına, sofrasına; onun zenginliği sendin, seni yetiştirdi.Attığın gaz bombası onun nefesini kesemezdi, o emekçi alışmışdı zaten, azmı çalışırken nefesi kesilmişdi.Biber gazı seni yetiştirirken gözlerinden akan yaşlardan fazlasını akıttıramazdı.
Üzgündü emekci senin için, bütün gün onu coplayıp yorulduğun için .O çalışmaktan zaten derisi o kadar kalınlaşmışdı ki.
Gene sesizce evinin yolunu tuttu gururluydu genede, senin gibi görevini sonuna kadar
yerine getiren evlatlar yetiştirdiği için.
O sadece emekci idi.
Ya sen yorgun savaşcım.

Saygılarla.

Salı, Nisan 29, 2008

SIYAH - BEYAZ ...


Geçenlerde Pazar sohbetini sayfamda değilde.Geç gelen bahar güneşin sıcaklığını iliklerimize çekerek arkadaşlarla yaptık.Konu sokağa geldiği zaman bir arkadaşım bana eskiden de olurdu böyle şeyler gazeteler değer bile vermezdi haber yapmaya, daha ciddi şeyler yazardı diyordu.Peki neden bu haberler ilk sayfalara taşındı diye sorunca aldığım cevap baba sen bari sorma oldu.Yusyuvarlak bir cevapdı biraz içine bakayım dedim öyle kokular çıkmaya başladıki vaçgeçtim size tavsiyem hiç nedenlerini kurcalamayın altından kalkamaz migreni tanımıyorsanız,tanışırsınız.

Ya cinnet ya da hap içirdiler

Cinnet: Beyindeki kontrol mekanizmalarının işlevlerini kaybetmesi, tüm kontrolün, öfke duygusunun eline geçmesiyle oluşan hareket hali; insanın en yıkıcı/parçalayıcı olduğu andır. popüler tabiri için; piskopat.
Hap içirdiler : O kadar çok yönlüki siz içinizden geçen bir tanesini seçin...

EMİNE ŞENLİKOĞLU (Yazar): Hepimiz şoke olduk.(Biz bu günlerde o söylediğiniz şeye şoke olmuyoruz.Tecavüz 1,5 ila 94 yaş arası "şimdilik" ) Eğer öyle bir şey yaptıysa ona yazıklar olsun.(Sadece ) Ama yapmadıysa da bu bir komploysa, komplo kuranları Allah kahretsin.(Olmadı hanım efendi yaptıysa sadece yazıklar olsun,komplo yapmışlarsa Allah kahretsin) Vakit yazarı denmesi acı bir şey.(Onu benim günlüğümden okumuyorlardı ya nerede yazı yazıyorsa oranın yazarı değicekler bu gocunma niye !!!)Hüseyin Üzmez’in ailesiyle görüştüm. Eşi "Böyle bir şey yok" diyor.(Ne desin lafmı bu ?) Yaptıysa cezasını çeker.(Buradamı yoksa öteki tarafdamı açıklık getirmemişsiniz.) Haberlerde duyar duymaz Hüseyin abiyi aradım. "Bacım mahkemeyi bekle, söyleyeceğim bu kadar" dedi.(Bizde zaten başka şeyler söylemiyoruz ki mahkemeyi bekliyeceğiz.) Kız da 14 yaşında değilmiş.(Bu çok mühim sizce kaç yaşında olması gerekiyor ? Taciz,tecavüz,onuda açıklasaydınız da bizde bilseydik.) Hüseyin abinin tecavüze kalkışacağına inanamıyorum.(Senelerce kapı komşu yaşıyan insanlar Bosna'da neler yaptılar, siz onlara da inanmazsınız.Sakın ne alaka demeyin.Sadece örnek inanma babında) Öyle bir şey yaptıysa da kesinlikle cinnet geçirmiş derim.(Yukarda bu durumu açıkladım cinnetin ne olduğunu, eğer dediğiniz gibiyse;şanslı sayilabilirsiniz Cinnetin nerede ne zaman olacağı belli olmuyor.) Şu anda inanmıyorum. İlerde deliller ne gösterir bilemiyorum. Eşiyle arasındaki yaş farkında Hüseyin Üzmez’in suçu yok. Kendilerinden küçük kız alanlara, "Yaşlı bunaklar" demişimdir. Evlendiklerinde gidip, "Hüseyin abiyle kavga etmeye geldim" dedim. Eşi, "Emine abla onun hiç suçu yok. Kara sevdayla aşık oldum. ’Benimle evlenmezsen intihar ederim’ dedim, evlendik" diye anlatmıştı olanları.(Yaş farkı için size cevap vermiyeceğim.Yalnız bu durumda suçlanan kişi için 50 yaş farkı sizce de halen bir soru ? işareti getirmiyormu.) Hüseyin abinin, namus konusunda bilinçli olarak yanlış yapacağı kanaatinde değilim. Ya bir cinnet geçirdi, ya bir hap içirdiler diye düşünüyorum. Yüzde 99 böyle bir şey yapmaz ama kalbini Allah bilir.(Sayın hanımefendi şimdi matamatik hesaplarına niye giriyorsunuz.% 99 veya % 1 ler.Sonra bunun kalple ne ilgisi var ? Beyinle ilgili olduğunu cinnet ile siz bağdaştırmu-yormusunuz !!! )
Toplumsal lince dönüşmesin (Hiç merak etmeyin toplumsal lince dönüşmez suçluysa cezasını Laik Hukuk devleti çerçevesinde çeker.Bakın ona inanan insanların arasında
kalırsa buna garanti veremem
.)
Saygılarla hanımefendi.

Pazartesi, Nisan 28, 2008

ONUNDA ADI SPOR YAZARI...


28 Nisan 2008
Sarı kırmızı kartonları anladık da yeşil ne oluyor?

Ercan SAATÇİ

FENERBAHÇE’nin başlattığı bir çok aktivite diğer kulüpler tarafından da takip ediliyor ... Fenerbahçe taraftarı, her türlü özel karşılaşmada mutlaka tribünlerde bir aktivite yapar. Buna özen gösterilir. En ince ayrıntısına kadar düşünülür... Güzel ve manalı bir fotoğraf çıkar ortaya ...

Dün, hemen Fenerbahçeli taraftarların oturduğu kale arkasındaki G.Saraylı taraftarlar da bu derbi için bir organizasyon yapmışlar... Üstelik oldukça renkli bir karton gösterisi organize etmişler ! Sadece renklerle ilgili biraz kafam karıştı... Sarı ve kırmızı kartonları anladım ama yeşil rengin sarı kırmızıyla aynı tribünde olmasını anlayamadım? Arada biraz da beyaz renkli kartonlar vardı... Meksika bayrağı desem sarı var o yüzden değil... G.Saray’ın renkleri desem o da değil, yeşilin ne işi var orada ? Anlayamadık... Maçtan önce F.Bahçe taraftarının o trübüne yaptığı tezaruhatı yazmayacağım, ama manidardı doğrusu...

Dün milyonlarca kişi tv.lere kilitlendi.Nefesler tutuldu.Ülkemizin asırlık iki güzide rakibi gene karşı karşıya gelmişdi.Senede iki üç kere karşılaşırlar.Bazen a.takımı bazende b.takımı seyircilerini sevindirir.Bir hafta öncesinden yazılır, çizilir filanca oynasın filanca oynamasın, taktikler verilir.Hangi hakem bu maçı yönetebilir fikirleri yürütülür.Klüp yöneticilerin verdikleri beyanlar yanında promosyon olarak okunur.Maç sadece 90 dakikadir.Bitiş düdügü ile bir takımın seyircisi sevinir, diğerinde bir burukluk vardır.
Bir asırdır yaşanan bir heyecandır bu.Bazı kendini bilmezler hariçinde bu böyle olur
böyle yaşanır.
Dün akşamda 22 futbolcu sahaya çıkarak ellerinden geleni saha da centilmence ortaya koymuşlardır.Ev sahibi takım seyircisini sevindirmiş.Misafir takımın seyircisi de hüzünlü olarak stadı terk etmişdir.Bu değişken bir duygudur.Bir kaç ay geriye gidecek olursak aynı şeyleri yaşamışdı; galip takımın seyircisi.

Unutulmaması gereken en önemli nokta ise bitiş düdügü ile bu konuda seneleri veren kişilerin oynanan maç üzerinde yorumlarıdır.Okuyucu ve görsel seyirci onlarında düsüncelerini maç sonrası sabırsızlıkla bekler.Acaba benim gözümden kaçan nelerdi diye.Tabiki bu neticeyi değiştirmez.O alışa gelmiş bir gelenek gibidir.

O yorumları yapanlara Spor Yazarı denir.Onlar gönüllerini vermişlerdir bu mesleğe.
Onlarında takımları vardır.Zaman zaman yazılarında bile bunu açığa verirler.Eğer bu zaafları futbol'un güzellikleri içersinde kaldığı müddetce.

Sayın Ercan bey yukarda ki yazmış olduğunuz bölümü lütfen bir daha okuyun.
Ondan sonra ortaya çıkan anlamı sizin yazınıza atıf verilerek yazılan diğer başlıklara bakın.
Eğer bundan sonra sporla ilgili bir yazı yazmıyacaksanız.Yazınızı sizde uyandırılmış görüş olarak kabullenebilirim.

Bu ülkede herkez kendi görüşlerini rahatlıkla yazma hakkına sahip olmasını en çok istiyenlerden bir kişiyim.

Amma bu yazıyı Spor Yazarları sayfasında; bir spor yazarının yazmasını asla kabullenemem.

Kabahat sizde değil sayfayı hazırlıyan sorumlunun böyle bir yazıyı yanlış sayfada
sunmasıdır.

İnşallah bundan sonra sizin yazılarınızı başka bir bölümde okumak dileği ile.

Saygılarla.

Pazartesi, Nisan 14, 2008

KAĞITDAN KAYIKLARLA DENİZLER GEÇİLMİYOR.



ERDIL

Kağıtdan kayıklarla denizler geçilmiyor.
Deriz;
Geçmeye çalışırız,ancak suyu göz hizasında gördügümüz zaman anlarız geçilmeyeceğini.
Kıyıdan gelen cılız sesler dalgaların sesinde boğulur.
Akan göz yaşları yeni denizler oluşturur.
Yaparız bir yeni kayık denizler geçmek için;
Kağıtdan, kağıtdan kayıklar.
Denizler geçilmiyor.

Saygılarla.

Perşembe, Nisan 03, 2008

DIKKAT "yasal işlem"


Yazısı olduğu için haberi size alıntı yapamıyacağım.Sadece haberi yorumlamakla kalıcağım.Bir Ekonomi dergisin de yeni iş imkanlarından bahs ediliyor.Bunlardan bir taneside yerinde arabaların yıkanması temizlenmesi gibi.
Bu kısmı hicmi hiç beni ilgilendirmiyor.
Beni ilgilendiren kısmı araçların bulundukları noktalarda yıkanması size bir şeyler çağırıştırıyormu ?

Resimin yayinlanmasi izni alinmistir.
Blog kardeşlerimiz sayfalarında içme suyunu veya temiz suyu nasıl idareli şekilde kullanılması hakkında, çok güzel yazılar yazdılar.Hatta, kendi buluşları ile katkılarda bulundular.
Ne kadar sevindirici bir kampanya idi...
Bende iki küçük yazı ile geçenlerde "Suyumuzu nasıl korumamız gerektiği"hakkında bir şeyler karalamaya çalışmışdım.
Hani yukarda ki:
"DIKKAT ! Haberin izinsiz kullanılması halinde yasal işlem yapılacaktir."
Not düşmesini bildikleri halde haberin içerikliğini biraz olsun dikkatli yorumsalar; esas insanlık suçuna nasıl ortak olduklarını görebilirler.
Ben sadece sizlerle biraz bu konuyu masaya yatıralım diyorum.
Benim oğlan liseyi bitirdikden sonra, Ünüverste hakkını kazanmasına rağmen kalktı bir meslek okulunda üç sene ihtisas yaparak Benzinlik Elemanı oldu.Türkçe karşılığı Pompacı.Şimdi diyeceksiniz ki sen kalk liseyi oku, Ünüversite hakkını kazan git üç sene daha oku Pompacı ol.
Haklısınız.
Gelelim bizim konuya: Benzin istasyonu değince aklımıza arabaları yıkamak da geliyor.
Bende benim Pompacı çıkan oğluma sorayım dedim.
Bana anlattıklarını buraya aktarmaya kalksam.Her halde bir ay bu konuyu işlemem gerekecek.
Meğer bir arabayı yıkayabilmeleri için ne gibi alt yapılar lazımış da haberim yokmuş.
O atık sular temiz suya karıştığı taktirde neler olurmuş; birden bizim oğlan laborant,çevre mühendisi,atık su uzmanı, dı dı dı; çıkıverdi.
Bazen bir haber yazalım derken suç bile işliyebiliyormuşuz.
Keşke liseyi bitirip ünüversite hakkını kazandıkdan sonra üç senede Benzin istasyonu elemanı olabilmek için okuyan elemanlarımız da olsada bu habere yorum yapıp suç duyurusunda bulunabilseler.
Saygılarla.

Pazar, Mart 23, 2008

PAZARIN SOHBETI...

doctus


Doctus çocuk istismarı konulu bir etkinlik başlatmış. Sefika Kardeşim de beni MİM'lemiş. Bir Pazarin Sohbeti adı altında katılıyorum. Teşekkürler Bu konuda emek gösteren bütün kardeşlerime...

Sizlere yarım asırı geçmiş olmasına rağmen silik olarak hatırladığım bir şarkı ile konuya girmek istiyorum.
Kuzguncuk da ahşap iki katlı bir ev, biz alt katı paylaşıyorduk. Üst katımızda bir başka aile oturuyordu.Onların çok cici bir kızları vardı.Müsterek kullandığımız merdivenlere oturduğumuz zaman kulaklarımdan hiç silinmiyen "Çoban Yıldızı" diye bir şarkıyı söylerdi.Aradan bir kaç sene sonra Beylerbey'inde onunla tekrar karşılaştık.Kendisine bu şarkıyı söylemesini istediğim de yüzü biraz kızarak ben mi söylüyordum demişdi...
Kim derdi ki o kız senelerini sanata verecek hala o sanat için çaba veren bir Filim Yıldızı olacakdi.Hülya K.

Çocukluk yaşamı hiç değişmemişdir.Değişen ise sadece oyun araçlarıdır.Bu günün uzakdan kumandalı Otomobil'le bizde oynardık.Aradaki tek fark ise o telden yaptığımız basit iki tekerleği bir direksiyonu olan oyuncakdı.Bu günün akü'lü Cat Car'ı o zamanda vardı tahtadan yaptığımız demir bilyeli arabalardi.Kız çocuklarının bez bebeğini Barbiler almamışmıdır.
Arada tek far ise, her oyuncağın bir zamanı vardı.Tıpkı Uçurtma,topac,Gazoz kapakları ile oynadığımız yılan.Misket.Onlar bir zaman içinde oynanır bir ertesi seneye itina ile saklanırdı.Ya şimdi modası geçmiş bir oyuncak olarak bir kenara atılıyor.Neden ?
Öyle bir sanayi varki medya yolu ile "görsel kanallar vasıtası ile manipüle edilebiliyor.Animasyonlarla ne insan ne de hayvana benziyen.Oyuncaklar yerini alıyor.
İyiler, kötülerle çarpışıyor.Bu duruma bilinç altı istismar diyebilirmiyiz...
Çok çabuk olgunlaştırmaya çalışılan çocukları, katkıda bulunmasını bilerek veya bilmiyerek kullanmıyormuyuz.
Bu gün sizlere Unicef gibi bir çok kurumların istatistikleri verebilirim.Dünya da ne kadar çocuk işçi olduğunu.Harplerde ne kadar çocukların ön safhaya sürüldügünü,seks objeleri olarak kullanıldığını,bağımlılık dünyasında kullanıldığını.ÇOCUK İSTİSMARINA SON sloganını altında sıralıyabilirim.Bir şeyleri değiştirebilirmiyiz.
O da ayrı bir konu hiç olmazsa bu gittikçe kabaran suyun önünde kurulmaya çalışan bendin belki bir tuğlası olabiliriz.Çocuğu önce birey olarak almamalıyız.Benim çocuğum ön planda olmamalı,çocuklarımız olarak ele almalıyız.
Gelelim bizlere yol gösteren cümlelerle ele alalım."Kime uzun ömür verirsek,onu yaratılış olarak tersine çeviririz."Kücüklerine merhamet etmiyen,büyüklerine saygı göstermiyen bizden değildir."
Her çocuk büyüdükden sonra tekrar eski çocukluk günlerine dönüşüm yapmıyacakmı ?
Ayetlerde bile bize anlatılması istenen şey çocuk doğar çocuk olarak ölürüz denmemişdir.
Sohbetimi ufak bir anımla bitirmek istiyorum.
Gençlik yılları arabayla vatana geldim.Nereden baksanız 3 bin km katdetmişdim.5 kişilik bir aile, o günün şartları araba ile gelmenin daha iktisatlı olduğunu gösteriyordu.
Arabamda bu yolculuk esnasında tek arıza sinyal relasinin bozulması oldu.Parçayı acentelarda aramama rağmen bulamadım.
Sanayide tavsiye üzerine bir tamirhaneye gittim.Usta bir sandelyede çayını yudumluyordu.Kendisine izah ettim tek kelime ile yaparız dedi.
Oğlum Cemil;

yaşı en fazla 12 olan bir çocuk arabanın altından kafasını uzatarak

"buyur usta"

oğlum debriyajı bitirdikten sonra şu relaya bir bak çalışmıyormuş.

Aradan yarım saat geçmişdi, 12 yaşında ki çocuk ellerinde ki yağı üstübüye silerek,

debriyaj tamam usta kontrol edebilirsin,

diyerek benim relayı alarak gözden kayboldu.
15 dakika sonra yanımıza geldi;

tamam abi çalışıyor.Ama sen gene bunu yenisinle, gittiğin yerde değiştir.En fazla bir ay dayanır.
Usta dedim; bu çocuk bayağı bi usta.

Eh dedi beş senedir yanımda,

diye cevap verdi.
Demek ki 7 yaşında başlamışdı bu mesleğe 12 sinde usta olmuşdu.Cebimden bir onluk çıkarak cebine sıkıştırdım.Bilerek veya bilmiyerek çıkarlarımı düşünerek bir ÇOCUK İSTİSMARINDA bulunmuşdum.
Cemil çocuk ne oldu dersiniz...
Hiç asgari ücretle orada burada iş bulabilirse çalışmaya çalışıyor.Okul sıralarında eğitim taşlarını bir ustanın yanında kaybetmişdi.O günlerde iyi bir usta idi.Teknoloji ne yazıkki onu tekerlekleri arasında çiğnedi geçti.
Bir ÇOCUĞU böyle İSTİSMAR etmiş olduk.
Hayırlı Pazarlar.


Bende buradan çocukluk yıllarına yavaş yavaş giren bir kişi olarak İki eğitmenimi MİM'leyim Bio Hocam.Ayda hocam "isterseniz bu konuda bloğunuzda, isterseniz e-mail atarak katılırsanız burada yayınlarım"
Saygılarla.

Salı, Mart 18, 2008

ŞEHİDİMLE DERTLEŞMEK İSTEDİM...


Dün bizler için, vatanı için, gözlerini kırpmadan canını veren şehitlerimizle beraberdik.
Ekranlarda ,şehitliklerde; o şehitlerimiz için gözlerimizden yaşlar damladı.
Anneler evlatlarını ziyaret ettiklerinde.Baş ucunda şehitlerini sahiplenen Ulusun mektuplarını buldular.İsimsiz bir parça kağıda yazılan minnet borçları idi.
Mezarın başındaki anne evladını okşarken, bizlerde vatanım için can veren şehitlerimi gönüllermizde okşadık/oksadım..
Benim tek tesellim onlar erişebilecek Allah katında en büyük mertebeye ulaşmış olmalarıydı.
Sizler olmasaydınız bu vatan olmazdı dedim.
Orada mezar başlarında eğilmiş annelere döndüm haykırdım.Canınızdan bir evlat verdiniz 70 milyon evladın annesi oldunuz.

Dedim...

"- Seyit Onbaşı'yı Seyit Onbaşı yapan imandır. Hadi onu da inkar etsinler. Hadi ona da laikliğe aykırı desinler."

Demedim...

Ne haddime düşmüşdü böyle bir cümleyi kurabilmek.
Hele hele düşünebilmek.
İmanı sorgulamak.

Yaş mevfuhumu kaybolmuşdu aramızda, sen benim büyüğüm, bense senin kücüğündüm.

Şehidim sen kimsin diye soracak olursan, bu vatanı bize hediye ettiğin bireylerden bir tanesiyim.
Bu laik Cumhuriyetin içinde yaşıyan bir birey; sen beni tanırsın laikliği sonuna kadar savunan kişi olarak.
Beş vakit ruhuna gönderdiğim dualardan.
Şehidim bu gün Mevlid kandili Laik olmakla benim inancıma imanıma zincir vuramuyorlar.
Bu mübarek günü orada nasıl yaşarsın bilemem.Ben burada inancı ağızların da değilde, kalbinde yaşıyanlarla beraber kutluyor, yaşıyorum.
Senin sayende...
İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12.gecesi doğmuştur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu mübarek geceye "Mevlid Kandili" denir.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O'nun diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:
"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler."
Mevlid Kandiliniz kutlu olsun.
Saygılarla.

Pazartesi, Mart 17, 2008

KARA PAZARTESİ


Her konuda biraz olsun bir şeyler yazmayı denemişdim.Ekonomi ile ilgili yazı yazacağım hiç aklıma gelmemişdi.

Hafta sonunda ekonomi sayfaları AKP nin kapatılması başlığı altında piyasalarda Kara Bir Pazartesi nin yaşanaçağından bahs ediyordu.

Kara pazartesi olur mu?

Uluslararası piyasalarda yangın devam ederken, cuma günü içeriden Ak Parti'nin kapatılması istemi ile ilgili gelen haber piyasalarda endişe yarattı. Şimdi piyasalar merakla pazartesiyi bekliyor.

Peki yarın piyasalarda neler yaşanır. Global olumsuz havanın yanında içeride de Ak Parti'nin kapatılması istemi piyasalara nasıl yansıyacak? Dolar fırlayacak mı, borsa çöker mi? Yeni bir kara pazartesi olur mu?

Türk ekonomisi uzun süre sonra yine ’belirsizlik’ riskini yüklendi. AKP’ye kapatma davası piyasaları nasıl etkileyecek?

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, AKP hakkındaki kapatma davasıyla ilgili olarak gelişmelerin Türk ekonomisine zarar vereceğini, büyük, taşınmaz yükler getireceğini belirterek, “Çok yanlış işler” dedi.
Uluslarası piyasalardaki çalkantının yanında içeride de Ak Parti hakkındaki kapatma davası doların güne yükselişle başlamasına neden oldu.

Bu gün günlerden Pazartesi: BORSADA SON 1 YILIN DİBİNDE.


AKP'nin kapatılması için verilen iddanemenin hakikaten ekonomide Kara Pazartesiyi getireceği aklıma gelmezdi.


Türk gazetelerinden hemen, yabancı gazetelerin sayfalarına geçtim.


Birde ne göreyim başlık !


Schwarzer Montag an den Börsen. "Borsada Siyah Pazartesi."
ve başlığın altında devam ediyor:
Euro ve Petrol aldı basını gidiyor.Hisse senetleri dibe vurdu.Ekonomideki belirsizlik paniğe dönüşdü.DAX en düşük seviyede.2006 tı Aralığında ki seviyede.Simens'in hisse senetleri tekerlek altında.ABD borsası dahada kötü günlerin gelebileceğinden bahs ediyor.

Daha o kadar uzun uzun yazıyor ki.

Rakamlar, grafikler.

Şimdi diyeceksiniz ki; yukarda ki yazı ne alaka ?
Şimdi diyeceksiniz ki; neyi anlatmak istiyorsun ?
Şimdi diyeceksiniz ki; ?
Hiç bir şey demeyin, ben sadece kendi kendime Ekonomi ile ilgili bir deneme yapabilirmiyim dedim.
Sadece o kadar...
Saygılarla.

Pazar, Mart 16, 2008

PAZARIN SOHBETİ..


“Kulakları vardır duymazlar, gözleri vardır görmezler, dilleri vardır gerçekleri söyleyemezler”

Âraf Suresi 179. ayet
“Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.”

" Bu ülkede kimse, 16 milyon 500 bin seçmenin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletine sahip olduğuna inanarak oy verdiği AKP’yi laikliğin odağı haline getiremez. Laikliğe karşı olmanın odağı haline getiremez,"

25 milyon nüfuslu Türkiye de bir şeyler oluyor..."yazı hatası değildir"
16 milyon 500 bin oy alan; milletin seçtiği bir partiyi.Sayıları bir iki milyonu bulanlar, her şeyi görmemezlik den gelerek kapatmaya kalkıyor.
Hemde bir parmak kalınlığında bir kitaba dayanarak olamaz böyle şey.

İsterseniz biraz o kitaptan bahs edelim.
Bir çok Askeri darbeler görmüş.Muhtıralar yaşamış bir kişi olarak Cumhurbaşkanları,başbakanlar gördüm.
Başbakanlar dan bir tanesini hepimiz tanırız, gelmiş geçmiş en mütavazi dürüst bir insan. Politika yaşamında beğendiğimiz anlar da olmuş.Kızdığımız anlarda olmuşdur.
Bunu sandık başında kendisine söylemişizdir.Rahmetli olan bu Başbakanımıza söyleyemediğimiz tek şey dürüstlügü ve inandığı çizgi üzerinde yaşamıdır.

Bir gün hani bizde hep krizlere neden olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, bu ülke için en hayırlı bir adayı göstermişdi.
Onun sayesinde bu millet tarafsız mütavazi bir Cumhürreise sahip olmuşdu.

Hatırla-mamamız imkansız ...
Hatırladığımız bir olayda; o iki insanın arasında geçmişdi.Havada uçuşan bir parmak kalınlığında kitap.
Bilmem bir şeyler anlatabiliyormuyum.

Oy almak bu gün iyi bir organizenin meyveleri olmuşdur.Hangi parti olursa olsun, bu organizeyi yerinde bilinçli bir şekilde yürütürse beklediği oyu alabilir.

Bu demek değildir ki iktidar olan o parti ülkeyi mükemmel bir şekilde yürütebilecekdir.

Cumhuriyet'in bekçisi iki tanedir.Dışardan gelecek olan her türlü tehlikelere karşı Ordumuz.İçerden gelecek olan tehlikelere karşı da Anayasamızdır.
Eksik olabilir zaman zaman günümüzün şartlarına da yetişmiyebilir.

Bunlar da hukuk çerçeveleri içersinde, bizlerin isteği doğrultusunda düzenlenebilir.

Bizleri idare eden kişiler aldıkları oy sayısı kadar vatandaşa hizmet etmekle yükümlü değillerdir.

Oraya çıktıkları zaman isteselerde istemeselerde 75 Milyonu temsil etmek zorundadırlar.

Bunu hukuk sistemi onlara tanımışdir.Onların koruyucusuda bu sistemdir.
Demokratik ülkelerde hukuk sistemi Devletin yürüyebilmesi için en büyük garantidir.

Eksiklikler varmıdır?
Bunuda devlet tamamlamakla mükellefdir.

Bakıyorumda bir çok aydınımız.Bir partinin kapanması teklifi hakkında yorumlar yapmaktadır.

Esasında bu durumun hala bizde demokrasinin ne kadar iyi çalıştığının bir gerçeği değilmidir?

Düne kadar bir başka kurum el atmamışmıdır?Onun getirdiği iyi veya kötü günlerin açısını çekmedikmi?

Elimizde bulunan bizlerin garantisi olan hukuka sahip çıkalım o bizlerin en büyük güvencesidir.
Eğer ona karşı tereddüt etmeye kalktığımız an biteriz.
Bazılarının beğenmediği laf ettiği o sistem hapishaneden çıkartıp milletin seçtiği vekilin meclisde görev yapmasını sağlamışdır.

Laik'lik nedir diye sorarsanız.
Size kısaca izah edebilirim.
Yukarda bir parti başkanının kuranda bir ayeti seçerek politikaya alet etmesini önliyici bir sistemdir.
Eğer söylediklerini doğru olarak kabul edersek ona oy veren 16 Milyon 500 kişi hariçindekiler ARAF süresinde olan kişiler olarak nitelenmektedirler.

Bunu kabullenecek bir çok aydın olabilir.Hukuk devleti ise asla..
Saygılarla.

Salı, Mart 11, 2008

INSAN MANZARALARI...

SENE 2008

SENE 1940
Bir yanlışlıkmı yaptım resimlerin altına tarihleri koyarken ?
Yaşlılık işte bu kadar olacak...
Allah kimseyi "bunak" yapmasın...
Saygılarla.

Cumartesi, Mart 08, 2008

BU GÜN 8.MART.KADINLAR GÜNÜ...






Cuma, Mart 07, 2008

KADINLAR GÜNÜ !!!




"ABD'nin New York kentindeki Cotton tekstil fabrikasında çalışan işçi kadınlar, 1800lü yılların ortalarından beri daha iyi çalışma koşulları,
emeklerinin karşılığında hakkettikleri ücret ve daha iyi yaşam için mücadele vermektedirler. Ama, bunca yıllık mücadeleye karşın elde edebildikleri pek bir hak yoktur. En sonunda, haklarını alabilmek için son çarelerden biri olan greve baş vururlar ve grev ilan ederler. Patronların buna verdiği cevap ise hunharca bir saldırı olur. Patronlar ve onlarla iş birliği yapan "gardiyan"lar işçi kadınları fabrika binasına kilitler. Patronlar, bu yolla işçi kadınlara destek veren sendika aktivistlerinin grev yapan kadınlarla dayanışmaya girmelerini önlemek amacını gütmektedir. Patronların korkusu, işçi kadınların verdikleri kavganın güçlenmesi ve grevin başka fabrikalara sıçramasıdır.

Fabrika binasında birdenbire beklenmedik bir yangın baş gösterir, kısa bir süre içinde binanın hemen hemen tümü alevlere teslim olur. İçerde bulunan kadın işçilerden yalnızca çok azı kaçarak canlarını kurtarabilir. Fabrikanın çevresinde barikatlar kurmuş olan karşı grevcilerin çemberini yarıp dışarı çıkabilmeyi ne yazık ki pek az emekçi kadın başarabilir. Fabrikada kapalı kalan yüzün üzerinde işçi kadın alevler içinde can verir."

Erkekler o günden bu güne kadar kendi dünyalarının bir gününü feda ederek diyet misali; kadınlara "KADINLAR GÜNÜ" olarak vermişler.
Bu gün 7.Mart.2008 sizin anlıyacağınız gibi kadınlara ait bir gün değil.
Onun için bir kaç satır yazı yazmak istedim.
Yarın ise o günle ilgili bir yazı yazarsam takiyecilik yaparım.
Kadınları anlamakda da zaman zaman zorluk çekiyorum.
Tesadüfen bazı şartların zorlaması ile veya cinsel obje olarak görmiyip de bilge kişilerin gayreti ile verilen bazı hakları birbirileri ile yarışarak geri tepmeye çalışmaları ???
*Biyolojik olarakda erkekden çok daha kuvvetli olmalarına rağmen onların egemenliği altında yaşamak için kendi haklarına vereceği mücadeleyi erkek dünyası için harcamaları.
Dünya'nın neresinde olursa olsun, erkek dünyasının oluşması için birbirleri ile yarışması.
İnanın o kadar çok konu bulabiliriz ki yazmak için.
Bir erkeği kadın dünya'ya getirir.
Büyütür, bir yere kadar getirir sonrada ona "Evimin direği "der.
Neden !
Tam tersi olması gerekirken.
Başarılı her erkeğin arkasında bir kadın vardır.
Sizede saçma gelmiyormu ?
Onu yetiştiren zaten bir kadın değilmi.Tabiki ne ekmişse onu biçecektir.
Kadın hakları adı altında yasalar yapılır.
Hepsi sizler için komik gelmiyormu.Daha kadının ne olduğunu bilmiyen erkekler nasıl olurda onların haklarında yasa yapabilirler.
Daha o kadar şey yazabilirimki bir erkek olarak hemcinslerime ihanet etmek istemem.
Zaten yapı olarak kadınlar gibi bir kaç işi aynı anda yapmakdan yoksunum.
Size bir tavsiyem var yok kibar oldu nasihat diyeyim ki biraz kızdırabileyim.
Hanımlar hanımlar hemen bu günü erkekler günü olarak ilan edinki.
Geride kalan 364 güne sahip çıkabilesiniz.
Yoksa biz takiyeci erkeklerin dünyasında bir günün içinde sıkışıp kalırsınız.
Sizleri bu gün olarak kutluyorum.Yarın siyah bir ekran olarak bırakacağım.
Öbür gün ise gene o günü kutluyacağım.

Anneme sormuşdüm nedir bu kadınlar günü diye.
Verdiği cevap ise öyle bir günmü varmış oldu.
Hemen arkasından o kadar merak ettinse git babana sor dedi ...
Ne demek istemişdi ?
Erkek olduğum için anlamadım !!!
Ya siz kadınlar bana açıklıya-bilirmişiniz.
Saygılarla.

Salı, Mart 04, 2008

DÜNYA POLİSLIĞINE SOYUNAN ABD...



Teorist yakalandı ve zararsız hale getirildi.
İyiki varsınız Dünya sizlerle gurur duyuyor.

- ß%&$§"@´`°^#...

AYLARDAN GENE ŞUBAT



Zorlu bir Şubat ayını arkada bıraktık.
Nedense bu ay her zaman zorlu geçmişdir...
Sınıfda kalanlar, sınıfı geçenler Mart ayı ile birlikde kendini göstermeye başladı.
Türk Milletinin gururu Ordumuz kulaklarını tıkayıp bir ilke daha imza attı.
8 gün içersinde uzmanların bile ? işaretli, kafalardaki teorileri yıkarak görevini tamamladı.
İkinci sınıfı geçen ise Türk milleti idi.
O da kulaklarını gözlerini her türlü tahrike kapatarak.
Bir bütün olarak kilitlendi.Göz yaşlarını, sevincini içinde saklamasını bildi.
Büyük olmanın ne olduğunu anlıyan anladı.
Beni sevmiyen bile, beni yanından ayıramıyacağını çok iyi anladı.
Gelelim sınıfda kalanlara.
Politika üreteceğim diye yanlış yerde, yanlış zamanda işler yaptılar.
Her politikacının düştügü zaaflardan bir tanesine onlarda düştüler.
Su uyur ne yazıkki Türk milleti uyumaz.Bunuda zaman zaman hiç beklenmediği zaman
tokat gibi politika yaptığını sananlara vurmuşdur.
Sınıfda kalanlardan bir taneside medya olmuşdur.
Farkına varmadan !!!
Bir çok propogandanın aleti olmuşdur.
Çırpınmaya çalışan bir gurubun reklamını yapmakda birbirleri ile yarışmışlardır.
Eğer biraz olsun bu işlerin nasıl olması gerktiğini öğrenmek istiyorlarsa, sadece arşivlerine girip gelmiş geçmiş olayları analiz ederek yeni bir çizgiyi yakalamaları gerekir.
Medya halkın sesi olmak istiyorsa ondan örnek almalı.
Bu gün dünya metropol şehirleri, kendi ülkelerini anlatırlar.
İstanbul'un her semtini gezdiğiniz taktirde Türkiye mozayiğini görebilirsiniz.
İnşallah bu cüce ay bizlere bir şeyler öğretebilmişdir.
Saygılarla.

Cuma, Şubat 29, 2008

Bir Haftanin Öyküsü ....