Cumartesi, Haziran 09, 2007

Üçüncü sayfa haberi.



Flaş Flaş Flaş
Irak Dışişleri Bakanlığı’nın, Kuzey Irak sınırındaki topçu ateşini protesto etmek için Türkiye’ye nota verdiği bildiriliyor.
Türkiye’den, bombardımanı derhal kesmesini isteyen Irak, bu gibi hareketlerin iki ülke arasındaki ilişkileri olumsuz etkilediğini belirtiyor.
Bu gün internet sayfaların da bu haberi birinci sayfadan flaş haber okumakla hayret içersinde kalıyorum.
Kusura bakmayın ama bu haber en fazla 3.ncü sayfada ufak puntolarla bir haber olur !...
İran'a da Nota verildimi ?
İran aylardır topçu ateşine tutuyor.
Önce yalnız iki günün bilançosuna bak ondan sonra Nota vermeyi bir kere daha düşün...
"Irak güne saldırıyla başladı:
Irak’ta bu sabah düzenlenen saldırılarda 40’ı aşkın kişi öldü.
Dün de ülkenin çeşitli bölgelerinde meydana gelen olaylarda 30 kişi hayatını kaybetmişti. Bağdat’ın çeşitli bölgelerinde de 32 ceset bulunmuştu."
Bütün dünya Türkiye'nın terör yüzünden çektiğini gayet iyi bilmekte..
Dünyanın gene en sabırlı Ulusu olduğunu da öğrenmiş durumda.
AB ile ilişkiler bozulabilirmiş !...
ABD ile ters düşülürmüş...
Bırakalım artık kendimizi kandırmaya AB ile 40 sene içindeki ilerlediğimiz yola bir bakalım.
Bir zamanlar Kominist rejiminde olan ülkeler bizim katılmamıza onay verecekler.
Fransa Cumhurbaşkanını tebrik ederim hiç olmazsa delikanlı gibi çıkıp söylüyor.Türkiye AB'ye giremez diye.Alman başbakanı da seçilmeden evvel dememişmiydi.Şimdi oyalama taktiği içinde.Rum kesiminin AB'ye alındığı gün kendi içinde ki kuralları çiğnememişlerdi.Şimdi ise eski Rus devletleri ile kur yapıyorlar.
Nasıl olsa Türkiye'den elde edebilecek imkanları zaten elde etmişler.Bunun kurmayları çok iyi biliyor.
Bir zaman bizi rahatlatan kırmızı çizgileri yanlış politaka
mı diyelim yoksa diğer ülkelere gösterdiğimiz saygı ile kaybetmişdik.
Eski çizgilerin tekrar çizilmesi gene şart olmuştur.Bu da bizim dünya andlaşmalarının vermiş olduğu doğal hakkımızdır.
Bu durum esasında orada yaşıyan insanların bile huzuruna yardımcı olabilir.
Dünya ABD gibi bir ülkenin ne durumlara düştügünü Türkiye'nin de aynı durumla karşı karşıya düşeceği yorumlarını yapıyor.
Arada ki tek fark Türkiye istila rejim ve Politik değişimler, bazı kaynaklar, ileriye dönük planlar için girmiyecek onun tek istediği bu terör çıbanını ana merkezinden kazımak.
Kimse merak etmesin seçimi de yapar.Hükümeti de kurarız.
40 senedir giremediğimiz AB için de 40 sene daha da bekleriz.
Üyesi olmadık da ne oldu.
Saygın bir Ulus olarak kalmak istiyorsak çabuk ve istikrarlı kararlar almak zorundayız.
Birilerinin artık kapımızı çalıp masa başında konuşmak istemesinin zamanı geldi de geçiyor.Bu da biraz kendi çıkarlarımizı düşünmekle oluyor.
Bu ulus vatanı için sehit vermekden çekinmez.
AB ülkesinde yaşıyan bir vatandaş.
Saygılarla.

KANIMIZIN SON DAMLASINA KADAR.



"Güneş yeniden doğdu bir tanem, gazeteler dolu ölüm manşetleriyle, askerlerimiz yorulmaksızın, savaşıyor bu vatan için. Anaların gözü yaşlı, kaybettiği Mehmet'çik için.

Deniz bu gün durgun birtanem, içim çok hoş! Anamdan mektup geldi, beni sormuşsun nasılım diye. Çamura bulanmış, duruyorum düşmana karşı, sen rahat uyu diye.

Az kaldı bir tanem, merak etme yakın da sana gelecem. Dualarım çoktur umarım sarmazlar beni bayrağa, koymazlar cansız vücudumu, senin önünde o güzel toprağa.

Hatamı, iyi mi bunu bilemem vatan sevgisi yüzünden sana kaçıp gelemem. Yine zaman gelecek oturacağız denize karşı bir tanem. İzleyeceğiz o güzel manzarayı. Balıkçılar uykusuz, dolduracaklar sandalları.

Düşman uyumuyor bir tanem, bizim gibi, kurşun kapladı yüreğimi, söz veremem sana ölmeyeceğimi. Vatan sağ olsun vatan. Siz rahat uyuyun, biz razıyız, canımızı vermeye. Andımızdır.

Vatanımızı, Anamızı; sizi sevmeyi. "
A.F.ERDIL

Cuma, Haziran 08, 2007

DIN ve CEVRECILIK..


Bu gün yaşadığımız dünya da kendi inançlarına sahip bireyleriz.Bu gün sizlere dini yönde bir konu ile başlamak istiyorum.
Kurani Kerimin 30 ncu ayet RUM SURESI 41 .
Diyanet işlerinin yazmış olduğu meal ve açıklaması ile başlıyacağım.:

41. İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.

Yeryüzü, üzerinde taşıdığı sayısız nimetler ve güzelliklerle insana emanet edilmiştir. Bu emanete, ancak onun tabii dengesini koruyarak riâyet edilebilir. Hâlbuki insan eliyle yeryüzünün tabii dengesi bozulmaya başlamıştır. Teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı çevre sorunları, sanayi atıkları ekolojik dengeyi bozmaktadır. Bunun sonucunda toprak, su ve hava kirlenmekte ve zehirlenmekte, nice hayvan ve bitki türleri yok olup gitmektedir. Hatta bu bozulmanın genetik bozulmaya bile yol açması söz konusudur. Buna bir de sosyal hayattaki bozulma eklenince insanın, Allah’ın koyduğu değerleri dikkate almamasının acı faturası ortaya çıkmaktadır. Ayette, yeryüzünün bu şekilde bozulmasına sebeb olan insanın, bunun acı sonuçlarının bir kısmını dünyada tadacağına, asıl cezasının ise ahirette olacağına işaret edilmektedir.İnsanın yapıp ettikleri sonucu karada ve denizlerde ortaya çıkan bu bozulmaya asırlarca önce işaret edilmiş olması dikkat çekici değil midir?
Saygılarla.

Perşembe, Haziran 07, 2007

Dokunulmazlık...


Dokunulmaz : İlişilmez el süremez,taarruzdan masun:"Herkez kişiliğine bağlı,dokunulmaz, devredilemez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir."

Dokunulmazlık :Dokunulmaz, ilişilmez, karışılmaz olma durumu masuniyet.

Şimdi dersimiz dilbilgisi değil nereden çıktı değiceksiniz.
Demeyin siz demeyin.

Onu 22 Temmuz'da seçeceğimiz vekillerimiz desinler.
Merak ediyorum neden her gün varda, vekiller günü yok ?
Seçildikleri gün en büyük hediye veriliyor zaten.
Bu yukarda ki kelime bu dönem neleri korumuş...
Görevi kötüye kullanmak ve resmi evrakta sahtecilik.
Görevi kötüye kullanmak.
Çek yasasına muhalefet, sahte olarak tanzim edilen resmi evrakı bilerek kullanmak,
görevli memura hakaret.
298 sayılı seçim yasasına muhalefet.
Yayın yoluyla hakaret
Avukatlık görevini ihmal.
Görevi kötüye kullanma.
Keyfi muamele, görevi kötüye kullanma.
Yedieminlik görevini kötüye kullanma, kooperatifler kanununa muhalefet,
resmi evrakta sahtecilik, kaçak su hattı çekmek suretiyle hırsızlık.
İhaleye fesat karıştırmak, nitelikli zimmet, görevi kötüye kullanma, görevi
ihmal.
Seçim yasasına muhalefet.
Çek yasasına muhalefet, özel evrakta sahtecilik.
İhaleye fesat karıştırma.
Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet verme.
Genel bir tehlike doğuracak şekilde bina yıkılmasına ve ölüme neden olma,
ticarete hile karıştırma, sahte özel belge tanzim etme.
Görevi kötüye kullanma.
Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet verme.
Seçim yasasına muhalefet.
Seçim yasasına muhalefet.
Seçim yasasına muhalefet.
Seçim yasasına muhalefet, hakaret.
Seçim yasasına muhalefet.
Seçim yasasına muhalefet.
Seçim yasasına muhalefet
Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet verme.
Seçim yasasına muhalefet.
Seçim yasasına muhalefet.
Yetkili mercilerin emirlerine uymama.
İhaleye fesat karıştırma, kasten yaralama.
Görevli memura mukavemet.
Hakaret ve tehdit.
Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu bir kişinin ölümüne, bir kişinin yaralanmasına
sebebiyet vermek.
Basın yoluyla hakaret.
Kaçak elektrik kullanma
Görevi kötüye kullanmak, hakaret, asli kamu hizmetlerini geçici işciler vasıtasıyla
yürütmek
Özel belgede sahtecilik, mal beyanında bulunmamak, 3167 sayılı yasaya
muhalefet, çek yasasına muhalefet, taahhüdü ihlal.
Karşılıksız çek düzenlemek
Görevi kötüye kullanmak
Avukata görevinden dolayı hakaret
Kamu kurumunu dolandırmak ve evrakta sahtecilik
Gerçeğe aykırı düzenlenmiş puantaj bildirimlerine dayanarak haksız ödemelere
neden olarak görevi kötüye kullanmak
Görevi kötüye kullanmak
Gerçeğe aykırı beyanda bulunmak, basın yoluyla hakaret, ihtiyati tedbir kararına
muhalefet
Silahla tehdit, müessir fiil, hakaret
Tedbirsizlik sonucu demiryolu üzerinde ölüme sebebiyet vermek
Görevi kötüye kullanmak, memura yalan beyanda bulunmak
Görevi kötüye kullanmak
Yaralamaya sebebiyet vermek
İzinsiz gösteri yürüyüşüne katılmak
Seçim kanununa muhalefet
Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermek, kamu
kurumunu dolandırmak.

Yukarda yazdıklarımı neden mükerer olduğunu sorgulamayın işlenen her suç,bir millet vekiline aitdir de ondan.
Yazım hatası değil.
Şimdi soracaksınız kim bunlar neden isimleri yok diye.
Bende o kişilerin çocuklarına bu hakkı tanıyorum.Bu milletin seçip de o meclise gönderdiği babaların dan utanmasınlar diye.
Adalet önünde hesap verseler ne olur.
Beni yıllarca bu utançla temsil etmediler mi.
Dokunulmazlık öyle bir şey...
Saygılarla.

Uygar böcek...


Uygarlıkdan bahs ederken bizlerin gözünde minicik,doğada ise çok eski bir topluluk olan canlıdan bahs etmek istiyorum.
Onlarin hakkında ne biliyoruz?
Bu canlilarin toplam ağırlığı, yaşayan tüm insanların ağırlığından daha fazla olduğu ya da nüfusunun yüz binlerden milyarlara varabildiğini düşünebiliyor muydunuz?
Onlar 100 milyon yıldan uzun süredir dünya üzerinde yaşamaktadır ve gezegenin her yerine yayılmış durumdadırlar. Dünyanın bilinen en yaşlısı bir amberin içinde korunmuş şekilde bulunmuştur. Adı Sphecomyrma freyi’dir. (Geleneksel teoriye göre, Homo sapiens (İnsanoğlu) yaklaşık 30 bin ila 50 bin yıl önce evrim geçirmiştir.)

Fiziksel olarak kendi vücut ağırlıklarının 20 katını kaldırabilirler. (35 kg. ağırlığındaki 10 yaşında bir çocuk onunla boy ölçüşebilmek için 700 kg. kaldırması gerekir.)
Dünya üzerinde 35 bin türü mevcuttur.
Çoğu da sıcak iklimlerde yaşar.
Bizim bilebildigimiz yaklaşık 9.500 türü vardır.Arastirmacilar bunun yaklaşık iki katının henüz keşfedilmeyi beklediğine inanmaktadır.
Tüm böcekler arasında en büyük beyin ondadır. (Bizim sonsuz fikirlere sahip büyük insan beynimiz aslında memeliler arasında en büyük beyin değildir. Örneğin, bir balinanın beyni insan beyninin altı katıdır.)
Bizlerle orantılanmaya kalktığı zaman çok büyük bir fark olduğunu görürüz. Ortalama ömrü 45 ila 60 gündür.
Beyninde yaklaşık 250 bin beyin hücresi bulunur. (Bir insanın beyninde 10 bin milyon beyin hücresi mevcuttur. Dolayısıyla, 40 bini bir araya geldigi taktirde bir insanınkine denk gelebilir. )
Onlar günde yedi saat uyur. Bizse sekiz saat uyuruz.
Dışı sert kabuktandır, buna dış iskelet adı da verilir.Bizler ve başka bazı hayvanların iç iskeleti vardır.
En büyüğünün uzunluğu 2,54 santimdir. ‘Pekin de yasiyan bir adam dünyanın 2.40’la uzun boylu insan olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiştir.
En küçüğü ise bir milimin onda biri uzunluğundadır.
Örneğin bir kolonileri yüz binlerden milyarlara varabilir. (Dünyanın en kalabalık nüfusu toplam 1.306,313.812 insanla Çin’dedir.)
Dokunmak, koku almak için de antenlerini kullanırlar.
Iki mideleri vardır. Birinci mide yiyeceği kendi için saklar; diğerine ise hemcisleri ile paylaşılacak yiyecekleri depolar.
Akciğerleri yoktur. Oksijen vücutlarına tüm bedene yayılmış küçük deliklerden girer; karbondioksit de aynı deliklerden çıkar.
Tüm böcekler gibi, onların da altı bacağı vardır.
Renklerine gelince gri, kırmızı, kahverengi, sarı, mavi ya da mor olabilirler.
Vücudları üç bölümden oluşur: Kafa, gövde, ve metasoma (kuyruk kısmı).
Koloni denen büyük gruplar hâlinde yaşarlar. Her bireyin kolonide belirli bir görevi vardır.
İşçi olanları yuvadan çöpü alıp, dışarıya, özel çöplüğe taşımakla görevlidirler.
İşçiler dişidir. Koloninin çoğunluğunu dişiler oluşturur.
Bir de Köle-Yapıcılar vardır onlar başka yuvalara saldırır ve yumurtalarını çalarlar. Bu yumurtalar kırılıp, yavrular çıktığında kolonide köle olarak çalışırlar.Bize bir şeyleri anımsatıyor değilmi !...
Kraliçe doğduğu zaman kanatları vardır. Başka koloniler kurmak için uçup giderler; sonra kanatları düşer.
Kraliçe 15 yıla kadar yaşayabilir ve bir kez eşlemesi gerekir.
Her koloninin en az bir, bazen de birden fazla Kraliçe’si vardır.
Ahşap olarak tanımlananlar önemli yırtıcı böceklerdir ve geniş bir koloni oldukları takdirde günde binlerce böcek toplayabilirler.Düşmanını ağzını açarak tehdit edebilir.
Normal şartlarda, Marangozlar canlı ya da ölü ağaçlarda yuva yapıp, kütükleri ya da ağaç gövdelerini çürütürler. Öte yandan, yuvalarını evlere, telefon direklerine ve diğer insan elinden çıkma ahşap yapılara da yapabilirler.
Gelelim Yaprak-kesenlere yağmur yağarken yaprak kesmezler, ve keserken şiddetli yağmura maruz kalırlarsa, yaprakları genellikle yuvanın dışında bırakırlar.
Petek adli cinsleri çorak mevsimlerde hayatta kalmak için kayda değer yöntemler geliştirmişlerdir. Yağmurlar sırasında, işçilerini su ve nektarla beslerler. Bu işçiler yiyecek fazlasını sindirim sistemlerinin kursak denen bölümünde depolarlar.
Onlarin başlıca düşmanı insanlardır. Yuvalarını ve yaşam ortamlarını yok eder, böcek ilaçlarıyla onları öldürür, hatta bazı yerlerde onları yerler.
Bilim insanları, Arjantin kökenli olan bir cinsini California’da yayılmasını önlemek için, bazılarını casus gibi kullanarak birbirlerine düşürme yolunu seçti.
Arjantin’de yaşayan Linepithema humile türü kimyasal bir salgı ile karşısındaki canlının dost veya düşman olduğunu sezinliyor. Hayvanlar kimyasal salgılar çıkararak birbirleriyle haberleşebiliyor. Ancak Arjantin’de yaşayan bu cinsler çıkardığı kimyasal salgı, diğer hayvanlardan farklı olarak buharlaşmıyor.Birbirlerine fiziksel temasla bu salgıyı kokluyor.
ABD’li bilim insanları, Arjantin’e özgü bu türü ABD’nin California eyaletinde istilacı bir şekilde yayılmaya başladığını ortaya çıkardı.Onların 1890’larda gemi yoluyla Kuzey Amerika’ya taşındığı tahmin ediliyor. University of California-Irvine uzmanları, bu türün birbirlerini kimyasal salgılarından tanıdığını ve farklı coğrafyada yabancılık çekmediklerini belirtiyor.
Bilim insanları, bu türün California’ya özgü cinsleri öldürerek, yerinden edeceğinden kuşku duyuyor.
University of California-Irvine biyoloğu Neil Tsutsui ve ekibi, Arjantin türlerinin kimyasal salgılarının bir türevini üreterek bunu üstüne sürdü. Onları türev madde ile kaplamak için hayvanlar teker teker tüplere kondu, 90 saniye boyunca dönen tüpün içinde bekletildi. Bunda amaç, Arjantin cinsleri ile arasındaki iletişimi bozmak. Türev kimyasalı taşıyan karınca daha sonra arkadaşlarının yanına bırakıldığında, diğer karıncaların üstüne saldırdığı, ısırdığı ve bacaklarını kopardığı gözlemlendi. Kimyasal salgılarını tanıyamayanlar birbirlerinin düşman algılayor ve saldırmaya başlıyor.
Bilim insanları Arjantin tipi cinslerin istilasının California’daki ekosistemi alt üst edeceği görüşünde. Örneğin, bölgedeki bazı sürüngenler yerel türlerle besleniyor, Arjantin tipleri yerel türdeşlerini yok etmesi halinde, besin zincirinin bir katmanındaki sürüngenler de yemsiz kalacak.
Onlari tanımaya kalktıkca bizleri şaşırtıcak çok şey görebiliriz.
Eve dönüşü kolaylaştırmak için yoldaki çukurları gövdeleriyle dolduruyorlar
“Eciton burchellii” türü , yiyecek taşıyan işçilerin yuvaya rahatça dönebilmelerini sağlamak için yol üstündeki çukurları kendi gövdeleriyle dolduruyor.
“Hayvan Davranışı” adlı ihtisas dergisinin son sayısında yayınlanan araştırma, kolonideki bazı cinsler , yoldaki çukurları kendi bedenlerini kullanarak doldurmayı görev edindiğini gösterdi. İngiliz Bristol üniversitesinden biyolog Scott Powell ve Nigel Franks’in çalışmasına göre, “yolun yüzeyinde yapılan değişiklikler, ganimet taşıyanları son sürat yuvaya dönmelerini sağlıyor.”
Araştırmacılara göre, “E. burchellii” kolonilerinde birey sayısı 700 bini bulabiliyor. Üçte biri her gün ya da iki günde bir yiyecek bulmaya çıkıyor.
Bu tropikal türünün üyelerinin boyları ilginç şekilde birbirlerinin beş katına kadar çıkıyor. Araştırmacılar, sadece ortaya çıkan çukur büyüklüğünde gövdeye sahip olan hayvanların “cuk oturarak” çukurları kapadığını tespit etti. Daha küçükler ve daha büyükler ise yollarına devam ediyor. Yolda karşılaşılan herhangi bir çukur, en geç 30 saniyede dolduruluyor. Gövdesiyle çukuru doldurup, hemcinslerinin sırtına basarak geçip gitmesini bekliyor. 5 saniye boyunca tepesine basan olmazsa çukurdan çıkıp yuvaya yöneliyor.
Araştırmacılar, onlarin yoluna engeller koyarak gözlem ve karşılaştırmalar da yaptı ve gördüler ki, bir grubun içindeki “ihtisas sahiplerinin” varlığı, bütün grubun performansını iyileştiriyor. Söz gelimi, 200 bin bireyden oluşan gruptan 7500'yüzü engellerin aşılmasını kolaylaştırması halinde, yuvaya taşınan yiyecek miktarı dörtte bir artıyor.
Uzmanlara göre, yuvaya taşınan yiyecek miktarı ne kadar çoksa koloni o kadar büyüyor. Onlar da, bu durumun farkında oldukları için eve dönüşü kolaylaştırıyor...

Bu uygar böcegi tanıdınızmı ?...
Ona insanlar KARINCA diyor.

Saygılarla.

Çarşamba, Haziran 06, 2007

Küresel Isinma


Atmosfere salınan sera gazlarının yüzde 15’ini emen Güney Kutbundaki okyanus çukurları, bu işlevlerini kaybetmeye başladı. Bu da, küresel ısınmanın daha da korkutucu boyutlara geleceği anlamına geliyor.
Küresel ısınma, Güney Okyanusu’nun karbondioksit (CO2) soğurmasını azaltıyor. Uluslararası uzmanlardan oluşan bir ekibin 4 yıl boyunca yaptığı araştırma da, gelecekte küresel ısınmaya yol açan karbondioksit oranının tahmin edilenden daha yüksek olacağını ve küresel ısınmanın hızlanacağını ortaya koydu.
Salınan karbon gazının yüzde 15’ini emen Güney Kutbundaki okyanus, artık bu işlevini tam anlamıyla yerine getiremiyor.
Neden olarak da küresel ısınmanın etkisiyle rüzgarların şiddetinin artması. Okyanuslardaki karbondioksitin büyük kısmı diplerde bulunuyor. Kuvvetli rüzgarlar da, Antarktika kıtasını çevreleyen denizlerde diplerdeki karbondioksit taşıyan suları yüzeye çıkarıyor. Yüzeydeki karbondioksit yeniden atmosfere karışıyor.
Atmosferdeki karbon gazı miktarının çoğalması, küresel ısınmayı yüzde 30’a kadar artırabilir.
Antarktika’da sera etkisi yaratan gazların birikmesi ve ozonun azalmasının neden olduğu hava akımlarının yoğunlaşmasının, soğurma kapasitesini doyma noktasına getirerek suda biriken karbondioksidi (CO2) açığa çıkardığını da gösterdi.
East Anglia üniversitesinden Corinne Le Quere, “İlk kez iklim değişikliğinin Antarktika Okyanusu’nun havadaki karbondioksidi (CO2) soğurma kapasitesinin doygunluk noktasına ulaşmasının sorumlusu olduğunu söyleyebiliriz, bu ciddi bir durum” dedi. Le Quere, “iklim değişimiyle ilgili tüm bilgi işlem modellerinin bu olayın bu yüzyıl boyunca yoğunlaşarak süreceğini gösterdiğini” belirtti.
Küresel ısınma daha korkutucu boyutlara gelecek...
Araştırmaya katılanlardan Chris Rapley, 19. yüzyıldaki endüstri devriminin başlangıcından bu yana, okyanusların, insanların faaliyetleri nedeniyle atmosfere salınan 500 milyar ton karbonun yaklaşık dörtte birini soğurduğunu söyledi.
Bilimadamları bu oluşumun tahmin edilenden 40 yıl önce ortaya çıktığına dikkat çekiyor.
Yeryüzünde temel olarak 2 karbon kuyusu bulunuyor. Okyanuslar ve biyosfer.
Bilimadamları, okyanuslar, denizler, göller ve ormanların, insan faaliyetlerinden kaynaklanan CO2 salımının yaklaşık yarısını soğurduğunu, Güney Okyanusu’nun tek başına bu işlemin yüzde 15’ini yerine getirdiğini belirterek, bu okyanusun doyma noktasına ulaşmasıyla atmosferde daha fazla CO2’nin kalacağını ve atmosferdeki sera etkisinin ve ısınmanın artacağını kaydettiler.Kaynak Science dergisi.
Bu durum karşısında Almanya'da toplanan G8 lerin şefleri ne gibi görüş birliğine varacaklar.
Gün bu gündür diyerek kendi zamanları içinde mi tarihe gececekler.

Saygılarla




Pazartesi, Haziran 04, 2007

Müşterek tarafları ne olabilir !...


Mavi dünya dan iki haberle haftaya başlamak istedim.
Bu iki haberin bir ortak noktası, o insanların sivil yaşama aynı pencereden bakmaları olabilir mi ?
Brezilya'nın Amozon bölgesinde hiç bilinmiyen bir gurup yerli ile karşılaşıldı.87 kişi sivil yardım istasyonuna sığındı.Gurup'da ki erkek yerlilerin yalnız mahrem yeri bir kılıfla örütülmüş 'çıplak'; alt dudaklarında daire biçiminde süsler gözlendi.Kadınların ise 'çıplak' saçları kazınmışdı.
Şimdiye kadar hiç bir sivil yaşamla karşı karşıya gelmemiş olan bu topluluk. Yağmur ormanların keşfedilmemiş bölgelerinde yaşadıkları farkına varıldı."Rio de Jeneryo'ya 2000 km uzaklıkda "5 Milyon hektarlık Menkregnotı reservadı".
Yerli gurubun içinden iki kişi ilk defa Kayopa köyün de görüldü.Neden sivil yaşamla kontak kurdukları gizemini muhafaza etmektedir.Bu gün 100'e yakın yerli gurupların yaşadığı, bu sayının 700.000 olduğu, 400 binin bu rezervat da yaşadığı, kendi kültür ve lisanlarını muhafaza ettiği Antropologlar tarafından söylenmektedir.
Diğer yerli gurupları sivil dünya da ki hastalıklardan korunmak için, kendi dünyaların da yaşamayı sürdürmeği tercih ettikleri düşünülmektedir.
Sene 1988 Tren işletmelerin de çalışan bir işçi iki vagonun birbirine bağladığı sırada başına aldığı darbe ile komaya girmiş, felç olmuşdu.Doktorlar komanın üçüncü yılında yaşama şansının çok az olduğunu.Ölümün onun için çok daha iyi bir çözüm yolu olaçağı fikrindeyken, eşi yaşama inat edercesine eşini eve alarak,bakımını üstlenmiş.Yemeğini kaşıkla vermiş vücudunun yatmaktan cürümemesi için devamlı olarak dikkat göstermişdi.Geçen sene ilk defa zatüreye nedeni ile hastaneye yatırmış.Tekrar evine alarak bu mücadeyi sürdürmüş.
Bu gün o hayatla mücadele eden kadın zafere ulaşmış; eşi 19 sene sonra komadan çıkmışdır.
Sivil dünya'ya tekrar ayak basan bu kişi bu geçen zaman içersinde gördükleri şeyler ona çok yabancı gelmektedir.Komaya girmeden evvel kominist rejimi olan ülkesi bu gün AB'nin bir üyesi olduğu.Bir zamanlar hayal bile edemiyeceği yaşam tarzına insanların halen şikayet etmesi,teknolojinin içine aldığı insanların bu girdabın içinde ki yaşamlarını sürdürmesini bu gün eşi ile bir masa başında kahvelerini yudumlarken görmektedir.
Acaba Amozonlarda ki yerli ve bu adamın müşterek tarafları ne olabilir !...
Saygılarla.

Pazar, Haziran 03, 2007

PAZARIN SOHBETI "Kargalar"









Karga, kargagiller (Corvidae) familyasından Corvus cinsini oluşturan, iri yapılı, düz gagalı, pençeli, tüyleri çoğunlukla siyah, yüksek ve rahatsız edici sesli kuş türlerinin ortak adı. Daha büyük ve genellikle leş yeyici olanlarına kuzgun adı verilir.

Kargalar tuhaf sesleri, siyah renkleri, parlak cisimlere olan düşkünlükleri ile mitolojiye ve sanata sıklıkla konu olmuşlardır. Kimi öykülerde akılsız tasvir edilmelerine rağmen bazı araştırmalar kuzgunun en zeki kuş olabileceğini göstermektedir. Kuzgunların, köpekgillerden kurt vb. hayvanlarla belki de eşit zekaya sahip olduğu düşünülmektedir .

Corvidae ailesine bağlı olan kargalar tüm kuşların en akıllıları olduklarına inanılır ve yüzyıllar boyunca neden bu kadar saygı gördükleri şaşılacak şeydir.

Bir karganın dişi mi erkek mi olduğunu sadece dış görünüşüne bakarak söyleyemeyiz. Dna kan testi cinsiyeti belirler. Kargaların günlük yaşamlarıyla ilgili çalışmalar, özellikle yuvalama dönemi boyunca, cinsiyete dair bir ipucu verebilir ancak bu çoğu kişinin gözlemleyebileceği bir şey değildir. Kargaların siyah olmasının bir sebebi vardır. Bu onların türünün tanınması içindir. Bir karga diğer bir kargayı,gün içinde, uzaktan rahatlıkla tanır çünkü siyah gün içerisinde oldukça rahat görünür. Doğada kargalar 10 yıl yaşarlar bu +/- 2 hatta 3 de olabilir (Dilling, 1988, Ontario Bird Banding Association Newsletter 22:2-3). Bilinen ikinci en yaşlı olan ise 14 yaşında ve 7 aylıktır (Clapp et. al., 1983, Journal of Field Ornithology, 54(2): 123-137). Kargalar neredeyse herşeyi yer. Kargaları bir fast food restoranının, park yerindeki çöplerden kendisine bir ziyafet çekerken bulabilirsiniz. Onlar böcek, kurt, fare, yumuşak meyve, mısır ve diğer lezzetli şeyleri yerler. Yetişkin bir karga her gün 11 ons gıdaya ihtiyaç duyar.Bir çok insan kargaların tarla mahsüllerine zarar verdiğine inanır. Bu her zaman doğru değildir. Kargalar sık sık zararlı böcekleri yer ve bu da çiftçilere fayda sağlar.

Kargalar doğada oldukça sosyallerdir. Kendi türleriyle etkileşim içinde olmak (ya da birbirlerini etkilemek) onlar için çok önemlidir. Erkek kargalar arzu ettikleri dişiye kur yaparlar. Erkek dişiyi elde etmek için tüylerini kabartır, kasıla kasıla yürür, dişinin yakınında uçar. Bir kez çiftleşti mi, bu ömür boyu devam eder. Kargalar yalnızca kendi ailelerini savunmak ve korumakla kalmaz, ayrıca diğer kargaların da yardıma ihtiyaç duymaları ya da tehlike içinde olmaları durumunda yardıma gelirler. Kargalar işbirlikçi hayvanlardır. Her iki ebeveyn karga da yumurtaların üzerine oturur. Ailenin her üyesi yavruların bakımında yardım eder. Yuvalama dönemi gelince genç kuşlar anne babalarına, yuvalama materyalleri bulmaya yardım ederler. Anne karga yuvalama materyallerini rahat ve yumuşak bir yuvaya dönüştürür. Kuluçkadaki yumurtaların sayısı genellikle 4 ile 6’dır.

Baykuş ve şahinler kargaların iki düşmanıdır. Kargalar bir puhu ya da şahinin saldırması durumunda biraraya gelir ve hayvanın etrafına üşüşerek rahatsız ederler.

Kargalar Yeni Zelanda, Antartika ve Güney Amerika haricinde tüm dünyada bulunurlar. Kargaların var oluşu insan gelişimi ile alışıla gelmiştir. Kargalar şu an insan atıklarının kümelendiği alanlarda bulunmakta ve gelişimleri sürdürmektedirler. Çoğunlukla sabahları çöp atıklarını boşaltmaya gelen konteynerların yanında gezerler. Kargalar dünyanın her ülkesinde ve şehirinde bulunmaktadır. Kargaların neden hızlı bir şekilde ürediğini biri soracak ve suçlayacak olsa, bu alt akademedeki insanların suçudur diyebiliriz. Öte yandan, Kuzgunlar bunun sonucu olarak hızla artan insan populasyonundan ayrı yerlere çekilmişlerdir.

Kargalar, özellikle Kuzgunlar ölümün yanında hastalık ve günahın da sembolü olmuşlarıdır. 'Tanrının planının bir kusuru varsa, o kusur bu kuşlar olmalıdır' denir. Shakespeare Macbeth'de der ki; 'Kuzgun sesiyle kötülüğün kapılarını açar' ve Othello'da 'Kuzgun hastalık dolu evin üzerinde dolanır', ikisinde de kuzgun kötülüğün imzasını bağırır.. Heinrich, 'kuzgun günahkarla eş anlamlıdır' der. İncildeki iddialara rağmen Heinrich'e göre 'kuraklık ve kargaşa zamanları boyunca kutsal keşişleri beslemişlerdir'. Kral 17:6 da, Tanrının mesajı: 'Buradan ayrılın ve doğuya dönün. Cherit nehri boyunca saklanın. Orası Ürdün'ün doğusudur. Dereden su içebilirsiniz. Kuzgunlara sizi orada beslemeleri için emir verdim'.

Bununla birlikte eski dünyanın karanlık egemen düşüncelerine karşın Amerika kıtası yerlileri Kuzguna en azından saygıyla yaklaştılar. Karga ve Kuzgunlara dair birçok hikayeleri vardır. Özellikle Alaska'da bir kuzgunu öldürmek en büyük tabudur ki o saldırgana 'hiçbirşey' ama zarar getirir..

Kur'an-ı Kerîm'de, Allah kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini ona göstermek üzere, yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Çünkü ilk defa bir ölüm oluyor ve Kâbil gömmeyi düşünemiyordu. Yapacağı işi bir kargadan öğrenince) "Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek konusunda, bu karga kadar olamadım' dedi de ettiğine yananlardan oldu" (el-Mâide 5/27-31).
Hz. Peygamber karga eti yiyenin fâsık olduğunu (İbn Mâce, Sayd. 19), Fâsıkların cehennem ehli olduklarını (Ahmed b. Hanbel, III, 428, 444) bildirmiştir.

St.Lawrence Adası'nda arkeolojik kazıları sırasında 45 değişik kuşun kemikleri bulunmuştur. Ama özellikle Kuzgun kemikleri yoktur. Bu 1100 yıllık Eskimo uygarlığının Kuzgunlara gösterdiği saygıyı akla getirir. Kuzgun herzaman yumuşak huylu olmamasına rağmen bazı bölgelerde kuzgunlar evcil bile sayılırlar.

Kuzgunun, Dünyanın orjinal yaratılışında insan için daha az rahat yaşanır bir yere çevirdiğine inanılır. Böylelikle hayat o kadar da 'kolay' olmayacaktır..

İnsanların karmaşa ile kavgasını seyretmek kuzgunlar için bir eğlence kaynağı olmuştur.. Bununla beraber kargaların ve kuzgunların bu oyunbazlık ünü onların espri anlayışları ve oyuncu olmalarından kaynaklanıyor olabilir. Hikayeler onların çalı çırpı yakalamaca oynayarak, buzlu kayalardan sırtüstü kayarak, kendilerinden daha büyük hayvanların kuyruklarını çekerek ve dalma yaparak kışkırtmak gibi maskaralıklar yaptıklarının sayısız örnekleriyle doludur. Ben birkaç kez bir çift karganın, insanların üzerine dalarak oyun taktiği yaptıklarını ve bizlerin bu çeşitli provakasyonlara olan tepkimizi ölçtüklerine şahit oldum.
Michio Hoshino’nun kitabından : “ Bazen insanlar yardım dilemek için kuzgunu çağırır. Avlanırken kuzguna söylediğimiz şeylerden biri de şudur ‘Tseek'aal, sits'a nohaaltee'ogh,’ bunun anlamı ‘Büyükbaba bana bir bohça bırak’ tır. Yine kitaptan bir kadının iddiası : “insanlar ormanın derinliklerinde özellikle yalnız olduklarında kuzgunu gördükleri zaman onunla konuşuyorlar. Aynı bizim tanrıya dua ettiğimiz gibi onunla konuşuyorlar.”
Kargaların ve Kuzgunların gizemli kuşlar oldukları şüphe götürmezken, günümüzde onlar üzerindeki ilginin sürmesine rağmen bu yaratıklar üzerindeki bilimsel araştırmalar süpriz şekilde az.
Kuzgunların zor bir araştırma konusu olması anlaşılabilir. Onlar zeki, ketum, çok çeşitli ve tırmanmanın zor olduğu dağlık alanlardalar.
Fakat Onlar heryerdeler...
Ancak bariz önyargılara dayanarak çoğu insan onları karizmatik bir araştırma konusu olarak görmüyor. Fakat, bilimadamları kargaların deneysel potansiyelleri kadar gizemlerinide kabullenmeye başlıyorlar. Bu bilimsel topluluktan kargalar ve kuzgunlar ile ilgili daha birçok araştırmalar ve yazılar çıkıyor. Fakat, bu tür çalışmalar bu hayvanların özelliklerine yönelik bilgiler versede sık sık cevaplardan daha çok yeni sorular ortaya çıkıyor.
Henry Miller’ın sözlerini düşünün : “ Neyi bilmek istediğinizin ya da neye dokunduğunuzun hiç önemi yok, gizem denizinde kaybolacaksınız. Görüyorsunuz, burada başlangıç ve bitiş yok istediğiniz kadar geri ya da istediğiniz kadar ileri gidebilirsiniz. Fakat hiç birşey elde edemeyeceksiniz”.
Kargaların ortalama ömrünün uzun olduðunu duydum. Bunu kargalar nasıl başariyor? Eğer bu doğruysa her yerde karga olmaz mıydı?

Doğada vahşi olarak yaşayan kargalar en fazla 13-14 yıl kadar yaşarlar. esaret altındaysa 40 yıldan fazla yaşayabilirler. Ingiltere’den verilen bir kayda göre kargalardan bir tanesi 80 yıl kadar yaşamış. Bilindiği gibi kuşlar esaret altında iyi bakılırlarsa normal yaşamlarında çok daha fazla yaşayabiliyorlar. Doğada koşullar her zaman daha zordur. Yiyecek bulması, barınması ve yırtıcılardan korunması için devamlı dinç olmak durumunda. Zaten direnci azalmaya başladığından ya yiyecek bulmakta zorlanıyor, olumsuz hava koşullarından kolayca etkilenebiliyor. Bunun sonucunda da doğal seleksiyona uğrayıp yerini başka bireylere bırakiyor.
Pazarınız güzel geçsin.
Cogu cinsleri bu gün tükenmekle karşı karşıyadır.Koruma altındadır.
Saygılarla.

Cumartesi, Haziran 02, 2007

Kullandığımız suyu ne kadar tanıyoruz. I.

Bahçem de çocuklar için hazırladığım görsel filimle başlasak ne dersiniz ?

Su yeryüzünde hem sıvı, hem katı, hem de gaz olmak üzere her üç formda bulunan tek öğedir.
İnsan hiçbir şey yemeden haftalarca yaşayabilirken, su içmeden en fazla 1 hafta yaşayabilir. (Su içmeden en uzun yaşam süresi 17 gün olarak rapor edilmiştir)
İnsan vücudunun yüzde 66’sı, insan beyninin yüzde 75’i sudur.
Tavuğun yüzde 75’i, portakalın yüzde 80’i, karpuzun yüzde 95’i sudur.
Su yeryüzünün sıcaklığını düzenler.
İnsan vücudunun sıcaklığını düzenleyen yine sudur.
Yeni bir arabanın üretimi için 150 ton suya ihtiyaç vardır.
1 ton çelik üretmek için 240 ton, 1 fiçi bira elde etmek için 5600 litre su kullanılmaktadır.
1 kutu meyve ya da sebze konservesi elde etmek için 35 litre su kullanılmaktadır.
Birde devamlı olarak ; yer altı suları veya kaynak suları diye bahs edilir.Peki kısaca bu nedir :
Yeryüzüne inen yağmur, kar suları vs. topraktan süzülerek yerin 20-30 metre altına kadar iner. Ta ki geçirgen olmayan tabakaya (örneğin kaya) rastlayana kadar...
Sular burada birikir ve kendilerine bir yol bularak tekrar yeryüzüne çikar. Yeryüzüne çıkarken tekrar yağmur, kar suları gibi kaynaklardan beslenirler. Bu şekilde yeryüzüne çıkan sular kaynak suyu adı altında sınıflandırılıyor.Yer altı suyu ise geçirgen bir tabaka bulup yer üstüne çıkamayan ve yeraltı havzasında biriken sudur.
İnsan ve canlı yaşamı için hayati öneme sahip olan su kullanılabilir olması için tehlikeli kimyasallardan ve bakterilerden temizlenmiş olması gereklidir. Ayrıca derelerden ırmaklardan ve göllerden alınarak yerleşim yerlerindeki insanların kullanımına sunulan su belirli standartlara uymak zorundadır. Aksi durumda kullanılması tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir. Günümüzde teknolojinin gelişmesi, nüfus artışı gibi etkenlerden dolayı su kaynakları olan dereler, göller ve yeraltı suları aşırı kirlenme ile yüz yüze kalmaktadır. Yerleşim yerlerinin (şehir, kasaba, vs.) ve fabrikaların atık suları derelere veya göllere bağlanmaktadır.

Atık sulardaki kimyasal maddeler ve organik bileşikler suda çözünmüş olan oksijenin miktarının azalmasına sebep olur. Bu da suda yaşayan bitki ve hayvanların ölüm oranlarını artırmaktadır. Bu tür sular daha koyu renge ve pis kokuya sahiptirler. Hatta bazı göller veya derelerde aşırı kirlenme sonucu canlı yaşamı sona ermiş ve içerisinde atıklardan meydana gelen adacıklar oluşmuştur. Çiftçiler tarafından daha verimli ürün elde edebilmek için kullanılan gübreler, yağmur gibi etkenlerle yeraltı ve yerüstü sularına karışmaktadır.Yüksek oranda nitrat (NO-3) ve fosfat (PO4-3) içeren gübreler suya karıştığında suda yosunların daha fazla üremesini sağlar bu da yosunların diğer canlılardan daha fazla oksijen kullanmasına sebep olur ve diğer canlıları tehdit eder. Bu tür sularda pis kokulu ve kötü tatlı olurlar.
Benzer olarak deterjanlar ve tarım ilaçları da su kaynaklarını önemli ölçüde kirletmekte olup canlı hayatını tehdit etmektedir. Ancak, bu kullanılan maddeler bakteriler tarafından parçalanabilir hâle getirilebilirse, kirlenme oranı azaltılabilir. Radyoaktif atıklarda gün geçtikçe tehlike oluşturmaktadır. Bu atıklar belirli şartlarda saklanmaktadır. Fakat, bazı durumlarda kaza ile veya bilinçsiz bir uygulama ile tabiata ve yer altı sularına karışmaktadır. Radyoaktif atıklar tarafından yayılan radyasyon ise canlılarda kanser ve mutasyonlara sebep olmaktadır. Fabrikalar genellikle dere veya göl kenarlarına kurulurlar çünkü soğutma ve diğer işlemler için suya ihtiyaç vardır. Soğutma amaçlı kullanılan dere veya göl suyu kimyasal olarak kirlenmeden tekrar göle veya dereye döner. Fakat, bu su biraz ısınmış olur. Meselâ, yaz aylarında fabrikaya yakın suların sıcaklığı 25°C civarındadır. Sudaki sıcaklık artışının iki kötü sonucu vardır. Birincisi, ısınan su içerisinde, çözülen oksijen miktarı azalır. İkinci sonuç ise, sıcaklık artışı ile sudaki maddelerin çürüme ve bozunma hızları artar. Bunun sonucu olarak çürüme de sudaki oksijeni tükettiği için, sudaki oksijen miktarı daha fazla azalır. Suda çözünen oksijen miktarının azalması su altı hayatını tehdit eder. Doğal dengeyi bozan ve su kaynaklarını kirleten etkenleri ortadan kaldırmak için son yıllarda yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Yerleşim yerlerinin atık suları arıtma istasyonlarından geçirildikten sonra tabii su kaynaklarına verilmekte, fabrikalara filtre ve arıtma tesisleri konmakta, tabiata zarar vermeyecek yeni ürünler elde edilmektedir. Bütün bunların yanında insanlar çevreyi koruma adına bilinçlendirilmektedir. Çünkü, insanlar artık şunun farkına varmıştır. Dünya bir tanedir ve onu koruyacak yine insanlardır.
Birinci bölümde bazı kaynaklardan topladığım bilgileri sizlerle paylaştim ikinci bölümde ise sizlerin katkılarına ihtiyacım olacak.
Birey olarak ne yapabiliriz o suyun içinde saf bir damla nasıl olabiliriz.
Gelin bunu kendi bloğlarınızda birer yazı ile paylasın.Ancak bu bilgi zinciri bizleri temiz bir saf suya ulaştırabilir.
Saygılarla.
Kaynak: Kimya 1, Sürat yayınları, Altın seri, Necdet Çelik, Ali Rıza Erdem, Ayhan Nazlı, Varol Gürler, Hulusi Patlı, Hasan Karabürk, 1997, İstanbul,Turkuaz yayinlari.

Cuma, Haziran 01, 2007

Üç element...


- Parastezi, ataksi, dişartri ve sağırlık gibi nörolojik bozukluklar,
- Merkezi sinir sisteminin tahribine ve kanser,
- Böbrek, karaciğer, beyin dokularının tahribi,
- Kromozonları tahrip edip sakat doğumlar.
- İtai – itai ve akciğer hastalıklarına, prostat kanserine, kansızlığa, doku tahribi,
- Anfiyen ve kronik neval tübüler bozukluğa ve böbrek üstü bezlerin tahribi.
- Işitme bozukluğuna, sinir iletim sisteminde ve hemoglobin bileşiminde düşmeye, kansızlığa, mide ağrısına, böbrek ve beyin iltihaplanmasına, kısırlığa, kansere ve ölüm.

- Yukardaki hastalıklara yakalanmam için ne yapmam lazımdır ?
- Cok basit bu rahatsızlıklara yakalanman için vucuduna. Üç elementi depo etmen lazımdır.
- Peki hangi elementlerdir.
- Cıva, Kadmiyum, Kurşun.
- Peki bu üç elemente nasıl ulaşırım daha doğrusu vücuduma depolarım.
- Cıva'dan başlıyalım ; cıva doğada bozulmaz. Cıva ve cıva bileşikleri halk ve çevre sağlığı bakımından çok tehlikeli ve toksittir.
- Biraz daha açıklıya bilirmisiniz.
- Bir örnek verebilirim; cıva oksit pilindeki cıva miktarı 800.000 litre suyun kirleterek içme suyu standartları üzerine çıkartır."Dünya Sağlık Teşkilatına göre içme suyunda cıvanın 0.001 mg/lt fazla olması istenmez."
- Öteki element örneğin Kadmiyum ; ağır metaller içerisindeki en tehlikeli ve toksit maddelerden biri kadmiyumdur."Kadmiyumun vücuttaki yarılanma ömrü 10-25 yıl arasında değişir. Dolayısıyla havada, gıdada ve içme suyunda kadmiyum bulundukça, kadmiyumun sudaki birikmesi artarak devam eder."
İçme suyu veya gıda zinciri ile kadmiyumun %2’si vücutta birikirken, solunum yolu ile gelen kadmiyumun %10-50’si vücutta tutulur.
Vücut kadmiyumu kalsiyum gibi algılar ve kadmiyum vücutta birikmeye başlar. Vücutta kalsiyum eksilmesinden dolayı kemikler yavaş yavaş zayıflamaya başlar. Ayakta durmak hatta öksürmek bile kemiklerin kırılmasına hatta iskelet ufalanarak neticede hastanın ölmesine neden olur.
- Ya bahsettiğin üçüncü element hangisi ?
- O da kurşundur.Kurşun vücuda solunum, içme suyu ve gıda zinciri yolu ile girer.
"Vücuda giren kurşun ciğerlere kadar ulaşır ve ciğerlerde yavaş yavaş absorbe edilerek kana karışır. Kurşun kan yolu ile önce karaciğer, böbrek, beyin ve kas gibi yumuşak dokularda 35-40 gün bekledikten sonra kurşun metabolitleri yardımı ile kemik ve diş gibi sert dokularda yarılanma süresi 20 yıldır.
Vücutta demir, kalsiyum eksik, D vitamini yüksekse kurşun fazla miktar birikir.
0-6 yaş grubu çocuklar kurşun kirliliğine karşı yetişkinlere göre en az 4 kat daha fazla etkilenirler.
- Bayağı tehlikeli şeyler anlatıyorsun da bunlarla karşılaşmam.İmkansız gibi bir şey.
- Pek hafife alma bu üç element nerede bir arada bulunuyor biliyormusun.
- Hayır nerede ?
- Pillerde ;Piller çöpe atıldığı zaman katı atık depolama sahasında zamanla bozularak bazı tehlikeli ve zararlı maddeler serbest hale geçer.Icme sularina onun sayesi ile gida maddelerine vs.vs.
- Evlerde, işyerlerinde, ulaşımda ve sanayide önemli miktarda pil kullanılmaktadır. Piller, motorlarda, elektronik cihazlarda, saatlerde, kameralarda, hesap makinelerinde, işitme aletlerinde, kablosuz telefonlarda, oyuncaklarda v.b. yerlerde geniş bir kullanım alanı bulmaktadır. Son yıllarda artan pil kullanımı insan sağlığı ve çevre için potansiyel tehlike oluşturmaktadır. Dolayısıyla kullanılmış pillerin tehlike oluşturmaması için ayrı toplanması, taşınması ve geri kazanılması gerekmektedir. Ayrıca pillerdeki tehlikeli ve zararlı metallerin azaltılması da zaruri bir konudur.
Atık piller emniyetli şekilde kullanılmalı, paketlenmeli, depolanmalı, toplanmalı, taşınmalı ve bertaraf edilmelidir. Atık pillerde çöpe atıldığı zaman hava, su ve toprak kaynaklarını kirletir.
- Ne dersiniz kullandığımız piller bitince cöpe mi atalım yoksa !...
- Yalnız suyu idareli harcımak yetmiyor onu korumamızda lazım .
Saygılarla.
Yorumlarıniz hakkında ki yasal bilgiler.
Ek bilgi :
31/08/2004 tarih ve 25569 sayılı Resmi Gazetede “Atık Pil ve Akümülatörlerin Kontrolü Yönetmeliği” yayınlanmış olup; Yönetmeliğe göre atık pillerin evsel ve diğer atıklardan ayrı olarak toplanması,taşınması ve bertaraf edilmesi gerekmektedir.

Pil Ürünlerinin Dağıtımını ve Satışını Yapan İşletmelerin Yükümlülükleri

Madde 11- Pil ürünlerinin dağıtımını ve satışını yapan işletmeler;

a) Pil üreticilerinin kuracakları sisteme uygun olarak tüketiciler tarafından getirilen atık pilleri ücretsiz olarak almakla,

b) Atık pil toplama sistemi olmayan markaların pillerini satmamakla,

c) Tüketicilerin getirdiği atık pilleri, üreticinin öngördüğü şekilde üreticiye veya üreticinin yetkilendirdiği bir kuruluşa gönderilmesini sağlamakla,

d) İşyerlerinde tüketicilerin kolayca görebilecekleri yerlerde (Ek-4 A) da yer alan uyarı ve bilgiler ile atık pillerin toplanma şekli ve yerleri hakkındaki bilgileri sunmakla,

e) Üreticilerin veya yetkilendirdiği kuruluşların temin edecekleri, atık pil konteynerlerini bulundurmakla,

yükümlüdür.


Atık Pil ve Akümülatörlerin Kontrolü Yönetmeliği bağlamında; Belediyelerin görev ve yetkilerini düzenleyen Yönetmeliğin 8 inci maddesi kapsamında, çalışmaları.Atık pillerin sağlıklı toplanabilmesi için atık pil kutularının bırakılabileceği gözetim ve denetim altında olabilecek uygun yerler aşağıdaki gibi belirlenmiştir.

Belediye sınırları içerisindeki;

Bütün muhtarlıklar,
Bütün öğretim kurumları(ilköğretim, lise, yüksekokul ve üniversite)
Tüm yurtlar,
500 m2 ve üzeri tüm büyük marketler,
20 yatak ve üzeri tüm büyük sağlık kuruluşları,
Büyük merkezi camiler,
Büyük yıldızlı oteller.




Perşembe, Mayıs 31, 2007

Atatürk'ün lideri ...


47 kuşağından gelmeyim.
Bizim kuşak için çok şey yazılmış çizilmişdir.
Zaman onlarıda çizgileri için de bırakarak değiştirmişdir.Çoğu da hayatta bile değildir.
İlk önce belirtmek isterim siyaset den anlamam.
En fazla gördüklerimi,isyanlarımı,sevinçlerimi belirtirim.
İlkelerim varmıdır ? Vardır.
Dünyanın neresinde olursam olayım Türk'lüğümle övünür; vatanımı severim.
Bu her Türk için de geçerli olduğuna inanırım.Bizler Cumhuriyet'i kuran Atatürk'ün çocuklarıyız.
Tabii bu cümleyi kullanırken en önemli hususu unutmamak lazımdır.
Eğer onun ilkelerine sadık kalabilirsek.
Onu tanımak için hayatını, yaptıklarının hepsini okumakla onun çocukları olamayız.
O ulusların arasında Türk ırkına nasip olmuş bir önderdir.
Bir çok ulusa da ilkeleri ile çok şeyler öğretmiş kişidir.
Gelmişdir, yaşamışdır her fani gibi bu dünyadan göçmüştür.
Bildiğimiz gibi hep milleti için çalışmış; onların diğer uluslar arasında başı dik saygın bir millet olarak yerini alabilmesine çabalamışdır.
Bu kadarını hepimiz bilmekteyiz.Yazdıklarımdan çok daha fazlasını da bilmektesiniz.
Bize bıraktiği bu miras içinde, her konuşmasında,yaşamı içinde ispatlamış olduğu bir nokta vardır ki o da liderlik konusudur.
Bu da biz Türk milletinin en zaaf noktasıdır.
Biz Atatürk'ü bu ulusun lideri olarak görmüşüzdür.O ise ömrü boyunca hiç yorulmadan bizlere öğretmek istediği ve hala da öğrenmekte zorluk çektiğimiz bu konunun içinde bocalıyoruz.
Bize her zaman anlatmak istediği şey tek bir kelime idi.
Liderlik..
Liderler hiç bir zaman tekil olamaz.Olduğu taktirde çok çabuk onun yerini alan bir kişi tarafından boşluğa itilip kaybolurlar.
Bense onun ilkelerine bağlılığım, onun liderine hayranlığımdır.
Sakın garip gelmesin Atatürk'ün de bir lideri vardı.O liderine tapar kayıtsız şartsız canını bile verirdi.
Her kelimesi içersinde ona hayranlığın dan bahs ederdi.Ben de onun ilkelerin de yürüyen 47 kuşağıyim.Tıpkı bende onun gibi.Taptığı lidere taparım.Onun için canımı bile vermeye hazırım.Onun lideri benim liderimdir.
Son nefesine kadar liderine sadık kaldı.Eğer bende onun ilkelerinde yürüyeceksem /yürüyeceksek.
Ulus olarak zaafımız olan lider aramaktan vaz geçelim.Atatürkün taptığı lidere tapalım.
Onun lideri Türk Milleti idi.
Saygılarla.

Çarşamba, Mayıs 30, 2007

GÜNÜN INCISI !..


Akıl hastaları trafikte !...

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran hastalar arasında yapılan anket çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu. Ankete katılan hastalardan 193'ü ruhsal tedavi görmesine rağmen araç kullanıyor. Uzmanlar ehliyet almak için kişilerin psikolojik denetimden geçirilmesinin, formaliteden ibaret olduğunu vurguluyor.Sabah Pervin Metin.

Yapılan en saçma denetim.Trafiğe çıkan her sürücü sonradan zaten psikolojik bozukluğa uğruyor.
"Sürat yolunda seyir yapan arabanın radyosundan söyle bir anons yapılıyordu.
- Dikkat ters yolda seyretmekte bir araba vardır.Lütfen sağ şeridinizde kalın sollama işlemi yapmayın.
Direksiyon başındaki bey hanımına dönerek :
- Bu ne diyor hanım ; ne bir arabası 100'lercesi ters yolda."
Saygılarla.

Salı, Mayıs 29, 2007

İŞÇİ ÇOCUKLAR..


Onlar bizim çocuklarımız.
Onlar ilerde bizlerin büyükleri.
Onlar istikbalimiz.
Okulların kapanmasına az kaldığı bu günlerde.Bütün bir kış sezonunda çalışarak öğrenmek için çabalıyan çocuklarımızı tatil heyecanı sardı.
Tabii bunu bütün çocuklarımız için söylemek doğru olamaz.
Bazı çocuklarımızı daha da zorlu günler bekliyor.
Onlar İŞÇİ ÇOCUKLARIMIZ.
Önce biraz yasalarımıza bakalım ne diyor :
"Yeni iş kanunu Kanun küçük yaştaki işçilerin sağlığını, öğrenim durumunu ve ahlakını korumak için bazı düzenlemeler yapmıştır. İş kanununa göre 15 yaşından küçüklerin çalıştırılması yasaktır.(İş K 71 mad) Ancak on dört yaşını doldurmuş ve ilk öğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler.
Çocuk ve genç işçilerin işe yerleştirilmelerinde ve çalıştırılabilecekleri işlerde güvenlik, sağlık, bedensel, zihinsel ve psikolojik gelişmeleri, kişisel yatkınlık ve yetenekleri dikkate alınır. Çocuğun gördüğü iş onun okula gitmesine, mesleki eğitiminin devamına engel olamaz, onun derslerini düzenli bir şekilde izlemesine zarar veremez."
Şimdi de gerçek yaşamın içinden bazı hakikatları ele alalım.
"Mevsimlik çocuk işçi yaşı 10’a düştü
Her yıl eğitimlerini yarım bırakarak aileleriyle çalışmaya giden Batmanlı öğrencilerin mevsimlik göçü yine başladı."Gazeteler.
Yetkililerin tüm çabalari, 17 bin öğrenci sayısını azaltamadı.
Yetkililer, tarlada ve bahçelerde aileleriyle birlikte çalışmaya giden öğrencilerin yaş ortalamasının 10’a düştüğüne dikkat çekiyor.
Türkiye'de terörün en fazla yaşandığı eğitimin içler açısı bir durumda olduğu olarak bilinen ve çareler aranan bir bölgeden gelen haberler.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun birçok kentinde olduğu gibi batman’da ailelerin mevsimlik göçü başladı.
Aileler tarla ve bahçelerde ürün toplamak için başka illere gidince bundan en çok öğrenim gören çocukları etkileniyor.
Her şeyi eğitim de aradığımız,sorguladığımız gerçekleri nasıl görebileceğiz.Çıkarılan kanunlar uygulamaya geçirilmedikten sonra neye yarar.
"Batman Milli Eğitim Müdürlüğü, öğrencilerin eğitimlerinin aksamaması için çalışmalarını sürdürüyor. Batman Milli Eğitim Müdürü Şinasi Soyer işçilerden dilekçe bırakmalarını ve nereye gittiklerinin tespitini istediklerini belirterek “Bu tespitten sonra orada 20 günlük dahi aksama olsa orada geçici işçi çocuklarımıza eğitim öğretim görüyor” dedi.
Bu konuda ki yorumu sizlere bırakıyorum.İyi niyet bir başlangacım simgesi olduğu söylense de acı gerçek ortada.
Yetkililer, mevsimlik işçi olarak çalışan çocukların yaş ortalamasının 15’ten 10’a düştüğüne dikkat çekiyor.
Genel bilgiler vermeğe kalkarsak karşımıza çıkan tablo :
• Çocukların Çalıştırılmasına Karşı Çalışma Programı'nın (IPEC) verdiği bilgilere göre, dünya genelinde çoğunluğu 5-17 yaş arasında olan 200 milyon çocuk işçi var. Bunların çoğunluğunun yaşı 16'nın altında olan kız çocukları
• Gelişmekte olan ülkelerde çocuklar beş yaşına geldiğinde aileleri, ‘aile ekonomisine katkıda bulunma’ gerekçesiyle çocuklarını hizmetçi olarak çalıştırmaya başlıyor
• Kız çocukları günde 16-18 saat arasında çalışmak zorunda bırakılıyor
• UNICEF raporunda, çocukların hizmetçi olarak çalıştırılması ‘çocukların en gizli şekilde çalıştırılması’ olarak belirlendi
• Özellikle küçük kız çocukları cinsel meta olarak kullanılıyor ve çocuk ticaretine maruz kalıyor
• Birleşmiş Milletlerin Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi, 18 yaşına kadar her insanı çocuk olarak kabul ediyor. Bu sözleşmeye imza koyan Türkiye de çocuğun yaşa bağlı tanımı konusundaki ölçütü kabul etmiş sayılıyor.
Eğer bizim yasalarımıza bakarsak o zamanda :
• 14 yaşın altında ve ilköğretimi tamamlamamış çocukların çalışması kanunen yasak
• Türkiye’de çalışan yaklaşık 3 milyon 850 bin çocuk var
• Türkiye’de 6-14 yaş grubu arasında çalışan 511 bin çocuk var
• 12-14 yaş grubunda kayıtlı çalışan çocuk sayısı 469 bin
• Zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarılmasıyla çocuk işçi sayısında yaklaşık yüzde 50 azalma oldu
• Kentlerdeki çocuk işçilerin yüzde 55.6’sı kırsaldan göç eden ailelerin çocukları
• 6-17 yaş grubundaki çocukların yaklaşık yüzde 58’i tarımda, yüzde 22’si sanayide, yüzde 10’u ticarette, yüzde 10’u da hizmet sektöründe çalışıyor.
Eğer bu gerçeklerle sizleri üzdümse affınıza sığınırım.
Saygılarla.

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

Iktidar ve bayraklar.


Sıcak havalarla beraber meydanlarda gittikçe ısınmaya başladı.Zaman görevini aksaksız yapıyor; belki de vazifesine en sadık element yaşamımız içinde.
Siyasetin kokuları, telaşı odalarımıza kadar ulaşti.Bir tarafta kararlılığımız, diğer tarafta da merakımız.
Sandıktan ne çıkacak ?
Kurmuş olduğumuz düzeni düşünüyoruz.Eğer bu düzenden biraz olsun memnunsak, geçmişle kıyasladığımız zaman, sandık başın da vereceğimiz karar daha da zorlaşıyor.
Bu günkü iktidar partisi koalisyon devrini teslim aldığı zaman politik anlaşmazlıkların içine girmeden iş başı yapmıştı.
Yapmış olduğu analizler içersinde hazırlanmış olan ekonomik paketlerini akıllıca kullandı.Bu da bazı seçmenin gözün de doğru bir seçim yaptığı kanaatini uyandırdı.
Yarım kalmış bir türlü icraata geçirelememiş yasalar tek başına iktidar olma rahatlığı ile yürürlüğe sokuldu.
Bu gün iktidar partisinin kendi bir çizgisi olduğu hepimiz için belliydi.
Onu tek parti haline getiren seçmen bunu da gayet iyi biliyordu.
Muhalefet başlarda yok sayılacak kadar bir politik içinde kalmış.İktidarın önünü açmıştı.
AB yolunda ilerlemeler,piyasaların biraz olsun canlılık kazanması.İktidara daha da
çizgisi içersinde adım atma cesaretini göstermeye başladı.
Kendine öz yumuşak hitabı kafalarda kalan kavgacı iktidarların imaçın önüne geçmişti.
Her iktidarın icraat süresin de bir yıpranma payı olurdu.Bunu iyi gören iktidarlar uzun süre bu koltuklarda kalabilmişlerdir.
Gelelim bu günlere oylarimiz için iki ay gibi bir süre kalmış durum da.Önümüz de ise bizleri bekliyen bir sürü işler.Devlet hangi iktidar olursa olsun kendi içersinde
tıkır tıkır işler. Zaten bu düzen içersinde hükümetler oluşur.Hükümetlerin gelip gitmesi de bu düzenin içersinde ki olumlu veya olumsuz vereceği kararlara bağlıdır.
Eğer bu durumlarda karasızlık içine düştükleri taktirde; halka dönerek onların istek ve doğrultularını gözlemek zorundadır.
Son olarak bu durum Cumhurbaşkanı seçimlerinde yüzünü göstermiştir.
Bu gün halk bayrağını eline almış sesini hangi parti iktidara gelirse gelsin çizgisini mmeydanlara inerek göstermiştir.
Bu mesaj yerine ulaşmıştır.
İktidar meydanlara yapmış olduğu icraatlarla inmiş.Muhalefet ise kendi içinde parçalanmalarla yok olmaya kadar giden tutumunu bir kenera bırakarak bütünleşme yönüne gitmiştir.
İktidar meydanlara çıktığı zaman kendi parti bayraklarını bir kenara bırakmış.Halkın ona göstermiş olduğu bayrağı ile mitinglerini yapmaya başlamıştır.
Bu da iki tarafı keskin bir bıçak gibidir.
Şu anda kafalarda dolaşan tek şey bu halkın iktidara yapmış olduğu mitingler de seni
dinliyoruz ama bayrağımız da elimizde sloganımıdır.Yoksa bu gün iktidarın sokağa dökülen halka verdiği bir cevapmıdır.
Bu durum iki ay sonra sandıktan çıkan sonuçlar belirliyecektir.
Söz artık halkın elindedir.
Saygılarla.

Pazar, Mayıs 27, 2007

CUMHURİYET MİTİNGİ BERLİN


Dünyanın neresinde olursak olalım.Laik bir Cumhuriyet için yürüdük ve yürüyeceğiz.Bizler Ulu önder ATATÜRK'ün çocuklarıyız.


Saygılarla.

PAZARIN DUYURUSU...




Almanya’nın başkenti Berlin’de
Almanya Atatürkçü Düşünce Dernekleri Birliği tarafından
"Cumhuriyete Sahip Çık"
adı altında miting düzenlenecektir.
Berlin'deki Tiergarten adlı hızlı tren istasyonunda
27 Mayıs Pazar günü yapılacak mitinge katılanlar,
buradan "17. Juni" (17 Haziran) caddesinden
"Siegessaeule" anıtına yürüyecek.

27 MAYIS 2007 PAZAR
ALMANYA- BERLİN
Avrupa'daki her yaştan Atatürkçü Gençlere duyurulur.


"Türkiye’nin iki kırmızı çizgisi var: biri ülkenin bütünlüğü, diğeri de laiklik. Bu iki kırmızı çizgi ne yazık ki çok büyük yaralar aldı. Artık sokaktaki insan bu konuda dur diyor. Biz de Berlin’den, yurtdışındaki yurttaşlarımızın bu konudaki duyarlılıklarını gözönüne alarak böyle bir miting düzenledik."
Saygilarla.

Cumartesi, Mayıs 26, 2007

Terkedilenler.


Muğla'daki Kurşunlu camii avlusuna bırakılan şüpheli kadın çantası, bomba uzmanlarınca patlatılmak üzereyken çanta içerisinden gelen bebek sesi olası bir faciayı önledi.
Hatırladınız değilmi bu haberi, 1 Nisan 2007 di.O terk edilen bebek bir yerde şanslıydı.Ölümün eşiğinden dönmüştü.Ya bu kadar şanslı olmıyan bebekler.Anneleri tarafından bir köşeye terk edilenler.Soğuktan açlıktan hayatlarını kaybedenler !..
O nasıl bir annedir diye başlarız lanet okuruz.
Kendimizi onun yerine koyar çocuklarımıza bir başka sevgi ile bakariz.Sonra olanları unutup bir başka haberde aynı duygular içinde yaşarız.
Hiç bir zaman anne gözümüzün önüne gelmez.O anne bir tecavüz sonumu o bebeği dünyaya
getirmiştir.Daha kendisi çocukluk yaşında olup da;anne olmuştur.Ailesinden korktuğu içinmi,yoksa pisikolojik bozukluklar içinde kıvranmaktadır.
O tarafı bizi hiç ilgilendirmez.Hain anne "hiç olmazsa Çocuk Esirgemeye bıraksaydın"
suçlarız da suçlarız.
Bir de Sabah programları vardır Tv.lerde, orada sıraya girmiş.Sunucuya yalvaran; şu kadardır zamandan beri çocuğumuz olmuyor.Tedavi için paramız da yok ne olur bize yardımcı olun diyen anne adaylarını görürüz.
Tedavi imkanı olmıyan bir bebek, bir çocuk sahibi olmak için devlet kapılarında mücadele veren aileler.Kanuni olmıyan yollardan çocuk sahibi olmak istiyen aileler.
Gözler önünde ki gerçekler.Unutmadan söyliyeyim bir de terk edilen bebeklerin annelerini bulabilmek için kanuni araştırmalar.
Yaşadığım ülkede bir anne çocuğunu sokağa terk ederse,onu ölüme terk etmiş sayılır ona göre ağır cezalar alır.
Onu cezalandırmak bir bebeğin hayatını kurtarmıyacaktir.Cözüm ise hiç olmıyacaktir.
Yukarıya bir resim koydum ona iyice bakın.
1 nci resimde çalılar arasında duvarda bir kapaklı pencere.Onun arkasını da ikinci resimde görüyorsunuz.Ne şartlar içinde olursa olsun çocuğunu terk etmek zorunda kalan
anne oraya gelir.O kapağı açıp bebeğini oraya bırakır.Sonra kapağı yavaşça kapar.
15 dakika sonra bıraktiği kutuda dışardan duyulmıyacak bir şekilde alarm çalar hemen
hemşireler gelerek o bebeği o kutudan alır.İlk tedavilerini yaparlar.O artık yeni bir dünya'ya , anne baba sevgisi için evlatlık verilmek için hazırlanır.Hiç bir zaman evlatlık olduğunu bilmez.Yeni hayata atılmaya hazırlandığı yerdeki personel de onun hakiki annesini veya babasını hiç araştırmaz.
O minik bebek o gün orada yeni bir yuva için doğmuştur.Kanuni bir tatbikat yapılmaz.
Ortada kanun yapıcısı bir suç görmemektedir.
Tabii bu durum etik midir,tartışılır.
Büyük şehirlerde böyle toplama kutuları 5-10 tanedir.Aşağı yukarı her şehirde bulunur.
Bu yazıyı yazmakla yanlışmı yaptım bilemiyorum.Bu arada ülkemizde ölüme terk edilen bebeklerin de sayısını da vermiyorum.
Saygılarla.

Perşembe, Mayıs 24, 2007

Dikkat BAS-mayın! ..


Bu gün acı bir haber daha yüreklerimizi yaktı. Altı evladığımızı daha kaybettik.
O öyle bir düşmandır ki kendini saklar sinsidir.El, kol,yaşam ışığını söndürür.
Bir zamanlar ülkelerin sınırları korumak için ürettiği bu adı silah bu gün kalleş insanların birer oyuncağı olmuştur.Kalleş dememin tek nedeni onun kimi vuracağının belli olmamasıdır.Onları üreten ve kullanan insanlar kendi çocuğunun da bir gün o adi silahla parçalanabileceğini asır boyu düsünmemiştir.
Bir asir boyunca yerleştirildikleri yerde bozulmadan kurbanlarını bekleyen
barış,canlinin her cesidini tanımayan sinsi ve tehlikeli bir tür kitle imha silahıdır...
Onun icin istediginiz kelimeyi kullanabilirsiniz; kalleşlik,kahpelik,korkaklık,ve adilik.
Üretim maliyeti bir kac dolara mal olan, ama bu musibetten kurtulmak için harcanacak para binlerce dolara kadar çıkan dünyanın en adi silahı.
Yerinden kımıldatıldığı veya başka şekilde bir müdahalede bulunulduğu zaman patlamasına yol açacak yardımcı bir fünyesi bulunan mayın. Bu tertibat; mayının kendisine, diğer bir mayına veya yanında ya da altında bulunan bir yardımcı imla hakkına bağlanabilir.
31 Temmuz 2003 itibariyle toplam 134 ülke Mayın Yasaklama Anlaşması’nda devlet olarak taraftır, 13 tanesi ise anlaşmayı imzalamış ama henüz tasdik etmemiştir, bu da toplamda dünya ülkelerinin dörtte üçünden fazlası ediyor. Son Mayın Raporundan beri, her ikisi de mayınlardan etkilenen Afganistan ve Kıbrıs da anlaşmayı imzaladılar. Bir dizi başka hükümet, anlaşmaya katılma doğrultusunda önemli adımlar attılar ve anlaşmayı onaylama eğiliminde olduklarını gösterdiler.
Toplam 200 milyon antipersonel mayın stoku ile 47 ülke, halen Mayın Yasaklama Anlaşması’nın dışında bulunuyor. Bu ülkeler arasında BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden üçü (Çin, Rusya ve ABD), Orta Doğu’nun çoğu, eski Sovyet cumhuriyetlerininin çoğu ve birçok Asya ülkesi bulunuyor.
Mayın Yasaklama Anlaşması’nın tarafı olan 30 devlet ve imzacı olmayan (Finlandiya, Yunanistan, İsrail, Polonya, Sırbistan, Montenegro ve Türkiye) altı ülkeden oluşan 36 ülke, antipersonel mayın üretimini durdurdu. Tayvan da mayın üretimini durdurdu. Üretimi resmen durdurmamış olan birkaç ülkede bir süredir üretim yapılmadığı görülüyor; ABD (1997’den beri), Güney Kore ve Mısır. Rusya son sekiz yıldır en yaygın kullandığı mayını (PMN serisi) veya PFM-1 “Kelebek” mayınlarını üretmediğini açıkladı.
Handicap International adlı sivil toplum kuruluşunun raporuna göre, geçen yıl bombalar nedeniyle 13 binden fazla sivilin öldüğü biliniyor, ancak gerçek rakamın muhtemelen bunun üzerinde olduğu belirtiliyor.
Bunların bir kardeşi olan da misket bombalarıdır.
Şubat ayında Oslo’da yapılan ve 46 ülkenin atıldığı toplantıda, misket bombalarının gelecek yıla kadar yasaklanması kararı alınmış, ancak ABD, Rusya, Çin gibi büyük misket bombası üreticisi olan ülkeler bu kararda yer almamıştı.
Bu gün o silahı kullanan her kim olursa olsun lanetle anılacaktir.
Saygılarla.

Çarşamba, Mayıs 23, 2007

Koyu bir Galatasaray'lının duyguları...

Babam ve Metin Oktay
Futbol seyircisi olmak bir takım seçmek her kişinin kendine ayrı bir özgüsüdür.Her taraftarın da o takımı nasıl tuttuğunun bir öyküsü vardır.
Bu ya aileden gelen bir tutku vaya bulunduğu ortam ona bunu sunmuştur.Onun renkleri benimsemiş her zaman arkasında olmuştur.
Kimi zaman takımı ile sevinmiş, kimi zamanda onun için gözyaşı dökmüştür.
Ben bu tutkuyu babam sayesinde tanıdım.Çok iyi de bir seyirci idim.Babamın mesleği nedeni ile o efsane futbolcuları bire bir tanıma şansım olmuştu.
Benim zamanım da maçlar Mitatpaşa'da ; şindiki İnönü stadın da oynanırdı.
O günleri gözlerimin önüne getirmeye, biraz olsun çalışacağım.Ezeli rakip olan 'Galatasaray - Fenerbahçe' maçları, o zamanlar sahalarımız bu günkü gibi modern de değildi. Mitatpaşa da oynan bu iki ezeli klüplerin maçlarında, seyirciler o stadda söyle dağılırdı.
Gazhane açığınına bir takımın seyircisi,deniz tarafına da diğer takımın seyircisi geçerdi.Her iki tarafda kendi takımları için tezahürat yaparlardı.Bu arada kapalı ve numaralı trübünlerinde seyirciler karışık otururlardı.
Her iki açık da yapılan bu coşkulu tezahüratın içine çekmek için 'haydi kaplı' diye laf atılırdı.Ne yazık ki oradan maç oynanma esnasında, kaçan pozisyonlar veya atılan göllerin ardından başka, hiç ses gelmezdi.
Maç biter bir taraf galip gelmiş diğer taraf malup olmuşsa Taksim'e çıkan yolun sağını bir takım, solunu bir takım alarak iğneli şarkılar söyliyerek çıkarlardı.
Kimi zamanda yenilen takımın sembolik tabutları oraya kadar taşınırdı.Taksim de ise o maç bitmiş taraftarlar oradan dağılıp giderlerdi.En fazla iki rakip takımın seyrcisi öteki maçta görüsürüz diye maçı noktalardı.
Bir de bu stadyumun parası olmıyan beleşçi taraftarları vardı.
Onlarda maçı Gazhanenin arkasında ki tepelerden seyrederlerdi.Tabii ki sahayı kısmen görerek; orada her iki rakibin taraftarı bir arada maçı izlemeye çalışır.Stad dan yükselen seslere göre bir birlerine sorarak kim attı veya ne oldu soruları havalarda uçuşurdu.
Ben koyu bir Galatasaray taraftarı idim.O efsane futbolcuları tanımış onlarla her zaman iç içe olmuştum.Fenerbahçe ise benim her zaman ezeli rakibim olmuştu.Onları yendiğimiz zaman büyük bir sevinç duyardım.Her ne kadar Galatasaraylı olmama rağmen
bir Can Bartu bir Lefteri görebilmek için Fenerin maçlarına da gitmekten kendimi alamazdim.Keşke onlarda Galatasaray' lı olsalardı diye üzülürdüm.Ne yazık ki onlar amatör ruhlu profesyenel futbolculardı.Onlar da Metin Oktay, Turgay Seren gibi formalarının aşıklısı idiler.Fener'in maçlarına gittiğim zaman o sevdiğim futbolcuları çılgınca alkıılar onlara tezahürat yapardım.
Gelelim bu günlere ben gene Galatasaray'lıyım ama takım tutmuyorum.İster Fener isterse, Galatasaray isterse, Beşiktaş şampiyon olsun beni zerre kadar ilgilendirmiyor.
O güzel renklerin o futbol şölenlerinin içine çıkarlar için kara bulut gibi cöktüler.
İspatımı diye soracak olursanız.
Açın Tv.lerdeki Spor programlarını birbirini yiyen yorumcular.Kameralarla saatlerce bir ileri bir geri maçın içindeki bir pozisyonu saatlerce anlatmaya çalışanlar.Her maç sonu İğrenç bir şekilde beyan veren yöneticiler.Taraftarı haftalar öncesi galeyana getirmeye çalışan spor yazarları.
O güzelim Futbol bu gün tarihe söyle geçmiştir.Fenerbahçe'nin 100 yılında Ali Samiyen
Stadında da bu da "Galatasaray'lıların stadıdır" toprağa gömülmüşdür.Bu gün Fenerbahçe nin 100 yılını ve şampiyonluğunu ellerimden kan gelircesine kadar alkışlasam kutlasam bile o toprağa gömdügümüz Futbolumuz geri gelmiyecektir.
İnşallah yeni bir taraftar, yeni bir futbol doğarda; benden sonra ki nesiller benim gençliğimde ki gibi zevkle bu sporu yaşarlar.
Saygılarla.
Bir kere daha yıkıldım !..
Bu gün çok sevdiğim bir arkadaşım izinden geri geldi.Hem hoşgeldin,hemde Şampiyonluğunu kutlamak istedim.O köyü bir Fenerbahçe'liydi.Bana ne dedi biliyormusunuz.Benim için bu devir kapanmıştır.Gelir gelmez maçları takip ettiği Tv.Maç yayın programını iptal ettirmek olmuş.Sevgili arkadaşım hakiki bir Fenerbahçeli .O Futbol'u seven, bir güzide takıma gönül veren dost.100 ncü yılında doğduğundan beri Fenerbahçe'ye gönül vermiş bir insani bile küstürdünüz.Bu konuda daha yazacak bir şey kalmamıştır.

Salı, Mayıs 22, 2007

SORGUN SINIFTA KALDI...


Iki gündür Tv.lerde ve gazeteler'de haber olan Sorgun.
Bu ilçemiz nerede ne yapar önce ona bakalim.
Rakım : 1 200 m
Yüzölçümü: 1 804 km2
Nüfus : 116 740 (1997)
Şehir tabelasın da bunu görürsünüz.
İI merkezinin doğusunda, E88 Kara yolu (Yozgat Sivas) üzerinde kurulan ilçe, doğuda; Akdağmadeni, Saraykent, güneyde; Sarıkaya, batıda; Yozgat, kuzeyde ise, Çorum, Aydıncık ve çekerek ile komşudur.
Hafif dalgalı düzlüklerin geniş yer kapladığı ilçe, yeraltı suları ve jeotermal kaynaklar bakımından zengindir. İklimi karasal olup, yazları sıcak ve kurak, kısları soğuk ve sert geçmektedir. Yaygın bitki örtüsü bozkırlardan olu5an ilçe de, akarsu kenarlarında yoğun olarak, kavak ve söğütlükler bulunmaktadır. Suyu bol olan köylerde projeli kavaklıklar kurulmuştur.
1997 genel nüfus tespiti geçici sonuçlarına göre ilçede.116740 kişi yaşamakta olup, bunun; 50 273; ilçe merkezinde, 66 467'si de köylerde bulunmaktadır. Ekonomisinde en önemli yeri, tarım ve hayvancılığın aldığı ilçede, yapılan göletlerle suyu tarım alanları oldukça genislemiştir.
Bu şirin ilçemiz birden gündeme gelmiş ve orada kötü şeyler olmaya başlamıştır.
Sorgun ilçesinde fuhuş yaptırmak suçundan sabıkalı bir kişinin aşırı alkol alıp, yaşadığı ilçenin halkına küfürler yağdırması sonucu meydana gelen ve 6 evin yakıldığı, 2 arabanın ateşe verildiği, 10 kişinin açılan ateş nedeniyle yaralandığı olaylarla anılmaya başlanmıştır.
Olayların ardından 53 kişi gözaltına alınırken, arkadaşlarının gözaltına alınmasına tepki gösteren bir grup toplanıp, Emniyet Müdürlüğü'nde , "Zanlıyı bize verin öldürelim" diye bağırmışlar.Daha sonra gözaltına alınan 53 kişinin bırakılması için de"Sorgunlular dışarı, gavatlar içeri" sloganlarıyla Emniyet Müdürlüğü'ne yürümüşler..

Olayla ilgili haberler " Sorgun ilçesinde fuhuş yaptırmak suçundan sabıkalı bir kişinin aşırı alkol alıp, yaşadığı ilçenin halkına küfürler yağdırması ile baslamiş" 6 evin yakıldığı, 2 arabanın ateşe verildiği, 10 kişinin açılan ateş nedeniyle yaralandığıdır.

Bizlere bazı olayları andıran / hatırlatan görüntüler !..
"Sayıları bini bulan öfkeli kalabalık tekbir sesleri ile bu kez, 'Ya siz öldürün ya da biz öldürelim' şeklinde bağırmaya başladı. Polis, kalabalığı dağıtmak için biber gazı kullandı".
"Daha da öfkelenen halk bu kez de fuhuş yapıldığı iddia edilen Sorgun'un çeşitli mahallelerindeki evlere doğru yöneldi. Toplu halde hareket eden gruplar, tekbirler eşliğinde yürümeye başladı. İlk olarak Ahmet Efendi mahallesinde bulunan 2 katlı bir bina ateşe verilmek istendi. Ancak binada küçük yaşta çocuklar olduğunu öğrenen kalabalık, evin duvarlarını yıkmakla yetindi. İkinci adres ise Osman Çavuş mahallesindeki 2 katlı bir bina oldu. Bina ateşe verildi ancak evin yanlış kişilere ait olduğu anlaşılınca yangın halk tarafından söndürüldü. Grup daha sonra Eymir Yolu üzerindeki tek katlı evi ateşe verdi. Evin deposu olarak kullanılan müstakil bir bina da tamamen yıkılarak tahrip edildi.. Daha sonraki hedef Yenidoğan mahallesinde başka bir ev oldu. Son olarak ise Aydınlıkevler mahallesinde bir ev ateşe verildi. 2 otomobil de ters çevrilerek yakıldı. Öfkeli kalabalık yangınları söndürmek isteyen itfaiye ekiplerinin de olay yerine gelmelerini engelledi.
Bu arada evleri basan öfkeli kalabalık tabanca ve pompalı tüfeklerle evlere ateş açtı. Açılan ateş sonrası 10 kişi çeşitli yerlerinden yaralandı."
Şimdi Sorgun'lulara sormazlarmi?
Sen demokratik bir ülkede yaşamıyormusun.
O yaşadığın ülkenin bir kanunu olup olmadığının farkında değilmisin.
Allah'in adını ağzına alıp insan yakmak /öldürmeğe kalkmak hangi inanç çelçevesi içinde var.
En son olarak iddia ettiğin fuhuş evleri veya o işi yapanların orada o işi yapmasını
"daha açıkçası onların müşterileri sen değilmisin"
Ben olmadığıma göre sana bunu sormaya hakkım var.
Son olarak o güzel ilçemize yapmış olduğun yanlışlıklar yüzünden sürmüş olduğun bu lekeyi nasıl kaldıracaksın.
Saygılarla.