Cuma, Ekim 12, 2007

DOSTLARIM...



Ramazan bayramınızı kutlar, sevdiklerinizle beraber sağlık, mutluluk ve esenlik dolu günler dilerim.

Saygılarla.Dün Şehitlerimizi yolcu ettik Cennetin en güzel köşesine.
Geride kalan bizlerdik.
Birde bize kalan onların emanetleri.
Ayakları çıplak toprağa basıyordu.
Bir zaman nenelerinin bastığı gibi.
Onlarda o toprağa sırtında top mermileriyle çıplak ayak bastılar.
Üşümediler o toprağı akan evatlarının kanı ısıtmışdı.
Bize düşen emanetlerimize sahip çıkmak.
Bayramları onların gözlerinde sevinç göz yaşları ile yaşatarak.

Perşembe, Ekim 11, 2007

ŞİDDET !!!


Lise müdürünün hamile hizmetlinin karnına yumrukla vurduğu iddiası
Hatay’da bir kişi, hizmetli olarak çalışan 2.5 aylık hamile eşinin karnına yumrukla vurarak bebeğini kaybetmesine
neden olduğunu önü sürdüğü lise müdürü hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ömer Ç, (25) İnsan Hakları Derneği (İHD) Antakya Şubesinde yaptığı basın açıklamasında, 2 yıllık evli olduğu eşi Meryem Ç’nin (22) ilk çocuklarına hamile kaldığını, henüz iki aylık hamile olması nedeniyle lisedeki görevini sürdürdüğünü belirtti. Doktorunun, eşini ağır işler yapmaması konusunda uyardığını ifade eden Ö.Ç, "Meryem’de dün okulda müdür B.K’nin yanına giderek durumu anlatmış ve hamileliği nedeniyle ağır işler yaptırılmamasını istemiş. Bu söz üzerine çok sinirlenen müdür, eşimin karnına yumruk atmış. Eşimi okuldaki öğretmenler Antakya Doğumevi Hastanesine kaldırdı. Yapılan kontrolde bebeğin öldüğü söylenince dünyamız yıkıldı" diye konuştu. Müdür hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu belirten Ömer Ç, hakkını arayacağını söyledi. Eşi Meryem Ç’nin Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumunda (SHÇEK) büyüdüğünü belirten Ömer Ç, "Tek isteği çocuk sahibi olup çocuğuna anneliği tattırmaktı" dedi. İHD Şube Başkanı Hatice Can da yapılanın kabul edilebilecek bir davranış olmadığını, kadına yönelik şiddeti ne şekilde olursa olsun kınadıklarını söyledi. Bu arada, Milli Eğitim Müdürü Nazmi Bozoğlan, olayı yeni duyduğunu ve üzüldüğünü, gerekli soruşturmayı hemen başlatacağını söyledi.K.Milliyet
Bu bir sadece münferit adli olay olarak okur ve değerlendirile bilinir.
Olay yeri bir okul !!!
Olayın zanlısı bir okul müdürü !!!
İşte o zaman her şey değişir.
Eğer eğitim alanlarında şiddeti konuşuyorsak.
Okul önlerini kaygı ile gözetliyorsak.
Eğitim yuvası olan bir yerde eğer oranın en sorumlusu olan bir kişi böyle bir olaya neden oluyorsa !!!
Bir kere değil bin kere düşünülmesi gerekmektedir.
Milli Eğitim önce kendi personelinin biraz olsun psikolojik durumuna el atması gerektiği ortada.
Bir idarecinin nasıl bu duruma geldiği yapmış olduğu suçdan çok ileride olduğu muhakkakdır.
Yoksa bu gibi 3.ncü sayfa haberlerine de alışacağız.
Ya o zaman canımızın bir parçası olan çocuklarımız ?
Yoksa istatisliklere dayanarak yüzbinlerde bir diyemi geçiştireceğiz.
Saygılar

Çarşamba, Ekim 10, 2007

BÖYLE BÜYÜDÜK BÖYLE ÖLÜRÜZ...

MySpace
Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.

Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.

Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

"Türk ulusunun yönetiminde ve korunmasında, ulusal birlik, ulusal duygu, ulusal kültür en yüksekte göz diktiğimiz ülküdür" derken de ön plana çıkarılan Ulus kavramıdır. Bu kavram her koşulda vurgulanmış, tüm eylemlerde ulus dayanak alınarak, sonuç-başarı ulusa mal edilmiş, odak noktası olarak "Ulus" kavramı benimsenmiştir.

Atatürk'ün Milliyetçiliği aynı zamanda geniş bir hoşgörüye de sahiptir.

"Gerçi, bize ulusçu derler ama biz öyle ulusçularız ki bizimle işbirliği yapan tüm uluslara saygı gösteririz. Onların bütün ulusal gereklerini tanırız. Bizim ulusçuluğumuz, herhalde, bencil ve kendini beğenmiş bir ulusçuluk değildir."

Kurtuluş Savaşı, ulusal niteliği gereği, tek bir sınıfa ya da gruba dayanmayıp, toplumun tüm kesimlerini içine alan geniş ittifakın ürünü olarak kazanılmıştır. Bu nedenle Atatürk'ün halkçılık ilkesi kaynağını kurtuluş mücadelesinde bulmuştur.

GENÇLİĞE HİTABE

Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemâl ATATÜRK








Salı, Ekim 09, 2007

O KAPIDAN GECENLER...


Bu gece öyle bir gecedir ki; meleklerin yeryüzü ile gökler arasında mekik dokuduğu bir gecedir.
Bizlerin duaları o gecede taşınır.O öyle bir gecedir dağın,taşın,ağacın her canlının secde ettiği bir gecedir.
Bu mübarek günlerde kapılar açılır cennet kapıları.
O kapıdan şehitler girer.
Bu kapıdan 15 şehitim girmişdir.Onlar şimdi oradalar en büyük mertebeye ulaşarak.
Bizlerse bilinsinki o mertebeye ulaşabilmek için, işte bu gecede dualar ederiz.
Benim şehitlerim benim bayrağıma sarıldınız; benim vatanım için şehit oldunuz; keşke bizlerde sizler gibi o mertebeye ulaşabilsek.
Birde bir kapı daha açılmıştır.O kapıdan gelecekleri bekliyen onlar cehennem azabının adaylarıdır.
Onlar kardeşi kardeşe kırdıran,bu fani dünyada çıkarları uğruna kana susamışlar.
O kapı onları beklemektedir.Orası onlara çokda uzak değildir.
Bir nefes kadar yakındır.
Allahın bizlere bahş ettiği bu güzel nimetlerden faydalanalım.Şeytana kanıp bu kısa yolun sonunda o kapıya ulaşmıyalım.
Bu vatan bizim vatanımızdır,bu bayrak bizim bayrağımızdır.
Yurdumuzun neresinde olursa olsun bacasından duman çıkan o yuva bizim yuvamızdır.
Ona sahip çıkalım.
İnsan gibi yaşıyalım dağda bayırda yalnız, şeytanla kolkola yaşamıyalım.
Bu gün hangi mevkide olursak olalım.Vatana ihanet edersek;bayrağımıza ihanet edersek,kardeşimize kurşun sıkarsak.Ulaşacağımız yer azabın en büyüğü cehennemdir.
Bu mübarek günlerde bir kere daha düşünüp Allahın meleklerinin taşıyacağı duaları iyilikleri yaratalim.
O herşeyi görür.
Buradan bütün şehit anne ve babalarına sesleniyorum.
Ne mutlu ki böyle evlatlar yetişdirdiniz.Onlar sizleri Cennetin en güzel köşesinde beklemektedirler.
Onlar ölmediler bir görevi yerine getirdiler.
Allah vatanını kalpden seven her kişiye böyle bir mertebeyi nasip eylesin.
Vatan yoksa,bayrak yoksa.O vatan için gözünü kırpmadan canını vermeye hazır, olmıyan insanlar yoksa,orası boş bir karanlıkdan başka bir yer değildir.
Allah vatanımızı,bayrağımızı onun için yaşıyan kardeşlerimizi korusun.
Saygılarla.

Pazartesi, Ekim 08, 2007

KADİR GECESİ .



ERDIL

Sema kapılarının açılarak esenlik ve güvenliğin her tarafa yayılacağının, Cenab-ı Mevlâ’ya açılan ellerin, yükselen dua ve yakarışların kabul edileceğinin bildirildiği bu geceyi “bin aydan daha hayırlı” kılan, Kur’an-ı Kerim'in bu gecede indirilmesidir. Kadir gecesini idrak etmenin ve ondan nasiplenmenin yolu ise, Kur’an-ı Kerim’in eşsiz mesajını anlamaktan ve onun aydınlattığı istikamette yürümekten geçer.

“Aklen ve fikren diri olanları” uyarmak için gönderilen Kur’an, bize kendimizi hikmet aynasında görmemiz ve Rabbimizi tanımamız için rehberlik etmekte, varoluşun ve hayatın anlamını göstermektedir. O, dünya ve ahiret mutluluğunun yol haritasıdır. Bunun için de Kur’an bize hem Yüce Yaratanımıza karşı ödevlerimizi, hem de kendimize, yakın ve uzak çevremiz ile bütün insanlara karşı sorumluluklarımızı hatırlatır.

Kur’an insanlar arasında adaleti, işi ehil olana vermeyi, hakka razı olmayı, başkasının hakkına göz dikmemeyi, sevgiyi, yardımlaşma ve kardeşliği, davranışlarda doğruluk ve dürüstlüğü emreder. Üstün ahlak sahibi Peygamber Efendimizi örnek almayı bizlere emreden Kur’an, dindarlığın ancak ahlakla kemale ereceğini bildirir. Bunun için de O, sözünde durmayı, iyilikte yarışmayı, nimet ve külfeti paylaşmayı, fakir, düşkün ve yetimi kollamayı, emanete ve komşu hakkına riayet etmeyi, alçak gönüllü, güler yüzlü ve iffetli olmayı, çirkin işlerden kaçınmayı ve utanma duygusunu, kimsenin gizli halini araştırmamayı olgun Müslüman’ın ayrılmaz vasıfları olarak zikreder. Hırs, çekememezlik, kin, dedikodu, kendini beğenmişlik, yalan, iki yüzlülük gibi kötü huyların müminde barınmayacağını bildirir. Kur’an’la buluşmak, sadece onu okumak ve dinlemekle değil, onun öğütlerini önemsemek ve her birini davranışlarımıza yansıtmakla mümkün olur.

Peygamber Efendimiz “faziletine inanarak ve sevabını da yalnız Allah’tan umarak Kadir gecesini güzel amellerle geçirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağı” müjdesini vermekte ve bu gecede “Allah’ım sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle” diyerek dua etmemizi tavsiye etmektedir. İnanıyoruz ki, unutarak ve bilmeyerek işlediğimiz günahlardan gerçekten pişman olur ve onlara bir daha dönmemeye karar verirsek, kendimizle hesaplaşıp kulluk ve sorumluluk bilincimizi yenileyebilirsek Yüce Rabbimiz bizleri affedecek, bizlere mağfiret edecektir. Öyleyse, bu mübarek gecenin rahmet ve mağfiret ikliminde Yüce Allah’tan bize imanı sevdirmesini, bizleri samimiyetten ve istikametten ayırmamasını, doğruyu bulduktan sonra kalplerimizi eğriltmemesini ve bizleri affetmesini dileyelim.

Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin, yurt dışında yaşayan vatandaş ve soydaşlarımız ile İslâm aleminin Kadir Gecesini tebrik ediyor, bu müstesna gecede yapacağımız dua ve yakarışların bütün insanlığa sevgi, barış ve huzur getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.K.Diyanet İşleri.
Saygılarla.

Pazar, Ekim 07, 2007

TİMSAH GÖZ YAŞLARI ...


PAZARIN SOHBETİ..

Timsah göz yaşları söylenen bir deyim mi, yoksa hakikatimi anlatır.
Sürüngenler avları hakkında bir duygu hissetmezler ama onları parçaladıkları zaman göz yaşı dökerler.
Bu bir biyolojik olaydır.Tıslamaları,nefes alışları,yapmış oldukları basınç nedenlerden bir tanesi olabilir !!!
Amerikalı araştırmacılar avını yemekte olan bir Timsahın sesli olarak ağladığını görmüşlerdir.
Yüzyıllarca söylenen Timsah gözyaşları onun bu işlevi yaparken duygularının senbolümü; yoksa iki yüzlülüğünün tescilimidir.
Sürüngenler avlarını yerlerken devamlı olarak gözlerinin yaşlandığı bilinmektedir.
Göz yaşları torbalarından gelen yaşlar, devamlı olarak aktiv duruma geçer.
Neorologların yapmış olduğu araştırmalarda yüz felci olan kişilerde de yemek yerken göz yaşı döktüklerini söylemektedirler.
Zoolog Kent Vilet Florida ünüversitesi araştırmacılarından, yapmış olduğu üç aligator ve dört timsah üzerindeki testlerde 7 sürüngenden 5 tanesinin göz yaşı döktüğünü görmüşlerdir.
Bunun duygusal göz yaşları olmasınında yenmekte olan canlıya bir faydası olmadığı bir gerçektir.
Yukarda belirtildiği gibi çıkarmış olduğu sesler nefes alışımı,baskının getirdiği zorlama bu göz yaşlarının dökülmesinin nedeni olmaktadır ???
Yukarda deyimin timsahlar yönünden bir açıklanması araştırmacılar tarafından izah edilmektedir.
Ya bu deyim insanlar için kullanıldığı zaman nasıl izahı olabilir!!!
Hayırlı Pazarlar.
Saygılarla.

Cumartesi, Ekim 06, 2007

ENERJİ OLMAZ DEMEYİN !!!



Norveç şehir enerjisi için ilk olarak tuzdan faydanılarak enerji üreteceği santralı kurmaya hazırlanıyor.
Enerji Santaralının tatlı ve tuzlu su arasındaki basıncın bir membran sayesiyle olabilecek enerjiyi elektriğe dönüştürme yolunda.
Önümüzdeki yılda inşaatı başlıyacak olan bu Santaral dünyada kurulacak ilk proto tip olacak.
Oslofjördes nehrinin denize dökülüm ağzında kurulacak olan bu santral Enerjinin elde edilemesi tatlı su ile tuzlu su karışımı esnasında olan bir büyük baskının enerjiye çevrilmesi olarak anlatılıyor.
Bilindiği gibi İskandinav ülkelerinin temiz enerji üzerinde çok yönlü çalışmaları vardır.Bu temiz enerji de bunlardan biri olarak gösteriliyor.
Bu ilk Santral için maliyetin yatırımcı Firmalar 100 Milyon Kron "13 Milyon" Avro olarak hesaplamaktadırlar.
Bir başka önem taşıyan tarafida hava kirlenmesine neden olan enerji Santrallerine karşılık C02 oranınin sıfır olmasıdır.
Norveç'in akarsu bolluğuda göz önüne alındığı taktirde bu gün enerji kazanımının % 10 nunu akarsularından kazanmakta olduğu, bunuda bu tip santraller sayesinde de yüzde yüz temiz enerji kazanma yolunda olduğunu göstermektedir.
Küresel ısınma yolunda katkısı ise tartışılmaz bir konumdadır.
C02 = Sıfır.
Saygılar.

Cuma, Ekim 05, 2007

BILEN ANLATSIN...



Yukarda şehrin içersinde bu ikaz tabelalarını çok görebilirsiniz.Bu Yalnız o şehirde değil Avrupa'nin her şehrinde görebilirsiniz.Önce ilk dikdörtgen kırmızı zemin üzerinde beyaz yazılı tebalaya bakalım, o ülkenin lisanında yazılmış bu yazı her ülkede kendi lisanındadır.Ben size onu tercüme edeyim.KUDUZ ! Tehlikeli bölge. hemen altında üçgen içersinde el ele tutuşmuş iki çocuk ikiside aynı direk üzerinde.İkiside bizlere birşey söylüyor acaba ne diyor.Eğer bilen biri çıkarsa bana bunu anlatsın.

Saygılarla.

Tikla

Perşembe, Ekim 04, 2007

ANLIYANIZ VARMI !!


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Alman Birlik 90/Yeşiller Partisi Eş Başkanı ve Almanya Federal Meclisi Alman-Türk Parlamenterler Dostluk Grubu Başkan Yardımcısı Claudia Roth ile yaptığı görüşmede, Roth'un Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile ilgili medyaya yansıyan sözlerini gündeme getirip, tepki göstererek ''Bizim Silahlı Kuvvetlerimiz elbette eli silahlı teröristlere gereken karşılığı verecektir'' dediği öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre, AK Parti Genel Merkezi'ndeki görüşmede Erdoğan, terör örgütü PKK'yı destekleyenlerin bulunduğunu hatırlatarak, ''Terör örgütüne, 'terör örgütü' demeyenler 'kardeşim', 'arka bahçemiz' diyenler var. Terör örgütünün avukatlığını yapıyorlar, bu kabul edilemez. PKK'ya terör örgütü demeyenlerle muhatap olmayız'' dedi.

''HER TÜRLÜ ŞİDDETE KARŞIYIZ''

Claudia Roth da her türlü şiddete karşı olduğunu vurgulayarak, PKK'ya silah bırakma çağrısında bulunduğunu ifade etti.

Roth, Şırnak'taki saldırıyı üzüntüyle karşıladığını belirterek, ''PKK'nın eylemlerini haklı çıkaracak herhangi bir unsur bulunmuyor. PKK ile DTP'yi birbirinden ayrı tutmamız gerekir'' dedi.

Bunun üzerine Başbakan Erdoğan Roth'a, ''Bakın siz PKK'ya 'terör örgütü' diyor ve kınıyorsunuz ama bunu onlar söylemiyor'' karşılığını verdi.Sabah Gazetesi.

Sarhoş kovboyların öldürücü kurşunları :
Başlık aynen böyle Die Welt gazetesinde nereye ait diyecek olursanız Almanya yani sayın Claudia Roth 'un ülkesinde çıkan bir gazete.
Bağdat sokaklarında amok sürücüler, 200 yakın silahlı saldırı.Ölen siviller bu sadece Blackwater'lerin marifetleri.Kimlerden meydana getirilmiş bu kişiler filimlerde oynıyan Ramboları örnek almış kişiler orada neler oluyor bilen kimse yok.Gazete daha çok şeyler yazıyor.
Şimdiye kadar 1 milyon insanın öldügü ülkeden bahs ediyorum.Şu anda ölüm her köşede kol geziyor.Terör bütün doğurganlığı ile devam ediyor.
Bu ülkeyi iyi bir yaşama kavuşruracak kurtarıcılar.
Evet bir yerde kurtardılar kurtulanlar şimdi toprak altında.
Soracaksınız bunun sayın Claudia Roth ile ne ilgisi var diyeceksiniz.Harbi başlatan Amerika Avrupa değilki !!!
Evet doğru AB üyesi İngiltere o harpde değildi.Bunun gibi ufakda olsa bir çok AB ülkesi askerleri orada değilmi.Polonya vs, gibi.
Orada olanları her gün Alman basını yazıyor.
Ne gariptirkı bu haberler okunmuyorda.Ölen 1 milyon insanın neden öldüğü analiz yapılmıyor.O harbe hiç bir katkıda bulunmamaya çalışmış ülke ve onun zararlarını çeken bir ülke Türkiye ziyaret edilerek yukardaki konular konuşuluyor.
Hadi canım sende sizler artık demokrasi, insan hakları ciddiyetinizi çoktan kaybettiniz.Önce kendi kapınızın önünü süpürün.
Çok merak ederdim filanca kasabada 12 sivil insan kurşuna dizilse ne olurdu.
Sehrin göbeğinde sivilleri öldüren bombalar olsa idi.
Avrupa artık bu anlıyışla ciddiyetini çoktan kaybetti.
Benim tuzum kuru demekten ileri gitmiyor.
Vietnamda olanların pis kokularını senelerce kokladık.
Afganistan,Orta doğu,Irak,sırada kim var...
AB her geçen gün saygınlığını kaybediyor.
Saygılarla.

Çarşamba, Ekim 03, 2007

BEBEĞİNİZ SİZİ KORUYOR...


Meme kanserine karşı koruyucu "bebek".
Bebekler yalnız tatlı değil, aynı zamanda Fötal hücreleri ile kansere karşı koruyucu olduğunu Amerikalı bilim adamları söylüyor.Koruyucu Fötüz doğumdan çok daha sonraki devreler için koruyucu bir faktör oluyor anne için.

Annenin vücudu bir veya birden fazla doğumlar neticesinde kısa ve uzun zaman Fötüz doğum hücrelerini taşırlar.Tib adamları bunu „Mikrochimerismus“Fönomeni olarak adlandırmaktadır.Bu durum karşısında kadınların çok az miktarda yabancı hücre taşıdıklarını söylemektedirler.Yaşam düzeni kansere yakalanmada neden olarak tahmin edilmektedir.Beş kadından dördünün bu kanserden kurtulması,hormon peraparatlarının meme kanseri rizikosunu azaltığı konusunda aynı fikire varmaktadırlar.
Kernspintomographie ile senelerdir erken teşhis konusunda başarıya varılmasına rağmen.Genetik çalışmalarla bir çok noktalar cözülmektedir.Amerikalı bilim adamları bu Fötal hücrelerde yapmış oldukları araştırmaların neticesinde yakalanma rizikosunu çok aza indirdiğini söylemektedirler.82 kadın ve bebek kanları üzerinde yaptıkları araştırmalarda yabancı hücreleri araştırdılar.Bu kadınlardan bir kaçının sonradan meme kanserine yakalandığı fötöz hücrelerini taşıyan kadınlarda ise böyle bir durumun olmadığı tesbit edilmişdir.Bu araştırmalar neticesinde sıhhatlı olanlar %43 lerde olduğu hastalığa yakalananlar ise %14 lerde kalmışdir.
Araştırmacılardan Vijayakrishna Gadı ve Fred-Hutchinson-Kanser araştırma merkezi Seattle'de yapmış oldukları araştırma neticesinde doğum yapan anneleri bebek sahibi olma nedeni ile meme kanserine karşı büyük bir koruma altında olduklarını tespit etmişlerdir.Fötal hücreleri bu korumanın ana faktörü olarak görülmektedir.Bu hücreler sayesinde yabancı ve kötü hücrelere karşı koruyucu görevini yükleniyor.
Bu gün bu araştırmalar neticesinde en az bir çocuk sahibi olan annelerde bu rahatsızlığın çocuk sahibi olmıyanlara nazaran az olduğu söylenmektedir.
İkinci bir çalışmada yabancı ana hücrelerin plante edilmesi bu da kötü hücrelere karşı bir koruma metodu bu yönlede iyi neticelerin alındığı görülmektedir. Tib araştırmacıları Fötüs'ün koruyucu Fötal hücrelerin kötü hücrelere karşı bir koruyucu olduğunu ısrarla söylemekte oldukları bu yönde daha çok kapsamlı çalışmaların devam etmesi görüsündeler.
Saygılarla.

Salı, Ekim 02, 2007

UYKU



Baldan tatlı nedir dedikleri zaman "Uyku" derdik.Sadece bir bilmecenin cevabımıydı ?
Yapılan araştırmalar fazla uykunun ömrü kısalttığını söylüyor.
Yanlış anlaşılmasın norm olarak 7 ila 8 saat veriliyor.
Bu durum hakiki uykuculara karşı yapılan araştırma.
Bilim adamları bu gün yaptıkları araştırmalarda 7 ve 8 saat uykunun normal olduğunu kabul ediyorlar.
Napolyon Bonaparte sadece 4 saat uyurmuş 51 yaşında ölmüş.Ölüm nedeni ise migde kanseri ve ölümünün nedeni ise fazla et besini ve uyku düzensizliği olduğunu ifade etmektedirler.
Fin araştırma merkezi az uykununda en az fazla uyku kadar yaşam süreminizi kısalttığını söylemektedir.Bu durumun 8 saat den fazla uyku uyuyanlar içinde geçerlilik taşıdığını tesbit etmişlerdir.
Fin Enstütüsünde 21 bin kişi üzerinde yapılan testlerde 1975-1981 senesi arasında.
Erkeklerde 7 saat den eksik uyku uyuyanların % 26 lık bir yaşam beklentilerinde riziko taşıdıkları.
Kadınlarda ise bu % 21 lerde olduğu görülüyor.
8 saatin üstünde olanlarda ise rizikonun erkeklerde ise % 24 kadınlarda ise % 17 olarak tesbit ediliyor.
Yapılan bu araştırmalar neticesin de az ve fazla uyku uyuyanların karşılaştıkları yaşam rizikosunun nedenini tam olarak verememektedirler.
Fazla uyuyanların beyinsel veya vücut rahatsızlığın bir beklentisimidir ?
Az uyku uyuyanların daha çok fazla vücut ağarlığı olanlarda olduğu görülmektedir bu da yaşam sürelerinin kısalmasına neden olduğu görüşündedirler.
Saygılar.

Pazartesi, Ekim 01, 2007

MEVLANA...





Dün gibi 800 yil,
Yarin gibi 800 yil.
Saygilar.

Pazar, Eylül 30, 2007

ONUN ADI SINBAD III.


Aradan seneler geçmişdi o mahalleninde sevgilisi olmuşdu.Komşular ona alışmış geceleri rahatlıkla dolaşabilmesi için geçebileceği kadar çitlerde aralıklar bırakmışlardı.O minik bebek heybetli kocaman bir köpek olmuşdu.Tek kusuru ünüformalı kimselere tahammül edemiyordu.Bazen düşünüyorum da acaba Bulgar polisinin bana sert davranmasımı onda bilinç altı yapmışdı.
Anarşinin kol gezdiği bir devirde gece bahçeye giren Polis memurları onun kaderini değiştireceğini kimse bilemezdi.Annem sabah kalktığı zaman köpeğin altında bir ünüformalı Polisi bulmuşdu.Kendisine zarar vermemiş ama sabaha kadarda ayaklarını göğsüne dayamış Annemin gelmesini beklemişdi.Tabii annem derhal yanına çağırmış korkudan sabaha kadar ecel terleri döken memur bunun hesabını vereceksiniz diyip derhal bahçeyi terk etmiş.
Annem çok sevdiği köpeğinin başına geleceğini tahmin ederek onu kardeşimle bir başka şehirde tanıdığı çiftliğe göndermiş.Hadiseler unutulana kadar.
İki sene sonra izinde köpeğimizi sorduğum zaman bu hadiseyi öğrendim.Çok şey geçmişdi aradan hadiseler coktan unutulmuşdu.Kardeşime hadi gidip emaneti alalım dedim.
Koskocaman bir çiftlikdi.Kahyayı bularak durumu izah ettik bize köpeği yoldan geçen
bir kamyonun çarptığını öldgünü söyledi.İçim tuhaf olmuşdu tam o sırada yaşlı bir hanım yanımıza geldi.Kahyaya kimdir bu misafirler diye sordu.O da bu beyler sizin oğlunuzu soruyorlar hanım ağam diye cevap verdi.
Ben hemen bir yanlışlık oldu oğlunuzu değil iki sene evvel size emanet ettiğimiz bir köpek vardı onu almaya geldik dedim.Yaşlı kadının gözleri buğulandı gelin benimle dedi.Ciple 15 dakika kadar gittik kahya arabayı durduttu.
Bir kaç yüz metre ilerde bir sürü vardı.Sadece eliyle orayı gösterdi emanetiniz orada diye.Arabadan indim bir kaç metre sürüye doğru yanaştım bir şey göremiyordum.Biraz daha yanaştım bir anda sürü dağıldı tam ortasından şaha kalkmış bir yaratik bana doğru koşmaya başladı sanki kücük bir at yavrusu gibiydi.Birden onun bir köpek olduğunu gördüm.Aramızda sadece 10 metre kalmışdi avazım çıktığı kadar Simbad diye bağırdım.O anda olduğu yerde kala kaldı.Arka ayaklarının üstüne oturdu göz göze geldik sonra ön ayaklarını
büktü gözlerimiz birbirimize bağlanmış gibiydi.Sadece iki damla gözyaşı gördüm.
Hadi oğlum artık ayrılık bitti dönme zamanı geldi dedim hemen kalktı yanıma geldi.
Benimle adımlamaya başladı.Bir kaç adım yürümüşdük hanım ağanın sesini duydum oğlum diyordu.Bir anda durdu kafasını yarım çevirdi kadına baktı.Sonra bana döndürdü yanıma geldi elimi yaladı tekrar döndü hanım ağanın ayaklarının dibine oturdu.Gözleri hala yaşlıydı burası benim yerim artık dercesine.
Onları ayıramazdım biz ona Sinbad diyorduk onun ismi ise şimdi oğlum olmuşdu.Kahyanın anlattığı gibi benim Simbad'ım yoktu artık.
Öykümüz iste böyle...
15 sene sonra bir gün yolum o şehre düstü aklıma çiftlik geldi.Biliyordum köpeğim yaşamıyordu ama olsun bir uğrayım dedim.Kapıyı yaşlı kahya açtı.Ben onu tanımakda zorluk çektiğim halde o beni hemen tanıdı.Buyrun dedi önce hanım ağayı sordum.Buyrun gidelim dedi o artık bizimle beraber değil bir yarım saat kadar yürüdük beyim şu tepeyi görüyormusunuz.O artık orada yatıyor dedi.Mezarının başına gidip bir Fatiha okuyum dedim.Fatiha okurken mezarın bir kaç metre yanında bir mezar daha vardı.Burada ....... nin oğlu yatıyor yazıyordu.
Kahya eli ile omuzuma dokunurken sadece oğlunu kaybettikden sonra 3 gün yaşadı dedi; bizde özel bir izinle ikisini yanyana gömdük.
Bu ne gibi sevgiydi daha doğrusu karşılıklı saygıydı.
Eğer yolunuz düşerse o çiftliğe Hanım ağa ile Oğlunun öyküsü halen söylenmektedir.
O çiftliği nasıl buluruz diye soracak olursanız çok basit oradaki köpeklerin isimleri oğlum veya kızımdır.
Saygılarla iyi Pazarlar.

Cumartesi, Eylül 29, 2007

ONUN ADI SINBAD II.


Günler birbirini kovalıyordu o bir avuç bebek gittikçe büyüyordu.Bir gariplik vardı,
3 aylık olmasına rağmen sanki 2 yaşında bir köpek gibi olmuşdu.Bide dikkatimizi çeken şey daha hiç sesini duymamıştık bunu cözmek için aldığımız kuruma gittik yapılan muayenede havlamaması için hiç bir nedeni olmadığını söylediler.Birde kendilerine neden bu kadar çabuk büyüdügünü sordum.Doktor güldü bunun cinsi böyle meğer kırma imiş Annesi Lessi "Colli". Baba da Alman Doggesi imiş.Sizin anlıyacağınız yaşında ayağa kalktığı zaman 2 metre kadar olabilirmiş.
Eyvah dedim bakalım ne yapacağız.
Bana karşı büyük bir saygı gösteriyordu.Sanki söylediklerimin her kelimesini anlıyordu.Bakımı annede idi yemeği suyu ile o ilgilendiriyordu.Çocuklarımı soracaksınız alt alta üst üste hani bana yapsalar bu kadarına isyan ederdim.Biri kuyruğuna yapışır.Diğeri üstüne at gibi biner ben yapmayın çocuklar dediğim zaman bana bakıp sen karışma biz onlarla oynuyoruz der gibi bakardı.Bebekliğinden bu güne kadar eve ne işemiş nede kakasını yapmışdı.Banyoda yer yapmışdik oraya yapabilsin diye hiç bir zaman yapmadı.Tek kusuru banyoda ki boruları kemirmesi idi bir kaç defa değiştirmek zorunda kaldık.Daha sonra nedenini öğrendim.Meğer yalnız kaldığı zaman tuvaletini yapmamak için sıkıntıdan yaparmış nerden bilelim.
İzin zamanı gelmişdi.Çocuklarla hanımı uçakla gönderdim köpeğin büyük olması nedeni ile anca kargoya alıyorlarmıs,üstüne üstlük birde uyutuyorlarmış.Binde bir olmasına rağmen basınç ve iğnenin nedeni ile uyanmama tehlikesi olurmuş.Bende bu nedenle beraber kara yolu ile arabamıza binip yola çıktık.Pasaportu aşıları hepsi tamamdi.E o zamanlar 3 kominist ülkesinden geçmemiz gerekiyordu, kapılar o zamanlar çok sıkı idi.Kış olması çabası idi.
Yugoslavya'da Belgrad'da mola verdim arabadan onu inderirken birde ne göreyim arabanın arka tavanı paramparça daha da 1 ay olmuşdu alalı deliye döndüm be hayvan dedim ne istedin yerin koskocaman yemeğin suyun hepsi var ne istedin benim tavandan.Suçunu anlamış gibi başını öne eğdi.Bulgaristan'a yaklaştığım zaman dikiz aynasından baktım gene tavanı didikliyormu diye.Tam aksine aynaya gözleri dikmiş ağlıyordu.
Yanlış anlamayın gözlerinden sicim gibi yaşlar geliyordu.O zaman hatamı anladım o arabaya çişini yapmamak için sıkıntısından yapmışdı da ben anlamamışdım.Onu suçsuz yere azarlamışdım.Hemen arabayı kenara çektim.
Boynuna sarıldım.Acaba beni hiç afedecekmi diye sorarken yanımıza bir Bulgar Polis arabası yanaştı bana neden durduğumu sormaya başladılar.İlk defa onun sesini duydum gözlerini Polislere dikmiş havliyordu koca köpeği görünce hemen uzaklaştılar.
İzinimiz sona yaklaşıyordu Köpeğimiz annemizin sevgilisi olmuşdu.Birbirlerine o kadar kaynaşmışlardıki çocuklar bile bu bağın karşısında dayanamadılar.Onların rızası ile annemle kaldı.Şimdi koskaca bir bahçeye sahipdi.Bir sürüde kedi arkadaşı vardı.Çocuklar son günü aynı odada geçirdiler hepimiz için çok hüzünlü bir gündü.Bizim için tek teselli ise o ihtiyar yaşlı kadının gözlerinin içindeki sevinç pırıltıları idi.Onu hiç unutamadık tabii öykümüz burada daha bitmedi.Onunla son bölümde gene beraber olacağız.
Yarın görüşmek üzere.
Saygılar.

Cuma, Eylül 28, 2007

ONUN ADI SINBAD I.


Çocuklar bu hafta sonu ne yapalım diye sordum.
Sizleri hayvanat bahçesine götüreyimmi ?
Pek istekli olmamışlardı bir yerde haklıydılar okulla devamlı gidiyorlardı..
Aklıma değişik bir fikir geldi sizleri bu hafta hayvan barınağına götüreyim dedim; hem orada hayvanlar hakkında bilgi veriyorlar birde filim oynatıyorlar.
Annemiz söyle bir kere yüzüme baktı bende ona hanım çocuklar birde madolyanın diğer yüzünüde görsünler istedim.
Bu bahs ettiğim yer sokağa bırakılan, sahipleri ölmüş, insanların davranışları yüzünden sorumlu hayvanların toplandığı bir yerdi.
Hep birlikde gezmeye başladık.Her kafesin önünde neden burada oldukları hakkında bilgiler vardı, rahatsızlıkları sorunları tek tek yazılmışdı.
Çocuklar saatlerce onlara bakıyorlar neden burada oldukları için bilgi alıyorlardı.
Büyük kızım sordu peki baba bu hayvanlara ne olacak diye.
Bende onlara biraz hakikatleri gizleyip yeni sıcak yuva beklediklerini söyledim.
Tam bir kafesin önünden geçerken iki köpek yavrusu gördük o kadar şirin şeylerdiki sormayın.
Kafes önünden tam ayrılırken kızım baba dedi.Dikkat ettim şu ufaklık varya devamlı seni takip ediyor.
Ben farkına varmamıştım amma kızım fark etmiş.
Döndüm hakikaten her hareketimi takip ediyordu.Gözlerimin içine bakıyordu.
Sonra asılı yazıyı okudum deliye döndüm hafta sonuna kadar bir kişi almadığı taktirde yavrunun bir tanesinin uyutulacağı yazıyordu.
Deliye döndüm nasıl böyle bir şey olabilirdi bu ne demekti.Gençliğin verdiği heyacanla beni oradaki personelin yatıştırması biraz zor oldu.Sizin anlıyacağınız bizim pazar gezisi zehir oldu.
Kızım yaşlı gözlerle baba ya senin miniği uyuturlarsa dedi.
Yok dedim benim ufaklığı kimse uyutamaz hemen oradaki ilgililerle konuştum.Ben bu bebeğe talibim dedim.
Hemen beni bir odaya aldılar başladılar imtihan etmeye köpekler hakkında bilgimin ne kadar olduğunu sanki zorlu bir imtihandan geçiyordum.
Nihayet kendilerini ikna edebildim.Sağlık ücretleri ve aşı paralarını ödedikten sonra bana köpeği verebileceklerini söylediler.Bir sürü kağıt imzaladım 3 ay içersinde yeni yuvasını istenilen gün ve saatte kontrol edeceklerini olumsuzluk karşısında hemen elimden alacaklarını ve bunu benimde kabul ettiğime dair bir anlaşma imzalattılar.
Hey Allahım diyordum ben sahip çıkmasaydım o iki yavrudan biri hayata veda edicekdi.Şimdi talip olduk ne kadar zorluk çıkarıyorlar demekdende kendimi alamadım.Maması ona ait olabilecek bir sürü malzemeyle evimizin yolunu tuttuk bir köpeğimiz olmuşdu aileye bir kişi daha katılmişdı.
Tabii bu yaşanmış öykümüz burada bitmiyor devamı yarın.Bu arada tv.de Sinbad diye bir filim oynuyordu.Çocuklar hemen önün adını Sinbad koydular.
Devamı yarın.
Saygılarla.

Perşembe, Eylül 27, 2007

ORKİDE...





Yeşil koridor adıyla anılan Thua Thien Hue bölgesinde "Vietnam" daha hiç keşfedilmemiş Orkide çeşitleri bulundu.
Orkidelerin yaprak taşımadıkları görüldü.
Bilindiğine göre yaprak bir bitkinin yaşıyabilmesi için en büyük faktör olamasına karşı.Bu bitkiler yaşamlarını ölü bitkilerden aldığı tesbit edildi.
Yapılan araştırmalar derinleşdikçe şimdiye kadar daha görülmemiş bitki ve hayvan türüne rastlıyabileceklerini söylemektedirler.
Bu yağmur ormanlarında bu orkide çeşitlerinin binlerce yıldır yaşam sürdükleri kanaatindeler.
Saygılarla.

Çarşamba, Eylül 26, 2007

VERİLEN EMANETLER...


Canlı türlerinin içinde en şanslısı bizleriz.Bizi yaratan yüce Allah bizler için en ufak noktaya kadar her şeyi bizim önümüze sermişdir.
Bunu bize indirdiği kitaplarla, gönderdiği peygamberlerle bilgimize sunmuştur.
Bu nimetler bizler olmadan evvel yaratılmıştır.Karşılığında bizden şükür istemiş yaratacına iman etmemimizi istemiştir.
Peki bizler bu mübarek günlerde biraz kendimizi sorgulamaya kalktığımız zaman bu emanetlere ne derecede sahip çıkmaktayız.O yeşil dünya olarak önümüze serilen bitkilere ağaçları nasıl sahipleniyoruz.
Onları gördüğümüz zaman;
onlardan faydalandığımız zaman;
sadece bizlere lütfedilen bir emanet olduğunun bilincindemiyiz.
Yoksa kendi menfaatlerimiz uğruna yokmu ediyoruz.Babalarımızdan aldığımız emanetleri çocuklarımıza emanet etmeye düşünemiyormuyuz.Bunun bir hesabı olabileceğini unutuyormuyuz.
Her geçen gün o canlı topluluğu bilerek veya bilmiyerek yok etmiyormuyuz.Sene geçmiyorki yanan ormanlar onunla birlikde bozulan dengeler, bizlerin birer eseri olmuyormu.Bizi yaratan yüce Allah bizlere akıl vermişdir.Bu akılla neyi yapabileceğimizi neyi yapmıyacağımızı bizlere bırakmamışmıdır.
Yoksa kendimizi çokmu üstün görüyoruz.Unutmamız gelirki koca Kral Nemrud'u bir sinek devirmişdir.
Gün geliyor bizlerin dostu olan o hayvanları canlı canlı toprağa gömüyor kimi zaman aklın bile duracağı şekilde işkence ediyoruz.
Onları bizler yaratmadık.Onlar bizler için yaratılan yaşam yoldaşlarıdır.Birer büyük emanetlerdir.Her zulüm bizden sorulacaktir.Bu dünyada bize sorulmasa canımızın bir parçası olan evlatlarımızdan onların evlatlarından sorulacaktır.Bize verilen bu emanetlere hiyanet etmeğe devam edersek.Geride bırakacağımız emanetse sadece hiyanetten başka bir şey olmıyacaktır.
Gelin bir ağacı ele alalım.Sizlere neler vermezki açlığını giderecek meyveler verir;yaprakları ile gölge olur aldığın her solukda nefes olur,gün olur yaşamından sonra kalem olur,kağıt olur donmaman için ateşde bir köz olur.O ağaçki sana son yolculuğunda eşlik eder tabut olur.
Ya eziyet ettiğin hayvanlar, seni yalnız kaldığın zaman terk etmiyen dostlar olmazmı.
İnsan oğlu sanma ki sen ondan üstünsündür.Onun duyduğunu duyamazsın, onun gördügünü göremezsin; içinde yaşadığın paylaştığın o her canlıyı görür.Kapında bekçi olur.Gönül gözünle ona baktığın zaman sana ne kadar bağlı olduğunu verdiğinin karşılığında bir şey beklemediğini görebilirsin.Seni üzmemek için elinde geldiğini yapar.Eğer o emanete de sahip çıkabilirsen senden gelen o zürriyetde en az senin kadar mutlu olur.
Verilen emanetlere sahip çıkalım yoksa gene kaybeden bizlerden başkaları olmıyacaktir.

Salı, Eylül 25, 2007

GENTEKNIK !!!


Yapılan testlerde ortaya çıkan veriler biraz şaşırtıcı oluyor.
Genteknik bügün bebe mamüllerinde de görülmeye başladı.
Yapılan testler neticesinde har gıda maddesinin 3 de 2 sinde genteknik izlerine rastlanmaktadır.
Hatta bu izler bio olarak adlandırdığımız ürünlerde bile görülmektedir.
Gensoya da olduğu gibi.
Sütün yedeği olarak görünen soyada olduğu gibi.
Bebe gıda maddelerinde bu durum İnek sütü alerjisine yol açmaktadır.Toz mamüllerinde ve sporcuların kullandıkları maddelerde soya'nin kullanılması ile genteknik bu maddelere karışmış olmaktadır.
Bu gün 0,9 olarak sınırlanması karşısında Soya kanalı ile her gıda maddesine karışmaktadır.Bu durum karşısında bio maddeleride nasiplerini almaktadır.
Bu gün Exo çalışmaları yapan bir institüt 33 çeşitli gıda maddesinde soya kanalı ile her aynı üründen 3 tanesinin genteknikle değişikliğe uğradığı tesbit edilmişdir.
Bebe gıdaları :
Toz gıdalarında testi kötü geçmişlerdir.Humana (SL Sütten arınmış özel gıda) ve Milupa (SOM sütten arınmış gıda) özellikle çocuklarda süt alerjisi yapmaktadır.
Her paketde 0,1 ila 0,2 arasında genteknik ile değişime uğrayan maddeler görülmüşdür.
Diyet ürünlerinden "MegaSlim vanilya tadında olan Soya/Süt/Bal" genteknik izleri görülmüşdür.Sporcuların kullandığı "Multan Enerji Soya-Eiweis plus L Carnitin" veya Wieder Soy 80 + Proteyin vanilya Flavour"
Bio gıdalarında biraz olsun yapılan testler yüz güldürücü olmuşdur.Yapılan 19 gıda maddesinde 9 tanesinde genteknik bulunmamıştır.
Genteknik deki itimatsızlık :
Bir çok tarım yetiştiricisi genteknik içeren ürün yetiştirmektedir.
Bu durum karşısında tüketici seçim yapma olanağı gittikçe daralmaktadır.Gittikçede genteknik yoluyla değişime uğratan maddeleri kullanımı artmaktadır.
Genteknikle üretilen alanlarla üretilmiyenler arasındaki mesafelerin tutulabilmesi olanaksız olma yolundadır.
Peki genteknik ile üretilen gıda maddelerinin bizler üzerindeki negatif etkileri neler olduğu görülmektedir;
bilim adamları bu konuda tam bir açıklama yapamamaktadırlar.
Yalnız bilinen nokta ise bu gibi gıda maddeleri bir çok alerji rahatsızlıklarına neden olduğu;antibiotikresistenzinin artışına cünki bir çok yetiştirilen bitkilerin
antibiotikaresistenz Gene ile çalışılmaktadır.
Saygılarla.

Pazartesi, Eylül 24, 2007

EĞİTİM NEREDE OLURSA OLSUN...



Bazen içimden avazım çıktığı kadar bağırmak geliyor!!!
Bu sözler x ülkesinde y şehrindeki ilk öğretimde ders veren eğitmenin sözleri...
Devam ediyor; daha bir kaç hafta geçmesine rağmen.Sinir sistemimiz sıfıra indi.
Çocukları okula motive yapmaktan gittikçe uzaklaşıyoruz.Disiplinden uzak, kendi başlarına buyruk hareket ediyorlar.
Yapmış olduğu gözlemlerine şöyle devam ediyor.
Sistematik bir eğitim yapmak olanaksızlaşıyor.Öyle anlar geliyorki kendimi sınıfda değilde banbaşka bir yerde hissediyorum.
Çocuklara verebileceğimiz eğitimden gittikçe uzaklaşıyoruz.
Bunu ailevi terbiyeye bağlıyabilirmiyiz.
Yoksa gittikçe çizgilerinden uzaklaşan eğitim organizasyonlarınamı bağlamamız gerekiyor.
Psychologlar,ailebirliği danışmanları,ana okulları, arasında bir kopukluğun aynası olarak sosyal bir kaosun içinemi giriyoruz?
Bu mesleği seçtiğim zaman birşeyler vereblmenin sevinci içinde idim.
Ya şimdi ?
Evime gittiğim zaman kendimizi günümüzün şartlarına uygun olarak, çizgiler dışına çıkmadan hazırlıyorduk.
Ertesi günde bu çalışmaları çocuklarımıza aktarmanın gururunu duyardık.
Bu gün ise eğittiğimiz çocuklar bu gibi çalışmalardan çok uzak kaldığını görüyorum.
Bu gün 50 li yaşın ortasındayım.Benden 15 yaş kücük arkadaşlarım.Şimdiden ilk sömestir tatilini iple çekiyor.O günler için planlar yapıyorlar.
Geçen sene ile bu sene arsında onların gözünde bir değişikliğin olmadığını görüyorum.
Galiba yavaş yavaş havluyu atmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.
İçimdeki eğitmen aşkının yavaş yavaş küllenmeye başladığını.
Bu durumlar karşısında direnmeninde bir fayda göstermiyeceğinin farkındayım.

Bu bir öğretmenin çığlıkları, yazıyı okuduğum zaman böyle gelişmiş ülkede bir çok ülkelere nazaran çok daha fazla sosyal ve modern imkanlar içinde olmanında bir noktadan sonra fayda vermediğini gördüm.
Bir an bizim ilk eğitimi vermek için daha doğru dürüst okulları araç ve gereçleri olmıyan Anadolu köşelerindeki okullar geldi gözlerimin önüne.
Yanlız daha anne baba ocağından yeni kopmuş eğitmenler, belkide hayatlarında hiç görmedikleri koşullar altında bir şeyler verebilmek için çırpanışları.
Her nerde olursa olsun eğitmenlerimizin yaşam standartlarının bozulmaması.En önemlisi de ailelerin bu ilk basamakları çıkarken kooparatif olarak pasiv eğitmen olmaları gerektiğidir.
Yoksa temeli olmıyan bir eğitim sistemi kurmakdan ileri gidemeyiz.
Yazıyı okuduktan sonra o aç beyinlere verilecek bilgilerin nerde ne şartlar altında olmasının pekde büyük önem taşıdığını sanmıyorum.
Onu nasıl verebileceğimiz çok daha bir önem taşıyor.
Saygılarla.

HAKKARİ


Ülkemin

En yüksek yerlerinden

Birindesin sen.

En sarp

En geçit vermez

Dağlarında.

Toprak damlı evlerin

Karla kaplı yolların

Çıplak ayaklı çocukların

Ve ufuksuzluğunla

Ve kadınlığını yaşamayan kadınların

Ve çocukluğunu yaşayamayan çocukların

Ve ineklerin, öküzlerin

Keçilerin ve katırınla

Ve kendine özgü

Davar kokularınla

Ve kışınla

Ve soğuğunla

Ve Zap’ınla

Ülkemin garip

Ve en yoksul yerlerinden birisin.



İnsanlar şaşırıyor seni görünce,

Ben şaşırıyorum.

Ama yine de

Yine de seni seviyorum

Anlıyor musun beni

Hakkari.

Hakkari...



Şubat – 1988
Irfan Mutluer

Pazar, Eylül 23, 2007

PAZARIN SOHBETİ... /İNTERNET



Bu gün sizlerle biraz yaşadığımız iklim değişiklikleri ile ilgili bir sohbete girmek istiyorum.
Hepimizin dilinde olan Küresel ısınma; onun getirdiği doğal felaketler.Gittikçe bizleri köşeye sıkıştıran günlük ihtiyaçlarımızdan olan enerji, bunu çok yönlü olarak elede alabiliriz.Çoğumuz da ister istemez enerji konusunda bir şeyler yapmaya çalışıyoruz veya çalıştığımızı sanıyoruz.
Hakikaten bazı şeylerin tam olarak bilincindemiyiz?
Biliyorum bu gün eskisi gibi elektriği har vurup harman savurmamaya çalışıyoruz.İktisatlı ampul kullanıyoruz.Elektrik düğmesinide sık sık bilinçli olarak kullanıyoruz.Peki gözümüzden kaçanlar !!!
Örneğin şu anda birbirimizle iletişim kurduğumuz Internet ne ilgisi var diye sızlanmayın, bakın bu gün Internetin Küresel ısınma ile ne kadar çok bağlantısı var...
O bir Klima canavarı olduğunu biliyormuydunuz?
Açlığa doymıyan enerji tüketecisi ve gittikçe büyüyen iletişim kanalları sayesinde enerjiye doymıyan bir canavar.
Bu gün harcadığı enerji ve bu enerjiyi kazanabilmesi için havaya yapılan kirlilik.Bütün dünyadaki uçakların yaptığı kirliliğin çok çok üstünde.
Bunu burada rakkamlarla vermek istemiyorum kafalarımız karışmasın.Yalnız sunu söyliyebilirim.Bir iletişim servesinin harcamış olduğu senelik 1752 Kw/S.buda havaya salınan Co2 gazı olarak 1,17 ton.
Eğer gittikçe artan talep düsünülecek olursa enerji canavarınn nasıl gittikçe bizleri kıskacı altına aldığını görebiliriz.
Bu gün bilim adamları evlerimizde kullandığımız elektrikli aletler üzerinde ne kadar dikkatlı oldukları bu konumda alınan tedbirler karşısında titizlikle çalıştıkları her geçen gün artmaktadır.Son araba dünya fuarında da bu konuda bir çok ülkenin elele vererek havanın kirlenmesini önlemek için üretimleri ile ispatlama yolunda olduklarıda görülmektedir.Bu gün bu konumda büyük firmaları zorluyacak yasalarda çıkmış ve çıkmaktadır.
Bilim adamları bu arada atladıkları bu enerji canavarının yavaş yavaş nasıl büyüdügünü sonuç olarak büyümenin böyle devam etmesi karşısında şimdiye kadar alınan önlemlerin sıfırlanacağı kanaatine varmaktadırlar.
Yeşil bir internet !!!
Alarm canları çalmakda ve buna acilen bir çare bulunması gelmişdir.Her geçen dakika gittikçe daha büyük dönüşümü olmıyacak yaralar açabilecekdir.
Bilinen gerçek Atlantık ve Pasifik bu seneyi buzulsuz geçirmiş olamsında "küresel ısınmada" internetinde çok büyük rol oynadığı bilinmektedir.
2005 senesi rakkamları; dünyaca ihtiyacın karşılanması için 20 bin megawat enerji üretebilecek büyük Santarallere ihtiyaç olmuşdur.
Bu gün Freiburg Öko Instütüsünün yapmış olduğu araştırmaya bakıldığı zaman WWW'nin her 4 ay içersinde iki katına çıktığı bir gerçektir.
Bu gün hepimizin bildiği YOUTUBE bile iki sene evvel kulanılan bütün internet enerjisine ulaşmış durumdadır.
Bu gün faremizi her tıkladığımız zaman,arama motorlarına girerek bir konuyu araştirdiğimiz zaman.Harcamış olduğumuz enerji 1 saatlık iktisatli ampulun yaktığı enerji ile eşittir.
Bu gün ebay ve google'nin senelik olarak harcadıkları enerjiye ödedikleri milyonlarca doları göz önüne alırsak.
Gözlerimizden kaçanları çok daha bilinçlı olarak düşünebiliriz.
Sizlerle bu konunun çok daha derinlerine inebilir, eldeki verilerle bu korkunç ihmal edilmiş konuyu derinleştirebiliriz.Bu sadece Pazar Sohbeti olduğu için burada kesmeyi uygun buluyorum.
Yok bu konuda biraz daha bilgilenmek istiyorum derseniz.Ne yapalım sizde bir arama motoru kanalıyla daha geniş bilgilere ulaşabilirsiniz.Harcıyacağınız enerji bir saatlik iktisatlı ampulun harcadığı enerji'den ileri gitmiyecektir.
Sizlerle nerdeyse internet kanalı ile bir buçuk senedir beraberiz.Şimdi bilinçli olarak düsündüğüm zaman daha evvelki senelerde daha doğacı bir kişi olduğum ortaya çıkıyor.
Bazen hakikatler ne kadar acı oluyor değilmi ?
Sağlıcakla kalın iyi pazarlar.
Saygılarla.