Cuma, Ağustos 29, 2008

Nur icinde yat.


Son Yerine

Zulmün her türlüsü
Kötü kardeşler
Hiçbiri
İnsana göre değil
Ağaç dikmek sabahları uyanmak iyi
İyi hayvanlara bakmak çiçekleri sulamak
Rahatsalar uyuyan insanların soluğunu dinlemek iyi
İyi hürlüğü düşünmek
Yaşamak onun için
Bütün gün çalışmak onun için iyi
Bütün çocukların uyuyuşu uyanışı iyi
Zulmün her türlüsü kötü.



İlhan Berk

Saygılarla.

Salı, Ağustos 26, 2008

SIRT ÇANTALARI


Bir tatili daha arkada bıraktik.Kısa bir zaman sonra gene okullu oluyoruz.
Gene okullu oluyoruz demekle ebeveynlerde en az çocukları kadar yeni eğitim yılının heyecanı yaşamaktadır.Onlarla birlikte eğitim yıllarından kalan bilgilerini,anılarını tazelemektedir.
Bu Cumartesi günü bende torunumla o heyecanı tekrar yaşıyacağım.
Sizlerle bu gün her sene önümüze konulan bir konu hakkında yapmış olduğum bir araştırmayı paylaşacağım.
"Okul Sırt Çantaları" çocuklarımızın sıhhati ile oynıyan bu ağır sırt çantaları !!!
Saarbrücken araştırma gurubu bu konudaki mitos haline gelen korkuya noktayı koydular.
Hatta bu ağar çantaların çocukların sıhhati ile oynamakta olmadığını faydalarının bile olduğunu söylemektedirler.Böylelikle çocukların kaslarının çalıştığını iddia etmektedirler.
Yaşadığım ülke Almaya'da her yeni okul başlangıcında Sağlık Bakanlığı,Sağlık Sigorta Kurumları,TÜV "Teknik araştırma merkezi" bu sırt çantaları hakkında aileleri uyarmaktadır.DIN formları hakkında bilgi vermektedirler.Sırt çantalarının agarlıkları çocuklarımızın vücud agarlığının % 10'nu geçmemesi için uyarmaktadırlar.
Bu durumun doğru olmadığını Uni Saarbrücken Tıp uzmanları söylemektedirler.
Ünüversitenin "Çocuk araştırma timi" yapmış oldukları araştırma ve incelemelerde şimdiye kadar Tıbbi ve Teknik yönünde bir incelemenin olmadığı şimdiye kadar sadece
tahmini bir tezden ileri gitmediğini tesbit etmişler.
Orthopedi, Neurolog, Humanbiolog, Spor araştırma uzmanları ve Physiotherapatlardan oluşan bir gurup yapmış oldukları çalışmalar neticesinde ağır sırt çantalarının çocukların sırt bölümlerde her hangi bir rahatsızlığa yol açmadığını tesbit etmişlerdir.

60 çocuk üzerinde yapmış oldukları testlerde bu ağır çantaları bozuk okul yolunda 15 dakika zaman dilimi üzerinde taşıyan çocukların vücudlarında her hangi deformeye rastlamadıkları gibi aksine karın ve sırt kaslarının kuvvetlendiği tesbit edilmişdir.

Omurganın çanta ağırlığı vücud ağırlığının üç de bir oranında olduğu taktirde değerlendiribileceğini söylemektedirler.Bu ağırlıkdan sonra omurganın yeni bir forma girme olasılığı ortaya çıkmaktadır.Bu durum karşısında bile sağlıklı bir omurgaya sahip çocuğun kısa bir zaman içersinde deforme olması imkansız olarak görülmektedir.
Kısa bir zaman dilimi içinde olduğu taktirde bunun çocuğun kaslarının çalışmasında büyük bir faydası olduğu da görülmüşdür.

Yapılan bir başka araştırmada da her iki çocukdan bir tanesinin karın ve sırt kaslarının zayıf olduğu da bilinen bir gerçek olarak gözler önüne serilmektedir.Bu durumda çocukların uzun bir süre dik durabilmesinin imkansızlaştırmaktadır.

Dikkat edilecek konum; eğer ağır çantaları taşımak zorunluluğu karşısında, vücud agarlığının üçde birlik oranını geçmemesi ve bu taşıma süreside 15 dakika üzerinde olmamasına özen gösterilmelidir.

Sağlık dolu yeni eğitim yılı dileği ile.
Saygılar.

Cuma, Ağustos 22, 2008

YAZISIZ


Ne Kalkani !!!

Salı, Ağustos 19, 2008

YAZISIZ ....


Cumartesi, Ağustos 09, 2008

YAZISIZ....




Cumartesi, Ağustos 02, 2008

SENELER BIRBIRINI KOVALIYOR..


Cuma, Temmuz 25, 2008

Siyah & Beyaz

Çarşamba, Temmuz 16, 2008

Teknoloji ve biz



Teknoloji ve biz.Her geçen gün bizlere yenilikler sunmakta.Bu öyle bir yarışki artık
onu takip etmek imkansızların içine girmiş durumda.Sunulan her bir yenilik bizlerin yaşamına girmekde.Bize getirdiği kolaylıklar ön planda kalmaya da devam etmektedir.
Bu yeniliklerden faydalanırken onun getirdiği bir çok negatifler ise perde arkasında kalmaktadır.Bu konum bir çoğumuzunda ilgi alanına girmemektedir.
Ne zaman bu durumla ferdi olarak karşı karşıya geldiğimiz zaman, isyanımız cılız bir çığlıktan ileri gitmiyecekdir.Bu gün olmazsa olmazların bir parçası cep telefonları gibi.İyiki varmışların, bizler üzerinde negatifleri her zaman görülmemeye mahkum kalmışlardır.
Bu gün sizlere son beş yıl içersinde hayatımıza girmiş olan yeni televizyonlardan bahs etmek istiyorum.Bir zamanlar odamızın bir köşesini işgal eden bu kutular değişime uğrıyarak; alan işgalinden vaz geçirilmiş bir duvar tablosuna dönüştürülmüşdür.Göze zevke uyan her şeyi ile mükemmel bir aygıt olarak odalarımızı süslemişdir.
Peki onu ne kadar tanıyoruz.Hiç düşündükmü ?
Bizlerin yaşam odağı atmosferle ne kadar bağlantısı olabilir.Evet; teknik yönüyle baktığımız zaman ekranda "Stickstofftrifluorid" kullanılmaktadır.Bununda şimdiye kadar bilinenlerden çok daha tehlikeli bir madde olduğu tesbit edilmişdir.Sera gazlarının atmosferdeki yaşam süreleri uzun ömürlü olduğuda göz önüne alındığı zaman.
Bu gazın karbondioksid gazından 17,000 defa daha tehlikeli olduğu görülmüşdür.
Bu acı gerçek ne yazıkki Kyoto-Protokolunda yer bile almamışdır.
Düz ince ekranlarda kullanılan "Stickstofftrifluorid"atmosferi şimdiye kadar yapılan tahminlerin çok üzerinde kirlettiğidir.
Yapılan tesbitlerle, senelik olarak havaya 4,000 ton gaz karışmaktadır.Bunun karşılığını kohlendioksid olarak ele alırsak 67 Milyon ton olduğudur.Bu durumun önümüzdeki yıl olarak bir misli daha katlanacağıda bir başka gerçekdir.
Kaliforniya ünüversitesi İrvine direktörü M.Prather bu gazın atmosferdeki miktarının ölcümü/kontrolü CO2 gazına göre tam olarak bilinmemektedir.Şu ana kadar ne kadar miktar atmosfere karışmışdır ?
1997 yılında yapılan kyoto-protokolunda bu gazın yer almamasının nedeninin o zamanlar bu şekilde kullanılmaması olduğuydu."Stickstofftrifluorid" gazının atmosferde erimesi/temizlenmesi 550 yıl olarak hesaplandığına göre !!!
Kaynak.NewScientist internet istatislikleri.
Saygılarla.

Pazartesi, Temmuz 14, 2008

Bir nefes !!!


Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi .
"Kanuni Sultan Süleymanın kendisine resmi ziyarettte bulunan ecnebi doktorları kabulünde söylediği özlü söz."

"Tv.haberlerinde."Kapalı alanlarda yasaklanan sigara yasağı, bir çok esnafın kepenk kapatmasına neden olduğu.Devamla; açık alandaki mekanlarda serbest olan sigara yasağının haksız rekabete neden olduğunu.Gelecek yılda, o mekanlarda da yasaklanması prosüdürün bir an evvel hayata geçirilmesi ile bu haksız rekabete son verilmesi gerektiğini söylüyordu.

Aklına yukardaki Kanuni Sultan Şüleyman'ın sözleri geldi."Cihanda bir nefes sıhhat gibi."
Bir nefes onun değeri neydi? Yaşamımızın olmazsa olmazlarının bir parçası değilmiydi...
Ciğerlerimize çektiğimiz tertemiz bir soluk, bizi ayakta tutmuyormuydu.
Değerini bilmeden her saniye çiğerlerimize doldurduğumuz o yaşam değilmiydi "bir nefes".
Haberlerde o nefesin rekabeti konuşuluyordu.Bir farkla; "mavi dumandan" bahs ediyorlardı.
Gözlerini kapattı beynindeki arşivde bir nefesi aradı.
Güzel bir Pazar sabahı, sımsıcacık günlük güneşlik.Bu günü değerlendirmeliydi.
Yanına sabah kahvaltısını alıp söyle, doğaya uzanmak istedi.Arabasına binip yola koyuldu.Yol pazar sabahı olması nedeni ile tenha idi.Arabasının camını açtı, ılık
rüzgar yüzüne vuruyordu.
Bir ara bu sıcaklık soğuk soğuk terlemeye dönüşdü.Hemen arabasını kenara çekti.
Tansiyonumu düşmüşdü.Kan şekerimi, açlıkmı !!!
Kapısını açıp başını aşağı getirmek suretiyle kan dolaşımına yön tayin etmeye çalıştı.Etrafına bakındı kimsecikleri göremiyordu.Hissedebildiği tek şey gögsündeki ağırlıktı.Önce bir,beş daha sonra elli,yüzlere ulaşmışdı.Onun altında ezilmemek için
derin bir nefes aldı.
İnce bir çizgi üzerinde olduğunu hissediyordu.Bir an kendisine iyilmiş bir kişinin
sözlerini duydu.Kazami geçirdiniz, bir şeyinizmi var.Size nasıl yardım edebilirim.
Boş gözlerle sesin geldiği yöne baktı.Artık biliyordu kalp krizi geçirdiğini.Söylemek
istedi.Kalp krizi geçiyorum diye.Söylemek yardım istemek...
Karşılığı ise, tonlarca ağırlığa denge, içinde tuttuğu nefesi vermek olacaktı.Hani hiç farkına varmadan günde bilmem ne kadar alıp verdiği o soluk.Hani bir anlık zevk için
ciğerlerine doldurduğu,damarlarının tıkanmasına neden olan o mavi duman.
Karar anı gelmişdi artık, ya tuttuğu nefesi yardım için harcıyacak yada gösündeki ağırlık onu ezip geçecekdi.
Şans ona gülmüşdü.Gencecik bir doktor kız, mahretli parmakları ile tıkanmış damarı açmış "stent" denilen parçayı tıkanan yere yerleştirmişti.
Yoğun bakım odasına aldıkları zaman ciğerlerine dolan havayı solurken.Bir nefesin
değerinin ne olduğunu çok daha iyi anlıyabiliyordu.
O bir yaşamdı.O havanın değeri Kanuni'nin dediği gibiydi.
Yüzünü tatlı bir tebessüm aldı.İster bilerek o mavi dumanı çiğerlerimize dolduralım.
İstersek bir başkası tarafından, aldığımız nefese karıştıralım.Onun yasağı, rekabeti,
iyisi kötüsü olarak değerlendirmeyi.O ince çizgide vermek zorunda olacağımız karara
bağlıyalım.
Sadece bir nefes !!!
Saygılarla.

Cuma, Temmuz 11, 2008

OTUR İKİNCİ GÜN..


Dün akşamki otur ikinci günün damgasını karşılıklı atışmalar vurdu.Her ne kadar bizler bu programı Pazar akşamları seyretmek zorunda kalsak da internet sayesinde takip etme imkanına varıyoruz.

'TÜRKİYE DEMOKRASİYSE BEN BERGÜZAR’IM'

Konuşmaları sırasında sık sık benzetme ve espriler yaptığı bilinen Yalçın Küçük, programın hemen başlarında bu yönde sözler sarfetti. Son operasyonlarla birlikte Türkiye’de demokrasinin olmadığının görüldüğünü iddia eden Küçük, ‘Gayet açık söyleyeyim ben eskiden tersini söylemek istediğim zaman öyleyse ben Marilyn Monrooe'yum dedim, ondan sonra ki zamanlarda Nicole Kidman'ım dedim.. Bu Yeni Harman’da Türkiye demokrasiyse ben de Bergüzar’ım dedim artık' dedi.K.Gz.Vatan

Demokrasi: Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi,
Ben : Ruh bilimi Kişiyi öbür varlıklardan ayıran bilinç.
Bergüzar : Anmak için verilen hatıra, armağan, yadigâr.

Espirik bir benzetme olabilirmi sizce ?

Saygılarla.

Perşembe, Temmuz 10, 2008

Seks'in yaşı / Tabu !!!



Yapılan uzun çalışmaların sonucunda bir Tabu daha yıkıldı.
Bugün artık yaşlı insanlar arasında cinsel ilişki problem olmaktan çıktı.Yaşlılık artık neden sayılmıyor.Eskiye nazaran bu gün yaşlı insanlar daha fazla seks yapmakta ve bundan da zevk duymaktadırlar.
Şimdiye kadar genç neslin tekelinde olan; mecmua ve filimlerin idolü olarak görülen seks;yaşlı jenerasyon için tabu konumuna giriyordu.
Araştırmalar bügün şunu göstermektedirki, 70 yaş çiftleri arasında seksin en az genç jenerasyonlar kadar yaygın olduğu ve aynı duygular içinde olduklarını göstermektedir.
Getoburg ünüversitesinin 1971 ila 2001 yılları arasında yapmış oldukları çalışmalarda.70 yaş sınırı arasında olan her dört kişiden bir tanesi bu konumda aktiv bir yaşam sürdügünü tesbit edilmişlerdir.Diğer kişilerinde yatakdaki seks'i kendilerine göre tanımladığı görülmüşdür.Görülmüşdürki son yıllar içersinde yaşlı jenerasyon,gençlere göre bu konuda paralel bir aktivetitet göstermektedir.
Uzmanlar bügün, düne nazaran bu yaş guruplarının seks üzerindeki değişimleri neler olmuşdur sorusuna ?
İlk tesbitler cinsel ilişkiler bu yaş guruplarında büyük artışlar göstermişdir diye cevap vermektedirler.Bu artış Erkeklerde % 66 lara kadınlarda ise % 34 lere ulaşmışdır.Yapılan istatislikler 1971 yılında bu oranlar Erkeklerde % 47 ,kadınlarda ise %12 gibi bir oranda idi.Bu gün ise bu yaş gurubunun haftada en az bir defa aktiv seks yaşadığı tesbit edilmişdir.
Eğer 30 sene geriye dönüldügü zaman bu oranın % yüzde 10 ların çok altında olduğuydu.
Yapılan araştırmalar bir noktayı da açığa kavuşturmuş bu yaş gurubunun genç jenerasyon guruplarına karşın seksi bir görev olarak görmedikleridir.Erkeklerde % 70,kadınlarda ise % 60 olarak devam ettirdikleri seks yaşamlarından memnun oldukları görülmüşdür.Araştırmalar kadınlarda % 83 nisbetinde Orgazmus olduklarıda görülmüşdür.
Erkeklerde cinsel ilişkiler geçmiş senelere nazaran teknik yöndeki problemleri büyük ölcüde azalmışdır.Eskiden yaşlılık sendromunun getirdiği pasif yaklaşım değişime uğramiş,böylelikle seksüel yaklaşımda büyük rol oynamıştir.Eskiden kadınlar " % 5 lik" bu gibi yaklaşımlara red cevabı veriyorlardı.O yaşlarda artık seks yönü ile bir ortaklık kurmak istememeleri görülmüşdü.
Geçen zaman içersinde bu pasif seks yaşam tarzı değişime uğramış.Bu gün 70 yaş gurubunun % 90 kadar bir oranda aktiv seks gurubu içersinde olduğu gözlenmişdir.
Saygılarla.

Çarşamba, Temmuz 09, 2008

Japon usulü G-8




G-8 'ler bu seferde Japonya'da toplandılar.Küresel ısınma ile aldıkları önlemler.Uzman kişilere soruldu...
Kirliğin 2050 senesine kadar % 50 olarak önleneceği hakkında kararla;olumlu bir adım atılmış olundumu ?
- Ne yazıkki hayır ; bu karar geçen sene yapılan Heiligendamm "Almanya'dada" konuşulmuşdu.
Bu günde aynı şeyler tekrarlandı.Geçen sene söylenenlerin tekrarlanması sevindirici olmasına rağmen.Bu ülkelerin ne gibi atılımlar yapacağını, somut olarak ortaya koyması gerekmiyormu ?
Yapılacak olan atılımlar kararlar neler olacakdır.
Japonya başkanlığı altında yapılmış olan G-8 toplantısı ne gibi yenilikleri sunmuşdu ?
- Gerçek ele alınacak olursa hiç bir şey getirmemişdi.Doğrusu ele alınacak olunursa ilk olarak Japonya'ya baskı yapılması gerekmekteydi.Koyoto protokulunda Avrupa ülkeleri kirliliği % 8 gerileteceğine imza atmişken Japonlar sadece % 6 olarak imzalamışdı.Buna da şu ana kadar ulaşmış bile değildi.Ülke kirliliğe karşı olan çalışmaların çok daha gerilerinde kaldığı bu günün incelemelerine göre görülmektedir.

"Cool Earth 50",için başkanlık "Yasuo Fukuda" neler yapabilecek durumdadır?
- Ne yazık ki hiç bir şey yapacağı, şu anda görülmüyor.Fukadas hükümeti bu günün şartları ile gözle görülecek kadar kararlar alabilmesinin çok gerilerinde.Japonların her ne kadar bu paketin içinde olmasına rağmen.Direk enerji harcamalarında iktisada gitmeyi düsünmemektedir.Hatta dahada fazla ihtiyacı olduğu görülmektedir.Bu açığıda
yoğun olarak Avustralya'dan temin ettiği kömürle karşılamaktadır.Bu kirlileğe karşı olarakda her hangi bir planı görülmemektedir.

Japonlar neden;istatisliklerin verilerini yeniden hesaplanmasını ve senelere bölünmesini istemektedirler.
- Kyoto-Protokolunda bu 1990 olarak ele alınmışdı.O sene baz olarak ele alınması ve hesaplanması gerekmektedir.Japonlar ise bunu 2005 yılı olarak alınıp hesaplanmasını istemektedirler.Avrupalı ülkelerin doğu blokların cökmesi ile bundan büyük profit elde ettiklerini göstermektedirler.Bu gibi uyumsuzluklar da gereken çalışmalarıda çıkmaza sokabilecekdir.

Japonların iddası C02 olarak kişi başına diğer ülkelere göre daha az olduğunu söylemektedirler.
-Bu doğru olarak görünse bile Avrupa ile Amerika arasında farkları göz önüne getirdiğimiz zaman doğruluğu kaybekmektedir.Bu gün otomotiv sanayide ki kirliliğin çokda büyük bir önlem olarak görülmemesi gerekmektedir."Cool Earth 50" çerçevesi içinde Japonların alternatif bir enerji programları olmadığı görülmektedir.Bu durumda 2050 senesine kadar %50 lik kirliğin önlenmesinin hayal olduğunu göstermektedir.Eğer Kömür enerjisinin bu şekilde kullanılması karşısında ne gibi arıtma yoluna gidileceği ve bunun ne gibi finans yük getireceği hakkında hiç bir bilgisi olmamısıdır.

Japonların Atomar enerjiye dönmeyi düşünmesi söylenmektedir.
- İnşallah böyle bir teşebbüsde bulunmazlar.Bilindiği gibi Atom enerjisinin bu plan içersinde bir alternatif olamıyacağı bir gerçektir.Bu enerji üzerinde yapılacak olan yatırımların yakıtının kısıtlı olması ileriye dönük büyük problemler yaratacağı bir gerçekdir.Eğer bu gün olarak böyle bir enerjinin hayata geçmesi ile ihtiyaç olan Atom reaktörlerin 5 ila 10 bin yeni reaktörlerin inşası demektir.Bu gün halen faliyetde olan reaktörlerin 400 adet olduğu göz önüne alınacak olursa halen bunun kontrolü bile ne kadar olumsuz olduğuda unutulmaması diğer bir gerçekdir.Eskimiş enerji kaynakları yerine yeni altenatifler bulmak zorundayız.

Çin veya Hindistan gibi bu enerjiyi kullanan ülkelere bu durumu anlatmak kolay olamıyacakdir !!!
- Belki garip gelecek ama Çin bu durumun vahametine bir çok gelişmiş ülkelerden daha çabuk varmışdır.Her ne kadar bu iki ülke bu toplantıda olamamakla beraber G-8 lerden daha aktiv olarak yeni enerji arayışı içinde olduğu görülmektedir.

Bu gün o masada oturmak veya oturmamak bir şey değiştireceğini sanmamaktayım.Bu şekilde devam ettiği taktirde G-8 bir sembol olmakdan ileri gidemiyecekdir.
Bu kirlilik acil önlemeler alınmadığı taktirde.Daha doğrusu aktiv olarak hayata geçirilmediği taktirde.
Dünyamız kendi sistemini ortaya koyarak gittikçe artan enerji açığını kendi yöntemi ile ortaya koyacak o zamanda üzerinde yaşıyan canlıların bu günkü kadar enerji açığı kalmıyacaktir.
Böyle durumlarda G-8 gibi simgeler hiç bir önem taşımamaktadır.
Saygılarla.

Salı, Temmuz 08, 2008

GÖZALTINDA UNUTULMASI....


Çiçek'ten Okkır yanıtı 8 Temmuz 2008

Bir yılı aşkın süre Ergenekon'un kasası olduğu iddiasıyla tutulduğu cezaevinde kansere yenik düşen Kuddusi Okkır’la ilgili iddialara Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek yanıt verdi.

Doğrudan Ergenekon için konuşmadığını vurgulayan Çiçek, "Eleştirilerde bulunanların unuttuğu bir nokta var. Ceza Muhakemesi Kanunu 108'inci Madde'ye tutukluluk süresi 1 ayı geçince o dosyaya yeniden bakılacağına ilişkin hüküm var. Kimsenin gözaltında unutulması diye bir olay söz konusu değildir" diye konuştu.
4 Temmuz 2007 tarihinde Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledildiği belirtildi. Tutuklunun bu cezaevine kabul edildiği 4 Temmuz 2007'deki ilk muayenesinde sağlığına ilişkin herhangi bir şikayetinin olmadığı !!!
K.Hürriyet Metehan Demir.



MADDE 108.– (1) Soruşturma evresinde şüp­helinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği husu­sunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından (*) 100 üncü madde hüküm­leri göz önünde bulundurularak karar verilir.

(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi, yuka­rıdaki fıkrada öngörülen süre içinde şüpheli tara­fından da istenebilir.

(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulu­nan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip ge­rekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerek­tirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re’sen karar ve­rir.

(*)MADDE 100.– (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama ne­deninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verile­mez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tu­tuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

3. İşkence (madde 94, 95),

4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ti­ca­reti (madde 188),

7. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

8. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),

9. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Si­lahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Ka­nunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.

c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) nu­maralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.

d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçı­lıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis ceza­sını gerektiren suçlar.

e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.

f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Ka­nununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suç­ları.

(4) (Değişik: 25.05.2005 – 5353/11 md.) Sa­dece adlî para cezasını gerektiren veya hapis ceza­sının üst sınırı bir yıldan fazla olmayan suç­larda tutuklama kararı verilemez.wy

Saygılarla.

Pazartesi, Temmuz 07, 2008

TRAVMA !!!


Yaşamamız süresince öğrendiğimiz,hayatımıza giren bir çok kelime vardır.Bunlardan
bazıları bizimle birlikde uzun zaman kalırlar,bazıları ise çarçabuk terk edip giderler.
İşte bu günlerde ne tarafa bakarsak karşılaştığımız kelime "Travma" onu tek olarak kullanmayıp cümleler içinde karşımıza çıktığı görülüyor.
Her birimiz bu cümleleri ayrı ayrı algılıyor tepki verebiliyoruz.
Biraz bu kelimeyi açalım bakalım karşımıza neler çıkacak !!!

Bilindiği gibi travma canlı üzerinde beden ve ruh acısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan yaşantı olarak tanımlanmaktadır. Ruhsal travma kapsamına fiziksel ve duygusal tacizler (dövülme,gasp olayları,çocukluk cağından beri süregelen sevgisiz ortam, sağlık,eğitim ,barınma ve beslenme gereksinmelerinin karşılanamaması gibi), cinsel tacizler, doğal afetler (deprem, sel, fırtına , gibi),yangınlar , trafik kazaları, savaşlar ,çatışmalardan etkilenmek girmektedir.

Ruhsal bir travmayı izleyerek bazı kişilerde önce akut stres bozukluğu bazı kişilerde de bunun sonrasında travma sonrası stres bozukluğu ya da diğer adi ile post travma tik stres bozukluğu dediğimiz bir durum gelişebilmektedir.

Akut stres bozukluğu nedir?

Travma oluşumundan sonraki ilk 1 aylık sure içinde gözlenir. Kişi aşağıdaki iki belirtinin olduğu travma tik bir yaşantıdan geçmiştir:

A-
1) Gerçek bir hayat kaybı,olum ya da olum tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kendisinin ya da başkasının fizik bütünlüğüne yönelik bir tehdit olayını yasamış, tanık olmuştur.
2) Kişi aşırı korku,çaresizlik ya da dehşete düşme seklinde tepkiler göstermiştir.

B-Kişi bu olayı yasarken ya da yasadıktan sonra dissosiyatif belirtiler dediğimiz aşağıdaki belirtilerden en az ucunu yasamıştır.

1)Uyuşukluk, dalgınlık,duygusal tepkisizlik,donukluk hiç birsek hissetmiyorum, ne ağlamak ne gülmek geliyor içimden sadece bir noktaya bakıp,dalıyorum
2)Çevrede olup,bitenlerin farkına varma halinde azalma etrafımdan habersizim,kim geldi,kim gitti,kim ne dedi bilmiyorum
3)Çevreyi olduğundan farklı,yabancı,değişik algılama (derealizasyon) burası sanki benim odam,yatağım değil,sanki boşluktayım,yasadıklarım gerçek değil
4)Kendini olduğundan farklı ,yabancı algılama (depersonalizasyon) “sanki kendimi dışarıdan izliyorum,ellerim sanki benim ellerim değil,
5) Dissosiyatif amnezi dediğimiz ,travma öncesi,esnası veya sonrasına ait olayları hatırlayamama ne olduğunu,ne yaptığımı bilmiyorum,kimlerle konuşmuşum,nerelerden geçmişim bilmiyorum, bir de baktım buradayım hatta simdi neredeyim bilmiyorum
C- Travma tik olayın kişinin gözünün önüne tekrar gelmesi, ister istemez düşünmesi,rüyalarda görülmesi, kabuslar,illüzyonlar (nesneleri korkutucu bir şekilde travmayla ilgili nesnelere benzetme,kalemleri bıçak gibi algılama seklinde), flashback dediğimiz sanki o olayı tekrar ayni şekilde yasıyor gibi hissetme hali,olayı hatırlatan şeylerle karsılaşınca kaygı duyma (TV.de seyredilen deprem görüntülerinde, çatışma ve savaş sahnelerinde fenalık hissetme,travma tik olayın yıl dönümlerinde huzursuzluk hisleri)

D- Travma ile ilgili hatıraları akla getiren uyaranlardan kaçınma (onları düşünmek,konuşmak,o duyguları hissetmek,o olayın benzeri etkinlikler, yerler ve kişilerden uzak durma)

E- Aşırı uyarılmışlık hali (uykuya dalmakta ve sürdürmekte zorluk çekme, huzursuz bir şekilde dolaşma, bir noktaya,konuya dikkatini verememe, en ufak bir sesten irkilme,yerinde duramama gibi)

Bu belirtiler kişide belirgin bir kaygıya yol açıp,toplum içinde, is yaşantısı, genel uğraşlarında belirgin bir bozulmaya yol açmaktadır.

Aşağıda travma geçirmiş iki kişinin duygu ve düşüncelerini okuyabilirsiniz.

”Kendimi çok kötü hissediyorum, huzursuz ve sinirliyim. Aslında ben bu değilim. Araba kazası altı ay önce oldu, ama hala arabaya bindiğimde kendimi güvende hissedemiyorum, o kadar korkuyorum ki, mümkün olduğunca yolculuk etmemeye çalışıyorum. Kaza anı kafamda tekrar tekrar canlanıyor, bir türlü kafamdan çıkaramıyorum, hatta geceleri kabus şeklinde, kazayı tekrar tekrar yaşıyorum. Bunlardan çok yoruldum artık.”

”Hayat hakkındaki görüşlerim değişti, neden bize oldu diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Ölen arkadaşımı kurtarmak için daha fazlasını yapabilirdim diye kendimi suçluyorum. O anı, tekrar tekrar yaşıyorum, ”keşke bunu yapsaydım”, ”keşke şunu yapsaydım” diye düşünüyorum.... bazan, çok moralsiz ve gergin oluyorum...bir türlü gevşeyemiyorum ve çok korkuyorum, ölebilirdim diye düşünüyorum,..... geleceği düşünemiyorum....., kendimi çaresiz hissediyorum...”

Eğer, siz de travmatik bir olay yaşadıysanız, bunlara benzer duygularınız olmuş olabilir.


Travmatik olay nedir?
Travmatik bir olay, günlük olağan olayların dışında olan ve kişiyi derinden rahatsız eden bir olaydır.

Birçok olay böyle bir etki gösterebilir. Bu, bir yangın, kaza, hırsızlık, saldırı, ölüm gibi travmatik bir olaya tanık olmak veya, birçok insanı kapsayan bir felaket veya sizi, arkadaşlarınızı veya ailenizi, kapsayan kişisel bir olay olabilir.

Travmatik bir olaydan sonra kişiler nasıl tepki gösterirler?
Aşağıdakiler, travmatik bir olaydan sonra tecrübe edebileceğiniz duygulardan bazılarıdır. Genel olarak, kişilerin tepkileri aşağıdaki üç gurupta toplanabilir:

Travmayı kafanızda tekrar yaşamak.
Travmayla ilgili veya hatırlatan şeylerden kaçınmak.
Daha fazla gergin, huzursuz veya her zamankinden daha tetikte olmak.
Bunalımda olmak, ağlamak.
Bu duygulardan herhangi birini tecrübe edip etmediğinizi anlamak size yardımcı olabilir.


Travmayı kafanızda tekrar yaşamak
Kafanızda travmayla ilgili istenmeyen görüntüler veya anılar yaşamak (genelde bunlara geçmişe dönüş (flashback) denir).
Travma ile ilgili rahatsız edici veya sizi korkutan başka şeylerle ilgili rüyalar görmek.
Travmanın tekrarlandığını hissetmek - travmayı çok kuvvetli olarak, tekrar yaşamak.
Size travmayı hatırlatan olaylarla veya duygularla karşılaştığınızda, çok rahatsız, huzursuz olmak.
Size travmayı hatırlatan olaylar veya anılarla karşılaştığınızda, örneğin, kalp çarpıntısı, baş dönmesi gibi, rahatsız eden fiziksel tepkiler tecrübe etmek.
Travmayla ilgili olaylardan kaçınmak ve hissizleşmek
Travmayla ilgili düşünce, duygu ve konuşmalardan kaçınmak.
Size travmayı hatırlatan, yer, kişi ve olaylardan kaçınmak.
Travma ile ilgili şeyleri hatırlayamamak.
Hayata küsmek, çevrenizdekilerden ayrı hissetmek veya her zamanki duygularınızı hissedememek.
Normal bir geleceğinizin olmayacağını düşünmek - sanki ödünç alınmış bir zamanı yaşıyor gibi hissetmek.
Her zamankinden daha gergin ve huzursuz olmak
Kızgın veya huzursuz hissetmek.
Konsantre olamamak.
Uykuya dalmada zorluk çekmek.
Her zaman tetikte olmak ve kolayca korkmak.
Travma sonrası bunalımı bizi en az dört farklı şekilde etkileyebilir:

Ne hissettiğimizi.
Nasıl düşündüğümüzü.
Vücudumuzun nasıl çalıştığını.
Nasıl davrandığımızı.
Düzenli bir şekilde tecrübe ettiğiniz duyguların yanına bir çarpı işareti koymak, nasıl hissettiğinizi anlamanıza yardımcı olabilir:

Ne hissediyorsunuz?
Endişeli, rahatsız, huzursuz hissediyor, korkuyorsunuz.
Çok kötü bir şey olacakmış gibi hissediyorsunuz.
Gergin, kasılmış, uçurumun kenarında, karışıksınız.
Gerçek değilmiş gibi, tuhaf, hayalde gibi, herşeyden uzaksınız.
Bunalımdasınız.
Vücudumuzda neler olur?
Kalbimiz daha hızlı çarpar.

Göğsümüz sıkışır.
Kaslarımız gergin/kasılmış olur.
Yorgun, tükenmiş hissederiz.
Vücudumuzda ağrılar olur.
Başımız döner.
Panik oluruz.
Bunalım, moral bozukluğu olur.
Kızgın oluruz.
Ağlarız.
Nasıl düşünürüz?
Sürekli endişeleniriz.
Konsantre olamayız.
Geçmişe dönüş tecrübe ederiz, travma görüntüleri kafamızda canlanır.
Travma sebebi olarak kendimizi suçlarız.
Olayın tekrar olacağını düşünürüz.
Karar veremeyiz.
Pişmanlık, utanç veya kin duyarız.
Düşüncelerimiz karışır.
Sinirli veya huzursuz hissederiz.
Midemiz çalkalanır.
Uyku/kabus sorunumuz olur.
Ürkek oluruz.
Neler yaparız?
Aşağı yukarı dolanırız.
Bize travmayı hatırlatan şeylerden kaçınırız.
Oturup gevşeyemeyiz.
Kişilerden kaçınırız.
Tek başımıza kalmaktan kaçınırız.
Kişileri tersleriz ve huzursuz oluruz.
İlişkilerimizi bozarız.
Daha çok içki ve/veya sigara içeriz.
Başkalarına daha bağımlı oluruz.
Yaygın düşünceler
”Benim suçumdu”.

”Dağılıyorum”.

”Kalp krizi geçireceğim”.

”Bu olay beni kontrol ediyor”.

”Dayanamıyorum”.

”Bayılacağım”.

”Neden benim başıma geldi?”.

”Artık bir anlam bulamıyorum”.

Travmaya neden bu kadar yoğun tepki gösteriyoruz?
Travmanın, bizim üstümüzde duygusal olarak, bu kadar yoğun bir etki bırakmasının, birçok sebebi vardır.

İlk olarak, hayatın genelde: bizim için belli bir şekli, anlamı ve amacı olması, ve korunur ve güvenli olması gibi, hayat hakkındaki temel inançlarımızı sarsar. Bizim kendimizle ilgili olan inancımız sarsılmış olabilir, kriz anında beklediğimizden veya istediğimizden çok farklı bir tepki vermiş olabiliriz.

İkinci olarak, travma aniden ve habersiz gelir. Bu yeni duruma alışmak için zamanımız olmaz. Bu, genelde normal olarak yaşadığımız durumların çok dışında olan bir durumdur ve bu durumda neyle karşılaştığımızı veya nasıl hareket edeceğimizi bilemeyiz. Öleceğinizi hissetmiş olabilirsiniz, çevrenizdekiler ölmüş olabilir, ve siz şokta olabilirsiniz. Tehlike karşısında, travmaya sıkıca tutunursunuz, bu belkide, aynı tehlikeye tekrar düşmemek için, bir nevi savunma olabilir. Sonuç olarak, yukarıda tanımlanan, travma sonrası tepkilerini gösterebilirsiniz.

Travmayı atlatmak için neler yapabilirim?
Tecrübe ettiğiniz tepkilerin, travma sonrasında çok yaygın olduğunu ve bir ”zayıflık” veya ”dağılma” olmadığını anlamak çok önemlidir. Aşağıdaki öneriler, size travma sonrası tepkileriyle başa çıkmada yardımcı olabilirler. Size yardımcı olmada tanımladığımız şeyler:

Travmayı anlamaya çalışmak
Geçmişe dönüş ve kabuslarla başa çıkmak
Gergin olmayı, huzursuzluğu ve kızgınlığı yenmek
Kaçınmayı aşmak
Düşük morali yenmek
1.Travmayı anlamaya çalışmak
Gerçekte olanlar hakkında, mümkün olduğunca fazla bilgi edinmeye çalışın. Bu size parçaları birleştirmenizde ve olayı bir bütün olarak görmenizde yardımcı olacaktır. Bu iyileşme sürecine yardımcı olabilir.

Eğer, olay başkalarını kapsıyorsa, onlarla konuşup, olayla ilgili ne düşündüklerini sorun. Olayı yaşayan başka kişiler, kurtarma ekibinden olanlar, yoldan geçenler, size olaya daha geniş olarak bakmanızda yardımcı olabilirler. Kurtarma ekibindekiler, genelde bu şartlar altında, size yardımcı olamaktan memnun olurlar.

Başkalarıyla beraber olayı düşünmeniz size yardımcı olabilir. Travmanın, hayat hakkındaki düşüncelerinizi değiştirdiğini düşünebilirsiniz, başkalarıyla konuşmak, nasıl düşündüğünüzü tanımlamanızda size yardımcı olabilir.

Bazı kişiler arkadaşlarıyla, eşleriyle veya bir aile bireyi ile konuşurlar, diğerleri de aile doktorlarına gidip, konuşma terapisine başvurabilirler. Daha başkaları ise, duygularını yazmanın faydalı olduğunu keşfedebilirler.

Yaşadığınıza anlam vermek için, ne gibi şeyler yapmanız gerektiğini bulmak için biraz düşünün. Oturup, aşağıdakilerle ilgili, bazı fikirlerinizi bir kağıda yazın:

*Daha fazla bilgi almak için konuşacağınız kişileri.

*Olayı tartışabileceğiniz kişileri.

*Kendi kendinize yapabileceğiniz şeyleri, örneğin, tecrübelerinizi yazmak.


2.Geçmişedönüş ve kabuslar
Birçok insanın travmayı yenme yöntemleri, olayı düşünmemeye çalışmaktır. Bu doğal gibi görünse de, her zaman sorunu çözmez. Kişiler, istemedikleri, onları rahatsız eden travma ile ilgili görüntülerin (geçmişe dönüş) kafalarından çıkmadığını ve travma ile ilgili kötü rüya ve kabuslardan kurtulamadıklarını fark edebilirler.

Her gün, bu tatsız anılar ve kabusları tekrar hatırlamak için, birkaç dakika harcamanın, kabus ve geçmişe dönüşü azaltan en etkili yaklaşımlardan biri olduğu düşünülmektedir.

Birçok kişi, her gün 20 dakika ayırıp, olanları sakince düşündüklerinde, veya birisiyle bu konu hakkında konuştuklarında, veya düşüncelerini kağıda döktüklerinde, istenmeyen geçmişe dönüşlerin ve kabusların yavaş yavaş zayıfladığını ve etkilerinin azaldığını fark etmişlerdir. Eğer, kabus görüyorsanız, bunu yatağa yatmadan hemen önce yapmanın yardımcı olduğunu göreceksiniz.

Bunu yapmak, olayların size hakim olmasındansa, sizin olaylara hakim olmanıza yardımcı olacaktır. Yaşadığınız travmayı hatırlarken, şimdiki durumunuzdaki olumlu yönler üstünde yoğunlaşmayı hatırlamak önemlidir.

Aşağıdaki yaklaşımları deneyin:

1.Kabuslarınızın ve geçmişe dönüş tecrübelerinizin ayrıntılarını yazın.

2.Olanları hatırlamak için zaman ayırın. Bu güvenli ve sakin bir ortamda olmalıdır.

3.Şu andaki durumunuzda, olumlu şeyler bulun: örneğin, ”Ben kurtuldum ve hala buradayım”, ”Bana destek olacak iyi arkadaşlarım var”, ”Şimdi yeni bir gelecek planlamaya başlayabilirim”.

3.Gerginliği, huzursuz olmayı ve kızgınlığı yenmek
Gerginlik, huzursuzluk ve kızgınlık travma sonrası tepkiler arasında çok yaygındır. Nefessizlik, kalp çarpıntısı, hızlı nefes almak, baş dönmesi, ve kasların kasılması gibi fiziksel belirtiler de olabilir. Fiziksel etkilerden kurtulmak için aşağıdaki yolları deneyin.

Fiziksel belirtilerin yoğunluğunu azaltmak için, gerginlik belirtilerini erkenden fark edip ”yılanın başını küçükken ezmek” gerekir.

Gerginlik belirtilerini erkenden fark ederseniz, rahatlama teknikleri kullanarak, huzursuzluğun ciddi boyutlara çıkmasını engelleyebilirsiniz. Bazı kişiler, egzersiz yaparak, müzik dinleyerek, televizyon seyrederek veya kitap okuyarak rahatlayabilirler.

Başkaları için ise, takip edilecek bir dizi eksersiz daha faydalı olur. Bazı kişiler, gevşeme veya yoga kurslarına gitmenin çok faydalı olduğunu düşünürler, bazıları ise kasetleri faydalı bulurlar. Gevşeme kasetini, aile doktorunuzdan temin edebilirsiniz, aynı zamanda dükkanlarda da birçok farklı gevşeme kasetleri mevcuttur.

Gevşeme, her beceri gibi, zaman ve emek isteyen bir hünerdir. Aşağıda tanımlanan eksersizler, derin kas gevşeme tekniklerini anlatmaktadır, Birçok kişi, bunları, genel gerginlik ve huzursuzluğun azaltılmasında faydalı bulmuşlardır.

Derin kas gevşemesi - önce bunların nasıl yapıldığını anlamak ve sonuç olarak iyice öğrenmek gerekir. Buna rahatsız edilmeyeceğiniz, rahat, sessiz, sıcak bir yer seçmekle başlayın. Başlamak için, günün kendinizi en rahat hissettiğiniz bir zamanını seçin. Yere yatın, rahat olun ve gözlerinizi kapatın. Birkaç dakika nefes alıp vermenize yoğunlaşın, yavaş ve sakin bir şekilde nefes alın: iki-üç ve nefesinizi verin, iki-üç. ”Sakin” ve ”rahat” kelimelerini, nefes verirken, kendi kendinize tekrarlayın. Gevşeme eksersizleri, size farklı kas guruplarınızı rahatlamada yardımcı olur, size önce germeyi, sonra da rahatlamayı öğretir. Gerinirken, nefes almalı, rahatlarken de nefesinizi vermelisiniz. Ellerinizle başlayın, bir elinizi sıkıca yumruk yapın. Bunun eliniz ve kolunuzun alt kısmındaki kaslarda yarattığı baskıyı düşünün.

Birkaç dakika buna yoğunlaşın, sonra elinizi gevşetin. Baskı ve rahatlama arasındaki farkı görün. Hafif bir karıncalanma hissedebilirsiniz, bu rahatlamanın bir işaretidir.

Diğer elinizle aynı şeyi yapın.

Her kas gurubu gevşettiğinizde, kasların gevşemişken nasıl hissettiklerini düşünün. Gevşemeye çalışmayın, sadece gerginlikten kurtulmaya çalışın. Kaslarınızı gevşetebildiğiniz kadar gevşetin. Gerginken ve gevşemişkeki farkı düşünün.Şimdi bunu vücudunuzdaki farklı kaslar için deneyin. Kaslarınızı birkaç saniye kasın sonra gevşetin. Nasıl olduğunu anlamaya, sonra da gerginlikten kurtulmaya çalışın.

Kas guruplarıyla çalışırken aynı sırayı izlemek faydalıdır.

Eller - yumruğunuzu sıkın, ve gevşetin.
Kollar -dirseklerinizi bükün ve kollarınızı gerin. Özellikle kollarınızın üst kısmında, gerginliği hissedin. Unutmayın, bunu birkaç saniye yapın ve gevşeyin.
Boyun - başınızı arkaya doğru bastırın ve bir yandan öbür yana yavaşça yuvarlayın. Gerginliğin nasıl hareket ettiğini hissedin. Sonra başınızı, rahat bir durumda öne getirin.
Yüzünüz - burada birkaç tane kas vardır, ancak, alnınız ve çenenizde yoğunlaşmak yeterlidir. Önce kaşlarınızı çatar gibi aşağa doğru indirin. Alnınızı gevşetin. Aynı zamanda, kaşlarınızı kaldırıp, sonra gevşeyin. Şimdi çenenizi sıkın, gevşettiğinizdeki farkı anlayın.
Göğüs - derin bir nefes alın, birkaç saniye nefesinizi tutun, ve gerginliği fark edin, sonra gevşeyin. Nefes alıp vermenizi normale getirin.
Karın - karın kaslarınızı sıkabildiğiniz kadar sıkın ve gevşeyin.
Kalçalar - kalçalarınızı sıkın, ve gevşetin.
Bacaklar - bacaklarınızı gerin ve ayaklarınızı yüzünüze doğru uzatın. Ayak parmaklarınızı hareket ettirerek hareketi bitirin.
Bir arkadaşınızın hareketlerin nasıl yapılacağını size okumasını faydalı bulabilirsiniz. Çok zorlamayın, olayları akışına bırakın.

Gevşemeyi en iyi şekilde kullanabilmek için:

Hergün eksersiz yapmalısınız.
Günlük olaylarda gevşeme tekniklerini kullanmalısınız. Kaslarınızı sıkmadan gevşemeyi öğrenmelisiniz.
Bazı gevşeme yollarını, zor durumlarda uygulamalısınz, örneğin, yavaş nefes almak gibi.
Daha rahat bir hayat tarzı edinmelisiniz.
Bu gevşeme eksersizlerini, aile doktorunuzun kasetinde bulabilirsiniz.

Unutmayın, gevşeme bir tekniktir ve başka her teknik gibi öğrenilmesi zaman alır. Gevşemeden sonra ve önce ne kadar sinirli olduğunuzu, birden ona kadar bir değerlendirme kullanarak yazın.

Kontrollü nefes alma
Fazla nefes alma, kişi huzursuz, kızgın veya gergin olduğunda sıkça rastlanan bir durumdur. Bu nefes alıp vermelerinde değişiklikler olduğu anlamına gelir. Boğulduklarını düşünüp, nefes almada zorluk çekebilirler veya çok hızlı nefes alıp vermeye başlayabilirler. Bu da baş dönmesine ve dolayısıyla huzursuzluğun artmasına sebep olur.

Bunu yapıp yapmadığınız anlamaya çalışın ve nefes alıp vermenizi yavaşlatın. Düzenli bir şekilde ”al iki-üç, ver iki-üç” ritmine girmek, nefes alıp-vermenizi normale getirecektir. Bazıları, bu eksersizi yaparken, saatin saniye göstergesini kullanmayı yararlı bulabilirler. Başkaları ise, kağıt torba veya ellerinin içinde nefes alıp-vermeyi faydalı bulabilirler. Bunun etkili olması için hem ağzınızı hem de burnunuzu kaplamanız gerekir.

Kağıt torba içinde veya yavaş nefes alıp-vermenin, nefesinizi normale getirmesi için en az üç dakika boyunca yapılması gerekir.

Dikkat dağıtma
Dikkatinizi belirtilerden başka yerlere verirseniz, genelde belirtilerin yok olduğunu fark edersiniz. Çevrenize bakın. Eşyaları ayrıntılı biçimde inceleyin, araba plakalarını, insanların ne çeşit ayakkabı giydiklerini, konuşmaları. Yine, belirtilerin azalması için kendinizi en az üç dakika oyalamanız gerekir.

Gevşeme teknikleri, nefes eksersizleri ve dikkati dağıtma yöntemi huzursuzluğu azaltmada faydalıdır, ancak bu arada, huzursuzluğun, ne tehlikeli, ne de zararlı olmadığını anlamak da çok önemlidir. Bu teknikleri kullanmasak bile, kötü hiçbir şey olamaz. Huzursuzluk bize zarar veremez, ancak rahatsız edebilir. Bu teknikler rahatsızlığımız azaltmada yardımcı olabilir.

Kızgınlık
Kızgınlığınız hakkında çevrenizdekilerle konuşmak faydalı olabilir. Sonuçta kızgınlığınız onlara değil, ama bazan onlar da bu kızgınlıktan paylarını alabilirler. Onlara kızgınlığınızın başınıza gelenlerden dolayı olduğunu anlatın. Onlardan bu durum geçene kadar sabırlı olmalarını isteyin ve olayları kişisel almamalarını söyleyin.

4.Kaçınmaile başa çıkmak
Travmatik bir tecrübeden sonra, kaçınma farklı şekillerde ortaya çıkabilir.Bu, travma hakkında konuşmaktan kaçınma, travma ile ilgili can sıkıntısı, veya aynı zamanda, size travmayı hatırlatan herşeyden ve herkesten kaçınma şeklinde de olabilir. Bu kaçınma sizin, travmayı geride bırakmanıza ve ”ilerlemenize” engel olur ve bazı durumlarda normal hayatınızı sürdürmenize de engel olabilir.

Kaçınmaya çalıştığınız şeyleri anlamaya çalışın, bu şeyleri bir kağıda yazmak faydalı olabilir.

Bu korkularla başa çıkmak için kendinize küçük hedefler seçin. Biz buna ”endişe merdiveni” deriz. En çok kortuğumuz şeyler en başta, en az korktuğumuz şeyler de en sonda yer alır.

Bu örneği incelemek faydalı olabilir.
Mary bir bankada çalışırken, silahlı bir tutsaklık yaşadı. Şimdi, küçük ofisi olan ve halka hizmet sunan hiçbir yere gidemiyor, içinde saldırı ile ilgili bir haber olabilecek bütün televizyon proramlarını seyretmekten ve gazeteleri okumaktan kaçınıyor. Mary aşağıdaki ”endişe merdiveni” ni oluşturmuştur:
En az korktukları:
1.Saldırı ile ilgili gazeteleri okumak.
2.6 haberlerini dinlemek.
3.”Crime Watch”u (suçlarla ilgili bir program) izlemek.
4.Yakınındaki küçük bir bankanın dışında beklemek.
5.Yakınındaki küçük bir bankaya girmek.
6.Kalabalık bir yerdeki bir bankaya girmek.
7.Saldırının olduğu bankaya girmek.
En çok korktukları
Mary birinci basamaktan başlayıp yavaş yavaş yedinci basamağa doğru tırmanacaktır. Her yeni basamağı tırmandığında, endişelerinin yavaş yavaş azaldığını ve kaçınma olayını yendiğini fark edecektir.
Unutmayın, korktuğunuz durumun içinde olmak önceleri çok zor gelebilir, ancak bu durumda bir süre kalmayı başarırsanız, yavaş yavaş daha sakin hissedeceksinizdir.

5.Travma sonrası moral bozukluğunu yenmek
Travma sonrası moral bozukluğu çok yaygındır. Bu da bazan, kendini değersiz hissetme, kendine güvenin azalması, çaresizlik ve suçluluk gibi duygulara sebep olabilir.

Moral bozucu veya olumsuz düşüncelerle savaşmak çok önemlidir. Travma sonrası kişiler, kendilerinden, hayatlarından ve geleceklerinden umudu keserler. Bu duygulara yenik düşmeyin. Aşağıdakileri yapmayı deneyin:

Moralinizin düşük olduğu zamanları tespit edin.
Böyle zamanlardaki tatsız düşüncelerinizi yazın.
Bu düşüncelerle, onlara karşı fikirler üreterek başa çıkmayı deneyin. Arkadaşlarınıza, kendileri hakkında böyle olumsuz düşünseler, neler söyleyeceğinizi düşünün. Bu özellikle suçluluk hissettiğiniz zaman çok önemlidir.
Hafta boyunca yapmaktan hoşlandığınız veya yapmayı başardığınız şeylerin bir listesini tutmak yararlı olabilir. Bu size hayatınızdaki olumsuz düşüncelerden çok olumlu düşünceler üstüne yoğunlaşmanızı sağlayacaktır.

Hareket gerektiren şeyler yapın
Fiziksel aktiviteler özellikle yararlıdır. Yürüyün, koşun, bisiklete binin, ip atlayın: hareketliliğinizi arttırmak kendi hakkınızda daha iyi düşünmenizi de sağlayabilir. Başangıç olarak, her gün veya her iki günde bir, 15-20 dakikalık bir aktivite planlayın. Bu tip fiziksel aktiviteler, gerçekten de, kendinizi daha zinde hissetmenizi sağlayacaktır ve moralinizi de düzeltecektir.

Sizi ilgilendiren bir şey bulun ve buna zaman harcayın. Genelde yapmaktan hoşlandığınız şeyler üstüne yoğunlaşın ve her gün bunlara zaman ayırın. Yeni bir uğraşı edinmeyi yararlı bulabilirsiniz. Bazı kişiler, resim yapma, şiir yazma veya müzik çalmak gibi, kendilerini anlatabildikleri, yaratıcı aktivitelerin, onlara iyi geldiğini ve kendilerini daha iyi hissettiklerini fark etmişlerdir.

Kendinize dikkat edin
Moral bozukluğunuzla başa çıkmak için, içki, aşırı şekilde sakinleştirici veya yasal olmayan uyuşturuculara yönelme isteğine karşı çıkın. Bunlar anlık olarak size kendiniz iyi hissettirebilirler, ancak, kısa zamanda sizin için daha büyük sağlık ve psikolojik sorunlara sebep olabilirler. İyi beslenin, iyi beslenme sağlığınızı koruyacak ve dolayısıyla iyileşme sürecini kolaylaştıracaktır.

Normalde yemekten ”zevk” aldığınız şeyleri yeyin.

6.Ne zaman daha fazla yardım istemeliyim?
Burada size verdiğimiz önerilerin faydalı olmuş olduğunu umuyoruz. Travmayı takibeden sıkıntılar genelde zamanla kaybolur. Ancak, bu konuda fazla ilerleme kaydetmediğinizi düşünüyorsanız, sorunlarınızı çözme konusunda daha başka yardımlar da mevcuttur. Özellikle, iş performansınız veya ilişkileriniz etkileniyorsa, sorunlarla başa çıkamadığınızı hissediyorsanız veya kendinize zarar vermeyi düşünüyorsanız, bu yardımlara başvurmak iyi bir fikirdir. Birkaç aydan sonra, hissettiklerinizde bir ilerleme kaydetmediyseniz, daha başka yardımlara başvurmayı düşünmek yerinde olur.

Bu günlerde en çok kullandığımız bu kelimeyi internet sayfalarından topladığım bir kaç bilgi ile sunmaya çalıştım.İçinden beğendiğiniz cümleler oldu ise veya bu günün yorumunu yapmaya çalıştı işe; TRAVMA'nin bizimle uzun zaman birlikde olacağı muhakkak görülüyor.

Saygılarla.
Dip not :Yazı biraz uzun oldu eğer sonuna kadar okuduktan sonra sizlerin Travma'ya uğrattı isem kusuruma bakmayın.

Pazartesi, Haziran 30, 2008

SIYAH ALTIN KÖMÜR. II.




Petrole karşı Kömür üzerinde Amerikalı uzmanlarda çalışmaları hızlandırdılar.Kömürün sıvı yakıta çevrilmesi ile hava kirlenmesine neden olacak gazların arıtılmasını sağlıyacak havuzların kurulması ile gerçekleşebileceğini söylemektedirler.Bu tip rafinerilerde günlük 24500 ton kömürden 4,5 Milyon litre mazot elde edilebiliniyor.Böyle rafinerilerin maliyeti bir milyar euronun üzerinde olması Petrol fiatlarının en az barel başına (159)litre 60 Doların üstünde seyretmesi karşısında maliyetin sağlanabileceğini söylemektedirler.Bu günkü 140 dolarlık barel fiatı üzerinde olması bu gibi rafinerilerin kendilerinin çok kısa bir zaman içinde maliyetlerinin karşılanabileceği kanısındalar.
Aynı zamanda bu enerji alternatifini doğal gazın sıvılaştırılması ile Almanya'nin geliştirmiş olduğu bir başka yakıt sistemininde bu yarışa katılacağı söylenmektedir.
Kömürden elde edilecek olan sıvı enerjinin kullanılması karşısında gerekli katasöletörlerin yapılması gerektiği bu şekilde hava kirliliğini kısmen önliyebileceğini söylemektedirler.
Odun artıkları ile elde edilen sıvı enerjide bu çalışmaların bir parçası olacağıdır.Zamanla enerji konumunda özelliğini kaybeden kısmen üretimi durdurulmuş kömür tekrar hayata dönme yolunda.Kahverenkli kömürden elde edilecek bu enerji gittikçe değer kazanmaya başlıyacaktır.
Şu anda labor çalışmaları düzeyinde olan bu yakıt kısa zaman içersinde hayatımıza girecektir.
Olumlu bir şekilde hayata geçebilmesi için hava kirliliğini artıracak olan gazlardan arıtılması gerekmektedir.
Diğer konum ise bu tip kömür elde edilebilmesi için eko sisteminde yok olan alanlarında tekrar kazanılması gerekliliğinide bir kenera atmamak gerekir.Kahverengi kömür çıkarılan bu alanlar
bir cöl görünümü içersinde olduğu oradaki yaşam alanlarının tamamen öldügü bir başka gerçektir.Yapılan çalışmalara, bu alanlarında tekrar yapay olarak kazanılmasıda bir gerçektir.Bu da maliyetin artmasına neden olabilecekdir.
Bir başka bölümde bu gibi alanların dengeleri nasıl bozduğu ve yapay alanların getirilerinin neler olabileceği konusunda bilgi vermeye çalışacağım.
Saygılarla.

Pazar, Haziran 29, 2008

SIYAH ALTIN KÖMÜR. I.


Kömür petrole alternatif olma yolunda.Uzmanların uzun zamandır çalışmaları neticesinde, kömürün piyasaları çıldırtan petrole kullanabileceği kanısındalar.Şu andaki çalışmaları neticesinde kömürden elde edilen sıvı yakıtın endüstri alanında kullanabilecek durumda olduğunu bildiriyorlar.Çalışmalarını hızlandıran uzmanlar yakın zaman içersinde araçların tanklarınıda doldurucağını söylemektedirler.
Bu günün sihirli kelimesi sıvı kömür olacağıdır.
Güney Afrika bügün Petrol ihtiyacının 3 de birini bu metodla karşılamaktadır.Sasol mineral konzerin açmış olduğu üç fabrika bu metodla kömürü petrole dönüştürmektedir.25,5 litre Mazot,Benzin ve diğer petrol ürünlerini günlük olarak üretmektedir.Buda 160,000 Barel olmaktadır.Hatta bu elde edilen yakıtı uçaklarda bile kulanmaktadırlar.
Konzern kömürden elde edilen bu sentetik petrolün,dünyaca hava yollarında kullanılması için lizens talebinde bulunmuşdur.Internesyonal Hava Yolları Birliği petrolün bu şekilde artması karşısında bu yakıtın kullanılmasına sıcak bakmaktadırlar. Enerji açlığı içinde olan Çin'in bu yakıtla ihtiyacının %70 ni karşılama yolundadır. 3,2 milyar dolarlık yatırım yaparak enerji ihtiyacını bu sistemle karşılamaya başlamışdır.Bu enerji kazanımı II.nci dünya savaşında Alman kimyacıları tarafındanda yapılmış kullanılmış olması bu metodun yeni bir buluş olmadığını göstermektedir.O zamanlar Petrol ihtiyaçında yabancı ülkelere muhtaç kalmamak için yapılan bir çalışma olduğuydu.Bu günde ücretlerin bu şekilde artması ile bu metodun tekrar hayata geçmesine neden olmaktadır. Petrol fiyatlarının düşmesi ile raflara kaldırılmış tozlanmaya bırakılmışdı.Var olan bu fabrikalar hurda olarak 2004 senesinde Çin'e satılmıştı.Bu gün yapılan araştırmalar kömür rezervelerinin 150 ile 350 yıl yeteceği kanısındadırlar.
Güney Afrika,Mongolay ve Avustralya bu metodla bu krizin içinden çıkmasını bilen ülkelerdir.Çin'de bu ülkelere katılmak için elinden geldiği kadar hız vermiş durumdadır.Uzmanların yapmış olduğu araştırmalar neticesinde Kömürden elde edilecek enerjinin ömrünün Petrol enerjisinden 80 yıl gibi daha uzun ömürlü olduğudur.
Bu enerji sisteminin bazı tehlikeyide beraberinde getirmektedir.Bu da hava kirlenmesi yönündedir.Eğer şu andaki durumda kullanılması karşısında hava kirlenmesi (Klima/İklim değişimi"Küresel ısınma")ikiye katlanacağıda bir başka gerçektir.
Yazının II.nci bölümünde Ekolojik ve Politik yönüyle bu sistemi ele alalım.
İyi Pazarlar dileği ile.
Saygılar.

Cuma, Haziran 27, 2008

SU



Sıhhatlı yaşamın anahtarı SU
Mineral zenginliği ile insan sağlığının vazgeçilmesi su bu gün bir çok ülkede diğer içecekleri çoktan geçmiş durumdadır.Bu gün raflarda 700 yakın çeşidinin bulunduğu,bunların kaynak suları ve bazılarınında bir çok rahatsızlıklara iyi geldiği şekilde önümüze konmaktadır.Hakikaten denildiği kadar bu sunulan sular sağlığımıza faydalımıdırlar.Çoğumuz bunun farkında bile değiliz.
Bu gün Avrupa'nin çok lüks lokantalarında Şarap kartlarında onun ne değerde olduğu hakkında bilgilendirildiği gibi.Yemek yerken içtiğimiz suların içerikliğini gösteren kartlar yer almaya başlamışdır.

Bu gün tıpkı Şarap içicilerin titizliği su tüketicilerin titizliğinin gerisinde kalmaya başlamıştır.Yıllık tüketim kişi başına 130 litreyi geçmesi ile bu sektörün
daha da önem kazanarak tüketiciyi aydınlatma yönüne gitmesine neden olmuşdur.

Aynı zamanda değerlerin ekolojik yönünde de değer kazanması bu yönde daha koruyucu yöntemlerede neden olmaktadır.Bir çok ülkede bu değerli içeceğin Turizim dalında da yer aldığı görülmektedir.

Sportif yaşam süren kişilerin Natrium ve Magnezyum'a ihtiyaçları diğer yaşam tarzlarından daha fazladır.Vücudumuz terleme yolu ile vücutdaki suyu dışarı attıkları zaman beraberinde çok değerli minarelleride birlikte atmaktadır.Örnek vermemiz gerekirse Magnezyum kaybı bizlerde adale krampları ile karşımıza çıkabiliyor.Onun için içtiğimiz suların etiketlerini de dikkatle okumamız ve seçici olmamız gerekiyor.Bir litre su'yun içersinde 50 mlgr.Magnezyum,200 mlgr.Natrium olması o suyun Sportiv kişilerin içeceği olarak sınıflandırabiliriz.

Vücudun kaybettiği karbonhidratıda yapacağımız meyve karışımı ile kazanabiliriz.
Hamile kişilerinde yaz sezonu içersinde mineral kayıpları çok daha fazla olacağıda göz önüne alınmalıdır.En dikkat edecekleri konumda kalsiyumdur.Kemiklerin gelişiminde büyük rol oynıyan bu mineral tükettiğimiz bir litre suda 150 mgr.olması gerekmektedir.Emzirme periyodunda olan annelerin sütleri bu minerali toplamakta anneninde bu durum karşısında daha çok kalsiyuma ihtiyacı görülmektedir.Bu durum aynı zamanda yaşlılar içinde geçerlidir.

Bu günlerde tükettiğimiz suyu dikkatle incelememiz gerekmektedir.Nedeni ise yukarda verdiğim değerlerin aksine eğer yüksek tansiyon veya böbrek rahatsızlığı çekiyorsanız.
Bu değerleride kullandığınız suda değiştirmeniz gerekmektedir.Örneğin Natriyum 1 litre suda 20 mlgr.dan az olmalıdır.Bu durum bebeklerimize vereceğimiz su içinde geçerlidir.

Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir taneside kaynak suların nerelerden çıktığıdır.
Bazı elementler su bileşiminde tesbit edilememektedir.Tıpkı uran radyum gibi.Bu durumda böyle bölgelerdeki kaynak sularında da dikkatlı olmamız gerekmektedir.Bir önemli noktada da aldığımız suların bizlere nasıl sunulduğudur.Suyun PET-Polyethylenterephthalat şişelere " Acetaldehyd" karışa bilmektedir.Buda migde rahatsızlıkları ile karşı karşıya gelebileceğimizdir.Tercihimiz cam şişelerden yana olmasıdır.

Tükettiğimiz sular da asidli veya asidsizinimi tercih etmemiz gereklidir diye bir soru sorduğumuz zaman ancak onu bu şekilde cevaplıyabiliriz.
Asidlı suyu cam siseden içtiğimiz taktirde onun bir çok faydalarını görebiliriz.
Hazımsızlığa karşı faydası, aynı zamanda da diş temizliğinde çok büyük rol oynıyabilmektedir.Sportiv aktivetilerde bulunan kişilerin ise suyu bir içimde tüketmeleri nedeni ile tam aksine asidsiz suyu tercih etmeleri gerekmektedir.
Asid oranı ise tamamen damak tadı olarak değerlendirebilirsiniz.Tıpkı suların biraz tatlı,tuzumsu,acımsı olması sadece damak tercihi ile algıyabiliriz.

Tükettiğimiz sularda mineral değerler 1000 mlgr.bir litrede olması gerekmektedir.
Yoksa musluk suyu olarak sınıflandıra biliriz.

Kaynak suları her ne kadar toprağın derinliklerinden gelmesine rağmen içerikliğinin temiz olması diye bir kaide yoktur.Muhakkak içerikliğindeki değerler
etiketlerde belirtilmesi gerekmektedir.Asidli sularda ise demir miktarının olmaması
veya arıtılmış olması gerekmektedir.
Biraz olsun bu mevsimde tüketeceğimiz sular hakkında bilgi vermeye çalıştım.Bu bilgiler buz dağının görünen kısmı olarak görünüz.Bu konuda internet sayfalarında daha geniş bilgiler yer aldığı muhakkaktır.
Kullandığımız suların etiketlerini okumak sadece, bizlerin bir kaç saniyesini alacağıda bir gerçektir.
Kalın sağlıcakla.
Saygılarla.

Perşembe, Haziran 26, 2008

HAYASIZLIK SUCU !!!


‘Hayasızlık suçu’nu anlamaya çalıştık
Bir kadın “uygunsuz giyindiği” gerekçesiyle TCK’nın “hayasızca hareket” suçundan mahkum oldu. Peki ne demek hayasızca hareket? Donla denize giren adam, transparan giyen ya da rüzgarda eteği uçan kadın, sokakta öpüşen çift bu suçtan mahkum olabilir mi?

Gülcan Köse, şikayetçi güvenlik görevlisinin ifadesine göre olay günü "içini gösteren" bir kıyafetle balık tutuyordu.

Haya herkese göre değişir. Herkes kendi terbiye sınırları dışındaki hareketleri “hayasız” bulabilir. Ama, bu “hayasızlığın” 1 yıla kadar hapisle cezalandırılacağı söylenirse ne dersiniz? Devlet, “hayasızca hareketler” diye bir suçu TCK’nın 225. maddesinde düzenliyor. İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi de, balık tutarken “uygunsuz giyindiği” gerekçesiyle bir kadını bu suçtan mahkum etti. NTVMSNBC hangi hareketlerin “hayasızlık suçu” olabileceğini hukukçulara ve kadın örgütlerine sordu. Bu tariften herkesin başka bir şey anladığını, bu nedenle karşı çıktıklarını anlatan uzmanlar, yeni TCK’nın tartışıldığı dönemde Adalet Bakanlığı danışmanı olan ceza hukuku profesörü Doğan Soyaslan’ın ders kitabına yazdığı “Rüzgarda açılan eteğini kapatmayan kadın hayasızca hareketlerde bulunmuş sayılır” ifadesini ve taslak metinde bu maddeye konan “Vücudun herhangi bir bölgesinin görünmesi” tarifini hatırlattılar.
Madde 225 - (1): "Alenen cinsel ilişkide bulunan veya teşhircilik yapan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararından hareketle, TCK'daki "hayasızca hareketler" suçunu hukukçular ve kadın örgütleriyle tartışmaya açtı.

Yeni TCK'yı hazırlayan komisyonun üyesi Prof. Dr. Adem Sözüer, TCK Kadın Paltformu'ndan ve Ka-Der Başkanı avukat Hülya Gülbahar, Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği'nden Liz Amado ve avukat Habibe Kayar'ın görüşleri şöyle:

Prof. Dr. Adem Sözüer (İ.Ü. Hukuk Fakültesi):

HİÇBİR KIYAFET BU SUÇLAMAYA GİRMEZ

Gerçekten mi? Bu maddeden dolayı mı? Ne erkeklere ne kadınlara bu madde uygulanmaz kardeşim. Bu kararı veren mahkeme biraz olayı anlamamış. Komisyonda da bu çok tartışıldı. Maddede, "Alenen cinsel ilişkide bulunan veya teşhircilik yapan" diyor. Teşhirciliğin psikiyatride özel bir anlamı vardır, hiç bir şekilde bir insan uygunsuz kıyafet giydi diye teşhirci olmaz. Teşhirciliğin anlamı, kişilerin cinsel organını göstermesidir. Parka giderken adam çırıpçıplaktır, birden önünü açar gösterir. Bütün psikiyatri kitaplarını açın bakın, teşhircilik bu şekilde tanımlanır. Hakimlerimizin de bu konuları araştırması lâzım. Mahkemenin kararını kesinlikle doğru bulmuyorum. Eskiden alenen hayasızca bazı hareketler vardı, bunun ne olduğu bilinmiyordu. O yüzden bu madde kaldırıldı, yerine teşhirciliğin teknik anlamı olduğu için getirildi. Teşhirciler genellikle dengesiz tiplerdir. Sadece bu durumlarda sözkonusu olur. Onun dışında şu veya bu kıyafetin giyilmesi kesinlikle bu maddeyle ilgisi olmayan bir durum.

Avukat Hülya Gülbahar (Ka-Der Başkanı):

KADININ AMUDA KALKMASI GEREKİR

Allah allah, cinsel organını teşhir etmek ne kadar zor bir şeydir ya!.. Ben mi yanlış düşünüyorum? Erkeklerin cinsel organını teşhir etmesi kolay bir şey. Kadının cinsel organını teşhir etmesi için amuda kalkması falan gerekir. Komik... Kadının cinsel organını teşhir etmek için bacak arasını açarak oturması veya yatması lazım.

"RÜZGARDA AÇILAN ETEĞİNİ KAPATMAYAN KADIN"

TCK'nın tartışıldığı dönemde Adalet Bakanlığı danışmanı olan ceza hukuku profesörü Doğan Soyaslan, "Rüzgarda açılan eteğini kapatmayan kadın hayasızca hareketlerde bulunmuş sayılır" diye ders kitabına yazmıştı. Soyaslan, TCK tartışılırken Adalet Bakanlığı danışmanıydı ve ders kitabında hukuk öğrencilerine ülkenin yargıçları, savcıları, avukatları olacak hukuk öğrencilerine, "rüzgarda açılan eteğini kapatmayan kadın hayasızca hareketlerde bulunmuş sayılır" diye yazıyordu.

VÜCUDUN HERHANGİ BİR BÖLGESİ NERESİ?

Bu madde tartışılırken "Vücudun herhangi bir bölgesinin görünmesi" ifadesi, maddenin içinde ve gerekçesinde vardı. Ve biz buna, "Vücudun herhangi bir bölgesi neresi?" diye itiraz etmiştik. Yüz müdür, omuz mudur, dirsekler midir? Çünkü birine göre saçının telinin görünmesi hayasız harekettir. Bir başka insana göre ise sokakta yapılan bikini defilesi de hayasızca harekettir.

CİNSEL SALDIRININ CEZASI 57 YTL AMA...


Yılbaşında, Taksim meydanında 'cinsel saldırı'nın resmi. Cezası 57 YTL...

Biz çifte standartlı maddeler istemedik. Bu tür maddeler öncelikle ve özellikle toplumun ve erkeklerin, bütün kadınları kontrol altında tutması için kullanılan maddelerdir. Bu son olay, TCK Kadın Platformu ve kadın hareketinin TCK'da "hayasızca hareketler"gibi bir madde olmaması görüşünün ne kadar haklı olduğunun somut bir göstergesi oldu. Yüzlerce binlerce erkek, yılbaşı akşamı kadınlara kameraların ve herkesin önünde topluca cinsel saldırıda bulunduğunda Kabahatler Kanunu'na göre 57 YTL ceza ile serbest bırakan hukuk sistemi, "Elbisesinden içi görünüyor" diye bir kadına aylarca sürecek ceza vermekten geri kalmıyor.

BAKAR GEÇERSİN...


"Hayasızca hareketler" denen madde, o kadar içeriği belirsiz olarak düzenlenmiş ki, hangi kritere göre olduğu belli olmayan, genel ahlaka aykırı görülebilecek her türlü tutum ve davranışı hapisle cezalandırabilecek ve toplumsal hayatı bir takım ahlak bekçileri aracılığıyla; köprü görevlisi, belediye görevlisi aracılığıyla zapt-ı rapt altına alacak bir madde. Bu tür maddelerin ceza kanunlarında yeri olmaması gerekir. İçinde bulunduğu toplumun hoş görmediği bir kıyafetle dolaşılmasının karşılığı, o topluluk tarafından bundan hoşlanılmadığının belirtilmesinden ibarettir, bakar geçersin.

Liz Amado (Kadının İnsan Hakları):

BU MADDENİN KALDIRILMASINI İSTEMİŞTİK

Zamanında TCK kampanyasında sorunlu kalan maddelerden bir tanesi de bu maddeydi. Kabul ettiremediğimiz dört tane talepten biri de buydu. Bu "hayasızca hareketler", tamamen kadın bedeni ve cinselliği üzerinden gündeme geliyor. Ataerkil ahlakın, namusu kadın bedeni üzerinden kurgulayan yaklaşımın ta kendisi. Biz bu maddenin kaldırılmasını talep etmiştik. Hayasız hareketler edep, namus, haya bunlar zamana göre ve kişiden kişiye değişen kavramlar. Biz hâlâ bu maddenin kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz. Kişilerin hak ve özgürlüklerini korumak amacını taşıyan bir kanun, kadınların özgürlüklerini kısıtlamak için kullanılıyor. Yürürlükteki TCK'ya da, uluslararası hukuk normlarına da aykırı bir madde. Ayrıca erkeklere karşı kullanılmıyor. Benim eteğim 30 cm. olunca "hayalı", 20 cm. olunca "hayasız" mı olacak? Bunun ölçüsü ne?

ERKEKLER DE DONLA DENİZE GİRMESİN

Bu madde sadece kadınların bedenini ve cinselliğini kontrol etmek için kullanılıyor. O zaman bu maddeye göre hiçbir erkek donla denize girmesin. Veya üzerine t-shirt giymeden sokakta dolaşan bir adam belki birilerini rahatsız ediyor olabilir. Ama bunun düzenleneceği yer ve şekil bu değil ve kimse gidip de onlara "hayasızca davranıyor" demiyor. Biz erkekler de ceza alsın demiyoruz, ama ahlak tartışmalarının bu boyutlara geldiği günlerde, ahlakın kadın ve kadının bedeni üzerinden üretilen ve kadınlara karşı kullanılan söylem nedeniyle çok tehlikeli buluyorum.

Avukat Habibe Kayar:

DAR PANTOLON DA HAYASIZCA SAYILABİLİR

"Hayasızca hareketler"den ne anlaşılması gerektiğini hiç kimse bilmiyor, o böyle joker bir ifade. Bence bu düzenlemenin herkes tarafından aynı şekilde anlaşılacak şekilde düzeltilmesi lâzım. Yoksa mağduriyete yol açıyor. Köprüdeki bu kadının giyimiyle vatandaşlardan bazıları hiç ilgilenmemiştir, birilerinin de dikkatini çekmiştir. En çok da kadınların kıyafetleri, giyimi, dolaşması olarak algılanıyor. Ne olduğu bilinmeyen, kişilere ve zamana göre değişebilen bir ifade. Bazılarına göre sokak ortasında öpüşmek de hayasızca hareket olarak görülüyor. Yani kişilerin kültürlerine, değerlerine, olayları nasıl yorumladığına bağlı olarak değişebiliyor. Toplumsal yaşantıyla gerekli ilişkiyi kurmamış biri için dar pantolon giymek de hayasızca hareket sayılabilir. Bunun ölçüsü yok. Böylesi yuvarlak ifadeler kişilerin mağduriyetine yol açmaya fazlasıyla uygun.
YASEMİN ARPA NTV-MSNBC

Salı, Haziran 24, 2008

Atatürk hakkında bilmediklerimiz (2)


Babam anlatıyor:
"-Balkan Savaşı felaketi yetmiyormuş gibi Dünya Savaşı'ından da yenik çıkan ülke
parçalanmış ve tam bir kargaşa içine yuvarlanmıştı. Ankara'da ise Seymenlerin o sıradaki dağınıklığından yararlanan eşkıya her yanda kol gezerken devlet güçleri çaresizlik içinde çırpınıyordu.
1919'un Mayıs ayı sonlarında bir gün Anafartalar Kahramani"Sarı Pasa"nın bir kaç arkadaşıyla birlikte Samsun'a çıktığı haberi Ankara'ya ulaştı.Ekmek parası için
ceride sattığım günlerin verdiği alışkanlıkla ne bulursam okuyor ve bu kötü gidişe birilerinin elbette "dur" diyeceğine inanıyordum.Koskoca Türk Milleti yok olup dünyadan silinecek değildi ya! Haberleri peşpeşe gelen "Amasya Tamimi",Erzurum ve Sivas Kongreleri" ise Mustafa Kemal Pasa'nin kötü kaderimizi değiştireceği umutlarını körüklüyordu.Derken Pasa'nin Ankara'ya geleceiği duyuldu ve yer yerinden
oynadı.Öyle ki, babamın ölümünden sonra bir dağılma süreci yaşayan Ankara Seymenleri bile Toparlanmış ve kendilerine yeni bir "baş" seçmişlerdi."
"Nihayet, 27 Aralık 1919 Cumartesi günü saat 15,30'da Mustafa Kemal ve arkadaşlarını getiren ve adeta güclükle yol alan eski otomobiller göründügünde Ankara ve civarından koşup gelen yüzbin kişilik muazzam bir kalabalık her yanı doldurmuştu."Benz" marka,patlamış lastikleri çaputlarla doldurulmuş ilk otomobilde Mustafa Kemal'den başka Mazhar Müfit ve Hakkı Behiç Beyler... ikincisinde ise Hüsrev (Gerede),(Alfred) Rüstem,Süreyya (Yiğit) ve Refik (Saydam) Beyler bulunuyordu.Otomobiller, Vali Vekili Yahya Galip (Kargı) Bey'le Garnizon Kumandanı Ali Fuat (Cebesoy) Pasa'nın önüne gelince durdu.Ankara Şehri adına Pasa'yi gelenler ise Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri Müftü Rıfat (Börekçi) Efendi'nın yanı sıra Kınacızade Ali, Hanıfzade Mehmet ve Bulgurzade Tevfik Beylerle arkadaşlarıydı. Ankara Seymenleri ise,önde yaya arkada atlılar olmak üzere bu heyetlerin karşısında ve kınından çıkarılmış "tekepalalarla" dimdik duruyorlardı.
Babamın hatırına olacak,beni de ön safta aralarına almışlardı."
Yol yorgunluğunu gizlemeye çalışan Paşa, hayal ettiğimden daha narın yapılıydı ama bambaşka bir insan olduğu hemen belli oluyordu.Üzerinde beli kuşaklı şık tvit paltosu,,siyah astıragan kalpağı,parlak çizmeleri ile herkesten öyle farklı idi ki! Karşılayıcı heyetin ellerini tek tek sıkıp teşekkür ettikten sonra birden bize yöneldi. Sağ elindeki bastonu yere dayayıp hiçbir şey söylemeden bir süre yüzlerimize
baktı.Geldiği yolun son kilometleri boyunca sağlı sollu dizilmiş Seymenlerin O'nu çok etkilediği anlaşılıyordu."
"Böyle tam karşımıza gelip durunca "Yaşa!...Varol!..." sesleri de kesilmişti.Kararmaya başlıyan havada bir kuş kanat çırpsa sesi duyulacaktı.
Sakin fakat kararlı bir sesle bu inanılmaz sessizliği gene kendisi bozdu :
- Merhaba efeler.
Hep bir ağızdan gürledik:
- Sağol Paşa Hazretleri.
- Arakadaşlar buraya niçin geldiniz ?
- Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik Paşa Hazretleri.
- Fikrinizde sabit misiniz ?
Tekrar, gök gürlemesi gibi cevap verdik.
- Andolsun !
Gözleri yaşarmıs,berbat yollar üzerinde eski bir otomobille yaptığı uzun yolculuğun tüm yorgunluğu üzerinden sanki akıp gitmişti. Gözleri çakmak çakmaktı :
"- Varolun yiğitlerim!".
Saygılarla.

*Bir Ankara ailesinin Öyküsü.

Cumartesi, Haziran 21, 2008

BAZI KARELER !!!



ERDIL


Bitmiyen dakikalar.

Son düdük, sokaklar mutluluk sesi ile inliyor.

Avrupa'da yaşıyan Türklerin bu anları kutlaması bir başka oluyor.Korna sesleri,Türkiye,Türkiye diye gecenin sessizliğini bozan o muhteşem anlar.
Teşekkürler o mutluluğu bizlere yaşatan kardeşlerimiz.

Teşekkürler birbirine bu denli kenetlenen insanlar,

teşekkürler bu sevinci kalbinde yaşıyan sevgi seli olup akan insanlar.


Bu turnuvada sadece galibiyet dışında futbol severler bir şeyi daha hatırladılar.

Maçlar hakemin son düdügü ile neticelenir.


Onlar sadece sahada mücadele etmediler,karşılarında uzman olduklarını idda edenlerlede savaş verdiler.Şu anda inzivaya çekilen bu kişiler.Yeri geldiği zaman bizler görevimizi yapıyoruz,biz yazmasaydık,demeseydik buralara gelinemezdi teranesi ile karşımıza çıkacaklar.


Dün çoğumuzun gözünden kaçan bir kare daha vardı.Bu kare eğer Türkiye'de her hangi bir sıradan karşılaşmada yaşansaydı ne olurdu ?


Bu kareyi haber olarak yorumluyan gazeteden yaptığım alıntıyı aşağıda aynen veriyorum.


"Petric'in kullandığı ve Rüştü'nün çıkardığı atıştan sonra maçın İtalyan hakemi Roberto Rosetti'nin yaptığı hareket özellikle Türk seyircilerin gözünden kaçmadı.

Karşılaşma sırasında pozisyonlardaki takdirlerini çoğunlukla Hırvatlar lehine kullanan Rosetti, penaltı atışını kaçıran Petric'in yanına gitti ve bir Hırvat taraftarı gibi bu oyuncuyu teselli etti.

İtalyan hakemin dün akşam gösterdiği sarı kartlardan dolayı Emre Aşık, Tuncay Şanlı ve Arda yarı final maçında cezalı durumu düşmüştü."

Hakemlerinde son düdükten sonra, sıradan insan olduğunu kabul edemezmiyiz !!!
Onlarda bu şölenlerin bir parçası değillermidir ?
Galip gelen bir takımla veya malup olan takımın bir anlık bile olsa duygularını paylaşamazlarmı ?
Tıpkı maçın bitiş düdügü ile o anıyı perçinlemek için bir oyuncunun formasını alamazmı ?
Veya bir anda yıkılmış göz yaşlarına boğulmuş oyuncuya " üzülme bu sadece bir spor daha çok sevinçli anlar yaşıyacaksınız" diye teselli edemezmi.
Eğer bu kişileri bu gözle görmeğe başladığımız zaman, ayyıldızlı kokartları böyle futbol şölenlerinde tekrar görmeye başlıyacağımızın kanısındayım.

Saygılarla.