Cumartesi, Aralık 23, 2006

SOSYAL STATÜ...



Bu günlerde Posta kutuma neler geldigini tahmin edemezsiniz.Bunlardan bir tanesini sizlerle paylasmak istiyorum:))

Tabii hikayemize baslamadan evvel yukardaki basliga deginmek istersek:Belirli bir zaman ve toplumsal ortam içerisinde bir sosyal pozisyonun diğer sosyal pozisyona göre bulunduğu konuma sosyal statü denir. Her sosyal statünün belirli görevleri, belirli davranışları kısacası normları vardır. Her sosyal statü belirli sosyal rolleri gerektirir. Sosyal rol; bir sosyal statünün normlarını yerine getirmek için kişiyi gerekli davranışlarda bulunmaya zorlar. Bu bağlamda sosyal statünün statik olmasına karşın sosyal rol dinamiktir.
Sosyal statü kazanmanın bir çok yolu vardır.
Bunları doğuştan kazanılan ve sonradan kazanılan statüler olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Erkek veya kız olarak dünyaya gelmek ve yaşa bağlı olarak ileriki yıllarda çocukluk, gençlik, yaşlılık statüsüne sahip olmak doğuştan kazanılan statülere birer örnektir. Kişinin mühendis, öğretmen, polis, ustabaşı olması gibi eğitim ve öğretim yoluyla sahip olduğu statülerde sonradan kazanılan statülerdendir.

"Bizim apartmana yeni taşınan bir aile anlattı bu olayı. Bunların eski oturdukları semtte bi komşuları varmış. Karı koca yaşayan, çok zengin tiplermiş bunlar. Evleri değerli antikalarla, eşyalarla filan doluymuş. Çiftin bir gün arabası çalınmış. Hemen polise başvurmuşlar tabii. Ama aradan iki gün geçmiş, polisten bir haber çıkmamış.
Üçüncü günün sabahında adam arabasının kapının önünde durduğunu görmüş. Hayretler içinde aşağıya koşmuş. Araba tertemiz, hiç bir vuruğu çarığı olmadan geri gelmişmiş. Ön koltukta ise bir not varmış: "

“Sevgili komşumuz, biz sizinle aynı mahallede oturan bir aileyiz. Acil bir durum sebebiyle arabanızı izinsiz almak durumunda kaldık. Başta korkudan ve utancımızdan arabayı şehrin başka bir bölgesine bıraktık ama gönlümüz elvermediği için gördüğünüz gibi geri getirdik. Sosyal statümüz gerçekten de böyle bir şeyi yapacak kadar düşük değil. Bizi affetmeniz için size haftasonunda Silivri Klassis Otel’de iki kişilik yer ayırttık. Tüm harcamalarınız tarafımızdan ödenecektir. Saygılarımızla.”

Adam çok şaşırmış tabiatıyla. Karısına durumu anlatmış. Karısı hemen Klassis Otel’i aramış. Gerçekten de adlarına iki kişilik yer ayırtılmışmış ve beş kuruş da para almamaları tembih edilmiş otel yönetimine. Bizim çift başta epeyce kararsız kalmış ama sonradan centilmen hırsızlarının samimi olduğuna ikna olup Silivri’ye gitmişler haftasonu için.

Döndüklerinde (tahmin ettiğiniz gibi) bomboş bi halde bulmuşlar evlerini. Salonun ortasında da bir not varmış: “Umarız eğlenmişsinizdir. Belki inanmayacaksınız ama yeni bir acil durum çıktığı için eşyalarınızı bir süreliğine ödünç aldık. Yoksa bildiğiniz gibi Sosyal statümüz bunu yapmaya kesinlikle uygun değil. Saygılarımızla...”

Cuma, Aralık 22, 2006

GECENIN SESSIZLIGI...



ERDIL


Saygilarla.

Perşembe, Aralık 21, 2006

YALAN DÜNYA..






Ahmet Beyin Ceketi

Tanrı bütün kullara rızkını dağıtırken
Kimi sırtüstü yatar kimi boşta gezerken
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti

O mahallede herkes gömlek giyerdi
Bizim Kul Ahmet bir gün bir ceket diktirdi
Diktirir ya

Mahalleye dert oldu Kul Ahmetin ceketi
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komşuya dert oldu kul ahmetin ceketi
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komşuya dert oldu kul ahmetin ceketi

Mahalleli kahvede muhabbet peşindeyken
Leylekler lak lak edip peynir gemisi yüklerken
Kul ahmet erken yatar sabaha ya kısmet derdi
Kimseler anlamazdı ya kısmet ne demekti

Herkes gömlek giyedursun
Bizim kul ahmet ceketini birde astarla kapatıverdi
Kapatır ya

Mahalleye dert oldu Kul Ahmetin ceketi
Kul Ahmet erken yatar sabaha ya kısmet derdi
Kimseler anlamazdı ya kısmet ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komşuya dert oldu kul ahmetin ceketi
Kul Ahmet erken yatar sabaha ya kısmet derdi
Kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komşuya dert oldu kul ahmetin ceketi

Bir gün bir yoksul öldü
Üzüldü mahalleli
Ama bir kefen parası bulamadı mahalleli
Kul ahmet dedi yalan dünya
Çıkardı ceketini
Örttü garibin üstüne
Kaldırdı cenazeyi

Sonunda herkes anladı
Ya nasip ya kısmeti
Bizim kul ahmet birden bire oluverdi ahmet bey
Ceketse Ahmet beyin ceketi

İbret-i alem oldu Ahmet beyin ceketi
Sonunda herkes anladı ya nasip ya kısmeti
İbret-i alem oldu Ahmet beyin ceketi
Meğerse tüm keramet ceketteymiş be ahmet
Barış a sorar isen sen bu yolda devam et

Barış Manço ...

Saygilarla.

Çarşamba, Aralık 20, 2006

NILÜFER (Lotus Çiçeği)





'' kökleri ölümsüzlüğü, sapı hayatı sembolize eden nilüfer çiçeği (lotus) anadolu motiflerinde; geçmişin, geleceğin ve bu anın simgesi olarak kabul edilir.''
Lotus Çiçeği ; İnsanlık tarihinin bilinen ilk ve en büyük uygarlığı olan Mu uygarlığının sembolü Lotus çiçeği dünyanın bilinen ilk çiçeği olma özelliğine sahiptir.
Günümüzde nilüfer çiçeği olarak da bilinen Lotus, bataklıkta bile yetişebilen ve her koşulda saf ve temiz kalmayı başarabilen bir çiçektir . İnsanın var oluşundan bu yana varlığını sürdüren Lotus çiçeğinin evrendeki bütün sesleri de içinde barındırdığı bilinmektedir.Lotus çiçeği üzerinde yer alan yeşil ve mavi renkler de sevgi, barış ve uyumu sembolize etmektedir.
Nilüfer: (Weisse Seerose / Nénuphar / White water lily) Nilüfergiller familyasindan, Nymphaea ve Numphar cinsinden su bitkilerine verilen genel addir.

Beyaz Nilüfer (Nymphaea alba): Göllerde, durgun sularda yetisen, rizomlu, çok yillik otsu bir bitki. Yapraklari su üzerinde yüzücü, yuvarlak ve kalp seklinde tabanlidir. Çiçekler, Temmuz-Agustos aylarinda su yüzeyinde açar, büyük ve beyaz renklidir.

Sari Nilüfer (Nuphar luteum): beyaz nilüferle birlikte yayilis gösterir. Beyaz nilüferden, çiçeklerin sari renkli ve bes parçali olmasi ile ayirdedilir.

Kullanildigi yerler: Daha çok havuzlarda süs bitkisi olarak yetistirilir. Her iki türün kökleri kabiz edicidir. Beyaz nilüferin çiçekleri, yatistirici ve uyusturucudur.


''-Zerafetin eşsiz! '' der. Hüzün yatar pusuya.
Kudretin kalemininden, çizilmişsin nilüfer.
Yıldızların vurduğu durgun karanlık suya,
Yapraklara taç olup dizilmişsin nilüfer.

Gizemine vurulmuş, rüzgar suskundur belli.
Perde perde yükselen, göl üstünde buğunun.
Hüzün düşmüş kalbine, kim sunar bir teselli?
Daha güzelsin diye, boynu bükük kuğunun.

Saygilarla.

Salı, Aralık 19, 2006

BİTKİLER

Uzun bir zamandir Bahcemizin yok olmasi ile Bitkiler dünyasindan uzak kalmistik.Bu gün bir kac bitkinin kendine has özelliklerinden örnekler vermeye calisacagim.

Arum zambağı

Arum zambağı döllenmeye hazır hale gelince keskin kokulu bir amonyak gazı (NH3) yaymaya başlar. Çiçeğin son derece ilginç bir yapısı vardır. Polenlerinin bulunduğu bölüm, beyaz yapraklı yapının içinde dip taraftadır ve dışarıdan görünmez. Bu yüzden sadece koku yaymak böceklerin dikkatini çekmek için yeterli değildir. Polenler döllenmeye hazır olduğunda zambak saldığı kokuyla birlikte çiçeğinin dışta kalan bölümünü de ısıtır. İşte bu yalnızca aydınlık saatlerde ve bir gün içerisinde gerçekleşen ısınma ve koku böcekler için çok çekicidir. Bu ısı ve koku nasıl ortaya çıkıyor sorusunu cevabını bulmaya çalışan bilim adamları bitkinin metabolizmasında gerçekleşen hızlanma sonucunda ortaya özel bir asit çıktığını bulmuşlardır.
Glutanamik asit denen bu maddenin kimyasal yollarla parçalanması sonucunda çiçeğin yaydığı ısı ve koku oluşur. Bu sayede böcekler çiçeğe gelirler. Ne var ki böcekler için bu yeterli değildir çünkü arum zambağının polen tozları dipte kapalı torbacıklarda bulunur. Çiçek buna da hazırlıklıdır. Yağlı olan dış yüzeyi sebebiyle gelen böcekler kayarak aşağı çiçeğin içine düşerler ve bir daha da kaygan duvarlardan yukarı tırmanamazlar.Bulundukları bölümde çiçeğin dişi organlarının ürettiği şekerli bir sıvı vardır. Ayrıca gece olunca polenlerin kapalı olduğu torbacıklar da açılır ve böcekler bunlara bulanırlar.
Böcekler çiçeğin içinde bir gece kalırlar. Sabah olunca çiçeğin üzerinde bulunan dikenler bükülerek böceklerin yukarı tırmanması için merdiven işlevi görürler. Merdivenden tırmanan böcekler, özgürlüklerine kavuşur kavuşmaz görevlerini yerine getirmek için dölleyici polen yükleriyle birlikte başka bir zambağa giderler.

Passiflore çiçeği

İlgi çekici bir güzellikte olan Passiflore çiçeği, yaprakları üzerinde yer alan küçük iğneler sayesinde düşmanı olan tırtıllara karşı koyabilmektedir. Bu iğneler, yumurtadan çıkan tırtılların en ufak bir yer değiştirmesi halinde bedenlerine saplanır. Böylece, passiflore çiçeği, bu tırtıllar henüz doğup ona zarar vermeden önlemini almış olur.

Kardelenler


Çevremizdeki güzellikler bazen oldukça etkileyici biçimlerde belirirler. Kışın kar örtüsünün altında donmuş bir şekilde korunan kardelenler, baharda karların erimesi ile birlikte çiçek açarlar. Karların içinden çıkan bu muazzam güzellik ve renk cümbüşü, Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğun ve ihtişamın örneklerinden yalnızca bir tanesidir.


Taş kaktüsü

Resimde görülen bu canlı kayalar gerçekte toprağın altında
gizlenmiş olan bir bitkinin etli yapraklarıdır. Çiçek açmadığı zamanlarda bir kayadan farksız olan taş kaktüs bitkisi aslında gerçek bir kaktüs değildir. Kayaya benzeyen görünüşü onun düşmanlarından çok iyi bir şekilde korunmasını sağlar.

Küstüm otu


Küstüm otunun çok ilginç bir savunma sistemi vardır. Bu bitkinin yapraklarına dokunulduğunda birkaç saniye içinde, sapla birlikte yapraklarının gövdeye doğru yaslandığı görülecektir. Eğer bitkiyi rahatsız eden etki devam ederse bu kez küstüm otu aşağıya doğru ikinci bir hareket yaparak gövdesinin üzerindeki sivri dikenleri ortaya çıkarır. Bu da böcekleri kaçırmak için yeterlidir. Bitkideki bu hareketi gerçekleştiren mekanizma elektrik akımlarıyla başlar. Bu akım aynı insan vücudundaki sinirlerden geçen akım gibidir. Bitkinin reaksiyonları bizde olduğu kadar hızlı değildir. Bununla birlikte bitki özünü taşıyan kanallar aracılığıyla iletilen elektrik sinyalleri 30 santimetrelik mesafeyi bir-iki saniye içinde geçer. Isı ne kadar yüksek olursa, reaksiyon o kadar hızlı olur. Her bir yaprağın dibi (yaprağın sapıyla birleştiği yerde), oldukça şişkindir. Buradaki hücreler sıvıyla doludur. Uyarı buraya ulaştığı zaman, yaprağın dibindeki şişkinliğin alt yarısı aniden suyunu boşaltır ve aynı anda diğer üst yarı, bu suyu kendi bünyesine alır. Ve yaprak aşağıya doğru düşer. Böylece uyarı saplar boyunca ilerlerken, yapraklar domino taşları gibi teker teker, ardı ardına kapanır. Bu şekilde bir savunma hareketinden sonra, bitkinin tekrar hücrelerini doldurup, yapraklarını açabilmesi için 20 dakika gereklidir.

Genlisia

Genlisianın tuzağı, hayvan bağırsağına benzer. Toprak altında dallanmış olan yaprakları, içi boş borular şeklindedir. Topraktan çekilen su bu borularda ilerler. Boruların uçlarındaki yarıklarda, bitkinin içine doğru yönelmiş bir akıntı vardır. Bu akıntı, bitkinin içinde su pompalayan tüycüklerden kaynaklanır. Su içindeki böcekler ve diğer organizmalar, akıntı nedeniyle boruların uçlarındaki yarıklardan içeri doğru sürüklenir. Bu sürüklenme boyunca geçtikleri her yer uçları aşağıya bakan kalın ve sert tüylerle kaplıdır. Tüycükler de birer sübap gibi iş görerek, böceği bitkinin içine doğru iten ikinci bir etki meydana getirirler. Kurban içerilere doğru ilerledikçe bir dizi öldürücü sindirim beziyle karşı karşıya gelir. Sonunda da Genlisianın besini olmaktan kurtulamaz.

Saygilarla.

Pazartesi, Aralık 18, 2006

POSTA KUTUMA GELMIS...

DOĞADAKİ CANLILARI ÖRNEK ALIYORUZ

Pazar'in Sohbetinde Doga'nin harikalarından bahs etmiştik.
Bu gün de Tarihin bizlere verdiği delilleri ve bir kaç örnekle gizem dolu harikaları anlatmak istiyorum :

İnsanların ölü bedenlerinin taşlaşmasına ve demire dönüşmesi.

Canlı dokusu milyonlarca yıl boyunca korunamaz. Bu nedenle insanların geçmişte yaşamış canlıları görmeleri, ancak bunların fosilleşmesi ile mümkün olur. Canlılar öldükten sonra, vücutları toprağın altında taşlaşarak, fosiller halinde yıllarca korunabilir. Sözlüklerde "fosil" kelimesinin anlamı açıklanırken, "taşlaşmış canlı kalıntısı, taşıl" gibi ifadelerle, özellikle taşlaşmaya dikkat çekilmektedir.
Fosilleşen bedende, aynı zamanda demir elementi de bozulmadan saklanır. İnsanın sağlıklı yaşaması için günde ortalama 10-15 miligram demir tüketmesi gerekir. Günlük beslenme yoluyla alınan demirin fazlası karaciğerde depolanır. Ayrıca, kan plazmasında transferin proteini belirli miktarda demir taşır.

TEKNOLOJİ ve DOĞA

İnşaat ve mimaride genellikle yaygın ve düz yüzeyler tercih edilir. Oysa doğada bu tip yüzeylere daha çok eğrisel yerleşmiş lifler arasında rastlayabilirsiniz. Örneğin muz bitkisi böyle bir yapıya sahiptir. Mimarlar ve inşaat mühendisleri muzun bu formunu kullanarak 'jeodezik kubbe' olarak adlandırılan yapı tarzını geliştirmişlerdir. Jeodezik kubbe sayesinde, büyük mekanları az malzeme kullanarak kapamak mümkün olmuştur. Üstelik mekanın içi bol miktarda gün ışığı alabilmekte ve sistem çok çabuk bir şekilde monte edilebilmektedir. Bu nedenle bu yapı daha çok sera ve fuar alanı inşasında kullanılmaktadır.

Işınlıların Kubbe Mimarisine Örnek Olan Yaratılışları

Suda yaşayan organizmalar olan ışınlılar ve diatomlar eşsiz birer mimari yapı kataloğu niteliğindedirler. Birçok mimar, projelerini bu canlılardan esinlenerek hazırlamaktadır. 1976'da Kanada'nın Montréal şehrinde kurulan EXPO 76 fuarındaki ABD pavyonu bu yapılara bir örnektir. Pavyonun kubbesi tasarlanırken ışınlılardan esinlenilmiştir.

Deniz altındaki 100 milyon yıllık üstün teknoloji

Denizaltılarda bulunan dalış tankları suyla dolunca gemi sudan daha ağır hale gelir ve dibe dalar. Eğer tanktaki su, basınçlı hava ile boşaltılırsa denizaltı tekrar su yüzüne çıkar. Nautilus da hareket ederken aynı yöntemi kullanır. Nautilusun vücudunda 19 cm. çapında, salyangoz kabuğu biçiminde spiral bir organ vardır. Bu organda birbiriyle bağlantılı 28 tane "dalış hücresi" bulunur. Ancak bu, suyun boşaltılması için yeterli değildir; takviye olarak basınçlı havaya da ihtiyaç vardır. Peki ama Nautilus suyu boşaltmak için gerekli basınçlı havayı nereden bulur?
Nautilusun vücudunda biyokimyasal yolla özel bir gaz üretilir. Bu gaz, kan dolaşımı ile hücrelere aktarılır ve böylece hücrelerden suyun çıkması sağlanır. Bu sayede Nautilus avlanırken ya da düşmanlarından kaçmak istediğinde daha derine inebilir veya yüzeye çıkabilir.
Bir denizaltı sadece 400 m. dibe dalabilirken Nautilus için 450 m. derinliğe dalmak son derece kolaydır. Bu, pek çok canlı için oldukça tehlikeli bir derinliktir. Ancak buna rağmen Nautilus bu durumdan hiç etkilenmez, kabuğu basınçtan parçalanmaz ya da vücudunda herhangi bir zararlı etki görülmez.
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta daha vardır. Nautilus, yaratıldığı ilk günden beri bu sisteme sahiptir. Peki, 450 metre derinlikteki basınca dayanıklı bu özel kabuk yapısı!.. Nautilusun kendisi tasarlamış olabilir mi? Ya da vücudundaki suyu boşaltmak için basınçlı hava elde edebileceği bu özel gazı canlının kendisi bulmuş olabilir mi? Şüphesiz Nautilusun ne kendi kendine gaz üretecek bir kimyasal tepkimeyi bilmesi ne bu tepkimeyi gerçekleştirecek yapıyı kendi vücudunda kurması ne de suyun basıncından dolayı üzerinde oluşan tonlarca yüke dayanacak bir kabuk tasarımı yapması kesinlikle mümkün değildir.
Etrafımıza baktıgımız zaman daha ne kadar Doğa harikaları görebiliriz.


ERDIL

Saygılarımla.

Pazar, Aralık 17, 2006

PAZAR'IN SOHBETI...


İNSAN DÜŞÜNDÜGÜ ZAMAN :

Dünyanın dört bir yanı saymakla bitirilemeyecek güzelliklerle doludur. Ancak birçok insan bu güzelliklerin farkında bile değildir. Kendi dertlerine, sıkıntılarına gömülmüş, bunların ağırlığından etraflarında olup biten sevinç duyulacak, keyif alınacak olayları, güzellikleri göremeyecek hale gelmişlerdir. Kendilerine sorsanız; büyük bir "yaşam kavgası" verdiklerinden bahsederler. Hayatı hep "zorluk ve mücadele ortamı" gibi ifadelerle tanımlarlar. Bu hayattan bıktıklarını, yorulduklarını her fırsatta dile getirirler. Oysa gerçekte dünya hayatı, söz konusu kişilerin tanımladıkları ve yaşadıkları şekilde olmak zorunda değildir. Elbette dünya hayatı pek çok eksiklikle, insanlar da pek çok acizlikle birlikte yaratılmıştır. Ama bu eksiklikler ve acizliklere rağmen huzurlu olmanın yolu "yaşam kavgası vermek" diye. Dünya hayatında daha görmeye calisacagimiz.Izliyecegimiz.Örnek alacagimiz o kadar cok sey varki.Yasami tam anlami ile izlemekle gerçek anlamda kim bilir nelerden zevk alabiliriz, ancak bu şekilde güzelliklerin değeri tam olarak anlaşılabilir.

KARINCA OTELLERİ

Bazı bitkilerde biyoloji dilinde "domatia" adı verilen derin oyuklar vardır. Bu oyuklar karınca kolonileri için korunaklı bir sığınaktır. Ayrıca bu sığınaklarda karıncaların kolayca bitkinin içine girip çıkmalarını sağlayan delikler ya da dokulardan oluşan ince perdeler de bulunmaktadır. Bu bölmelerde tek fonksiyonu karıncaları beslemek olan ve karıncalar tarafından toplanıp yenmesi için bitkinin özel olarak ürettiği besin oluşur.* Kısacası karıncalar, kendileri için hazırlamış olduğu bu özenli yer içerisinde, neredeyse insanların lüks otellerde rahat edebileceği kadar rahat etmektedirler.
*Bert Hölldobler-Edrward O. Wilson, The Ants, Harvard University Press, 1990, s.522-523

Sürekli Su Kaybeden Akçaağaçlar Neden Kurumaz

Erişkin bir akçaağaç sıcak bir yaz gününün öğleden sonrasında her saat için, tek başına yaklaşık olarak 265 litre su kaybeder. Ancak bitkilerde bulunan kusursuz kök sistemi sayesinde buharlaşan suyun her damlası anında yenilenir. Köklerin topraktaki suyu emmeleri adeta bir sondajlama tekniğini andırır. Kök uçları, topraktaki suyu bulana kadar toprağın derinliklerini aramaya devam ederler. Su köke, öncelikle dış zarından ve kılcal hücrelerden girer. Hücre içinden ve hücre kabuklarından gövde dokusuna geçer. Buradan da bitkinin her bölümüne dağıtılır. Böylesine küçük bir alana sığdırılmış olan bir teknoloji.


Her Dakika Üretilen 200 milyon Hücre Nasıl Denetleniyor?

İnsan vücudunu oluşturan dokular sürekli yenilenir. Bunu sağlamak için vücutta her dakika 200 milyon hücre doğar ve ölmüş hücrelerle yer değiştirir. Bu mükemmel olayın denetimi ise, troksin denilen tek bir hormona verilmiştir.
Troksin hormonu bedeni denetler, ömrünü tamamlayan hücreleri belirler ve buna göre yeni bir üretim yapılması emrini ilgili birimlere iletir. Bedenin yenilenmesi asıl olarak bu hormonun faaliyetine bağlıdır. Eğer troksin hormonu, eksilen hücrelerin sayısını hesaplayamasa ve ihtiyaçtan daha fazla veya daha az üretim yapsa, bedende oldukça karmaşık bir durum oluşur. Hücreler yeterli sayıda yenilenmediği için dış görünümde yaşlanma meydana gelirken, organlar işlevini yapamayacak hale gelecektir. Fazla üretim sonucunda ise, kontrolsüz büyüyen organlar ve oluşan tümörler, kısa sürede ölüme sebebiyet verebilir. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmez ve insan, vücudundaki kusursuz organizasyon sonucu sağlıklı bir yaşam sürer.
Kalın sağlıcakla Pazar'ın tadını cıkarın.

Saygılarla.

Cumartesi, Aralık 16, 2006

YILBAŞI ve CAM AĞACI


Din İşleri Yüksek Kurulu: Müslümanlar da yeni yılı kutlamalı. Ancak bu kutlama Christmas‘la karıştırılmasın.
Geçen yazımda Nakarat nedir diye sormuştum.Tabii ki bir cevap alamadım kimse ne olduğunu bilmiyor.
Ben biraz Elmalar la Armutlarımı kücücük beynimle ayırmaya çalışayım.:

Önce biraz Yılbaşı ağacının hikayesine değineyim.Hıristiyan dinine simgilenen bu durum esasında çok eskilere dayanır.İncelemeye bakarsak bir çok kültürlerde görebiliriz.

Yaz kış yapraklarını dökmiyen bu yeşil bitkiler Yaşam kuvveti verdiği için her zaman kutsal olarak kabullenmişlerdi.Bunu Romalılar zamanında Defne dalları ile Anadolu ve İrana kadar uzanan Mithras kültür ve inançlarında Güneşin kış mevsimine dönüşüyle; Güneş Tanrısını süslemekte. Kötü ruhları uzaklaştirdiği için cam dallarını evlerine asmakla kutlanırdı.

Orta çağlarda ise Mayıs aylarında ürünün bereketli olması için bu gün hala devam etmekte olan evlerin çatısı kapanmadan önce cam ağaçları tıpkı Yılbaşı ağacı gibi süslenir.Bu durum kutlamaların bir parçası olmuştur.O zamanlarda Yeni yıla girmeden evvel her hangi bir ağaç Elmalar ile süslenir adına Cennet ağaçi denilirdi.Elmalar günahı simgelerdi.

İlk olarak Yılbaşı ağaçi olarak anılması 1419 Senesinde Fırıncılar birliğinin ağacı şeker ,ceviz meyveler le süşlemeleri ile başlar.Yeni yıla girildiği zaman ağaç sallanarak dökülenler çocuklar tarafından toplanırdı.
120 sene sonra 1539 senesinde Strasburg da bu ilk olarak cam ağacının süslenmesi ile Yılbaşı ağacı adını almıştır.1605 senesinde renkli kağıtlar .1611 'de mumlarla ışıklandirilmiştir.1642-46
senelerin de şekerden bebekler; 1800 senelerin de ağacın altında şarkılar söylenmeye başlamıştır.1830 senesinde camdan ufak toplar.Renkli lamel ler"Gelin teli" süşleri yerini almıştır.O gün insanlar birbirine vereceği hediyeleri ağacın altına koymaktadır."Noel Baba efsanesini de bir başka zaman anlatırım".
Bugün bu birazda ekonomik bir durum almıştır.Cam ağaçları özel olarak bu günler için yetiştirilmekte.Bazende bu ağaçlar aslınla ayırt edilemiyecek şekilde plastik ve kağıttan yapılmaktadır.Şehir meydanlarına konulan ağaçların binlerce ampul ve 80 metreye kadar büyüklükte olduğuda görülmüstür.

Gelelim bu kutlamanın Dini yönüne Dinayetin yukarda anlattığı kısmına.Bu kutlama MŞ.336
Yılında Romalılar zamanında İsa peygamberin doğum yılı olarak kutlanmaya başlanmıştır.bu
tarih Katolik ve Protestanlar için 24.Aralik bunu takip eden iki gündür.Bu Tarihler Dini Bayram olarak tatil edilmişdir.Ortodoks Dünyası için ise bu tarih 6 ve 7 Ocaktir.

Bizlerin ve Bütün Dünyanın kutladığı Yılbaşı ise Milad Takvimini kabul eden ülkelerin 31 Aralik gecesi eski yılım bitmesi ve Yeni yılın başlangıcı olarak kutlanır.O günü takip eden gün ise tatildir.Yanlız bu tatil Dünya da Dini tatil olarak geçmeyip Resmii tatil olarak geçerlidir.

Biraz olsun anlatmaya çalıştım.Ölmez sağ kalırsam seneye Diyanet bir açıklamada bulunur bende arşivden bulup gene yayınlarım.
Galiba bu işlem biraz manasını pek çıkaramadığım kelimeye benziyor
."NAKARAT"
Saygılarla.

Cuma, Aralık 15, 2006

BEBEKLERIN ULUSU YOK...


İki hafta kaldı 2007 senesine hoş geldin demeye.Milatla başlıyıp geçen 2000 bin küsur sene.Bu zaman içersinde çok şey değişti teknoloji belki de insanlık adı altında yapılan bir çok yenilikler.Tarih kitaplarında okuduğumuz vahşet olarak gördügümüz lanet le andığımız batıl inançlar.Peki bu gün hala süre gelenlerden haberiniz varmiydi.Söyle UNICEF'in raporlarına baktığımız zaman karşımıza çıkan gerçekler.

Hindistan'da son 20 yılda 10 milyon kız bebeğin ebeveynleri tarafından doğmadan önce ya da doğduktan hemen sonra öldürüldüğü ortaya çıktı.
Kadın ve Çocuk Gelişimi Bakanı Renuka Chowdhury, bunun 'ulusal bir kriz' olduğunu belirterek, "Bunlar şoke edici rakamlar ve bana sorarsanız ulusal bir krizin içindeyiz" dedi.

Bakan, bazı eyaletlerde yeni doğan kızların, burun deliklerine ve ağızlarına kum ve tütün suyu dökülerek öldürüldüğünü söyledi.

BM Çocuk Fonu'nun (UNICEF) bu hafta yayımlanan '2007 Dünya Çocuklarının Durumu' adlı raporunda, Hindistan'da çocuğun cinsiyetinin belirlendiği testten sonra kız ceninlerinin önemli bölümünün kürtajla alındığı belirtilmişti.

Raporda, Hindistan'da kadına karşı ayrımcılık yüzünden günde ortalama 7 bin kız
çocuğunun dünyaya gelme şansını yitirdiği ifade edilmişti.
Çin'de komünistlerin iktidarı ele geçirdikleri günden beri yaptıkları din karşıtı propagandalar ve dinin yaşanmasına karşı aldıkları katı tedbirler Çin halkını maddi ve manevi alanda büyük bir çöküşe sürüklemiştir. İnsanların hayvan sürüleri gibi görüldüğü, vahşetin son derece olağan karşılandığı bir ortam. Bu benzerliklerden birisi de kız çocuğu sahibi olanların, toplum içinde kız çocuklarının itibar görmediği düşüncesi ile çocuklarını kendi elleri ile öldürmeleridir. Kuran'da cahiliye toplumunun bir özelliği olarak anlatılan ve şiddetle kınanan bu vahşi uygulama, bugün Allah inancından uzak yaşayan Çin toplumu içerisinde oldukça yaygındır.
Zorunlu aile planlaması uygulamaları, Çin'in din dışı gelenekleri ile birleşince pek çok ailenin yeni doğan kız çocuklarını kendi elleri ile öldürmelerine neden olmaktadır. Kanunlara göre tek çocuk sahibi olma hakkı olan Çinli aileler, ilk çocukları eğer kız olursa çoğu zaman bu çocuğu ölüme terk etmektedirler. Çünkü Çin geleneklerine göre erkek çocuk daha değerli görülmektedir ve ilk çocukları kız olursa erkek çocuk edinme imkanlarını tamamen kaybedecek olan aileler bunu engellemek için kızlarını öldürmektedirler. Çin'de bu nedenle her yıl 1 milyona yakın kız çocuğunun ölüme terk edildiği tahmin edilmektedir.
Belki bir gün huzur dolu günler gelecektir.Kız Erkek ayrımı yapılmadan bebekler doğacaktir.O günlerin çok yakın olduğuna da inanmıyorum.Niyemi derseniz daha bu gün bile yapılan dizilerin içerikliğin de bu gibi resimler sergilenmiyormu.Halen kırsal kesimlerde bir oğlan çocuğu için kadınlarımız açlık sınırında dahi olsalar kaçar çocuk sahibi olmuyorlarmi.Belki oradakiler gibi öldürülmüyorlar.Çoğu yerlerde keşke ölseydik diyecekleri oluyor.Berdeller,Töreler,koltuğumuza oturup da seyretmiyormuyuz.
Afedersiniz sene kaç!.....
Bu yazı burada bitmedi bu hakikatlerin bardaktaki bir damlası.Eğer bir gün Erkekler günü ilan edilirse iste o zaman eşitliğe inanıcağım.
Saygılarla.

Bebeklerin Ulusu Yok

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı seslerin tonu

Bebekler çiçeği insanlığımızın
Güllerin en hası, en goncası
Sarışın bir ışık parçası kimi
Kimi kapkara üzüm tanesi

Babalar çıkarmayın onları akıldan
Analar koruyun bebeklerinizi
Susturun susturun söyletmeyin
Savaştan yıkımdan söz ederse biri

Bırakalım sevdayla büyüsünler
Serpilip gelişsinler fidan gibi
Senin benim hiç kimsenin değil
Bütün bir yeryüzünündür onlar
Bütün insanlığın gözbebeği

lk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Bebekler, çiçeği insanlığımızın
Ve geleceğimizin biricik umudu...

Ataol Behramoğlu

Perşembe, Aralık 14, 2006

BENIMLE DANS EDERMISIN....


Kelimeler ve anlamları çok çeşitlidir.Ben onları birbiri ile dans eden çiftlere benzetirim.
Dansların her çeşidinde de görebiliriz.Bazen hoşumuza gider ;Sıkılırız,hayret eder,kızarızda.

Bazi figürlari görmek istermiydiniz ?

Hukukta Af''in es anlami : Zaman asami

Ekonomik Gaz'a gelmek : Ac kapa musluk kimin elindeyse

Siyaset Coban olmak : Siyaset yapmanin tek anahtari...

Günün sözü Koyun / Deve : Özür'ün Kabahati

AB Derin dondurucu : Bey'nin sulanmasi

Yasam Erkegin para etmedigi yer : Altin'a yatirim "utaniyorum "

Günün Söylevi Heykel nasil dikilir : Nufus memurluguna müracaat ederek isminizi degistirin.

İnsan yaşlanınca gazetelerin içinde ki kelimeleri pek göremiyor.Birazcık uzun baktığınız zaman yukarda ki gibi Dans başlıyor.Siz bana bakmayın yaşlılık dolayısı ile Dans gördügüm şeylerin altı çizikli kısmı tıklıyarak doğrusuna ulaşabilirsiniz.
Ben şimdi motor'uma atlayıp çiğerlerimi dondurucuya almaya çalışacağım.Of çekerken bir anda boşalmasın diye.
Saygılarla.

MÖNÜ'de NE VAR ?


Yemek şirketlerinin halka kanser yapan atık yağları yedirdiği açıklandı

KANSEROJEN etkisi nedeniyle sabun ve hayvan yemi sektöründe kullanımı yasaklanan atık yemeklik yağların, hala, özellikle kayıt dışı üretim yapan yemek ve yem sektöründe kullanıldığı öne sürülüyor.

Biyodizel üretimi için atık yağ toplama lisansı bulunan 3 firmadan biri olan olan Ezici Yağ Sanayi Biyodizel ve Enerji Üretimi Pazarlama AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ezici, 'Atılması gereken yemeklik yağlar tekrar merdiven altı yemek sektöründe kullanıldığı için, toplayacak yağ bulamıyoruz' dedi. Özellikle tulumba tatlısı kızartılan yağların tenekesi 7 YTL'den yemek firmalarına satıldığını ifade eden Mustafa Ezici, firma olarak 1200 noktadan atık yağ toplamalarına karşın, aylık toplanan yağ miktarının kışın 50, yazın da 70 tonu geçmediğini söyledi.

Atık yağı bertaraf etmek isteyen yemek firmalarının, her atık yağ çıkışında belediyelerden 5 YTL'lik form alıp doldurmak zorunda olduğunu, bunun iş yükü getirmesi nedeniyle, atık yağdan bile para kazanmak niyetinde olan firmalar tarafından yapılmak istenmediğini anlatan Ezici, beyan formu uygulamasından vazgeçilmesini önerdi.

Kar ediyorlar

Biyodizel amaçlı atık yağ toplama lisansı olan Palmiye Biyoenerji San. ve Ticaret Ltd. Şti'nin çevre mühendisi Derya Dizman da, yemek firmalarının ruhsat alabilmek için atık yağ toplayan firmalar ile sözleşme yaptığını ama uygulamada bu yağları tam olarak teslim etmekten imtina ettiklerini söyledi. Firmaların bu yağları 'atık' olarak görmeyip, hala litresi 30-40 YKr'den sattıklarını belirten Dizman, 'Sabun ve yem sanayinde bile kullanımı yasak olan atık yağları, bu kadar para verip alanlar, mutlaka kar edecek şekilde kullanıyorlardır' diye konuştu.

Ucuz yemek riskli

İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği Başkanı Hüseyin Bozdağ da 'Biz üyelerimize, atık yağları tekrar kullanmadıkları konusunda kefiliz. Ama, sektörde kayıt dışı çok fazla. Biz de bunlarla mücadele ediyoruz. İşçiye verilen yemekle lüks lokantalarda sunulan yemeğe aynı, yüzde 18 KDV uygulanıyor. Yüksek KDV, kayıt dışılığı teşvik ediyor. Haksız rekabete neden oluyor. Tüketicilerin de haksız rekabete karşı duyarlı olması lazım. Fiyatı 3 YTL'nin altındaki tabldot yemek, insan sağlığı açısından risk taşıyordur' dedi.

Yem sektöründe kullanılıyor

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Genel Sekreteri Hakkı Erdoğdu ise geçen yıl haziranda yapılan düzenleme ile kanserojen etkisi nedeniyle yem sektöründe atık yemeklik yağların kullanımının yasaklandığını hatırlattı. Ancak, yem sektöründe kayıt dışı üretimin fazla olduğunu, ayrıca isteyen işletmenin kendi yemini üretebildiğini anlatan Erdoğdu, denetimlerin yetersizliğinin de etkisiyle, yem sektöründe hala atık yağların kullanıldığını tahmin ettiklerini söyledi.
Tercüman.
Sorular Cevaplar.
SORU : Ne kadar Yemlendik ?
CEVAP: Gecen seneye kadar.Demeye calisalim!.... mi
SORU : Bir tabak kansorejen kac para?
CEVAP: Cok hesapli 3 YTL bile tutmaz.Arzuya bagli!...
SORU : Merdiven alti ne demek.
CEVAP: Sende amma cok soruyorsun.Mutfagin yeni adi.
SORU : .............!
CEVAP: Sen ne istiyorsun biz burada Nufus patlamasini önlüyor.Bizim sayemizde
Hastaneler ilac sanayii.Saglik binlerce kisi ekmek kapisi.Her seyden önce yataginda ölüyorsun.Düsün bir kere Trafigi,Serseri kursunu.
SORU : Son bir sorum daha olacak peki sizi anliyoruz bir yerde amme hizmeti de sayilir.Bundan biraz daha hesapli bir sey daha varmi merak iste.
CEVAP: Yuh be sen nerede yasiyorsun.Olmaz olurmu hemde bedeva.
SORU : Ne ki ?
CEVAP: Insanin degeri onu yaninda bedava veriyoruz.PROMOSYON (Dogrumu Yazdim)
Saygilarla

Çarşamba, Aralık 13, 2006

ŞIKIDIM ŞIKIDIM .....

Friendster images




Nasil Dostlarim iyi kivirabiliyormuyum.Isinize gelirse bundan sonra böööyleee.

Hafriyatçı: Zehirli variller Unifar’ın

TUZLA Orhanlı Beldesi’ne zehirli varil gömdürdükleri iddiasıyla 5 yıla kadar hapis istemiyle haklarında dava açılan Unifar Kimya AŞ’nin yetkilileri ile varilleri gömen 7 kişi hákim karşısına çıktı. Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, 3 yıl önce Unifar şirketi ile aynı grup çatısı altında bulunan Mustafa Nevzat İlaç Sanayii’nden çağrılarak bir futbol sahasının düzeltilmesi işinin teklif edildiğini söyleyen hafriyatçı sanık Ali Ayvenli, "İlaç atıklarının bulunduğunu söyledikleri varilleri Orhanlı Tepesi’nde gösterdikleri yere bıraktık. Toprakla kapatmamızı, yağmur yağdığında malzemenin eriyeceğini söylediler" dedi. Unifar şirketinin Genel Müdürü Mehmet Ferhat İlhan ise suçlamaları reddetti.
Kaynak Hürriyet internet sayfasi.
Hani arabalarin yaglarini degistirirler.1 litresini sokak mazgalina döktügünüz zaman ne olur bilirmisiniz ? 50 bin litre icme suyunuz bir daha temizlenmemesine size kanjeronen olarak geri döner.Bu suyun tekrar bu maddde den arinmasi en az 5 yili alir.Peki bu varillerin icme suyuna karismasi demek...
Tekrar temiz bir suya kavusabilmemiz.Benim Torunun cocuklarina nasip olur.
Vah vah gencecik yasta; bu ne illet bir hastalik vallahi genc ihtiyar demiyor.
Eh kardesim hayat sartlari, bizleri bu stres bu hastaligin pencesine itiyor.
Daha halk arasinda konusulanlari yaziyimmi.Bos verin ya.Yazsam ne olur ki?
Burada sikar biraz araban dan yere 1 damla yag damlasin.Adamin cigerini söker poliside kanunu da.Arabani satsan ki...ni kurtaramazsin onlarin cani can bizim ki ise
Pat....can.Ister adam 5 sene yatsin isterse müebbet hapse mahkum olsun banane o
kirlenen toprak 20 metre derinlige kadarmi zehirlenmis kac bin metre küp topragin temizlenmesi mi lazinmis.Kac milyona mi patlarmis bana o lazim.Adam yatsa ne olur yatmasa ne olur.Varil kime ait ise sorumlusu odur.Atiginin akibetini bilmek zorundadir.Ha ondan hemen önlem almasini beklemek de sacma olur Devlet el atar gerekeni yapar.Sonrada der ki arkadas masrafin bu ver vermiyormusun satar fabrikasini alr parasini.Yoksa Adalet mekanizmasini bekliyecek olursak.Eminim sonunda adalet yerini her zamanki gibi bulur.Bu arada da benim gencecik kardesim de Rahmetli olur.
Saygilarla. Yaziyi 21.Eylül.2006 da yazmistim.

Zehirli varil sanıkları serbest 13 Aralık 2006

Tuzla'daki varillerle ilgili yargılanan 7 kişi yasal boşluktan beraat etti.

TUZLA’nın Orhanlı Beldesi’nde bulunan tehlikeli atık varilleriyle ilgili çevreyi kasten kirletmek suçundan haklarında dava açılan UNİFAR firmasının 3 yetkilisi ile varillerin atılmasından sorumlu 4 sanık, ’fiilin olay tarihi itibarıyla suç olarak tanımlanmadığı’ gerekçesiyle beraat etti.

Sanıkların katılmadığı Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada esas hakkındaki görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Mustafa Aker, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) yürürlük maddelerine göre 181/1 madde ve fıkrasının yayın tarihinden itibaren 2 yıl sonra yürürlüğe gireceğinin belirtildiğini, bu madde ve fıkranın olay tarihi itibarıyla yürürlükte olmadığını bildirdi. Mahkeme heyeti, ’çevreyi kasten kirletmek’ suçundan yargılanan sanıklar Ali Ayvenli, Mehmet Suiçmez, Turan Yılmaz, Şerafettin Eyüpoğlu, Emine Özbek, Hüseyin Hilmi Özdal ve Mehmet Ferhat İlhan’ın eylemlerinin olay tarihinde suç olarak tanımlanmadığını ve dava konusunun suç tarihinde idari yaptırım gerektiren bir eylem olarak düzenlendiğini kaydetti, beraatlarına karar verdi. Kararın bir örneğinin Tuzla Kaymakamlığı’na gönderilmesini kararlaştıran mahkeme heyeti, adli emanette bulunan numunelerin ise karar kesinleştikten sonra imha edilmesini hükme bağladı.
Kaynak Orhan SAAT/İSTANBUL Hürriyet.
Konumuz kelimeler :
Soru bir NAKARAT ne demektir ?
Cevap : Yorumlariniz.....
Aciklama ben de 100 Comment almadiktan sonra yazmiyacagim.
Cevap : Kimin umrunda !...
Saygilarla.

BIRAZ TÜRKCE...


Mitoloji ile baslasak, desek Ay'in da bir hikayesi var.

Öksüz Kiz
Kisin soguk bir gününde, öksüz bir Türk kizi, su almaya gider. Vucudu yari ciplak, ayaklari soguktan siskin; karni ac, gözleri yasli bir haldedir.

Elinde bir bakrac vardir. Birden bir kasirga kopar. Ay ise gökteki sarayindan kasirgaya tutulmus olan, bu zavalli fakir kiza bakmaktadir. Ay, kizin haline acir. Kendi kendine der ki: (Mutlaka üvey annesi bu kiza zulum ediyor).

Öksüz kiz o sirada bir caliliktan gecmektedir, ay caliya isaret eder: (O kizi al, yanima gel). Ayin bu emri uzerine cali hemen bir at olur. Bir yandan aya giden gök yolu acilir, bir yandan da at haline gelen cali, üzerinde kiz oldugu halde yükselmeye devam eder. Aya vardiklarinda kiz elinde bakraciyla ayin yaninda durur.

Ay, bu öksüz kizi sever, ici ürpermeye baslar. Sekilden sekile girmeye baslar. Bundan sonra ayin gökte sekilden sekile girisi de, bunun ve sevgisinin sonucudur.

Ilk geceler ay bir gümüs yay gibidir. Öksüz kiz büyüdükce ay da büyümektedir. Bazi zamanlarda bu kiz gökteki ayin sarayindan iceri girer, hali dokur. O zaman ay sevgilisini görmedigi icin üzülür, hilale döner. Bazen de kizin keyfi yerine gelir, cosar, neselenir. O zaman ayin yüzü güler, dolun halini alir.

Ayin keyfini kaciran güclü bir rakibi vardir. O da gökte bulunan beyaz ayidir. Bu ayi da Öksüz kizi sevmektedir. Bu sebeple ayi tutarak bogmak ister. Ama ne de olsa gücü yetmez. Yirmi bes gün ay bu ayiya üstün gelir, onu ezer. Ayi yalniz üc gün aya üstün gelir. Ay bundan korkar, saklanir, kimselere görünmez.
Bu mucadele her ay böyle devam eder.

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI

Türkçe, Ural-Altay dil gurubunun Altay koluna dahil bir dildir. Türk'lerin tarihine paralel olarak Türkçe'nin yayıldığı coğrafi alan çok geniştir. Bugünkü Moğolistan'da Karadeniz'in kuzeyinde, Balkanlarda, Doğu Avrupa'da, güneyde Anadolu ve Irak'da, Kuzey Afrika'nın bir bölümünü içine alan geniş bölgede, Türkçe konuşan Türk halkları yaşamaktadır. Bu kadar büyük bir alan içinde konuşulan Türkçe, pek çok lehçe, şive ve ağız farklılıkları göstermektedir. Tarihi gelişimi içinde Türkçe, VIII-XIII. Asırlar arasında Eski Türkçe, XIII-XX. Asırlar arasında Orta Türkçe, XX asırda yeni Türk Yazı Dilleri ana başlıkları altında üç gurupta incelenmektedir. Türkiye Türkçesi, Orta Türkçenin, Batı Türkçesi kolunun günümüzde kullanılan bölümüdür. Batı Türkçesinin ikinci devri olan Osmanlıca (Osmanlı Yazı Dili) İstanbul'un fethinden Osmanlı İmparatorluğunun sonuna kadar XV-XX. asırlar arasında devam eden yazı dilidir. Bu dönemde, Arapça ve Farsça unsurlar Türkçeyi büyük ölçüde istila etmiş, Osmanlı yazı dili. Üç dilden oluşan yapma bir dil haline gelmiştir. Beş asır süren Osmanlıca döneminde Türkçe kendi tabii gelişmesini sürdürememiştir. 1908 Meşrutiyetinden sonra Türkiye Türkçesine geçiş hareketinin hazırlıkları 1911'de Selanik'de başlayan "Yeni Lisan" hareketi ile şekillenmişti. Cumhuriyetten sonra 1928'de yapılan Harf İnkılabı ile Arap harfleri terk edilip Latin harflerinin kabulü Türkçenin yabancı unsurlardan kurtarılmasını hızlandırdı. Türk dilini araştırmak ve tabii mecrasında gelişmesine katkıda bulunmak üzere 1932 yılında Türk Dil Kurumu kuruldu. Bu çalışmalarla, bugün Türkiye Türkçesi, yabancı unsurlardan arınmış, tabii mecrasında gelişmeye devam eden edebiyat ve kültür dili olarak yaşamaktadır.

Türklerin dilidir.Türkce kelimeleri renklere sarsak sözleri onlarin degisi ile yazsak.:

Türkiye T. baba, anne, çocuk, kız abla, ağabey, kardeş dayı, amca, teyze yenge ,dede, nine gelin , damat, görümce kaynana, kayınbaba, yeğen
Azeri T. ata, ana, usag, gız böyük bacı, böyük kardaş, bacı-gardaş dayı, emi, hala gelinbacı, baba, nene gelin, küreken, baldız gayın ana, gayın ata, kardaş kızı( oğlu)
Türkmen T. kaka, ece, çağa, kız eceke-uya ,aga, gardaş dayı, aga, dayza yenge, dede, mama gelin, giyevi, gayın ekeci gayın ene, gayın ata, yeğen
Özbek T. dede (ata), ana, baba, kız apa, eke, üke tağa, emeki ,hala yenge, baba, buvı kelin, küyav, kayın singil kayın ana, kayın ata, cigen
Uygur T. dada(Ata), apa(Ana), bala, kız hede(aça), aka, kermdaş tağa, çog (kicik) dada, hala yenge, bova, moma kelin, küyoğul, keyın sıngıl keyınana, keyınata, ciyen
Kırgız T. ata, ene, bala, kız ece, ağa, bir tuuğan tayeke, tayata, tayece cenge, conk ata, çonk ene kelin, küyöö bala, kayın singdi kaynene, kaynata, ceen
Kazak T. eke, şeş, bala, kız epeke(apay), ağa, ini, karındaş cenge , ata, apa cenge , ata, apa kelin, küyöv bala, kayın singdi kayın ene, kayın ata, ciyen
Tatar T. eti , eni, bala, kız apa, abıy , ini enining inisi(abıysı), etining inisi, eninig singlise cingiy, baba, ebi kilin, kiyev, kudaça kayınana, kayınata, tuğannan tuğan
Saygilarla.

Salı, Aralık 12, 2006

ABESLE ISTIGAL !..


Bu haftayi Abesle Istigal adi altinda gecirelim.Bu kelime cok yönlü oldugu muhakkak.Biz bunu kullandigimiz kelimelere adepte etmeye kalksak.Günlük yasamimizda konusarak, yazarak neler yaratabiliyoruz.Bu yaraticiligi biraz da mecaz anlaminda ele almaya kalksak.Neden diye soracaksiniz.Nasil basliyayim bilemiyorum.Söyle bir baslangic yapsam.Son aylar icersinde devamli duydugun bir kelime var herkezin agzinda ABES ISTIGAL tipki bir moda rüzgari gibi esip duruyor.Esasinda bu iki kelime cok eskilere dayanan kelimelerdi.Benim aklimin almadigi neden bir anda hepimizin diline dolandi.Ne zaman icersinde gene geldigi yere dönüp bir baska zamani beklemeye calisacak.Bu iki kelimeyi biraz acmaya kalksak görecegiz ki :
Aptalca işlerle uğraşmak, saçma sapan düşüncelerle hareket emek ve "abes"le iştigal etmek işte böyle oluyor. Aslında bu terimi uzun yıllar, tek harf farkıyla benzer anlamlı kullanmışız. Çünkü "abes" Arapça boş, yararsız, latince "abest" ise "bulunmamak, var olmamak" demek. Yani olmayan işlerle uğraşmak...
Yoksa bu iki kelimeye bu günlerde cokmu ihtiyac duyduk.

Arıyorum

Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı;
"Bu günden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste, meydanda
Türkçe'den başka bir dil konuşulmaya
" diye


Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri.
Fermana uyanınız var mı?


Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim.
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere;
Gördüklerine, duyduklarına inananınız var mı?


Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showman, radyo sunucusunun disjokey,
Hanım ağanın, first lady olduğuna şaşıranınız var mı?


Dükkanın store, bakkalın market, torbanın poşet,
Mağazanın süper, hiper, gross market,
Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?


İlan tahtasının bilboard, sayı tabelasının skorboard,
Bilgi afişinin brifing, bildirgenin deklarasyon,
Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?


Bırakın eli, özün bile seyrak uğradığı
Beldelerin girişinde welcome
Çıkışında good bye okuyanınız var mı?


Korumanın, muhafızın body guard,
Sanat ve meslek pirlerinin duayen,
İtibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?


Sekinin, alanın platform, merkezin center,
Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,
Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?


İşhanımızı plaza, bedestenimizi galeria,
Sergi yerlerimizi center room, show room,
Büyük şehirlerimizi mega kent diye gezeniniz var mı?


Yol üstü lokantamızın fast food,
Yemek çeşitlerimizin mönü
Hesabını adisyon diye isteyeniniz var mı?


İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?


Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya,
Desteğe, bilemediğimiz koltuk çıkmaya, sponsorluk diyeniniz var mı?


Mesireyi, kır gezisini piknik,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air bag,
Eh peh olasıcılar, oluru, pekalayı, okey diye konuşanınız var mı?


Çarpıcı, önemli haberler, flash haber,
Yaşa, varol sevinçleri, oley oley,
Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?


Vırvırık dağının tepesindeki köyde,
Cafe show levhasının altında,
Acının da acısı kahve içeniniz var mı?


Toğrağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün el diline özendiğine içi yananınız var mı?


Masallarımızı tekerlemelerimizi, ata sözlerimizi unuttuk;
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik;
Türkçe'miz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?


Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı;
Hayal meyal hatırlayıp da,
Sahip çıkanınız var mı?

Ne dersiniz Dostlar onun icinmi bu kelime cok kullanilmaya basladik.Yoksa bu yazdigim mi
Abesle Istigal aklim karisti.Yarin Bir Dilimize deginelim mi ne dersiniz?.
Saygilarla.
H.A.ERDIL

Pazartesi, Aralık 11, 2006

SORULAR ?.. CEVAPLAR !..


Haftaya severek okudugum bir blogcu kardesimizin hafta sonu yazmis oldugu post "yazi" beni baska düsüncelere sürükledi; Bu nedenle.Yazmak ihtiyacini duydum.
Hakikaten kitap okumak, devamli olarak ögrenmeye calismamiz.Bizlere söylenildigi kadar cok büyük katkilar da bulunuyormu? Devamli olarak her seyi ögrenmek ve bilmek zorundamiyiz ?
Bilmemek ayip degil, ögrenmemek ayip dir sözü ne kadar dogruyu göstermektedir !...
Okudugumuz her kitap bizleri egitmektemidir ?Ögrenmeye calistigimiz seylerin dogrulari yasamda ne kadar gecerlidir.Bu gün bütün tip kitaplarini veya Hukuk kitaplarini ezbere bilsem. Ben bir doktor veya Avukat olabilirmiyim.Bizlere devamli olarak kitap okuyun telkinin de bulunan insanlarin yanilma paylari ne kadardir.Televizyon seyrederken gecen bir kelimenin ne oldugunu anlamak icin kütüphanemize gidip sözlük veya Ans.karistirarak bu kelimenin ne manaya geldigini ögrenmekle yaptigimiz isin dogru oldugu kanisindamiyiz.Biliyorum yukarda soru sekilde okudugunuz yaziyi aynaya tutarak tam tersinden de okumak mümkün.Cok okumak insani yanlizliga itermi ? Baska türlü formalamak zorunda kalsak.Yasadigimiz toplumla aramiza bir mesafe koyarmi ? Bozuk saatin gün de iki defa dogruyu göstermesi teorisi hakkinda ne düsünüyorsunuz ? Yukarda ki konularla kendinizi sorguluyormusunuz ? Bakar körler kimlerdir.
Etrafiniz da bu konum icersin de olan veya kitaplari ile tanidiginiz insanlari bir an olsun bir baska sekilde düsünebiliyormusunuz ? Iyi bir bilgec insanin yasami süresince kayiplarini hic
düsündünüzmü ? Yazi yazi olmaktan cikti test sekline döndügünün farkindamisiniz.Son olarak
Tv de zaman zaman seyrettigim Makina diye bir sov programi var.Devamli olarak o masa da oturan.Bir yazarimiz Hakki Devrim'in her programa katilmasini nasil karsiliyorsunuz.Yukarda ki sorularla bir ön giris yapmaya calistim.Cevaplari beraber bulmaya calissak ne dersiniz !...
Saygilarla.

Pazar, Aralık 10, 2006

PAZAR'IN SOHBETI...


Sevgili Dostlar bu gün sizlerle dertlesmek istiyorum.Birazcik birbirimizi taniyoruz.Genc bir kusakla da beraber olmak bana cok büyük bir kivanc veriyor.Hele hele bana takmis oldugunuz Erdil Baba lakabi ne yalan söyliyeyim, bu sanal alaninda büyük bir aile ferdinin üyesi yapti.
Sizlerden bir avantajim biraz daha vaktimin olmasi.Bütün Dostlarin yazilarini takip ediyorum; Zaman zaman yazilarina yorum yaziyor.Bazi zaman da yalniz okuyarak, genclerin birbirleri ile yazismalarini gözlüyorum.Onlari tanimaya, anlamaya calisiyorum.
Bu pazar dertleselim demistim.Gecen aksam sizin saatinizle 1.40 da basliyan 32 nci günü seyrettim.Bilmiyorum bu program sizde saat kacta yayinlaniyor.Neden bu saatte yayinlanir onu da anlamis degilim.O saatte benim gibi ya uykusu kacmis biri veya gece vardiyasindan dönüp de tesadüfen tv.nin sesini iyicine kisan, adet yerini bulsun diye aliskanlik icabi tv.sini acan bir kisi seyredebilir.Mesela normal olarak tv.ye bakacagimiz zaman ya bitmek tükenmek bilinmiyen diziler veya topu topu 50'yi gecmiyen kimin kiminle programlari. Hangi konuda uzman sin diye sorsaniz kimin kiminle ne giydigini her türlü sanat dünyasi adi altinda rezaletleri anlatabilirim.Gülmeyin 60 yasina ulasmis olan bir kisi olarak bu programlar ihtiyac oldugunu saniyorum/mu/larmi/ söylüyorlar ."Uzman program yapicilarinin tespiti benim degil"Neyse gecenin yeni güne göz kirparken seyrettigim programa gelelim.
Efendim programin icerikliginde masa basina toplanmis.Bir Mütahit (Acaristanbul insaatini yapan).Hürriyet gazetesin'den bir gazeteci.
Mimarlar odasindan bir hanim,Cevrecilik ile ilgili bir bey,ve bir politikaci Sn.32 nci günün yapimcisi "Isimlerini yazmadim saat ve yapmis olduklari konusmalar icerikligi nedeniyle degmez.Su Acaristanbul hani gazetelerde tv.lerde koca koca haber.Sözde vatandas ilk defa görüyor duyuyor.Konu masaya yatirilip kisilere söz hakki verilip sözde kamu oyu aydinlatilacak.Aydinlansa ne olur.Esek ölmüs korkacagi ister aslan isterse kurt olsun onun icin bir sey fark edermi. Sorular cevaplar gecen saatler icersinde anlatilmaya calisiliyor.O kadar cok sey anlatildi ki kimse hic bir sey anlamiyor.Seyredenler haricin de.Ilk okul siralarin da ögrendigimiz maki ile agac örtüsü en azindan yarim saat tartisildi !...Haritalar ,resimler hatta helikopter den cekilmis resimler bile anlatamadi ne oldugunu .Sevgili ögretmenlerim lütfen eger cocuklariniza bu konuda soru sorarsaniz.Alacaginiz menfi cevap karsisin da sakin onlarin notlarini kirmayin uzmanlarin bile haberi yok.Veya bana öyle geldi.Neyseee... Bu arada unutmadan söyliyeyim ister Maki olsun isterse Orman olsun o alan yanliz bir bitki örtüsü degildir.Orasi canlilarin bir yasam alanidir.Doga bunu ic ice tamamlar bir tanesinin eksiltilmesi digerini de yok eder.O alan eger bir yesil alan ise onu yanliz bitki örtüsü olarak görmek basinda yapilacak en büyük yanlis olur.Orada bir yasam vardir.Tipki yukarda ki resimdeki gibi.
Hani AB denilen bir yer varya orasi bu konuda bazi getirimler yapmis.Birazda bu konuyu,meslegim icabi gayet iyi biliyorum.Kisaca bir örnekle belirtmek istiyorum.
Imara acik bir yerde arsa aliyorum.Icersine basimi sokacak ev yapmak istiyorum.Aldigim arsanin icersinde bir sürü agac var.Acaba ne yapmam gerekir.Tabii benim yapmam gereken mütahitin bana almam gereken izinleri temin etmek den baska bir sey degil.
Efendim Orman dairesine müracaat ederek bir bilirkisiye kendi arsamda ki agaclari göstermem lazim.Bilirkisi geldigi zaman eger sehir planlari icinde o agaclar kayda gecirilmis ise bana gösterir yok daha isleme alinmamissa ne tür olduklarini tesbit eder ve bana söyle bir sey söyler.
- Bakin bayim bütün meyve agaclari koruma altinda degildir büyüklükleri ne olursa olsun izin almadan kesebilirsiniz.Iki meyve agaci haric
- Hangisi
- Ceviz.findik.Onlari kesemessiniz.
Haydii..Hemen cebinden bir kirik metre cikarir yerden 130 cm.den sonrasinin capini ölcer eger capi 7 cm ulasmiyorsa kesmenize izin verir.Diger cins agaclar icin de söyle der:
- Mese cinar kayin.vs.vs onlarinda koruma alani gene yerden 1.30 olarak
baz alinir ve o noktadan itibaren cevresi 60 cm yi gecmemesi lazimdir.
Bu durumda satin aldigim kendi malim bahcemdeki agaclarin konumu budur.Peki derim ya ben bu arsayi aldim.Imar plani alt yapisi hazir bu durumda nasil ev yapicagim.Evin yapilacak noktayi göz önüne alarak.
- Evinin yapilacagi yer burasi yolun da burasi buradaki agaclari kesmene izin veriyorum.Digerlerine dokunamazsin yoksa seni ögle bir yakarim arsayi satsan altindan kalkamazsin.
Olsun degilmi nasil olsa ben evimi yapabiliyor yolumda var diger agaclar bahcemi süsler her ne kadar istemesemde.Oh be izin cikti evimin insaatina Orman Dairesinden.
Ormanci amca kesilecek agaclarin listesini cinslerini ve büyüklüklerini bir liste halinde benim önüme koyar.Haydii bu da ne simdi.Sen agaclara bir isaret koy Mütahit iki dakikada onlari keser bu kadar zahmet niye ki ? Suratima bakar ve güler!..
- Gel bakalim , simdi seninle pazarlik yapalim kesilecek agaclar su kadar ölctüm bictim cevrelerinin toplam yökünü bu iste bu yökün miktarinda agac dikeceksin.Yoksa kestirtmem.
- Nereye?
- Ben sana bir yer gösterir oraya dikersin.Kontrolu yapilacagini da unutma.Ha der unutmadan söyliyeyim dikilen agaclar bu konumla ilgili bir firma veya bizim tarafimizdan olacak ve iki senede bakimi sana ait .Bu arada agac ölürse yenisini diker gene iki sene garanti icersin de bakimi üstlenirsin .
Beni de elime tutusdurdugu kagitlarla, kendi arazimin tam ortasinda birakip gider.
Uyyy ben ne yazmisim vallahi böyle programlar seyredince gaza geliyorum.Böyle uzun uzun yaziyorum.Yok anam ne dertmis bu AB adamin anasini aglatiyor yahuu.
Yazi uzun oldu yoksa birseyler daha vardi ya bir baska sefere kalin saglicakla.
Eger Maki ile Ormanin ne oldugunu biliyorsaniz.Lütfen yazin.Sakin ha bana degil.32 nci güne.
Hic olmazsa bu kadar uykusuz kalmayiz.
Sevgiler saygilar.
H.A.E.

Cumartesi, Aralık 09, 2006

ACABA BIR GÜN II!..


Neden Organ Nakli ?
Organ nakli neden gereklidir. Hangi durumlarda organ nakli ihtiyacı duyulmaktadır? Hiç düşündünüz mü? Sizde potansiyel bir organ nakli ihtiyacı duyan hasta olabilirsiniz."Tedavisi mümkün olmayan hastalıklar nedeniyle görev yapamayacak derecede hasar gören organların yerine, canlı veya ölüden alınan yeni, sağlam organın konularak hastanın tedavi edilmesine organ nakli denir."
Herkesin Organı Herkese Takılabilir mi?
Günlük hayatımızda birçok şeyi seçiyoruz. Giysilerimizi, yediğimiz yemeği, arkadaşlarımızı, yaptığımız işleri... Ya vücudumuz? Vucudumuz içimizdeki organların farkında mı? Aniden başka birinin organı vücudumuza yerleştirilse tepkisi ne olacak? Vücudumuza nakledilecek organıların hangi özellikleri taşıması gerekli?" Organ alacak hastalar öncelikle kan grubu ve doku grubu uyumuna, yaş, boy, kilo gibi kriterlere ayrıca tıbbi aciliyet durumuna göre belirlenir.Cins, ırk, din, zengin-fakir ayrımı yapılmaz."
Bu Organlar Nereden Temin Ediliyor?
Belki şimdilik ihtiyacınız yok, umarız olmazda... Ama hiç düşündünüz mü? Organ ihtiyacı olan kişi bu organı nereden temin ediyor, yada ihtiyacınız olursa siz nereden temin edeceksiniz? Organlar marketlerde mi satılıyor yoksa Çin'den mi ithal ediyor?"Organ ve Doku Nakli, canlıdan ve kadavradan olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilebilmektedir.
1- Kadavra donör (verici) : Trafik kazası, kurşunlanma, beyin kanaması v.b nedenlerle yoğun bakımda tedavisi devam ederken, beyin ölümü denilen geri dönüşümsüz beyin hasarı gelişmiş hastaların organları bağışlandığı taktirde bunlar kadavra donör olarak tanımlanmaktadır.
2- Canlı donör: Organ nakli gereken hastanın eşi veya yakın akrabaları doku, kan grubu vb. uyum mevcut ise organ bağışında bulunabilmektedir. Bunlar canlı donör olarak tanımlanmaktadır."
- Böbrek ve karaciğer canlıdan nakil yapılabilen organlardır.
Organ Bağışının Manası ve Önemi :
Organ bağışından ne kastediyoruz ? Organ bağışı, yaşarken yaptığımız bir bağış ama ölümümüzden sonraki bir uygulamayı yansıtıyor. Canlı vericilerden yapılan nakillerde organlarından birini ya da bir parçasını bağışlamak organ bağışı kapsamında mıdır ? Organ bağışının ailemizi ilgilendiren yönleri nelerdir ?"Kişi hayatta iken, serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesidir.Sağlık Müdürlüklerinde
Hastanelerde,
Emniyet Müdürlüklerinde (Ehliyet alımı sırasında)
Organ Nakli Yapan Merkezlerde,
Organ Nakli ile ilgilenen Vakıf, Dernek…v.s. kuruluşlarda organ bağış işlemi yapılabilir.
- Organ Bağışında bulunmak için ; organ bağışı kartını iki tanık huzurunda doldurup imzalamak yeterlidir
- Organ bağışı yapanların, bu durumdan ailelerini de haberdar etmeleri daha sonra çıkabilecek problemleri önlemek açısından yararlı olacaktır.
- Organ bağışında bulunan kişilerin organ bağış kartını daima yanında taşıması organ bağışı işleminin karışıklık ve gecikme olmaksızın yerine getirilmesini sağlayacaktır.
- Kişi organ bağışından vazgeçtiği anda organ bağış kartını taşımaktan vazgeçmeli ve bu kararını ailesine bildirmelidir.
Bir Çoğumuzun Soğuk Baktığı Organ Bağış Kartı
Biz Türkler kültür olarak yardımlaşmayı seven insanlarız. Sevdiklerimiz için çoğumuz canımız veririz. Ama nedense önümüze organ bağışı için bir kart konulduğu zaman tereddüt edenlerimizde oluyor. Halbuki bir bilseniz bu kart bir sembol olmaktan öteye gitmemektedir. Ayrıca organlarınızı siz değil, sizin geride bıraktıklarınız bağışlamaktadır. Bu bölümü itinayla okumanızı gönülden rica ediyoruz.
Güven Neden Çok Önemli ?
O anda birisi gelir ve o denli sevdiğimiz o insanın organlarını bağışlamamızı ister. İçimizden onu dövmek gelir. Bizi anlamadığını ve acımızı hiçe saydığını düşünürüz. “Koyun can derdinde kasap mal derdinde” diye geçiririz içimizden.
Organ Bağış Kartının temsil ettiği sembol belkide aynı zamanda hayatı ve sevdiklerimizi de temsil ediyor olabilir mi?
Ölümden Ne Kadar Sonra Organlar Alınabilir ?
Her ölümden sonra organların kullanılması ne yazık ki mümkün olamamaktadır. Hangi şekillerde ölüm vuku bulduğunda organların kullanılabileceği büyük önem taşır. Böylelikle kamu oyunda sıkça konuşulduğu gibi deprem gibi felaketler sonrasında cesetlerin organlarının alınmasının mümkün olmadığı da anlaşılmış olur.
Beyin Ölümü Nedir ?
Beyin ölümü kesin olarak tam bir ölümü ifade eder. Bunun şüpheye mahal bırakmadan anlaşılması herkes için büyük önem taşır. Bir yakınımızı kaybettiğimizde, bazen toprağa verdikten sonra bile öldüğüne inanamıyoruz. Dolayısıyla böyle bir kavramla karşılaştığımızda aklımızda soru işaretlerinin kalmamış olması gerekiyor.
Örneklerle Beyin Ölümü :
Beyin ölümü kavramını anlayabilmek için bazı örneklemelere ihtiyacımız olacak. Bilimsel olarak hiç bir kuşku bırakmamacasına kesin olmasına rağmen anlaşılması bazı zorluklar oluşturabilir. Bu konudaki tereddütlerin karşılıklı yazışma ve sorularınızla da giderek ortadan kalkacağına inanıyorum.
Beyin Ölümü, Bitkisel Hayat ve Komaların Farkı :
Beyin ölümünü benzer bazı olgulardan ayırdetmek gerekir. Böylelikle beyin ölümünün anlaşılması da daha kolaylaşacaktır.
Beyin Ölümüne Kim Karar Verir ?
Beyin ölümü teşhis edilirken yanılınılabilir mi ? Harehangi bir yanlışlık yapma olasılığı var mıdır
Organ Kaçakçılığı - Ticareti

Türkiye'de tedavi, teşhis ve bilimsel amaçlarla organ ve doku alınması, saklanması, aşılanması ve nakli, 29 Mayıs 1979 tarihinde yürürlüğe giren 2238 sayılı "Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun" hükümlerine tabidir. Bu kanunla kimlerin organ ve doku bağışında bulunabileceği, şartları, sağlık kurumlarının organ ve doku nakli gerçekleştirebilmesi için nasıl izin alacağı, söz konusu nakli gerçekleştirecek doktorların yükümlülükleri ve cezai sorumlulukları düzenlenmiştir.

Söz konusu kanuna dayanılarak çıkartılan yönetmelikle, hangi kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşların, hangi tür doku ve organ naklini gerçekleştirebileceği Bilim Kurulu tarafından değerlendirilmekte ve uygun görüldüğü takdirde Sağlık Bakanlığı'nın onayıyla açılmasına izin verilmektedir.

Diğer taraftan, 2000 yılında Palermo'da imzalanan Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin EK-2 protokolü gereğince Türkiye hukukunda ihdas edilen însan Ticareti 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda 80.madde ile düzenlenmiş ve bu tür fiilleri işleyenler hakkında hapis cezaları öngörülmüştür.

Türkiye'de, bu konuda güvenlik güçleri ve Sağlık Bakanlığı görevlilerince tespit edilmiş olaylar incelendiğinde; organ kaçakçılığı konusunda alınan tedbirlerin etkinliği ve tespit edilen olayların, sanıldığı gibi vatandaşlarımızın uyutularak veya kaçırılarak gerçekleştirilmediği görülmektedir. Kültürel ve sosyal sebeplerden dolayı oluşan kimi çekincelerin yanı sıra, Türk vatandaşlarının organ ve doku nakli konusundaki yeteri kadar bilinçlendirilmemesi de organ ve doku kaçakçılığını besleyen nedenlerdendir. Türkiye'deki durum, az da olsa, bu tür nakillerin gerçekleştirildiği yer şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bunun sebebi, Türkiye bölge ülkelerine göre tıp alanında gerek ekipman gerekse uzman açısından iyi bir düzeyde olması ve Türkiye'de gerçekleştirilecek ameliyat bedelinin Kuzey Amerika ve Batı ülkelerine göre daha ucuz olması sayılabilir.

Bu gün gelismis ülkelerde eger kaza veya diger bir baska nedenler icersinde yasamlarini tibben kaybeden canlilarin organlari.Sorulmadan alinarak.Anonim olarak
Organ bekliyen kisilere takilmaktadir.Ister bagis karti olsun veya olmasin.Tabii bu durum bazi kanuni cerceveler icersinde olmaktadir.Eger yaniniz da organ bagisi yapmiyacaginiza dair bir belge bulunmuyorsa.
Eger bir Örnek verecek olursak Avusturya sinirlari icersinde Trafik kazasinda Tibben ölüm halinde isterse bu kisi Yabanci uyruklu olsa dahi organlari alinip diger organ bekliyen kisilere verilmektedir.Bazen Avrupali Türklerin bu ülkeden transit gecerken
kaza sonucu hayatlarini kaybettikten sonra cenazeleri vatanlarina getirildigi zaman bazi organlarinin olmadigi görülmüstür.Tabii ki eger kisi üzerinde organ bagisinda bulunmiyacagina dair bir resmii belge olmadigi taktirde.
Belki bu durum bizlerde de uygulanmasi ile bir cok hayatin tekrar yasama dönmesini sagliyacaktir.Dizi boyunca bu konuya deginmeye calistim.Bir yerde de Organ Mafyalarina da büyük bir darbe olacaktir.Bir seyler anlatabildim mi!..
Bundan sonra bu konu sizlerin Tekeline kaliyor belki sizlerde bazi seyleri düsünür bazi hayatlara can verebilirsiniz.Kimin ne zaman nerede ne olacagi belli degildir.Belki bir aday belkide bir kurtaricisiniz. Bu konuda yazilacak o kadar sey varki bir bakima bu konumu burada birakmayi uygun görüyorum.Sikici bir duruma düsmemesi nedeniyle, yukarda bazi noktalari soru cevap seklinde biraktim.Eger o sorular hakinda daha genis bilgi edinmek isteseniz sorun ilerdeki yazilarin icinde veya müsterek Sitemiz Saglik sayfasinda yazalim.
Sevgiler ve Saygilarla.

Cuma, Aralık 08, 2006

ACABA BIR GÜN I..


TOPLUMDA YARDIMLAŞMA


Doku ve Organ Bağışının Önemi

Mutlu toplumlar, bireyleri sağlıklı olan toplumlardır. Değişik hastalıklardan dolayı vücudundaki bazı organlar çalışmayan insanlar normal hayat süremeyebilirler. Bazen başkalarının yardımına ihtiyaç duyarlar.
Bu insanlara yapacağımız en büyük yardım; ölümümüzden sonra ihtiyacı olanlara verilmek üzere organlarımızı bağışlamaktır. Ölümün kaçınılmaz olduğu hallerde; onları ölümümüzden sonra kullanılmak üzere bağışlamak insanlık, dayanışma ve yardımlaşmaya en güzel örnektir.
Organ naklinin yapılabilmesi için önceden organ bağışının yapılması gerekir. Sağlıklı bir toplum için organlarımızı bağışlamalı ve çevremizdeki insanları teşvik etmeliyiz.
Yardımlaşma ve Dayanışmanın Önemi
İnsan tek başına yaşayamadığı gibi ihtiyaçlarını da kendi başına karşılayamaz. Dolayısıyla toplumdaki kişilerin birbirleriyle yardımlaşmaları ve dayanışma içerisinde olmaları gerekir.
İhtiyacı olan insanlara para yardımında bulunmamız, iyi ve kötü günlerini paylaşmamız toplumdaki uyumu arttırır. Toplumun gücünün artmasıyla birlikte üzerimize düşen görevimizi de yapmış oluruz.
Bu gün inanclarimizin icinde dinimiz bu konuda ne diyor ? :
Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, organ ve doku nakli konusunda sarih bir hüküm bulunmamaktadır. İlk müçtehit ve fakihler de, kendi devirlerinde böyle bir mesele söz konusu olmadığı için, bu ameliyyenin hükmünü geniş şekilde açıklamamışlardır. Ancak dinimizde, Kitap ve Sünnet’in delaletlerinden çıkarılmış umumî hükümler ve kaideler de vardır. Kitap ve Sünnet'te açık hükmü bulunmayan ve her devirde karşılaşılan yeni yeni meselelerin hükümleri, İslâm fakihleri tarafından bu umumî kaideler ile hükmü bilinen benzer meselelere kıyas edilerek çıkarılmış, hiçbir mesele cevapsız bırakılmamıştır. Organ ve doku nakli konusunda hükmünü tayinde de aynı yola baş vurulması uygun olacaktır.
Bilindiği üzere, insan mükerrem bir varlıktır. Mahlukatı içinde Allah onu mümtaz kılmıştır. Bu itibarla normal durumlarda ölü ve diri kimselerden alınan parça ve organlardan faydalanılması, insanın hürmet ve kerametine aykırı görüldüğünden, İslam fakihlerince caiz görülmemiştir. Ancak, zaruret durumunda, zaruretin mahiyet ve miktarına göre bu hüküm değişmektedir.
Nitekim dinimiz, bir kısım fiil ve davranışları yasak kılmış, Kitap ve Sünnet bunları tespit etmiştir. Sözgelimi murdar hayvan (meyte), kan, domuz eti, şarap... vb. şeylerin yenilip içilmesi, alınıp satılması, ilaç olarak kullanılması haram kılınmıştır. Ancak zaruret halinde bunlardan zaruret miktarında (ölmeyecek kadar) yenilip içilmesinin (el-Bakara, 173; el-Maide, 3; el-En’am, 119) meşru olduğu beyan buyrulmuştur.
Söz konusu ayet-i celilelerden, İslâm fakihleri, zaruretlerin bir ölçüde dinen yasaklanmış şeyleri mübah kıldığı ve zaruret halinde sadece ayet-i kerimelerde beyan edilen yasakların değil, zaruret halinin giderilmesi için yapılması zorunlu ve başka bir çare olmayan bütün yasakların zaruret miktarınca işlenmesinin caiz ve mübah olduğu sonucuna varmışlardır.
O halde, ölmüş kimselerden tedavi maksadıyla organ ve doku alma ve bunları hasta veya yaralı kimselere nakletme konusunda bir hükme ulaşabilmek için;
Zarurete binaen, cesedin kesilmesi, organ ve dokularından bir kısmının alınmasının caiz olup olmadığı,
Hastalığın tedavisinin zaruret sayılıp sayılmayacağı (Haram ile tedavinin hükmü)
Organ ve doku nakli caiz ise hangi şartlarla caiz olduğunun bilinmesi gerekmektedir.
İslam fakihleri, karnında canlı halde bulunan çocuğun kurtarılması için ölü annenin karnının yarılmasına,
Başka yoldan tedavileri mümkün olmayan kimselerin kırılmış kemiklerinin yerine, başka kemiklerin nakline,
Bilinmeyen hastalıkların öğrenilmesi ve hayatta bulunmaları sebebiyle ölülere nisbetle daha çok şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanabilmesi için, yakınlarının rızası alınmak suretiyle, ölüler üzerinde otopsi yapılmasının caiz olacağına,
Fetva vermişler, canlı bir kimseyi kurtarmak için, ölünün bir parçasını itlaf etmeyi caiz görmüşlerdir. Nitekim, Müşavere ve Dini Eserleri İnceleme Kurulu’nun 16.4.1952 tarih ve 211 sayılı kararında, özetle;
“...âmmenin menfaat ve maslahatı göz önünde tutularak, bilinmeyen bir hastalığın bilinir hale gelmesi, hastalığın bilinmemesinden doğacak âmme zararının önlenmesi, hayatta bulunmaları sebebiyle daha şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanması gibi maslahat ve şer’î hikmetlerin husule gelmesini temin için, yakınlarının rızası alınarak, ölüler üzerinde otopsi yapmanın caiz olacağı ve bu gibi sebepler dolayısıyle ölüye gösterilmesi gereken hürmet ve tekrimin zevaline katlanmanın, İslamî hükümlerin bir gereği olduğu...” ifade olunmuştur.
İslam fakihleri, açlık ve susuzluk gibi, hastalığı da haramı mübah kılan bir zaruret saymışlar, başka yoldan tedavileri mümkün olmayan hastaların haram ilaç ve maddelerle tedavilerini caiz görmüşlerdir. Günümüzde kan, doku ve organ nakli ve tedavi yolları arasına girmiş bulunmaktadır. O halde, hayatı veya hayatî bir uzvu kurtarmak için başka çare olmadığında, kan, doku ve organ nakli yolu ile de bazı şartlara uyularak, tedavinin caiz olması gerekir. Nitekim, Müşavere ve Dinî Eserleri İnceleme Kurulunun 25.10.1960 tarih ve 492 sayılı kararında, “tedavileri için kan nakline zaruret bulunan hasta ve yaralılara başka kimselerden kan naklinin; başka kimselerden alınacak parçaların takılmasıyla görmeleri mümkün olduğu takdirde; hayatında buna izin vermiş olan kimselerin, ölümlerinden sonra gözlerinden alınacak parçaların bu durumdaki kimselere takılmalarının caiz olacağı...” beyan edilmiştir.
Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 19.01.1968 gün ve 3 sayılı gerekçeli kararında ise “yalnız hayatı kurtarmak için değil, bir organı tedavi etmek, hastalığın tedavisini çabuklaştırmak için de kan naklinin caiz olduğu, tıbbi ve hukuki kaidelere riayet edilmek şartıyla kalp naklinin de caiz olacağı...” ifade olunmuştur.
Yurdumuz dışında, çeşitli İslâm Ülkelerinin yetkili kişilerince de aynı yolda fetvalar verildiği bilinmektedir.
Kurulumuzca da aşağıdaki şartlara uyularak yapılacak organ ve doku naklinin caiz olacağı sonucuna varılmıştır.
Zaruret halinin bulunması, yani hastanın hayatını veya hayatî bir uzvunu kurtarmak için, bundan başka çaresi olmadığının, meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen bir tabip tarafından tespit edilmesi,
Hastalığın bu yoldan tedavi edilebileceğine tabibin zann-ı galibinin bulunması,
Organ veya dokusu alınan kişinin, bu işlemin yapıldığı esnada ölmüş olması,
Toplumun huzur ve düzeninin bozulmaması bakımından organ veya dokusu alınacak kişinin sağlığında (ölmeden önce) buna izin vermiş olması veya hayatta iken aksine bir beyanı olmamak şartıyla, yakınlarının rızasının sağlanması,
Alınacak organ veya doku karşılığında hiçbir şekilde ücret alınmaması,
Tedavisi yapılacak hastanın da kendisine yapılacak bu nakle razı olması gerekir.
el-İsra Suresi , 70; et-Tin Suresi, 4
el-Hidaye, el-İnaye ve Feth’ül-Kadir 1/65; Fethu babi’l-İnaye, 1/126; Fetevay-ı Hindiye, 2/390
Cessas, Ahkamü’l-Kur’an, 1/156; İbnü’l-Arabi, Ahkamü’l-Kur’an, 1/55; Kurtubi, 2/232 ve 7/73; İbn Hazm, el-Muhalla, 7/426
Fetevay-ı Hindiye, 2/296; el-Va’yü’l-İslami, Sayı 137, Yıl 1396, Kuveyt; Istılahat-ı Fıkhiye, 3/157
Fetevay-ı Hindiye 2/390

Can,Canan bu dünya'ya bir parcamizi birakmadik mi ?
Onlar degilmidir ! Bizleri anar, topraga karistigimiz yerde göz yasi döker.
Bizler Ruhlar Dünyasinda Onlarsa bizlerin bir parcasi olarak ,fani dünya da kalmazmi !..
Ey can, Ey canan; Sen ki o gözlerle gördün bu fani dünyayi,
Sen ki yasattin o aski o heyecani kalbin de..
Topraga karismadan, ruhlar dünyasina adim atmadan; Arkanda birakacagin dünya ya
daha birakabilecegin nelerin oldugunu düsün.
Fani yasamda verebilecegin bu karari düsün;
Ruhuna verecegin en büyük hediye degilmi...
H.A.E.

Yarin yazimiza bir baska acidan devam edecegiz.
Saygilarla.

Perşembe, Aralık 07, 2006

ACABA BIR GÜN !...


Bazen insan gözlerinin önünde cok seyi filim seridi gibi gecirebiliyor.Anilar, yasadiklari, bazen yaptigi hatalar, dogrular.Bu kisa yasam sürecimiz icin de .Yapmadigimiz belkide, düsünmek istemidigimizi bu sinema seridi icersine koymak istemiyoruz.Kimbilir insanlar biraz yasliliga dogru ilerledikce, yasam doyumu icersinde ileriye dönük filimleri de görme ihtiyaci duyabiliyor.Gecen hafta Hepimiz Adayiz dedigim bir yazim vardi 2 Aralik tarihli.Bu gün sinema seridime yeni bir konuyu koymak istedim.Bu konuyu biraz degisik yönlerden ele almak isterim.Eger toplumun bir parcasi oldugumuza göre, hepimizi ilgilendiren bir mesele.Bu bizim veya en sevdigimizin basinada gelebilir.
Bir insani ele aldigimiz zaman daha dogrusu, bir canli demek daha dogru olabilir.Iki bölümde görebiliyoruz.Anatomik olarak ve Ruhsal olarak.Her ikisi de bizlerin yasam
sürecimiz icersinde birer olgu.Bu yazi dizimizde ise Anatomik olarak ele almak istiyorum.Bu hic beklemedigimiz bir anda karsilasa bilecegimiz bir sey; Asagidaki yazilari bir okuyun neler hissedeceksiniz!...
Beni hatırlamak için
Gözlerimi; gün ışığını, bir bebeğin yüzünü, bir kadının gözlerindeki sevgiyi görmemiş bir adama verin.

Kalbimi; kendi kalbi ona acı vermekten başka bir şeye yaramayan birine verin.

Kanımı; bir otomobilin enkazı altından çıkarılmış olan gence verin. Verinki torunlarının oynadığını görene dek yaşayabilsin.

Böbreklerimi; haftadan haftaya yaşaması makineye bağlı olan birine verin.

Kemiklerimi; alın ve sakat bir çocuğun yürümesinin yolunu bulun.

Eğer birşeyleri gömmeniz gerekiyorsa, hatalarımı, kusurlarımı, insanlara olan önyargılarımı gömün. Günahlarımı şeytana, ruhumu tanrıya verin. Eğer yeri gelirde beni hatırlamak isterseniz, bunu size ihtiyacı olan birine yardım ederek yapın. Eğer tüm bu isteklerimi yapıyorsanız ben sonsuza dek yaşayacağım.

Kisaca icten yazilmis bir kac kelime bilmem bize neler anlatmak istiyor.

Evet; Organ Bagisi onu iceriyor.Hatirlamak veya düsünmeye vaktimiz olmadigi bir konu .
Isterseniz bir kac yazi dizisi ile hatirlamaya calisalim.
Bu konu kanunlar icersinde bizde nasil oluyor.Bu gün gelismis ülkeler bu konuda neler yapiyor.Dini inanclar cervesinde nasil ele aliniyor.Bu konunun krimaloji boyutlari nelerdir.Kendimizi dinledigimiz zaman ne düsünebiliyor neler yapmamiz gerekiyor...
Yarin bu yazimiza biraktigimiz yerden devam edelim.
Saygilarla.