Salı, Temmuz 31, 2007

*** BİR KÜVET HİKAYESİ ***

Writing Table Gif Images






Süleyman'a karısı telefon etti:
— Konuşan ben,
ben, Fahire.
Tanımadın mı sesimden?
Demek çok bağırdım birdenbire.
Çığlık mı?
Belki...
Hayır,
çocuklar hasta değil.
Dinle beni:
İşini bırak da gel,
çabuk ol ama.
Telefonda anlatamam,
olmaz.
Daha kıyamet kadar vakit var akşama.
Saatlar, saatlar,
kıyamet kadar.
Sorma.
Dinle beni...
Hemen vapur bulamazsan
Üsküdar'a kayıkla geç.
Bir taksiye atla.
Paran yoksa
patrondan avans al.
Yolda hiçbir şey düşünme,
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
Yalan kuvvetliye söylenir
ben kuvvetsizim.
Alay etme kuzum.
Evet kar yağacak,
evet
hava güzel.
Koynuna girdiğim adam gibi
kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım,
babam gibi gel...


***

Geldi Süleyman,
Fahire, kocası Süleyman'a sordu:
— Doğru mu?
— Evet.
— Teşekkür ederim Süleyman.
Bak işte rahatladım.
Bak işte ağlamıyorum artık.
Nerde buluşuyordunuz?
— Bir otelde.
— Beyoğlu tarafında mı?
— Evet.
— Kaç defa?
— Ya üç, ya dört.
— Üç mü, dört mü?
— Bilmiyorum.
— Bunu hatırlamak bu kadar mı güç Süleyman?
— Bilmiyorum.
— Demek ki bir otel odasında.
Kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
Bir İngiliz romanında okudum,
bu işlere yarayan otellerde
kırık küvetler varmış.
Sizinkinde de var mıydı Süleyman?
— Bilmiyorum.
— Hele düşün,
toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
— Evet.
— Hiç hediye verdin mi?
— Hayır.
— Çukulata, filân?
— Bir defa.
— Çok mu seviyordun?
— Sevmek mi?
Hayır...
— Başkaları da var mı Süleyman?
— Yok.
— Olmadı mı?
— Hayır.
— Bunu sevdin demek...
Başkaları da olsaydı
daha rahat ederdim...
Çok mu güzel yatıyordu?
— Hayır.
— Doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
— Doğru söylüyorum...
— Zaten gösterdiler bana.
İnek gibi karı.
Belimden kalın bacakları...
Fakat zevk meselesi bu...
Bir sual daha, Süleyman:
Niçin?
— Bilmiyorum...

Karanlıkta pencerenin hizasında
karlı, ağır bir çam dalı.
Bir hayli zaman oldu
sofada asma saat on ikiyi çalalı.

***

Süleyman'ın karısı Fahire
şunları anlattı kocasına ertesi gün:
—... Dayanılmaz bir acı halindeydi
kendime karşı duyduğum merhamet,
ölmeye karar verdimdi, Süleyman...
Annem, çocuklarım ve en önde sen
bulacaktınız karda ayak izlerimi.
Bekçi, polisler, bir tahta merdiven
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
arka arsada bostan kuyusundan.
Kolay mı?
Gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
sonra kenarına çıkıp durarak
baş aşağı atlamak karanlığına?

Fakat bulmadınızsa eğer
karda ayak izlerimi
sade korktuğumdan değil.
Bekçi, merdiven, polisler,
dedikodu, kepazelik,
aldatılmış bir zevcenin intiharı:
komik.
Niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
Kime? Herkese, sana meselâ.
İnsan, ölmeye karar verirken bile
insanları düşünüyor...

Sen yatakta uyuyordun
yüzün rahat,
her zaman nasıl uyursan
ondan evvel ve o varken.

Dışarda kar yağmaya başladı.
Bir tek gecelikle çıkmak balkona:
Zatürree ertesi gün,
nümayişsiz ölüvermek.
Hayır,
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.

Yaktım sobamızı.
İyice ısınmak lâzım ilkönce.
Ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
Pencereye, kara bakıyorum:
«Eşini gaip eyleyen bir kuş
gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar...»
Babam bu şiiri çok severdi.
Sen beğenmezsin.
«Sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»

Lambayı söndürmeden balkona çıktım.
«... gibi kar
düşer düşer ağlar...»
Oturdum balkonda iskemleye.
Havada çıt yok.
Karanlık bembeyaz.
Uykudayım sanki.
Sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
Üşümüyordum.
Kederim duruluyor
berraklaşıyor.
Odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
Ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum:
Feneryolu'ndaki çınar
150 yaşındaymış.
Ömrü bir gün süren böcekler.
Gün gelecek
insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
İnsanın yüreği ve kafası var...
İnsanın elleri...
İnsan?
Ne zamanki,
nerdeki,
hangi sınıftan?
Onların insanları,
bizim insanlarımız.
Ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
Sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim
kendime karşı duyduğum merhamet...

Kar durdu.
Sökmek üzre şafak.
Utanarak
odaya döndüm.
O anda uyansaydın
sarılıp boynuna...
Uyanmadın.
Evet,
çok şükür nezle bile değilim.

Şimdi?
Zaman zaman hatırlayıp
zaman zaman unutacağım.
Yine yan yana yaşayacağız
beni sevdiğine emin olarak.

***

Altı ay kadar geçti aradan.
Bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
Gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
Fahire birdenbire durdu
baktı muhabbetle kocasının gözlerine
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu.



Nazım Hikmet Ran - 1940
Saygılarla.

Pazartesi, Temmuz 30, 2007

Sakın gülmeyin kızarım ...




Çanakkale-İzmir karayolunun Küçükkuyu-Ayvacık arasında kalan bölümde meydana gelen bir göçük, araç sürücüleri için tehlike oluşturdu. Çukurun içine giren bu adam, çukurun büyüklüğünü ve tehlikenin derecesini de gösteriyor.
Çukurumuz 3 günlük oldu.Kapatmak için gene bir seçimmi yapsak ne dersiniz !!!
Tuzla'nın Aydınlı köyündeki ormanlık alanda yeni başlayan inşaat için yüzlerce çam ağacının yok edildiği iddia edildi. Çevre sakinlerinin 1200 ağaçlık çam korusunda bugüne kadar 800 ağacın söküldüğü iddiası üzerine Tuzla Sulh Hukuk Mahkemesi 46 dönümlük arazide tespit çalışması istedi.
Ha gayret...
Bize derler .............. ; biz yakarızda , sökerizde...


Seçimlerin ardından sokakda ki vatandaşın ekonomik analizi.

Bu günlük haberler yeter iyi hafta başlangıcı dilegi ile.

Saygılarla.

Pazar, Temmuz 29, 2007

CANIM KIZIM.


DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

Cumartesi, Temmuz 28, 2007

Öyle bir su getiresin ki ...


Kanuni’nin, Mimar Sinan’a, “Öyle bir su getiresin ki, İstanbul’un mahallelerinde çocuklar ve ihtiyarlar testileriyle gelip su doldurabilsinler ve benim devletimin yaşaması için bana dua etsinler”

- ... !

İstanbul’da Alibeyköy Barajı’nın kuraklık sebebiyle sularının çekilmesi, Mimar Sinan’ın Kanuni Sultan Süleyman’ın talimatıyla İstanbul’a daha çok su getirmek amacıyla yaptığı “Mağlova Kemeri”nin tamamen ortaya çıkmasını sağladı.

- ... ?

“Biliyorsunuz, su, İslamiyette en büyük hayrattır. İstanbul’da bini aşkın çeşme yapılmıştır. Dünya tarihinde iki medeniyet vardır ki suya büyük önem vermiştir. Bunlardan biri Romalılar, biri de Osmanlılardır. Biz bunlara bakmadık. Vakıf sularını da tahrip ettik.”

- o o ovv.

Suların çekildiği arazideki kemerin, henüz barajın yapılmadığı 16’ıncı yüzyıldaki görüntüsüne sahip olduğu, “Tarihi yapıda herhangi bir hasar yok” görülmüştür.

- Musluğum ne diyor bu işe. tıs, tıss.

Erken Bizans döneminden beri işleyen İstanbul’un su şebekesi, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yenilettirilerek, 20 yüzyıla kadar ilave işlemlerle genişlettirildi. Sinan, Kanuni döneminde bu sistemi muazzam mali olanaklarla ve mimarlar kadrosuyla yeniledi.

İstanbul’a su getiren 3 ana şebekeden biri olan Kırkçeşme suları da, Belgrad ormanları ve Kemerburgaz’dan çeşitli bentlerle desteklenerek Eyüp üzerinden Eğrikapı maksenine getirildi ve İstanbul yarımadasını besledi. Bu sistemin Bent, Uzun, Güzelce, Müderris köyü ve Mağlova kemeri ile baş havuzunu Mimar Sinan yaptı.

Mağlova Kemeri mekandan soyutlanmış yapısal iskeletiyle sadece kemer mimarisinin değil, yapısal kuruluşun yeryüzündeki en iyi örneklerinden kabul ediliyor.

Mimar Sinan tarafından 1554-1562 yılları arasında 35 metre yüksekliği ve 257 metre boyuyla Alibey deresi vadisi üzerinde yapılan Mağlova Kemeri, işlevsel bir yapı alanına Mimar Sinan’ın dehasını nasıl aktardığının somut bir örneğini oluşturuyor.

- Yorum :
- Cok yaşa padişahım...
Saygılarla.

Cuma, Temmuz 27, 2007

Saatler / Renkler...


Kolumuza takmış olduğumuz saatin pili bir anda biterse ne yaparız.
Bizlerin iki alternatifi olacakdır.Ya yeni bir pil takarasız yada aksesuar olarak öylece bırakırız.Bu durum karşısında o saat bize ancak iki defa doğru zamanı gösterecektir.
Başka alternatifler aramaya kalkacak olursak ; zamanla ilgilenmemek gibi,içinde yaşamak zorunda olduğumuz için kaçış yolumuz olamıyacaktır.
Tek bir çare kalmıştır sabırla yeni bir pil alacağımız ortamı beklemek.Bu arada da bize verebileceği yalnız iki doğru zamanla oyalanmak.
Tabii ki bunu kendimize alışkanlık yapmadığımız taktirde.
Kaybolan kalemler!...
Bu iki kelimeyi kullanırken onu tutan hareket haline getiren gücün yavaş yavaş aramızdan kaybolmasından bahs ediyorum.
Kalemlerden dökülen harflerin, kelimeleri yaratması o kelimelerin cümleleri ve düşüncelerin aynası olmasıdır.
Bu yasaklanamaz iyidir kötüdür sadece bir düsüncedir.Düsünceler diğer düsünceleri olgunlaştırır alternatifler ürettirir.
Ne zaman o kalemlerden dökülen yazılar değerlerini kaybeder ?
Sınırlanır, çıkar amaçlara dönüştürülmeye kalkıldığı zaman. O harf ve kelimeler sadece bir kaç işaret den ileri gitmez.
Bu gün insan düsüncelerinin birer ticari unsur olarak kullanılması topluluğun eğitim seviyesini de düşürür.Bu da tek bir rengin tonlarından ileri gidemez.
Saygılarla.

Haberlerin içinden inciler :
'Anayasada Atatürk ilke ve inkılaplarına gerek yok'
AKP'nin hukukçusu Prof. Zafer Üskül, "Bu ifadelerin sivil anayasada yer almaması onların önemini azaltmaz" dedi.
* Sivil ve renksiz bir anayasayı savunuyorsunuz, ne demek bu? Demokrasi dışı yöntemlerle yapılan anayasalar çok eleştiri konusu oluyor ve benimsenmiyor. Renksiz bir anayasa lazım. Herhangi bir ideolojiyi öngörmeyen, dayatmayan bir anayasa lazım.

* 1982 Anayasası Kemalizm ideolojisini mi yansıtıyor? Anayasanın başlangıç bölümünde ve birçok maddesinde bu var. Yeminde de var mesela. Atatürk milliyetçiliği var, Atatürk ilke ve inkılapları var. Bütün bu kavramlar, Anayasa Mahkemesi'nin yasaları denetlemesi sırasında temel alınıyor. Dolayısıyla ideolojiler, siyasi partilerin işidir. Her siyasi parti kendine özgü bir ideolojiyi savunabilir, savunmalıdır. Farklılıklar öyle ortaya çıkacaktır. Kemalist bir parti de kurulabilir, kurulmalıdır da. Bunu destekleyecek insanlar çıkar. Ama anayasalar bütün bu ideolojilere eşit mesafede durmalıdır. Renksiz olmalıdır. Biz bunu renksiz bir anayasa olarak tanımlıyoruz. Avrupa anayasa anlayışı da böyledir.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6971462.asp?gid=180
Yazar Ergün Poyraz gözaltında
Başbakan Erdoğan ve Abdullah Gül ile ilgili kitaplar yazan Ergün Poyraz bu sabah polis tarafından, Ümraniye'deki el bombalarıyla ilgili olarak Ankara'da gözaltına alınıp İstanbul'a götürüldü.
"Yazdığı kitaplar nedeniyle AKP'nin ve milli görüş tabanının büyük tepkisini çeken Poyraz hakkında, Başbakan ve Gül açıklamalar yapmış, açtıkları davayı kaybetmelerine tepki göstermişlerdi."
Bu sabah saat 07.30'da Ankara'da gözaltına alınan yazar Ergün Poyraz, Jandarma tarafından, can güvenliği nedeniyle koruma altında tutuluyordu.
Ergün Poyraz'ın avukatı Hüseyin Buzoğlu, Poyraz'ın gözaltına alınmasıyla ilgili olarak hurriyet.com.tr'ye şu açıklamayı yaptı: "Bu gözaltına alınışta, Ergün'ün şahsı önemli. İrticai odaklara karşı, mücadelesiyle tanınan biriydi. Bu yüzden Ergün, devletin koruması altındaydı. Son dönemde bizzat Başbakan'ın kendisi, Ergün'ü yazdığı kitaplar yüzünden hedef göstermiştir. Gözaltına alınmasına gösterilecek tepki, iktidarın, futursuz şekilde bu halkayı genişletmesine, cumhuriyeti korumayı görev kabul etmiş aydınlara dönük operasyonu önleyecektir. Poyraz'ın gözaltına alınmasını gerektirecek herhangi bir durumu yoktur. Poyraz, evinden alınıktan sonra emniyetteki işlemlerinin ardından İstanbul'a götürüldü."
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6971427.asp?gid=180
Acarİstanbul’da İsmet Acar’ın istediği oldu
Acarİstanbul projesi için, 2003 yılında alınan ön izni iptal eden Orman Bakanlığı’nın bu kararı mahkemeden döndü.
İstanbul 4’üncü Bölge İdare Mahkemesi İsmet Acar’ın açtığı dava sonucunda bakanlığın uygulamasına karşı, yürütmeyi durdurma kararı aldı. Mahkeme, Acarlar’ın daha önce alınan ön iznin geçerli olduğu yönünde karar verdi.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/6969798.asp?gid=180
Hatırlatma

Perşembe, Temmuz 26, 2007

YEDİ SİLAHŞÖRLER...





Enerji : Kirliğin 4/1 sorumlusu 2004 senesinde yapılan araştırmalarda.1970 yılından bu tarihe kadar geçen 35 sene içersinde her hangi bir tedbir alınmamıştır.Bu durum karşısında 2030 senesinde bu % 50 artışla atmosfere salınan gaz miktarı olarak tesbit edilmişdir.7 silahşörlerin en tehlikesidir.

Endüstri :Dünyada kirliğin 5/1 payını alandır.2004 senesi olarak buna rafineri ve kömür faktörüde ön görülmüşdür.1970 senesi ile 2004 arası bu % 164 artmişdır.Bu da 9 milyar tona tekabül etmektedir.2030 senesine kadar bu miktarın 14 milyara ulaşıcağından korkulmaktadır.Her ne kadar endüstri sektörü şu ana kadar gösterdikleri çaba fayda vermemektedir.Silahşörlerimizden bir başka tehlikelisidir.

Ulaşım /Trafik : Kirlilığin % 13 nün kahramanıdır.2004 senesi bazında.Bunun içinde gemicilik sektörüde vardır.Bir tek balıkçı filoları hesaba katılmamışdır.1970 senesi 2004 arası bu miktar artışın % 222 olarak hesaplanmışdır.Eğer herhangi bir general önlem alınmadığı taktirde % 80 lik bir artış olabileceği söylenmektedir.

Evlerimiz ve Çalışma iş yerlerimiz :2004 senesi baz alınarak kirliliğin % 10 nu olarak karşımıza çıkar 1970 ile 2004 arası kirlik miktarını ikiye katlamış.Burada da çalışma alanlarımız ikamet alanlarımızın önüne geçmiştir.İleriye dönük olarak bu durumun dahada çok artması görülmemektedir.Miktarın en kötü ihtimaller karşısında % 30 veya 90 olarak
değişebileceği söylenmektedir.

Ormanlar : 2004 senesi olarak kirliliğin nedenlerinden bir tanesi de Orman faktörüdür % 17 olarak görülmektedir.1970 ila 2004 arası bu miktar % 125 olarak görülmektedir.Bunun nedenide Endüstri ülkeleri tarafından 60 ila 230 milyon hektar kesime uğramışdır.3 ncü ülkelerde bu 200 ila 490 Milyon hektar olarak görülmüşdür.


Tarım :Kirliliğin %13,5 paylaşmaktadır.1970 ila 2004 arası miktarın % 125 lik artış gösterdiği belirlenmişdir.Tarım alanı daha çok Metan gazı ile kirlilikde yer almaktadır.2030 senesine kadar bu gidişle miktarın % 60 kadar fazlalaşacağı belirtilmektedir.


Cöp ve atık su : Son silahşörümüz ise kirliğin %2,8 le aralarında yer almaktadır.1970 ile 2004 arası bu miktar %179 olarak yer almışdir.Araştırmacılar bilhassa metan ve atık sularına karışan maddelerin çıkardığı gazlar.Bu durum 2020 senesine kadar % 40 artış yapacağı söylenmektedir.
Bu gün sizlerle Küresel Isınma ve İklim değişikliğine neden olan 7 silahşörü tanıtmaya çalıştım.
Bölüm II.
Saygılarla.

Çarşamba, Temmuz 25, 2007

ET / SEBZE / KLIMA.


Bu gün biraz siyasetin havasından çıkıp günlük yaşamımıza dönelim.Bunaltıcı sıcaklar, bir yandan bir çok bilim adamlarının her gün yapmış oldukları anonslar. İklim değişiklikleri, haberlerde seyrettiğimiz felaketler.
Her zamanki gibi biraz değinelim.
Bir kilo etin havaya saldığı Kohlendioxid 'in miktarı 36 kg olduğunu biliyormuydunuz ?
Bu ne demek diyecek olursanız ...
Bir kilo Sığır etinin oluşumu esnasında havaya "Küresel ısınma" "İklim değişikliği" adını nasıl derseniz değin vermiş olduğu kirlilik;
bir otomobilin 250 km yaptığı yolculukda havaya vermiş olduğu kirlilikle aynı.
Japonya'da yapılan incelemeler neticesinde yapılan tesbitler.Hayvanların geviş getirme esnasında havaya saldıkları metan gazlarının ölcümü ile bu rakkamlara varmış bulunuyorlar.
Bu gün et yemiyenler atmosferin kirlenmesinde et yiyenlere nazaran çok daha çevresel olduğu Alman çevre bakanlığı tarafından açıklanmışdır.
Bu gün et yiyenler senelik 1,82 ton havaya Co2 karışmasına neden olmaktadır.
Bu da az et yemekle kirlenmenin önlenebileceği hakkında bizlere bilgi vermektedirler.
Bu araştırmalar bir yeni doğan sığırın kesime kadar geçirdiği zaman içersinde ki neden olduğu Co2 baz alınmışdır.
Buna yem sanayi ve Enerji "elektrik" bir de nakliye de eklendiği zaman rakkamların çok daha yukarlarda olduğu önümüze serilen bir hakikatdir.
Yapılan araştırmalar içersinde içme suyunun kirliliği hesaba katılmamıştır.
Araştırmacılar eğer Sığır yetiştiricileri İneklerin kısa aralıklar arasında yavrulaması karşısında % 6 nisbetinde kirliği önliyebilecekleri fikrindedir.
Gene İsveç'li bilim adamları hayvanların açık alanda beslenmesi karşısında.Hazır yemle beslenen hayvanlar arasında % 85 nisbetinde enerji tasarrufuna gidilebileceği bu da kirlenmeyi önliyeblecek faktörler arasında görmektedirler.
Kısmen açıkta beslenen hayvanların geviş getirme esnasında daha az metan gazı saldıkları görülmüşdür.
Bu gün bir çok ülkeler yeni bir vergi üzerinde çalışmaktadırlar.Oradan gelen paraların kirlenme karşısında harcanacağıni bildirmektedir.
Küresel Isınma bölüm I.
Sizlere Küresel ısınma ve İklim değişiklikleri hakkında yapılan çeşitli ülkelerin
bilim adamlarının resmi verileri hakkında bilgi vermeye çalışacağım.
Bu gün Küresel ısınmaya bireylerin nasıl bir katkıda bulunması gerektiği hakkında biraz olsun bir ışık olacağı kanısındayım.
Saygılarla.

Salı, Temmuz 24, 2007

Matematik / Riyaziye...



Matematik eskilerin dediği riyaziye.Sevsek de, sevmesek de yaşam boyunca karşımıza çıkan; Arıtmetik,çebir,geometri gibi sayı ve ölcü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adı.
Bu gün gazeteleri elden geçirirken bu bilim dalının ne kadar büyük rol aldığını bir kere daha anlamış oldum.
Her ne kadar kenarından geçsemde,bir anda kendimi ortasında buldum.
Nasılmı?
Sayın Baykal'in yapmış olduğu açıklamalar karşısında...

Sözlerin siyasi yönlerini bir kenara attığım zaman geriye kalan aritmetik yönü ile bir hesap yapmaya çalıştım.
Sn.Baykal ne demiş :

OYLARIMIZI 1 MİLYON 200 BİN ARTIRDIK

Bölgelerimizden ve illerimizden raporlar isteyeceğiz ve bilim adamları bunları inceleyecek. Gerekli sonuçları ortaya çıkaracağız. Doğru politikalarımızı bundan sonra da sürdüreceğiz. Tüm parti çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. CHP’nin bu seçimde 1 milyon 200 bin civarında artırmış olmanın çok değeri vardır. Bu süreçte destek veren ve oy verenlere yürekten teşekkür ediyorum.
Seçimleri her 4 sene ortalaması içinde baz alırsak.
Sene 2007 benim yaşım 60.
İktidar partisinin oy sayısı 16.340.534, CHP'nin ise 7.300.234 aradaki fark 9.040.300
küsürleri bir kenara atacak olursak.7 seçim sonra o rakkamlara ulaşabiliriz.
Seçimleride her 4 senede bir olduğunu var saymış idik.28 sene.
Benim yaşımı 60 demişdik artı 28 oldu 88 Tabii bu arada ben göç yolunda olmadığım taktirde.
Dedim ya Matematik hesaplarını bazı konularda hiç ele almamak lazım.Daha doğrusu rakkamlarla konuşmamak gerekir.

"Hikmet Çetin, CHP Genel Bakanı Deniz Baykal ve parti yönetiminin siyaseti terk etmesi gerektiğini, bu kişilerin CHP'ye yapacağı en büyük katkının siyaseti bırakmak olacağını savundu.
CHP’li muhalifler, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün İran Caddesi’ndeki ofisinde toplandı."
Bu günkü gazetelerde bir haber daha; sıradan bir vatandaş böyle bir haber karşısında ne düşünür.İyiki oyumu vermemişim bunlar daha seçimin ertesi günü partinin içinde ki başlıyabilecek kavgayı görüşmesi.
Parti içi uyumsuzluklar her ülkede olmuşdur.Olacakdır da önce otururlar analizlerini yaparlar.Yıpratılmayı, kalıplaştıran ferdi yanlışlıklar veya idolojiler ele alınır ona göre bir rota çizilir.
Çizilen rotada halkın anlıyabileceği dilde açıklanır.

Bir örnek verecek olursak; senelerce başbakanlık yapmış iyi kötü şeylere imza atmış bir başbakanın kafasınada yumurta atılmıştır.Ama o atılan yumurta olarak görülmemiş bir tepki oyu olarak ele alınmıştır.Kendi içersinde yapmış olduğu bir kaç değişikliklerle kısa bir toplanma ile iktidarda yollarına devam edebilmişlerdir.
Bu kadar siyaset yeter.
Biz gelelim önümüzdeki günlerde bizleri bekliyen susuzluk iklim değişiklikleri ile yapabileceğimiz mücadeleye.
Saygılarla.

Hani benim seçtiğim vekilim...


Bir günün anatomisi : Pek yerinde olmadı ama aklıma da başka bir kelime gelmedi.
Sabah biraz erken başladık güne bu bizler için çok önemli bir gün sayılırdı; ne de olsa 3000 km. uzakta vatandaşlık görevini yerine getirecekdik. Havaların serin geçmesi
takım elbisemi giymeme vesile oldu.E nede olsa bir yerde resmii bir görevdi bu.Her ne kadar cansız bir objenin karşısına çıkacaktım amma onun nelere muktedir olduğunu düşününce taşıdığı önemi daha da iyi analiz yapabiliyordum.
Arabamıza binip Konsolosluğun yolunu tuttuk.
Heyecan doruktaydı, her ne kadar oraya gelen vatandaş sakin görünmeye çalışsada.Kendilerine verilen bu hakkın heyecanı yüzlerinden okunuyordu.
Tebrike şayan bir noktada, bu günün çok güzel organize edilmesi idi.Güler yüzle karşılanıyordunuz.Kapıdan girmeden önce gayet kibar görevliler sizlere nasıl oy kullanıcağınız hakkında bilgi vermeyide unutmamışlardı.O sihirli sandık başında şık giyimli görevliler arasından geçip o sizlere bahş edilen vatandaşlık görevinizi icra ediyordunuz.
Bir an gözlerimin önüne gelen noktalardan bir taneside yaşamımızda zorunlu olan işlemlerdi.Tıpkı Askerlik gibi bu gün kuralların getirdiği çerçeveler içersinde her
Türk erkeği nerede olursa olsun bu görevi yapmak zorunda idi.
Nedenmi ?
O bir Türk vatandaşı idi.O görev onun yurtdaşlık görevi idi.Tıpkı ona tanınan seçme ve seçilme hakkı gibi.Ben bu görevin bir tanesini 24 ay olarak icra etmişdim.Ve bundan dolayıda gurur duyuyordum.Şu anda da ikinci görevimi icra etmek üzereydim.
İşte tam o sırada biri kolumdan çekerek beni oy kullanmakdan engelliyordu.
Bey, bey gene daldın bak Tv.de seçimin ilk neticeleri veriliyor diyordu.
Ben Türkiye Cumhuriyet'inin vatandaşı ondan istenen bütün görevleri harfi harfine getirmesine rağmen bu seçimde de bir günlüğüne gene vatandaş olarak görülmemişdim.
Elimde gene bir oy pusulası bir başka günlere dercesine.
Şimdi bana sorsalar bir vatanın varmı diye cevap evet olacakdır.
Bana sorsalar bir bayrağın onun uğruna kan vereceğin yer neresi derlerse vereceğim cevap Türkiye derim.
Peki sorsalar seni temsil eden vekilin başbakanın varmı deseler verceğim cevap ise yok olacaktır.
Cünki bana o hakkı "toplam benim gibi 5 milyon"vermediler diyeceğim.
Saygılarla.

Pazartesi, Temmuz 23, 2007

NOSTALJI /ARSIV'den


Elişi dantellerin koyulduğu, çeyiz mahiyetindeki her türlü şeyi içine alabilecek; ceviz ağacından yapılan oymalı, kapaklı mobilya.

Hayatımız da bu eşya hep bizimle olmuştur. Genç kızlarımızın hayallerinin bir simgesi.

Son seneler de tekrar salonlarımızı süslemeye başlamıştır.

Bir de beş senede karşımıza çıkan sandık vardır ki nedense bu zaman bazen iki seneye kadar kısalabilir.

Tanıdık bir sandık misafir odasından çıkıp, okullarda bazı resmi binalar da karşımıza çıkar.

Vatandaş sıfatını taşıyorsanız. Bir pazar günü onu ziyarete gidersiniz. Kilitli üst kapağın incecik bir aralığından. Ona bir mektup gönderirsiniz.

Matematik de ki bir işareti taşır yazdığınız mektubun içerikliği yada mühür. Bu sizin tekrar ziyaretinize kadar olan zaman içersinde vermiş olduğunuz kararın ne kadar doğru bir işlevde bulunduğunuzu gösterir.

Bir ertesi gün ya sevinir ya da üzülürsünüz.
O sandığı ziyaretiniz, sizlerin ileride neleri değiştirebileceğinizi, pişmanlığınızı, ne kadar haklı olduğunuzu, belki de sizin hayali sükutunuz olacaktır..

O büyülü bir sandıktır.

Senelerce bekledikten sonra tam karşı karşıya geldiğiniz zaman bir anda sizi allak bullak edebilir. Yanlış bir karar vermenize de sebep olur.

Bu sandığın bir özelliği daha vardır. Cinsiyet tanımaz. Eğitimli olup olmadığınıza da bakmaz. Tek istediği kurallarına uygun bir insan olmanız onun için yeterlidir.

Görevi bittiği zaman bir başka senelere diye bir kenara çekilir. Ya da bir yakacak malzemesi vs. olur gider.

Eh herşey yolunda giderse onunla bir kaç ay sonra tekrar karşılaşacağız.

Demek ki önümüzde ki zaman her geçen gün kısalmaya başladı.

O büyülü sandığın bizlere neler vaat ettiğini veya neler verebileceğini iyice düşündükmü?

Yoksa iş isten geçtikten sonra gene senelerce pişmanlıklar içinde mi kalacağız?

Ne dersiniz ?
Saygılarla.

Pazar, Temmuz 22, 2007

BLOG ANKET SONUÇLARI


OYUMU ? VERIRDIM...


AKP 36.04 %
CHP-DSP 25.23 %
MHP 18.92 %

GP 6.31 %
SP 4.50 %
DTP 1.80 %
DEMOKRAT PARTI 0.00 %
DIGERLERI 2.70 %
OY VERMIYORUM. 4.50 %

Image Hosted by ImageShack.us



Parti Toplam Oy Oy Oranı Milletvekili

AKP 16.340.534 %46,664 342

CHP 7.300.234 %20,847 112

MHP 5.004.003 %14,29 70

DP 1.895.807 %5,414 0

GP 1.062.352 %3,034 0

Bağımsız 1.822.253 %5,204 26

Diğer 1.592.132 %4,547 0

Cumartesi, Temmuz 21, 2007

İKİSİNİN DE ADI LEYLA





İki yıl okula gitti ÖSS’de 839. oldu


Leyla Uyan, Bingöl’ün Mutlaca Köyü’nde sadece ilkokul ikinci sınıfa kadar okula gidebildi. Dipolama-sını Halk Eğitim Merkezi okuma yazma kursunu bitirince alabildi. Ortaokul ve liseyi Açıköğretim’de bitirdi. Gündüz tarlayla uğraştı, hayvanlara baktı. Geceleri üniversiteye hazırlandı. ÖSS sonuçları açıklandığında sınava özel hocalar ve dershaneye giderek hazırlanan on binlerce öğrenciyi geride bırakmıştı. Sözel-2 alanında 339 puan aldı. 1 milyon 615 bin aday arasında 839’ncu olmuştu.

Kritik seçimin provokatörü


Kapatılan DEP’in eski milletvekili Leyla Zana, seçim provokatörlüğünü dün de sürdürdü. Bağımsız milletvekili adaylarının ’mor mitingleri’nde teröristbaşına "Önderimiz İmralı’da" dediği için hakkında soruşturma açılan ve ırkçı politik söylemleriyle dikkati çeken Zana, Iğdır’daki mitingte de Türkiye’yi geren sözler sarfetmekten vaz geçmedi. Zana, "Artık Türkiye’nin eyaletlere bölünme zamanı gelmiştir. Ankara; Türkiye’yi eyaletlere böl ve Kürdistan eyaletini kur" dedi.Hürriyet


O daha ikinci sınıfda idi okulu terör naleti yüzünden kapandı.
O doğanın zor şartlarında yaşıyan bir kız çocuğuydu.
O yılmadı çalıştı bu vatana eğitim verebilmek için okudu bir gün öğretmen olma gayesi ile.
Onun adı Leyla idi.Leyla Uyan.
Bir Leyla daha vardı doğu illerimizde.
"Liderimiz İmralı"da diyen.
O Leyla'rın okulunun kapanmasına neden terör başı için.
Onun adı Leyla. Leyla Zana.
İşte Vatanın doğusundan iki Leyla.
Saygılarla.

BETONA HASRET SEHIR...


Geçen akşam haberlerde İstanbul semalarında yoğunlaşan Bulutları kaçırtan nedeni keşf etmişler.
Gökdelenler imiş.
Şimdi çare bu gökdelenlerin üstleri yeşillendirilecekmiş.Çok bilmiş uzmanlar bunun nasıl olacağı hakkında bilgiler veriyorlardı.
Eh gökdelenler de yeşil alan olursa bol bol yağmura kavuşacak İstanbul.
Unutmadan söyliyeyim bazen evin yanına kapalı garaj yaparken komşunun bakışını rahatsız etmesin diye aynı metodla yeşillendirirdim.O da başka bir hikaye.
Benim şikayetim yaşadığım şehirden."Berlin"
Öğğ geldi yeşilden, nereye baksan ağaç bu adamlar delimi ne yatıp kalkıp her yere ağaç dikiyorlar.Sokak aralarında ki ağaç sayısı 80 bini gecdi. O ağaçlar yüzünden yağan yağmurlardanda neredeyse yosun tutacağız.Ayıptır yahu... Eğer Google Earth' niz varsa bilgi sayarınızda bu Berlin şehrinin üzerine gidin şehir kayıp.Allahdan bir iki gökdelen görünüyorda şehri fark edebiliyorsunuz.Şimdi korku sardı ya bizim Belediye Başkanı'da bu haberi seyrettiyse yandık valla adam oraya da ağaç diktirir.




Saygılarla

Cuma, Temmuz 20, 2007

DİGİTAL FOTOGRAF MAKİNASI


DİGİTAL KAMERA Biz bloğcuların vaz geçilmez bir aracı yayınladığımız resimlerin çoğunu onunla çekip içinde bulunan cipleri çıkararak diz üstü Bilgi sayarlarımıza kopyalıyoruz.Kimilerimiz de USB kablosu aracı ile kameramızı bağlıyabiliyoruz.
Bu işlemler sırasında çoğumuz yanlışlıkla çektiğimiz bütün filimleri de sildiğimiz oluyor.
Ben onunla bundan 15 sene evvel tanıştım.Benim gibi emektar hala hizmet vermeye çalışıyor.Şimdiki kameralar gibi içinde çip yerine bu gün bir çok bilgisayarda olmıyan 3,5 disketi ile çalışıyor.Bu gün piyasa değeri 50 kuruş olan disketler.En az 30 resim bir diske çekebiliyorsun.Resimleri makina içinde ekranı sayesinde kontrol ediyor beğenmediğin resimleride silebilme olanağında var.En güzel tarafı çok az yer kaplıyor email ile göndermek istersen vs.vs.
E ne olacak zaten kullandığım Bilgisayarın da kapasitesi bu gün piyasada olanların 8/1 kadar bu gün acemi bile olsanız öyle bir bilgisayarı 300 YTL ye mal edebilirsiniz.Bir kaç oynama ile bu gün piyasada olan bilgisayarların yaptığı işi görebiliyor.
Gelelim esas mevzumuza Digital Fotoraf Makinaları.
Bu gün piyasada 200 Ytl'den başlayıp 2000 Ytl.ye kadar uzanan makinalar var.Acaba hangisini almalı.Bilgi almak için girdiğiniz mağazada sizin önünüze konulan irili ufaklı makinaların arasında üzerinde bir çok düğmeler bulunanından tutunda bir çok bizlerin anlıyamadığı terimlerle anlatım başlıyor.
En çok söylenende pixel yani türkecesi noktalar daha açıkçası resmin cözülümü.
Efsaneleşmiş Mitos milyonlarla ifade ediliyor bu gün piyasada 12 Milyona kadar ulaşmış olanları var.100 lerce Ytl. vererek bu 10 veya 12 Milyon cözümlü makinalar bizleri tatmin edebilirmi.Onun yerini 200 ytl veya 300 ytl'ye istediğimiz güzel bir resim çeken makinaya sahip olabilirmiyiz.
Cevap evet en az 100 lerce Ytl kar edebiliriz.
Peki bu Milyon girdabını nasıl açıklıyabiliriz.Size kısaca özetliyeyim ailece masada oturmuş yemek yiyorsunuz o anı sabitleştirmek istiyorsunuz.12 Milyonluk 2000 Ytl.lik bir makina ile çekiyorsunuz.Veya tam tersi 200 Ytl'lik 6 Milyonluk bir makina ile çekiyorsunuz her iki resim arasında bir fark varmıdır.
Cevap; hayır hiç bir fark yoktur aynı kalitede bir resim elde edersiniz.
O zaman niye bu kadar para vereyim bir fark yoksa ? Eğer 12 milyon pixel'lik çektiğiniz makinadaki resimin içinden alacağınız kişinin bir vesikalık resmini yapmak istiyorsanız.O zaman yüksek bir sayıya ihtiyacınız olacakdır.
Bu Mitos artık kandırmacadan ileri gitmemektedir.
Niyetiniz varsa dikkat edeceğiniz makinada tek şey ışık faktörünün makinanızda hassas olması loş alanlarda iyi bir resim almanız.İkinci önemli husus ise iyi bir objektif ile çekim süresinin mümkün oldukça çok seri olması.Bu konulara dikkat ettiğiniz zaman elinizdeki 4-6 Milyon pixel makina ile şahaser resimler çekebilirsiniz.
Tabii geri kalan para ile o güzel resimleri çekebileceğiniz yerin parasıda sizin cebinizde olacaktır.
Saygılarla.
Aşağıda sizlere bir örnek vermek istiyorum.
Fotoraf büyüklüğü (cm)/İyi bir çekim kalitesi (cm)/O meşhur Mega Pixel ölcümü (cm).
9x13 /800x560 900x630 /0,6 Milyon
10x15 /960x640 1080x720 /0,8
13x18 /1120x800 1260x900 /1,1
15x20 /1280x960 1440x1080 /1,6
20x30 /1920x1280 2160x1440/3,1
30x45 /2880x1920 3240x2160/ 7
40x60 /3840x2560 4320x2880/12,4
50x75 /4800x3200 5400x3600/19,4
Tabelanın ölcüm listesi: Kodak firmasından alınmışdır.

Perşembe, Temmuz 19, 2007

Regaip Kandili...



Üç ayların ilk mukaddes gecesi Regaip Kandili’nizi tebrik eder, hayırlara vesile olmasını dilerim. Bu gece gönül evlerimizi aydınlatan o mübarek kandillerden biri yanacak. Regaip Kandili'nin ışığı merhamet, şefkat, yardımlaşma ve dayanışma hislerini güçlendirecek. Üç ayların başlangıçı olan Recep ayının ilk perşembe gününü cumaya bağlayan bu akşam,
Regaib Kandili kutlanacak.
Regaib, regaibe kelimesinin cogulu olup, sözlükte; itibar edilen şey ve bol ihsan demektir.
Hayat su gibi akıp gitmektedir. Dün, hatası ve sevabı ile geçmiştir. Geçen günleri geri getirmek mümkün değildir. Gelecek günleri yaşayacağımıza dair hiçbir garantimiz de yoktur. Bugünün değerlendirilmesi ise bizim elimizdedir.
Ahiretin tarlası olan dünya hayatını çok iyi değerlendirmeli, fırsat elimizde iken Cenâb-ı Allah'a yönelip O'na karşı kulluk görevlerimizi yerine getirmeliyiz. Kaybedecek zamanımız yoktur.
Fert, aile, millet ve tüm insanlık için hayırlara vesile olması dileğiyle dua ve ibadet edilir. Dinimize göre tüm vakitlerin değerli olduğu ancak kandil, bayram gibi günlerin ise daha önemli olduğu vurgulanır. İnsanlar ne kadar günah işlese de Allah’tan ümit kesilmeyeceği, şirk hariç Allah’a karşı işlenen tüm günahların bağışlanabileceği anlatılır.
Allah'in rahmeti,bereketi sizinle olsun, gönül güneşiniz hiç solmasın, yüzünüz aydın olsun,kabriniz nur dolsun, makamınız Firdevs,dualarınız kabul olsun.
Mübarek kandiliniz kutlu olsun.
Saygılarla.

Çarşamba, Temmuz 18, 2007

Geopolitik ...



Rus askeri uzmanları Amerika ile çıkabilecek bir savaş için şunları söylemektedir.Bu korkunç sanaryo şimdiden yapılmakda.Amerikanın kısa bir zaman diliminde Rusya'ya saldıracağını bunun nedeni de Sibirya bölgesinde bulunan yer altı enerji'yi gösteriyorlar.
General Alexander Wladimirow gelecek 10 - 15 yıl içersinde Amerika ile çıkma olanağının çok yüksek olduğu bir savaşın sanaryoları hakkında konuşmak da.
Daha bu günlerde böyle bir savaşın temelleri atılmaya başladığını bu savaşın geopolitik bir neden olacağıdir.Devam ederek bu gün ABD yi 30 dakika da yok edebilecek bir gücün var olduğunu söylemektedir.
Devamla ABD'nin Sibirya'daki kaynakların ele geçirerek Asya'da kontrolü ele almayı düşünmektedir.
Böylelikle dünya da diğer ülkelere askeri bir göz dağı vererek bütün kontrolü elde tutma amaçında olduğu sanaryonun ana hatlarını çizmektedir.
Başkan Putin'in Gas ve Petrol dağıtımını ele almasından sonra tekrar silahlanma yolunda yeni adımlar atıldığını,bu kaynakların muhafaza edilebilmesi için her türlü gelebilecek saldıralara karşı sürratle askeri bir yeni devreye girildiği söylenmektedir.
Bu gün her iki süper devletin müşterek çıkarları içersinde birbirlerinden her ne kadar nefret etmediği söylensede sevdikleride söylenemez.
Amerikanın en büyük rüyasi Avra-asya'nın tamamının kontrolü altına girmesi, böylelikle bütün dünyayı kontrol altına alabilmesi.Bu korkunç sanaryonun nedeni olduğu, Rus askeri araştırmacılar tarafından gösterilmektedir.
Sanaryonun piyonları olarak iç politikaların karışması, insan haklarının zedelenmesi, topluluğun içindeki askeri rejimlern politika içinde ki aktiveteleri.Bu durumlar karşısında UNO ve Nato birliklerin bölgelerde aktiv rol oynamakla Kaliningrad ve Kuzey Kafkas bölgesi,Kaspi bölgesi içersinde yeni çizgilerin çizilmesi.Böylelikle buralarda ki yer altı zenginliklerinin batılı ülkelerin kontrolü altına girmesi.
Böylelikle Nükleğer kontrolünde daha kolay olabilmesi.
Bu gün ABD Rusların süper roketi Bulawa'ya karşı yeni bir savunma roketi denemeleri üzerinde çalışmaktadır.Bu bir lezar silahı.Rusya ile olası bir nükler savaşda büyük bir emniyet kalkanı olarak görülmektedir.Bu gün Rusya'nın tekrar eski günlerinde ki gibi sürratle silahlanması ve askeri gücün soğuk harp günlerine dönmesi iki süper devletin tekrar silahlanma yönüne doğru gittiği alenen açıktadır.
Böyle bir nükler savaşın bütün canlıların yok olması tehlikesi ile karşı karşıya kalacağının bir ışığıdir.Böyle bir savaşın kıvılcımı dahi ABD'nin de yok olması demektedir.Bu gün ABD ile Rusya arasında krize yol açan herhangi bir saldıraya karşı kurulucak roket kalkan sistemi ile oyalama dönemi içersin de.Bu gün Boeing 747 üzerine kurulmuş lazer silahı ile ışık sürratinde olan bir silahın testini başarı ile denemişdir.Bu silahla her hangi bir roketi zararsız hale getirebilecekleri kanısında olduğu söylenmektedir.Pazartesi ABD askerikurmayları tarafından yapılan testlerin hepsinin olumlu geçtiği bildirilmektedir.90 yılların başında başladıkları bu silahın Agastos 2009 senesinde yapılacak bir roketle test edileceğidir.Şu ana kadar 5 milyar para harcanmış olup Rusyanın Polanya ya kurulacak roket kalkanına ve İrandan gelebilecek bir saldıraya alternetif olarak gösterilmektedir.
Bu arada Rusyanın yapmış olduğu Bluwa roketinin başarı ile istenilenleri karşıladığını bundan evvel yapmış oldukları 3 testde istenilene ulaşılamamasına rağmen bu son test istenilene cevap vermiş olduğu ve Rusya'nin Atom roket lerine bir yenisi daha eklenmiş oldu.
Rusya iki gün evvel kıtalar arası TYP Topol -M atom roketlerinin seri imaline başladığını açıklamışdır.Bu arada Mayıs ayında testini yaptığı RS-24 roketlerden de iyi netice almışlardı.Kısa menzilli roketlerden İskender - M'lerde Rusyanın yeni koruma roketleri olarak yerlerini almışdır.
Son G8 ler arasındaki geçen toplantıda AB ve ABD , Rusya arasındad roket konusu taraflar arasındaki gerginliği artırmışdı.
Küresel ısınma ile gelecek felaketleri görmemezlikden gelmelerine rağmen,dünya'ya hakim olmanın sevdası uğruna nükler felakete doğru adım adım yaklaşmaktadırlar.
Saygılarla.

Salı, Temmuz 17, 2007

Anlamadım !...


Sn.Basbakan Erdoğan, partisince Isparta Hükümet Meydanı'nda düzenlenen mitingde halka hitap etti.
Erdoğan: İktidar olamazsak siyasetten çekilirim.
"AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tek başına iktidar olamadıkları takdirde “siyasetten çekileceğini” söyledi."
"Sayın Baykal sen tek başına iktidar olamazsan, siyasetten çekilecek misin, Sayın Bahçeli, sen tek başına iktidar olamazsan siyasetten çekilecek misin?”
Ben vatandaş olarak bu sözleri duyduğumda kafam karışıyor.
Meydanlara çıkarak oy istiyen bu partiler tek başına iktidar olamadıkları taktirde.Siyaseti bırakacaklar/bıraksınlar ise neden seçimlere gidiyoruz.Bu bir dayatma değilmi ya beni seçersin,ya ötekini veya diğerini sana tek şans; yoksa bizde yokuz demek anlamına gelmiyormu...
O zaman vatandaşın düsünce istekleri nerede kaldı.
Seçmen 4 veya 5 sene bekleyip yanlış /doğru seçim yaparak sandık başında tercihini yapmıyormu ?
O sandıkdan çıkana ister istemez katlanmıyormu ?
Eğer koalisyon isterse öyle bir seçim yapar.
Eğer tek bir parti rejimi isterse ona göre tercihini kullanır.
Bu onun 22 Temmuz'daki doğal hakkıdır.
Tıpkı ertesi gün sandıkdan çıkacak neticeye istese de istemesede önüne konulacak diğer bir sandığa kadar geçen zaman içersinde katlanmasıdır.
Tabiki buna Demokrasi denildiği müddetce.Ondan sonraki gelişmeler onun dışında başka adları alır.
Yoksa yukarda miting'de söylenen sözleri bizler seçimlere 4 gün kala yanlışmı algılıyoruz.
Eğer algılamamız da bir yanlışlık varsa daha açık öz cümlelerle anlatılmalı.
Bu benim düsüncem olup beni bağlar.
Belki söylenmek istenenler çok daha başka yönlü olabilir.
Bu sözlerden ben bu şekilde anladim.
Ya sizler ?
Saygılarla.

Pazartesi, Temmuz 16, 2007

Benim şerefli oyum....


6 gün sonra sandık başındayız.23.Temmuzdan sonra seçeceğimiz.Saygı değer vekillerimiz.Onları bekliyen çok zorlu günler için dün meydanlara topladığı sevgili halkına neler anlatmışlar.Bu günki gazetelerden kısa kısa.
"Öyle ağlıyor ki, aman Allah'ım! Baykal 'gel sana Yeni Cami'nin önünde mendil açalım' diyorum. Durumun düzelir"
"Sayın Baykal senin kılavuzun karga. Sen gel bu kılavuzunu değiştir. Biliyorsun kılavuzu karga olanın ... Yoksa hep rezil olacaksın, durumun iyi değil. Niye dürüst davranmıyorsun?"
"Biz seni tanırız Sayın Bahçeli. Bu ülkeyi nereye götüreceğini de biliriz. Gelip de bize milliyetçilik tanımı yapma"
"Babası kaçak, kardeşi kaçak, kendisi çok akıllı. Mazotu 1 YTL'ye satacağına önce babanın borçlarını öde."
Gül, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in şu anda görevinin dolduğunu belirtince, kalabalıktan 'yuh' sesleri yükseldi. Gül de "Lütfen 'yuh' demeyin. Hissiyatınızı biliyorum ama haklıyken haksız durumu düşeriz"
"Mücahit Erbakan" ; "Kendine oy ver, aslına dön", "Domuzcuya oy yok".
“Benimle ilgili bu dedikoduların ardında Acaristanbul olayı vardır. Mehmet Sevigen oradaki villasını nasıl almış onun hesabını versin. Acaristanbul’da yaptıklarımızın intikamını almaya çalışıyorlar. Ancak dedikodudan başka bir şey değil. Bırak 600'ü 6 evi ispat etsinler göreyim."
“Bunu iddia edip de kanıtlamayan da şerefsizdir”
Bakan Osman Pepe ağzını bozacağına çocuklarının servetinin kaynağını açıklasın.”
"ne Acaristan’da ne Acarkent’te villam yoktur. Bunu kendi ayıplarını suçlarını örtmek için ortaya atmak şerefsizliktir. Hele ortaya atıp kanıtlayamamak daha büyük alçaklıktır."
“İspatlayamayan şerefsizdir”
"PKK kamplarının da bulunduğu Kuzey Irak’ın elektrik ihtiyacı Türkiye'den karşılanıyor. Olay bununla da kalmıyor. Türk halkına 12.4 kuruştan verilen elektrik Kuzey Irak'a 8.8 kuruştan satılıyor. Ortaya çıkan zarar ise Hazine'den karşılanıyor."
"CHP İzmir Milletvekili Erdal Karademir, PKK kamplarının da bulunduğu Kuzey Irak’ın elektrik ihtiyacının, "AKP’nin yandaşı olan Karadeniz Toptan Elektrik Ticaret AŞ tarafından" sağlandığı."
"Daha neler var neler"
"Eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek, bazı yargı mensuplarının çetelerin düzenlediği seks partilerine katılması ile ortaya çıkan duruma çok üzüldüğü."
"Baykal 'Kriz tüccarı'"
""AKP'nin yuhu Baykal'ın yuhuna benzemez."
"6 sıfırı sildiniz. Peki bu sıfırlar nereye gitti? Milletin cebine mi, oğlun Ahmet ile Bilal'in cebine mi gitti? Bursla okuttuğun evladın nasıl oluyor da 2 milyar dolarlık gemi alıyor"
"Zana'nın alana gelişiyle birlikte hareketlenen kalabalık sık sık Kürtçe "Yaşasın Apo" sloganı attı."
Zeki Sezer dün; "Karnı aç insanlara sadece laiklik diyerek gittiğinizde sonuç alamıyorsunuz. Artık siyaset farklı şeyler yapmalı'".
Şaka şaka sadece özetler, aynen kopyala, yapıştır.
Yukardaki söylevler koca koca büyüklerimin söyledikleri bana ait değildir.
Ne de olsa o sözler onlara ait.
Biraz dikkatli olmam lazım kaynağını gayet bariz göstermem lazım.Ne de olsa telif hakkı diye bir şey var değilmi !...
Saygılarla.


Pazar, Temmuz 15, 2007

Cebirsel Notasyon...


Satranç, 6. yüzyılda Hindular tarafından oynanmaya başlanmış, oradan dünyaya yayılmıştır.
Bir zeka oyunu; iki kişi tarafından oynan bir oyun.
8 x 8 'lik kare bir tahtada oynanır. Toplam 64 karenin yarısı siyah, yarısı beyaz renklerden oluşur. Taraflar beyaz ve siyah renkli taşları alırlar, her oyuncunun bir seferde bir hamle yapmasıyla oyun gelişir. Oyunun başında beyaz ve siyahların 16 taşı bulunur. Bunlar Şah, vezir, iki kale, iki fil, iki at ve sekiz piyondan oluşur. Oyunun amacı !...
Kansız bir harp oyunu olarak olarak düşünülmüş.Ön cepheyi piyonlar oluşturur.Bazı dillerde onlara asker veya köylü derler.Atlar ise sipahileri temsil eder.Fil'ler ise Hindistanda savaşçi filler olarak görülmüşdür.
Kaleler ise savaş arabalarını temsil etmektedirler.Emirler onun yanında duran danışmanı tarafından yürütülmektedir.Komşu İran'da ise bu oyun çok az farkla işlenmekteydi.650 yıllarında Arapların saldırısına uğrayan İranlılardan oyun arapların eline geçmiş.İlk olarak Şah-mat olarak adlandırılmış."Kral öldü anlamına gelmektedir".
Daha sonraki geçen yüz yılların ardında Afrika,İspanya ve Avrupa'ya ulaşmışdır.O zamanlarda Hintlilerin tek zarla oynadıkları bu oyunda.8 sayısı ınaçları içinde büyük bir yer almışdır.Onlar için tam yaşanmış bir harmoni olarak görülmüşdü.
Peki "Cebirsel Notasyon" yazım; yaşam filozofisi içersinde yer alabilirmi ?
"Yaşam satranç oyununa benzer, çoğu kez Şah dersin, fakat bir kez mat edersin." diyebilirmiyiz.
Saygılarla.

Cuma, Temmuz 13, 2007

YAZISIZ...

RUHUN RENKLERLE HUZUR BULDUĞU YER...



Türk Ebru Sanatı

Ebru yoğunlaştırılmış sıvı üzerine renklerin sınırsız değişimlerle birbirleriyle kucaklaşması, kaynaşması, dansetmesidir. Ebru Sanatını yüzyıllar boyu gizemli kılan, Sanatçıyı ebru teknesinin başında dünyanın bütün gizlerini, kaoslarını aşmaya iten; akıcı tekniği, daima dinamik, değişken, kendini aşan sonsuz teknikleri deneme fırsatı veren bir kağıt boyama Sanatı olan ebru, tezhib ve hat ile birlikte kitap sayfalarında, murakka kenarlarında, ciltlerde, yazı boşluklarında ve koltuklarında kullanılmakla birlikte günümüzde başlı başına bir sanat eseri olarak düşünülmekte ve sergilenmektedir.

Orta Asya Sanatı ve kağıt bezeme Sanatlarının en mühimlerinden biri olan ebruculuğun hangi tarihten beri bilindiğini kesinlikle söylemek bugün için imkansızdır Böyle bir belgeden mahrumuz. Eski tarihli kitap ciltlerinde bile yan kağıdı (kapak ile kitabı birbirine bağlayan kağıt) olarak ebruyu görmekteyiz. Yine eski bir murakkanın (albüm) içindeki yazı kıtalarının etrafında pervazlara yapıştırılmış ebru kağıtlarına da rastlamamız mümkündür Ancak, bu eserlerin yazıldıkları tarih bilinse bile, bizim için ebruya dair bir belge sayılmaz. Çünkü böyle eski yazmalar bir kaç defa tamir görüp yenilenmiştir. Tarihi en eski olan ebru kağıdı 962. H.(1554) yılına ait bir malik-i Deylemi yazısıdır. Yazı hafif ebru üzerine yazıldığı için yazı tarihinden ebru kağıdının tarihi öğrenilmiştir.

Ebru Sanatı batıda Türk Kağıdı veya Türk Mermer kağıdı adını almıştır. Avrupalılar ebru kağıdına mermer kağıdı (pupier marbre, marmar pupier, marbled paper..) demektedirler. Ebru kağıdı üstünde buluta benzeyen renk kümeleri meydana gelmektedir. Bu yüzden bulutumsu, bulut gibi manasına gelen Ebri kelimesi kullanılmıştır. Tarihimizde bilinen meşhur ebrucular, Ayasofya hatibi Mehmet Efendi, (Nisan 1773) Şeyh Sadık Efendi (11 Temmuz 1846), Hezarfen Edhem Efendi (1829-1904) Necmeddin Okyay (1883-1976)...

Ebruculukta Kullanılan Malzemeler
Boyalar: Eskiden beri ebruculukta toprak boya dediğimiz tabiattaki renkli kaya ve topraklardan elde edilen madeni boyalarla, nebati asıllı bazı suda erimez boyalar kullanılmıştır.

Kitre Üstüne boya serpilecek suyun içine lüzucet (yapışkan bir koyuluk) vermek için kullanılan bitkisel zamk.
Sığır Ödü Kitreli suyun yüzeyindeki boyaların çökmeden yayılmasını temin için, Satıhta aktif (yüzde gerilim sağlayan) safra asitleri ihtiva eden hayvansal madde kullanılır Bozulmasına engel olmak üzere, öd suyu önceden kaynatılır ve bu şekilde saklanır.

Ebrunun Çeşitleri
Tarzı kadim (eski tarz) battal ebrusu, tarama ebrusu (gelgit ebrusu) , şal örneği, bülbül yuvası, somaki ebrusu, taraklı ebru (geniş taraklı ebru, ince taraklı ebru), hafif ebru, serpmeli ebru, kumlu ebru, kılçıklı ebru, hatip ebrusu ebrunun çeşitlerindendir.

Ebru' nun felsefesi
Bazı günler, şafak veya gurup vakti ufka bakarsanız; kırmızı, sarı, laciverd ve mavi renklerin en ilahi tonları ile, bulutlardan bir ebru'nun daha doğrusu ebri' nin şekillendiğini görürsünüz. Yine bazı gecelerde, bulutlu semalar kadar geniş bir ebru teknesine, mehtabın, usta fırçasıyla laciverd, mavi ve ışıklı beyazın bütün nüanslarını serpiştiriverdiğine elbet rastlamışsınızdır. İşte sanatkar dedelerimiz, bir anda değişip kaybolan bu semavi güzellikleri yeryüzüne aksettirerek, onların ağaç yeşiline ve toprak rengine olan hasretini giderdikten sonra, bu şahane tabloyu kağıt üstünde de ebedileştirmeyi bilmişlerdir. Bu anlayış içinde Rabbine boyun kesen sanatkarın benlik ten uzaklaşan gönlü, sanki ebru teknesinde şekillenmiş gibidir. Artık o Zaman büyümeye başlayan ebru teknesi derya kadar genişler, genişler ve bir kainata döner Ebru'cunun gönlü gibi Hz. Ali ne güzel buyurmuş .Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, halbuki bütün alem sende dürülüp bükülmüştür Ebru bir düştür, bir özlemdir. Ona bakan her gözde yeni anlamlar kazanan bir akıştır.Yazar: Dr. Hatice Aksu.
Saygılarla.

Perşembe, Temmuz 12, 2007

Yağmur duası.


"İstanbul'da 4 barajın dibi göründü
İstanbul'da geçen yıl yüzde 81 seviyesinde olan barajlardaki doluluk oranı dün yüzde 33'e düştü. Kentin 113 günlük suyu kaldı. 10 ana su kaynağından dördünün dibi göründü.
Barajlardaki su miktarı, yağış olmaması ve buharlaşma nedeniyle gittikçe düşüyor. Kentin su ihtiyacını sağlayan 10 kaynaktan dördünün dibi şimdiden göründü. Dün itibarıyla kentin 286 milyon metreküp suyu kaldı. Yağmur yağmadığı takdirde İstanbulluların ancak ekim sonuna kadar yetecek suyu var."
Yukarda yazılan haberler acaba tahmini bir verilermidir ?
Geçmiş olan Afrika sıcakları gibi bir dalganın tekrarlaması halinde bu verilerin ne olacağı hakkında bir bilgi yok.
İklim değişikliğinin bölgelere göre getireceği felaketler son 5 yıldan beri yazılıp
çiziliyor.Tıpkı Tema birliğinin erazyon nedeni ile Türkiye'nın cölleşmeye doğru adım adım yaklaştiğini söylediği gibi.
Bu gün büyük kentlerde nüfusun baş döndürücü şekilde artmasına karşı alınan önlemler
günlük önlemlerden ileri geçmediği görümüne dönüşüyor.
"Sıcak buharlaşmayı da etkiledi. Geçen haziranda günde 10 milyon metreküp buharlaşma yaşanırken, bu yıl 12 milyon metreküpe ulaştı. Tasarruf çağrılarına rağmen günde 2.3 milyon metreküp su tüketen İstanbul'un 113 günlük suyu kaldı. İSKİ, çözüm için Melen projesini 20 Ekim'e yetiştirmeyi hedefliyor."
İSKİ: KURUDU DEMEYELİM
İSKİ yetkilileriyse barajlar için 'Kurudu' deyiminden çok, 'dibe yaklaşıldığı' ifadesini kullanmak gerektiğini söylüyor.
Her ne kadar kelimelerin, cümlelerin birbirleri ile flörtü yerine.Dibe doğru yaklaşımın birazda yönetimlerinin ileriye doğru görüşlerinden yoksun olmasına bağlamak daha doğru olacak.
Dün gazetecilerin sorularını yanıtlayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ise arıza hali dışında kentte su kesintisi yapılmamasının seçim çalışması olduğu yolundaki iddialaraysa sert bir ifadeyle reddetti.

Topbaş, 'Böyle değerlendirme yapan siyasilerin ucuz siyaset yaptıklarını söylüyorum. Siyasette başka argümanları olmayanlar, bu tarzda bir çentik atmaya çalışıyorlar. Kente hiç yağmur yağmasa bile elimizdeki kaynaklar bizi kasım ayına kadar götürür. Kasım'a kadar kesinti yerine tasarruf edilmesi gerektiğini söylüyorum' dedi. -Radikal-
Eğer Ekim sonuna kadar yeterli yağmur yağmadığı taktirde elde ki reservelerinde yok olacağı, geriye kalan tek şey İstanbul'da yağmur duası ile tanışacağıdır.
Yağacak yağmurun devamlılık taşıması gerektiğini de unutmamak gerekir.
Saygılarla.

Çarşamba, Temmuz 11, 2007

Sahipleri kimler !...



Orman ; Onu nasıl tanımlamışızdır.
Kime aitdir.
Ormanları sınırlar içinde muhafaza edebilirmiyiz.Orman bana ait diye bilirmiyiz.
Onların bir milliyetçiliği varmıdır.
Biraz gerilere gidip onu mitolojik olarak görelim.
Dünya'ya gelişleri ağaç ve toplu olarak ormanlar diye tanımlanır.Musa peygamberin I.nci kitabında Cennetle ilgili 3ncü farz da çıplak bir kılıçla can verilmiş bu gün ki ağaç ve Ormanları oluşturulmuş diye geçer..
Gene eski inanç dünyasında ki kitabelerde Tanrının 3 .ncü gününde ağacı yarattığı.Adem'in yaratılması için , 3 gün daha beklemek zorunda kaldığı yazılıdır.Mitolojik ve dini bilgilerine karşılık ilim adamlarıda ağaç ve ormanların
400 milyonluk bir geçmişe sahip olduklarını yapmış oldukları fosil çalışmalarından tesbit etmişlerdir.
İlk ağaçların bu günki gibi bir büyüklük de olmayıp.Yarım metre büyüklük de 2 cm kalınlıkda idi.Onlar su kenarlarına yayılmış birer "farn" artlarıydı.Onların çiçek açmaları ve popülasyon şansları yokdu.Bunun en büyük nedeni ise böçeklerin olmamasıydı.
Bu günki Mamut ağaçların o zamanlar denizlerden gelen yosunlar olduğu sanılmaktadır.
Dalgalar ve su baskınları ile karalara sürüklenmeleri ve zamanla ağaç şeklini almaları olarak tanımlanmaktadır.Bu değişim milyonlarca seneye mal olmuşdur.
Su kenarlarında ki bu yosunlar zamanla kök yaprak gövdeleri ile ve güneşden aldıkları enerji ile değişime uğrıyarak bu günki şeklini almaya başlamışlardı.
350 Milyon seneye geri dönmeye kalkdiğimiz zaman kontinentler bu günki şekillerini almamışlardı.Avrupa kıtasının ekvator iklimi altında yağmur ormanları ile kaplı olduğu bu gün tahmin bile edilmesi zor bir gözlemdir.
80 metre yükseklik de ormanların yetişdiği bir bölge yaprakların büyüklükleri 2 metreye ulaşdiği dallarda olmayıp direk gövdelerinde olduğu sanılmaktadır.
Milyonlarca sene sonra bu ağaçlar insanların kullandığı kömür olarak karşılarına çıkmışdır.
Klima değişikliği karşısında eko değişikliği kuraklık yaşam tarzını değiştirmiştir.
Bodur ağaçlar, maki sistemi daha sonra cam artı ağaçların yaşamımıza katılması.
140 milyon geriye baktığımız zaman ilk çiçek açan ağaçları görebiliriz.
30 Milyon sene geriye gidecek olursak kendi aralarında başlıyan çeşitlenme ile 260,000 çeşide ulaştığı bunun 700 çeşidi ise hala eski artın yapısını taşıdığı görülmüştür.
Mamut ağaçlar olarak tanıdığımız ağaçlar ise 4000 bin yıllık bir geçmişe sahipdirler.
Dünyamız milyon seneler aralıklarla iklim değişikliğine uğramasına rağmen bu harika canlılar hayatlarını idame etmeyi bir şekilde bulabilmişlerdir.Bu günümüze göre onu tanımaya kalkarsak...
Orman; ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak hava, su , ışık ve sıçaklık gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte oluşturdukları karşılıklı ilişkiler dokusunu simgeleyen bir ekosistemdir.
Ormanın baskın elemanı ağaçlardır... Bu nedenle orman, ancak orman ağaçlarının toplu halde yaşayabildiği bir ortamda kurulabilir.
-Ormanlar yazın ısıyı 5-8 derece düşürür, kışın 1-3 derece yükseltir. Nemi sabit tutar.
-Bir hektar ladin ormanı 32 ton, kayın ormanı 68 ton, çam ormanı ise 30 ton toz emer.
-Ormanlar 50 metre genişliğindeki bir otoparkın trafik gürültüsünü 20-30 desibel azaltır.
-Ormanlar biyolojik dengeyi korur. Yapraklı ağaçlardan oluşan bir bölgede 50 kuş türü yaşar.
-Kayın ağacı bir yıl içinde 700 kg. toz ve 300 kg. zehiri emerek dışarı süzer aşırı kirlenmede ise gövdesindeki bozulma ile alarm verir.
-Ormanlar ağaçsız bir alandan 8 kat daha fazla humus üretir.
-25 m boyunda bir kayın ağacı saatte 1.5 kg oksijen üretir.
-100 yaşındaki bir kayın saatte 40 kişinin çıkardığı karbondioksiti yok eder
-100 yaşındaki bir kayın yılda 30.000 litre su çeker ve erozyonu önler.
Peki bu günlere gelecek olursak bu kadar devrim geçiren ağaçlar veya topluluğuna orman dediğimiz türün karşılaşdiği en zor devir ne olabilir.Tabiki biz insan oğlunun en cağdaş devri.
Milyonlarca sene gerilere gitmeğe lüzum kalmamışdır.
Bizler onları yakmakla,çıkarlarımız karşılığı yaşam alanlarını tarım ve yerleşim alana çevirmemiz.Endüstri uğruna klima değişikliğine yol açmamız.vs.vs.
İkinci bölümde sizlere bu gün var olan orman toplulukları ve ne durumda oldukları hakkında bilgi vermeye çalışacağım.
Saygılarla.

EĞİTİM SİSTEMLERİNDEN ÖRNEKLER...


Alman eğitim sistemi Alman devletinin eğitime verdiği önem ve ayırdığı güçlü mali kaynak sonucu Avrupa'nın en başarılı eğitim sistemi olmuştur. Refah düzeyinin yüksek olması ve teknolojinin tüm nimetlerini eğitime yönlendiren Alman devleti uzun vadeli çalışmalarının mahsulünü yetiştirdiği nitelikli kadrolarla almaktadır.Çocuk yuvalarından başlamak kaydıyla yüksek öğrenimin bitişine kadar olan tüm devlet okul ve üniversitelerinin giderlerinin büyük bölümünü devlet karşılamakta ve bu yönüyle halen Avrupa’nın parasız eğitim yapılan birkaç ülkesinden biri olma konumunu korumaktadır. Sosyal devlet olma özelliği nedeniyle öğrencilere birçok burs olanağı sunması sonucu Almanya özellikle üniversite öğrenimi görmek isteyen gençlere çok cazip gelmektedir. Bu sebepten Türk öğrencilerinin de genel tercihi Almanya’dır. Alman eğitim sisteminde temelden başlamak koşuluyla sırasıyla öğrenciler şu evrelerden geçerler:
Çocuk Yuvaları:İki ile beş yaş arasındaki çocukların devam ettiği ve ilk temel gelişim eğitimini aldığı çocuk yuvaları zorunlu eğitime tabii değildir. Ancak Almanların yüzde altmıştan fazlası çocuklarını yuvalara göndermektedirler.
İlköğretim Okulları:Almanya’da temel eğitim zorunludur. Çocuklar Ilk Okula altı yaşında başlarlar ve dört sene temel düzeyde bir eğitim alırlar. Ilk Okuldan sonra öğrencilerin 3 farklı seçeneği vardır: bunlar Orta Okul, Kolaylastirilmis Orta okul ve Lise dir.
Ortaokul:Eğitim süresi altı yıldır. Kolaylastirilmis orta okula göre eğitim düzeyi daha yüksektir. Genelde belli bir mesleğe yönelim için temel oluşturur. Ortaokul Bitirme Sınavı başarıyla tamamlayanlar genellikle bir mesleğe yönelik meslek okullarına yada meslek liselerine devam ederler.
Kolaylastirilmis orta okul: eğitim düzeyi basittir ve meslek yaşında kalifiye eleman yetiştirmek için temel bir eğitim sunar. Eğitim süresi beş yıldır.
Lise:Tamamen üniversite ve akademik eğitime yönelik bir temel eğitim sunan lise eğitim düzeyi ilk okuldan sonra en yüksek olan okuldur. Eğitim süresi dokuz yıldır. Liseyi bitiren öğrencilerin ( lise bitirme) sertifikası sınavına girmeleri gerekmektedir. Ancak bu sınavı başarıyla verip sertifikasını alan öğrenciler üniversiteye girme hakkına sahip olabilmektedirler.
Peki bu durum nasıl işlemektedir.
İlk öğretime başlıyan çocuklar 4 sene temel eğitimlerini aldıkdan sonra eğitmenlerinin vereceği bir tavsiye mektubu ile orta eğitimleri için yukarda belirtilen 3 bazı eyaletlerde 4 katagoriye ayrılmış okullara kaydolurlar.Kayıt sırasında tavsiye mektuplarının gösterilmesi şart koşulmuşdur.
Bu durum çocuklarının ilerde ki eğitim seçimlerinde büyük rol oynar.
Peki örnek vermek istersek benim çocuğuma kolaylaştirilmiş bir orta eğitimi
tavsiye edilmiş ise onun ilerde yüksek eğitim yolları baştan kesilmiş olmazmı.
Yasalar bu durum karşısında da bir şans tanımaktadır.Siz çocuğunuzu isterseniz her ne kadar tavsiye mektubunda basit bir orta okul tavsiye edilmiş ise de onu yüksek kaliteli bir liseye kayıt yaptırabilirsiniz.Bu hak size şartlı olarak tanınmışdir.
Çocuğunuz ilk dönemde diğer çocuklarla birlikde uyum sağladığı taktirde bu da alacağı notlarla belli olmaktadır.Eğitimine devam edebilir.Yoksa 1.nci dönemde
başarı gösterememiş ise hemen bir alt düzeyde ki okula kaydırılır.Bu durum aynen orada da geçerlidir.Orada da bir dönem başarı gösteremediği taktirde tekrar daha da düşük eğitim veren bir okula kaydırılır.Bu durum çocuğunuzun öğrenme kapasitesine bağlı olarak.Beyinsel özürlü eğitim okulana kadar gidebilir.
Bu durum çocuklar arasında eğitim kalitesini muhafaza edilebilmesi olarak düzenlenmişdir.
Peki verilen derslerin bu 3- veya 4 katagoride okullarda nasıl olmaktadır.
Dersler aynen işlenmektedir.Değişen tek şey o derslerin içerikliğidir.Okulun eğitim düzeyine göre yapılan dersin çok daha yönlü öğretilmesidir .
Bunu bir örnekle göstermek istersek.Kolaylaştırılmış bir orta okulda :
I.nci dünya savaşını inceledikleri zaman, ne zaman başladığı ve bittiği kimler arasında olduğu olarak okunmasına karşı.Bir katagori yüksek okulda aynı anda o ders okunduğu zaman çıkış nedenleri alt yapısı eklenmiş olarak geçer.Eğer eğitim düzeyi lise ayarı bir okul ise o konu çok daha geniş olarak alınır.Sosyal ve politik içerikliği vs.vs. olarak işlenir.Her ne kadar dersler aynı anda işlense bile içerikliği gitmiş olduğunuz okulun katagorisine göre çok yönlü işlenmesidir.
Yukarda grafikde gösterildiği gibi eğer başarı ile orta eğitimi bitirdikden sonra
lise ayarı okullarda son üç dönem alacağınız not ortalaması ile bitirme imtihanına girme hakkını kazanır.Bu imtihani da başarı ile verdiğiniz taktirde sizlere bütün üniversite kapıları açılmışdır
.
Bu sistem çocukların zorlanmadan kendi eğitim kapasitelerine göre düşünülmüş bir sistem olarak kabul edilmişdir.Her çocuk için şanslar eşittir.
Bu eğitim sistemi ile ülkenin ileriye doğru dönük kaliteli elemana sahip olmasına ve ekonomik ve sosyal yaşam düzeyini yüksek tutma amaçını taşımaktadır.
Her zaman bu sistem başarılı olmuşmudur diye sorulacak olursa bunu cevaplamak çok zordur.O durum ülkenin politik olarak sağlam raylar üzerinde
oturtulmasına bağlıdır.Her ne kadar eğitim kalitesi yüksek olsa dahi.Yanlış politikalar bu yüksek eğitimi yerle bir edebilir.
Yanlış atılımlarla bir zamanlar doktor ve öğretmenlerin açıkda kalması gibi.
Veya bu gün olduğu gibi Yüksek teknoloji alnında veya kaliteli işçi konumunda açığın çok büyük olması dışardan gelecek elemanlara ihtiyaç duyulması gibi.
Saygılarla.

Salı, Temmuz 10, 2007

12 GÜN KALA !...


Bu gün yazmak istediğim iki konu vardı, bir tanesi yaşadığım ülkedeki eğitim sistemi.
Bu birazda ÖSS ile ilgili olacakdı.
2.nci ise her sene içler açısı Orman Yangınları. Her sene yazdığımız halde bir türlü önlemler alamadığımız konu olacakdı.
Hatta birinci konu için grafikleri bile hazırlamışdım.
Bu arada tv.de çiğerlerimizi yakan ormanlarımızı gösteriyordu.Her zamanki gibi birileri suçlanıyor.Bir türlü öğrenemediğimiz bu zamanlarda doğa ile nasıl yaşayacağımız hakkın da bilgiler.
Gözlerim dolu dolu haberlere bakarken ekranın arkasında bana sıratan canavarı gördüm.
Kimdi bu ?
O; adını bizlerin taktığı Trafik Canavarı idi.Kendi kendine mırıldanıyordu 12 gün kaldı diye.Önce pek anlıyamadım ne demek istediğini 12 gün sonra ne olaki !...
Haberlerde meydanlar da toplanmış vatandaşı politikacıları görünce tamam dedim olsa olsa 12 gün sonra seçimler vardı.
Peki onun bu canımızın baş düşmanı Trafik canavarı ile ne ilgisi olabilirdi ?
Dayanamadım sordum senin ne ilgin var seçimlerle diye.
-Senin görevine sağdık seçmenin varya.
-eee
- Tatil belgelerinden oy kullanmak için yollara düşecekler.
- Ne olmuş düşerseler.
- Uçaklar dolmuş;otobüslerde ful, hatta bazı yörelerden ek otobüslerde eklemişler.
Yani senin anlıyacağın otobüsler, benim sevgili dostlarım kamyonlar, bir de tatilin
verdiği rehavetle yola düşen arabalar.Senin anlıyacağın bana çok iş düşecek.Tek üzüldüğüm haberler, seçimler yüzünde ön sayfadan 3.ncü sayfaya düşecek.
- Belki Cuma dan kamyonları yasaklarlar.Kontrolleri de sıklaştırırlar.Vatandaşımda bütün kurallara uyarsa...
- Hadi ya nerede görülmüş şey.Sen nerede yaşıyorsun..
Aman benim sevgili yurtdaşım şu adiye fırsat vermiyelim.
Tıpkı bayramlar da olduğu gibi onun ağına düşmiyelim.Yoksa o görevi bir başka sefere yapamayız.
Bilmem o günler için görevliler ne gibi önlemler aldılar bilemiyorum.
İnşallah kimsenin burnu kanamadan huzurla yurtdaşlık görevini yaparlar temennisi ile.
Saygılarla.


Pazartesi, Temmuz 09, 2007

Çin !..



Dün küresel ısınma ile ilgili dünya, konserlerle ses duyurmaya çalıştı.
Ya aynanın öteki yüzü ?
Çevre kirliliği toplu ölümlere yol açmakda.
Çin'de Endüstürü atılımı kontrolden çıkmış durumda.Yarım Milyon insan senede hava ve su kirliliği nedeni ile hayatını kaybetmekde.
Ölüm nedenleri ve sayısı hakkında Pekin tam bir açıklamadan kaçınmaktadır.
Çin'deki çevre kirliliği için alınan tedbirler netice vermemektedir.Bu durum karşısında Çin halkı büyük bir diyet ödemektedir.Dünya Bankası'nın yapmış olduğu çalışma neticesinde ölüm sayısının yıllık 460,000 bin olduğunu söylemektedir.
Bu gün Çin cöp batağına saplanmış durumdadır.
Kanser hastalığı bu gün milyonlara ulaşmıştır.
10 bölgede kirlilik nedeni ile açlık sınırına ulaşmış,sel felaketleri, harpler,fabrika atıklari ile kirlenen sular. Dünya daki kirlilik batağına düsmüş 20 şehirden 16 tısı Çin de bulunmaktadır.
Gittikçe büyüyen çevre kirliliği 2006 senesinde şehirlerde kanser artışlarının % 20 fazlalaşması ile 350,000 ,400,000 bin ölüme sebep olmuşdur.Buna hava kirliliği de eklenince ölümlerin çok daha yüksek rakkamlara ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Çevre kirliliği nedeni ile karşılaşılan zararın mali olarak 400 milyar dolara ulaşdığı bunun da ülkenin % 10 bürüt kazancına tekabül ettiğidir.Çin'deki baş döndürücü büyüme Devlet yöneticelerinin gözüne batan bir diken olmuşdur.Bu gün "Financial Times" ın yapmış olduğu raporlardan Çin'e ait olan bölümünün silinmesini ve yayınlanmamasını istemektedir.Yoksa halk arasında ölüm raporlarının huzursuzluğa neden olacağını söylemektedirler.Yöneticiler Dünya bankasını bu yüzden sıkıştırmaktadırlar.
Bugün Çin'in sağlık bakanlığı bölge ve şehirlere göre dağılan kirlilik ve ölüm raporlarını almış durumdadır.Bu raporlar Çin hükümeti ve Dünya bankası nın senelere dayanan çalışmaları neticesinde ortaya çıkmışdır.
Bu durum yaşıyan halkdan saklanmakda, resmii bir açıklamakdan kaçınılmaktadır.Yoksa sosyal bir kaosa sürüklenebileceği denilmektedir.Bu gün kirliliğe neden olan endüstri fabrikaların kapatılması hava kirlenmesine neden olan otomobillerin kontrol altına alınması gibi çareler aramaktadır.
Bu baş döndürücü endüstri yükselmesi içinde olan Çin bu durum karşısında ne kadar başarılı olabilecek.
Bu durumda küresel ısınma ile mücadelede ne kadar bir çaba göstereceği bilinmezler içinde kalmaktadır.
Eğer yukarda yıllık kayıplar göz önüne alınacak olursak,dünya küresel ısınma ve çevre kirliliği mücadelesinde karşımıza milyarlık bir Çin problemi çıkacakdır.
Saygılarla.

Pazar, Temmuz 08, 2007

ÇOCUKLAR !..

Bu pazar günü bahçemdeyim.Çocuklarla birlik de Kamuflaj nedir konusununun II.nci bölümünü inceliyoruz.
Tabii her zaman olduğu gibi büyüklerde bizlere katılabilir.
Saygılarla.

Cumartesi, Temmuz 07, 2007

O GÜNLERIN MIZAHI BU GÜNÜN GÜNCELI.





Bir varmış, bir yokmuş... Allah'ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken; eşek mühürdar, katır silahtar iken; ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken; yaranı safa, kızıştı kafa, ak sakal, kara sakal, berber elinden yeni çıkmış bir taze sakal... Kasap olsam sallayamam satırı, nalbant olsam nallayamam katırı, hamama girsem sorar mıyım natırı, nadan olan bilmez ahbap hatırı.

Dereden geldim, tepeden geldim, sandığa girdim bir de ne göreyim, köşede bir hanım otruyor. Şöyle ettim, böyle ettim, hanım yerinden kalktı, yüzüme baktı, çıktık birlikte yola, ne sağa saptık ne sola... Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik, altı ay bir güz gittik, bir de arkamıza baktık ki bir arpa boyu yer gitmişiz... Ne dönülür geri, ne gidilir ileri, sana bir masal söyleyeyim bari gel beri...

Ana karıncayla baba karınca, yavru karıncalan çevrelerine toplamışlar, onlara karıncalık dersi veriyorlardı. Baba karınca, dersinin sonunu şöyle bitirdi:
- Yavrularım! Hayatta karınca olmaya çalışın! Hiçbir zaman karıncalıktan ayrılmayın.
Yavrular,
- Nasıl karınca olalım? Karıncalığın yolları nelerdir?.. diye sordular.
Baba karınca,
- Kendinize bizi örnek alın, dedi. Biz ne yapıyorsak, sizler de onu yapın!
Yavru karıncalar, baba karıncayla ana karıncaya baktılar. Onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Yazdan yiyeceklerini toplayıp toprak altına yığdılar. Kışın uyudular. Zamanı gelince yumurtladılar.
Baba karıncayla ana karınca, çocuklarını yine çevrelerine topladılar. Baba karınca onlara,
- Yavrularım! dedi. Ben artık ölüyorum. Hepinizden memnunum. Hepiniz karınca oldunuz. Hiçbiriniz karıncalıktan ayrılmadınız. Hakkım helal olsun. Allah sizden razı olsun.
Sığır, manda, hamsi, balina, deve, fil, yılan, koyun, yeryüzünde ne kadar baba hayvan ve ana hayvan varsa, yavrularına kendileri gibi olmaları, bunun için de kendileri ne yapıyorlarsa öyle yapmalarını söylediler.
Yavru hayvanlar da baba hayvanla ana hayvana bakıp onların yolundan gittiler, sonunda iyi birer hayvan oldular. Baba hayvanla ana hayvan da ölürken, yavrularına memnunluklarını söylediler, haklarını helal ettiler.

Baba insanla ana insan, çocuklarını çevrelerine toplamışlar, onlara insanlık dersi veriyorlardı. Baba insan, dersinin sonunu şöyle bitirdi:
- Yavrularım! Hayatta insan olmaya çalışın, hiçbir zaman insanlıktan ayrılmayın. Çocuklar,
- Ne yapalım da insan olalım? İnsanlığın, insan olmanın yollan nelerdir?.. diye sordular.
Baba insan,
- Çok kolay, dedi. Kendinize bizi örnek alın. Anneniz ve ben ne yapıyorsak, siz de öyle yapın!
Çocuklar, baba insanla ana insana baktılar, onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Hepsi de tıpkı tıpkısına babalarına benzediler.

Baba insanla ana insan çocuklarını yine çevrelerine topladılar. Baba insan onlara, - Yazıklar olsun! diye bağırdı. Hiçbiriniz bizim istediğimiz gibi yetişmediniz. Hiçbiriniz insan olmadınız. Hepiniz de insanlıktan uzaksınız. İnsanlıktan ayrıldınız. Artık ölüyoruz. Yazık oldu emeklerimize, boşa gitti. Bütün hakkımız haram olsun, Allah hepinizi kahretsin.
Çocuklar şaşırdılar,

- Peki ama, bize neden beddua ediyorsunuz? dediler. Biz yanlış bişey mi yaptık yoksa... Size baktık, sizi örnek aldık. Siz ne yaptınızsa, biz de onu yaptık...
Aziz Nesin: Memleketin Birinde: İNSAN OLUN YAVRULARIM
1915 yılının Aralık ayında dünyaya gelen Nesin, 5 Temmuz 1995'de, 37 aydının ölümüne neden olan "Sivas Katliamı"nın 3. yıldönümünden 3 gün sonra Çeşme'de yaşamını yitirdi. Ardında, mücadele ve sayısız başarıyla dolu 80 yıl ile Nesin Vakfı'nı bırakmıştı...

Onun anısına; rahmetle anarız.
Saygılarla.

Cuma, Temmuz 06, 2007

EŞ CİNSEL ve LEZBİYEN...


Konu seks olduğu zaman hayvanlar hakkında bir açıklama olmamaktadır.Cinsel ilişkiler onların arasında nasıl olduğu hakkında tam bir açıklama yapılmamaktadır.
Oslo'da açılan Tarihi Natur müzesinde 3 sene içersinde toplanan bilgi ve resimlerle hayvanların da eş cinsel oldukları açıkça sergilenmektedir.
Neden eş cinsel ve lezbiyen hayvanlar olduğu şimdiye kadar incelenmeye alınmamışdı.
Bu konu üzerinde Tarihi Natur müzesi ve Norveç Üniverstesi çalışmalarda bulunmaktadır.
Homoseksüellik hayvanlar arasında ne kadar yaygınlıkdadır.Bu gün çalışmalar neticesinde seks'in yalnız üreme olarak önde gelmediği hayvanlarında bu yönde büyük bir zevk aldıkları tespit edilmiştir.
Bu gün yapılan araştırmalar şunu göstermektedir ki hayvanlar arasında seks; erkek erkeğe,dişi dişiyle seks içinde oldukları görülmektedir.Bu da onların seks'i yalnız üreme için kullanmadığının bir delili olmuşdur.
Araştırmacılar bu tür seks'in hayvanlar arasında bir değişiklik içinde denemeleri ve zevk aldıkları intibasına varmışlardır.
1500 hayvan çeşidi üzerinde yapılan araştırmalarda.Eş cinsellik ve lezbiyenlik sıradan bir cinsel ilişki olduğu görülmüsdür.Bu durum omurgalı, omurgasız,böçekler,veya sürüngenler, parazit,kurtlar olarak çok yönlü olduğudur.Hepsinde eş cinsellik ve lezbiyenlik tesbit edilmişdir.Bunun daha da çok tür üzerinde de olduğu sanılmaktadır.
Bunu cinsel organlarını birbirlerine teması,veya sürtünme yoluyla yaptıkları ve bu durumdan büyük bir haz aldıkları tespit edilmişdir.
Bu durumu yaşam boyu sürdürdükleride gözden kaçan gerçeklerden bir tanesidir.Bir yerde kaçamak seks olarak da adlandırılmaktadır.5 hayvanat bahçesinde yapılan araştırmalarda Penguenlerin eşleri ile aralarındaki sıkı bir bağlıkları olduğu halde bu tabuyu eş cinsellik yolu ile bozdukları görülmüşdür. Bu durum kobaylarda da görülmektedir. Bu her iki cinsin bulunduğu gurupda yeteri kadar dişi olmasına rağmen eş cinsellik sık sık görülmektedir.Yapılan bir başka gözlemde daha çok esaret altında olan hayvanlarda görüldüğüdür.2300 sene evvelinde Kugularında eş cinsel olduklarını Aristoteles tarafından bildirilmişdi.Bu gözlemi Sırtlanlar üzerinde de lezbiyen olarak seks'i ilişkilerde olduklarını yazmışdır.Daha sonraları bu konunun etik bir konum taşıdığı nedeni ile incelemeler gizlik kapsamında kalmışdı.
Hayvanlar bir birlerine yaklaşım veya boğuşma öncesi, birbirlerinin cinsel organlarını koklamaları seksüel gücün aktivleştirilmesi olarak görülmektedir.
Homoseksüel yaşam hayvanlar arasında üremeye karşı bir tehlike göstermediğini hatta bu üremenin dengeli olarak yürümesine fayda sağladığı,bu durumun kaçamak bir seks olduğu söylenmektedir.Bu durum daha çok eşlerden bir tanesinin ölümü veya yaşlılık nedeni ile ortaya çıktığıdır.Penguenler,kuğular,ördekler ve Martılar arasında eş cinsellik sıkça görülmekte olup sıradan bir seks akdi olduğudur.Eş cinseller arasında yabancı bir yumurtayı sahiplendikleri ve çıkan yavruyu beraberce büyüttükleri de görülmektedir.Flamingoların toplu olarak yaşam sürdürdügü alanlarda sıkça görülen bir olaydır.Kurtlar,aslanlar,balinalar ve maymunlarda sosyal yaşam sistemine girmiş bu durumun tam bir açıklaması halen gizem olarak kalmışdır.Fizikal bir değişim veya hormon değişimine uğramaması da bir başka gizem taşımaktadır.
Araştırmacılar hayvanlar arasında ki eş cinsellik ve lezbiyen ilişkinin seks'in bir parçası olduğunu,bunun" normal"olarak algılandiğı kanısındadır.
Saygılarla.

Perşembe, Temmuz 05, 2007

GÜLE GÜLE BARIŞ SENİ UNUTMIYACAĞIZ..




Toprağın bol olsun.
Seni unutmayacağız.
Saygılarla.

Çarşamba, Temmuz 04, 2007

ONUN ADI MICIR VEYA MUCUR...


Mıcır veya Mucur : Yol yapımında kullanılan taş kırıntısı / Bir şeyin ise yaramıyan parçası diye geçer eğer lügata bakarsanız.
Birinci açıklamada görülen anlatım bizlerin yollarda karşımıza çıkan kabusumuzdur.
İkinci bölüm ise iş isten geçtikden sonra yazılıp çizilendir.
Bu gün gelişmiş ülkelerde kezara yolda görüldügü taktirde yol trafiğe kapanır hemen temizlenme yönüne gidilir.
Bizde ise sıcak asvaltın üzerine dökülür gelip geçen vasıtalar sayesinde lastik parçaçıkları ile karışarak yolun zemini hazırlar.
Eğer mıcırlı yolda önünüzde ki arabaya yanaştığınız zaman camınızda arabanın boyasında ücretsiz motiflerede sahip olabilirsiniz.
Nasıl olsa onu döken sizin uğrayacağınız maddi ve manevi zararlar için kafasını yormaz şikayet etmeye kalksan dua et bunu bulduğuna da diyebilir.
Peki gelip geçerken yolun sağına soluna yığılan o mucur ne olur.
İşte orada kocaman ? işareti vardır.
Orada öksüz,yetim kalan çocuklar.İsyan eden anne babaların çığlıkları vardır vardır vardır...
Ben her gün traş olurken isyan ediyorum.Daha doğru dürüst sakalım bile çıkmadığı bir zamanda motorumla o mucur ile tanışmıştım.Acısı geçeli çok seneler oldu ama hala kalan izi traş olurken kırmızı bir renkle bana hatırlatıyor.
AYDIN'ın Söke İlçesi'nde, yoldaki mıcır nedeniyle kayarak, şarampole yuvarlanan otomobildeki 1 kişi öldü, 1'i çocuk 4 kişi de yaralandı.
Gazeteci-yazar İlhami Soysal, şarkıcı Ajlan Büyükburç ile Kerim Tekin, son olarak da SKY Türk ana haber spikeri Mehmet Tacettinoğlu gibi birçok tanınmış ismin de trafik kazası sonucu ölümünün ana nedeni olarak gösterilen mıcırın kullanılma nedeni, uzmanlara göre 'ucuz ve kolay yapılabilir' olması.
Afyonkarahisar'da meydana gelen trafik kazasında 9 kişi öldü, 2 kişi de yaralandı. Kazaya, yola yeni dökülen mıcırın sebep olduğu bildirildi.
ANTALYA - Reklam ajansı sahibi 34 yaşındaki Mehmet Macit, kız arkadaşı 22 yaşındaki Sinem Tekin'le birlikte Antalya'dan Kemer'e giderken mıcırlı yolda geçirdiği kazada öldü.
Ne yazık ki karayollarımız can almaya devam ediyor. Karayollarımızın mevcut durumu dikkate alındığında, üzülerek belirtiyoruz ki, kazaların arkası kesilmeyecektir. Dikkat edilirse; her kazanın farklı bir nedenden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Kullanıcı, yol bozukluğu, kör nokta, mıcır ve benzeri nedenler kazalara yol açmaktadır.
Türkiye artık kazalara ‘dur’ diyecek bir irade beklemektedir. Bu irade, Ulaşım Ana planı’nı bir an önce hazırlamak ve yatırımlara bu plan çerçevesinde yön vermektir. Eğer bu yapılmazsa, kaza sonrası üzüntü bildirimlerin inandırıcı olması mümkün değildir; dökülen gözyaşları, timsah gözyaşları olmaktan öteye anlam taşımayacaktır.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası.
Saygılarla.

Salı, Temmuz 03, 2007

GÜNÜN FIKRASI...

Önemle duyurulur 18 yasindan kücükler lütfen okumasin.
Blotük.

Van'daki slogan: AKP'ye oy yoksa yatak da yok



Bakan Çelik'in Van'da seçim çalışmalarını yürüten abisi Ramazan Çelik, kentteki AKP'li kadınların kocalarını "AKP'ye oy vermezsen yatak da yok" diye tehdit ederek partiye oy topladığını anlattı.. Nergis DEMİRKAYA Sabah.
Saygilarla.

Pazartesi, Temmuz 02, 2007

14 Sene evvel yazılmış yorum...


Yüzleşmedikçe yanar SİVAS!
2 Temmuz 1993'te 37 kişinin yakılarak öldürüldüğü yer olan Sivas'taki Madımak Oteli'nin müze yapılacağı söylenmişti. Geçen sürede müze yerine, otelin altında kebapçı açıldı.
"İnsanların yandığı yerde et lokantası mı olur?" Almanya'dan, Avusturalya'dan, Fransa'dan, Türkiye'nin çeşitli illerinden Sivas Katliamı'nın yıldönümü için gelenlerin toplandığı cemevinde ismini de görüntüsünü de vermek istemeyen öfkeli adamlar bunu soruyor:
"Çocuklarımızın öldüğü yerde... Hem de kebapçı! Olabilir mi? Dünyanın nereresinde olabilir?"
Diye yaziyor Sayın Ece TEMELKURAN ; sonra devam ediyor :
Katliam günü on beş yaşında olan Madımak Oteli'nin sahibi Murtaza beyin torunu Beren Öğütçü, yıllardır buraya ölülerini anmaya gelen insanların acılarını yapabildiği kadar nezaketle taşımaya çalışıyor. Bugün gelecek olan göstericileri de karşılayacak. Ama:
"Onları anlıyorum, kayıplarını anmak istiyorlar. Hep bize soruluyor otelin içinde müze benzeri bir yer yapıp yapmayacağımız. Ama biz yapamayız. Burası bizim geçimimizi sağladığımız bir işletme. Bu, bizim yapabileceğimiz bir şey değil."
Her 2 Temmuz öncesi bütün şehrin gerginleştiğini anlatıyor Öğütçü:
"Bütün Sivas'ı suçladılar bu olay için. İnsanlar ilk yıllarda Sivaslı olduğunu söylemeye utanıyordu. Çünkü karşılığında şöyle sorular geliyordu:
'Yakanlardan mısın, yananlardan mısın?'
Bundan on dört yıl önce insanlar bu otelin içinde diri diri yandılar, çoğu yükselen dumandan kaçmak için çatı katına koştu ama vahşetin kara dumanı hepsini orada boğdu. Cansız insan gövdeleri o son katta yandı. Ben, genç bir muhabir olarak Türkiye'de herşeyin değişeceğini, bu olayın asla unutulmayacağını sanıyordum. Çocukluk...
Tabii bu yazısının tamamı değil daha çok şeyler yazıyor.Okumak isterseniz
Tıklayin.
Ben yazıyı okudum yorumu buradan yapayım.
Şimdi sıra suçluyu arayıp bulmaya geldi.Sıvas'taki toplu cinayetin yada cinayetlerin faili yada failleri kim? Bütün ötekiler gibi,gözümüzün önünde dikilmiş durup duran "faili malum" bir cinayetmi ? Şimdi savcılar kolları sıvayıp araştırmaya başlıyacaklar,bisürü sorgulamalar, soruşturmalar...
Yargıçlar da öyle, cüppelerini toplayıp toparlıyarak cinayet dosyalarını karıştıracaklar. Suçlulara onbeş-yirmi yıl ağır hapis cezasımi, idam mı versinler, yoksa Aziz Nesin'in kışkırtması gibi bir neden uydurup gerçek suçluları aklasınlarmı ?
Millet vekilleri araştırma kurulları kuracak.Suçluyu veya suçluları bulmak için...
Kendini düsünen insan sanan her yurttaş,suçlunun kim ve kimler olduğunu araştıracak yada araştirdiğini sanacak...
Suçlu kim ?
Bütün Türkiye, suçluyu yada suçluları bulmak mı istiyorsunuz ?
O zaman hep birden aynaya bakın.Asıl suçluyu aynada göreceksiniz.Yukardan beri sayıp döktügüm bütün insanlar Sivas toplu cinayetinin failleridir !...
Bir yazı Tarih 2.Temmuz 2007 di.
O yazıya yazılmış bir yorum tarih 8.Temmuz. 1993 .
Ben iki yazıyıda okuduktan sonra katacak bir şey bulamıyorum.
Belki siz bir şeyler bulabilirsiniz.
Yorum bana ait değildir.O onu bizzat yaşıyan yazarımızındır.
Saygılarla.

Pazar, Temmuz 01, 2007

ÇOCUKLAR !...

Bu pazar günü bahçemdeyim.Çocuklarla birlik de Kamuflaj nedir konusunu inceliyoruz.
Tabii her zaman olduğu gibi büyüklerde bizlere katılabilir.
Saygılarla.