Çarşamba, Nisan 30, 2008

GÜNÜN BILMECESI !!!


Yukardaki resimler neye benziyor, onların ne işe yaradığını biliyormuyuz ?

10. Yıl Caddesi üzerindeki Silivrikapı otobüs durağına doğru yürüyen B......., kendisine yeşil ışık yandığını görerek yolun karşısına geçmek istedi. Bu sırada kırmızı ışıkta durmayan ve süratli olan Y....z Y....ı'nın kullandığı 34 TF 3... plakalı halk otobüsü genç kadına süratli şekilde çarptı.

B......z çarpmanın etkisiyle aracın altında kalıp 10 metre sürüklenirken, otobüs duramayarak önünde seyreden otomobile de çarptı. Kazanın ardından aracından inen otobüs sürücüsü ve muavin, feci şekilde..........

Bilmecenin cevabı: Bu güne kadar yaya geçislerinde,yaya kaldırımlarında ......?....... kişi hayatını kaybetmişdir.
Saygılarla.

KÖPEĞİMİZ SADECE DOSTUMUZMU ?


Evinizde kücük çocuğunuz mu var ?
Peki köpeğinizde varmı ?
Şimdi yazıcaklarım 10 senelik çalışmanın neticeleri.
Evinizde ki köpeğiniz yalnız çocuğunuzun arkadaşı değil aynı zamanda onun mikroplara karşı bağışıklık sağlamasını sağlıyan bir antrenör.
Uzmanların bu seneler içersinde yapmış oldukları çalışmalar neticesinde evlerinde köpek olan kişilerin alerji-rizikosu yok denecek kadar az olduğu görülmüşdür.
Bunun tam olarak nedeni hala gizliliğini saklamaktadır.
Siz ne kadar köpeğinizi fırçalasanızda, yıkasanızda bir köpeği temizliyemezsiniz.
Bu da sizin yararınıza neden olamaktadır.
Internasyonal bir uzman gurubu 9000 çocuk üzerinde 10 senelik sıkı bir çalışma yaptılar.Neticede görüldüki köpeği olan ailelerin çocukları alerjiye karşı bağışklık sağladıkları, köpekleri olmıyanlarda ise tam tersi tesbit edilmişdir.
Bu oluşum nasıl olabiliyor diye soracak olursanız.
Münih' deki Helmholtz ana merkezinde çalışan Joachim Heinrich'in timi köpeklerin dışardan taşıdığı mikropların çoğalması ile ortaya Endotoxine çıkıyor.Eğer onunla kontak halinde olduğunuz taktirde alerjik ve ateşli rahatsızlıklarla karşı karşıya
kalabiliyorsunuz.Çalışımalara başlamadan evvel bunun nedeni olarak köpekleri görüyorduk.Yapılan deneyler gösterdiki alerji ile yakından uzakdan bir ilgisinin olmadığını gördük diyorlar.
Uzmanların tahminleri bu durumda bir çok daha başka faktörler de yer almaktadır.
Köpeğimiz dışardan içeri tanıyamadığımız faydalı mikroplarıda taşımaktadır.Bu karşılıklı faktörler çocuğumuzun bağışıklılık sisteminde tıpkı bir aşı vazifesini görebilmektedir.Bu da evlerinde köpekleri olan ailelerin alerjiye karşı diğer ailelelere karşı korunmuş olmaktadırlar.
"European Respiratory Journal" da uzmanların açıklaması.Ailelerin köpek besliyenleri
bu durumda daha şanslı olduklarını yazmaktadır.Köpeklerle büyüyen çocuklarda Alerji polenlere karşı olan rahatsızlıklar görülmemektedir.
Bu durum arada sırada köpeklerle temas edilmesi aynı neticeyi vermemektedir.
Yapılan araştırmalar da göstermektedir ailede alerji rahatsızlığı olan kişilerde bu durumun hiç faydası da olmadığı görülmüşdür.
Böyle durumlarda anne alerjiye yatkın olması halinde yeni doğan çocukda da bu durum karşısında astma,saman nezlesi,Neurodermitis gibi rahatsızlıklar oluşacağı sanılmaktaydı.
3000 köpek besliyen anneler üzerinde doğumdan iki sene sonra yapılan tesbitlerde bu tezin yanlış olduğu alerji-rizikosunun yok denecek kadar az olduğu görülmüşdür.
9000 çocukda da doğumlarından altı yaşa kadar detaylı olarak tutulan raporlarda köpeklerin alerji konumunda çocukları koruduğu görülmüşdür.Her üç çocukdan bir tanesinde alınan kan örneklerinde alerjiye karşı koruyucu unsurları araştırmaya devam edilmektedir.
Kim derdiki köpeklerin bizlere sadık arkadaşlığı yanında çocuklarımızın sağlığına da katkıda bulunacağı.
Bu gün dört ayaklı dostlarımız bizlerden beklediği sevginin karşılığını kat kat bize verdiği bir daha gözler önüne serilmişdir.
Saygılarla.

Salı, Nisan 29, 2008

SIYAH - BEYAZ ...


Geçenlerde Pazar sohbetini sayfamda değilde.Geç gelen bahar güneşin sıcaklığını iliklerimize çekerek arkadaşlarla yaptık.Konu sokağa geldiği zaman bir arkadaşım bana eskiden de olurdu böyle şeyler gazeteler değer bile vermezdi haber yapmaya, daha ciddi şeyler yazardı diyordu.Peki neden bu haberler ilk sayfalara taşındı diye sorunca aldığım cevap baba sen bari sorma oldu.Yusyuvarlak bir cevapdı biraz içine bakayım dedim öyle kokular çıkmaya başladıki vaçgeçtim size tavsiyem hiç nedenlerini kurcalamayın altından kalkamaz migreni tanımıyorsanız,tanışırsınız.

Ya cinnet ya da hap içirdiler

Cinnet: Beyindeki kontrol mekanizmalarının işlevlerini kaybetmesi, tüm kontrolün, öfke duygusunun eline geçmesiyle oluşan hareket hali; insanın en yıkıcı/parçalayıcı olduğu andır. popüler tabiri için; piskopat.
Hap içirdiler : O kadar çok yönlüki siz içinizden geçen bir tanesini seçin...

EMİNE ŞENLİKOĞLU (Yazar): Hepimiz şoke olduk.(Biz bu günlerde o söylediğiniz şeye şoke olmuyoruz.Tecavüz 1,5 ila 94 yaş arası "şimdilik" ) Eğer öyle bir şey yaptıysa ona yazıklar olsun.(Sadece ) Ama yapmadıysa da bu bir komploysa, komplo kuranları Allah kahretsin.(Olmadı hanım efendi yaptıysa sadece yazıklar olsun,komplo yapmışlarsa Allah kahretsin) Vakit yazarı denmesi acı bir şey.(Onu benim günlüğümden okumuyorlardı ya nerede yazı yazıyorsa oranın yazarı değicekler bu gocunma niye !!!)Hüseyin Üzmez’in ailesiyle görüştüm. Eşi "Böyle bir şey yok" diyor.(Ne desin lafmı bu ?) Yaptıysa cezasını çeker.(Buradamı yoksa öteki tarafdamı açıklık getirmemişsiniz.) Haberlerde duyar duymaz Hüseyin abiyi aradım. "Bacım mahkemeyi bekle, söyleyeceğim bu kadar" dedi.(Bizde zaten başka şeyler söylemiyoruz ki mahkemeyi bekliyeceğiz.) Kız da 14 yaşında değilmiş.(Bu çok mühim sizce kaç yaşında olması gerekiyor ? Taciz,tecavüz,onuda açıklasaydınız da bizde bilseydik.) Hüseyin abinin tecavüze kalkışacağına inanamıyorum.(Senelerce kapı komşu yaşıyan insanlar Bosna'da neler yaptılar, siz onlara da inanmazsınız.Sakın ne alaka demeyin.Sadece örnek inanma babında) Öyle bir şey yaptıysa da kesinlikle cinnet geçirmiş derim.(Yukarda bu durumu açıkladım cinnetin ne olduğunu, eğer dediğiniz gibiyse;şanslı sayilabilirsiniz Cinnetin nerede ne zaman olacağı belli olmuyor.) Şu anda inanmıyorum. İlerde deliller ne gösterir bilemiyorum. Eşiyle arasındaki yaş farkında Hüseyin Üzmez’in suçu yok. Kendilerinden küçük kız alanlara, "Yaşlı bunaklar" demişimdir. Evlendiklerinde gidip, "Hüseyin abiyle kavga etmeye geldim" dedim. Eşi, "Emine abla onun hiç suçu yok. Kara sevdayla aşık oldum. ’Benimle evlenmezsen intihar ederim’ dedim, evlendik" diye anlatmıştı olanları.(Yaş farkı için size cevap vermiyeceğim.Yalnız bu durumda suçlanan kişi için 50 yaş farkı sizce de halen bir soru ? işareti getirmiyormu.) Hüseyin abinin, namus konusunda bilinçli olarak yanlış yapacağı kanaatinde değilim. Ya bir cinnet geçirdi, ya bir hap içirdiler diye düşünüyorum. Yüzde 99 böyle bir şey yapmaz ama kalbini Allah bilir.(Sayın hanımefendi şimdi matamatik hesaplarına niye giriyorsunuz.% 99 veya % 1 ler.Sonra bunun kalple ne ilgisi var ? Beyinle ilgili olduğunu cinnet ile siz bağdaştırmu-yormusunuz !!! )
Toplumsal lince dönüşmesin (Hiç merak etmeyin toplumsal lince dönüşmez suçluysa cezasını Laik Hukuk devleti çerçevesinde çeker.Bakın ona inanan insanların arasında
kalırsa buna garanti veremem
.)
Saygılarla hanımefendi.

Pazartesi, Nisan 28, 2008

ONUNDA ADI SPOR YAZARI...


28 Nisan 2008
Sarı kırmızı kartonları anladık da yeşil ne oluyor?

Ercan SAATÇİ

FENERBAHÇE’nin başlattığı bir çok aktivite diğer kulüpler tarafından da takip ediliyor ... Fenerbahçe taraftarı, her türlü özel karşılaşmada mutlaka tribünlerde bir aktivite yapar. Buna özen gösterilir. En ince ayrıntısına kadar düşünülür... Güzel ve manalı bir fotoğraf çıkar ortaya ...

Dün, hemen Fenerbahçeli taraftarların oturduğu kale arkasındaki G.Saraylı taraftarlar da bu derbi için bir organizasyon yapmışlar... Üstelik oldukça renkli bir karton gösterisi organize etmişler ! Sadece renklerle ilgili biraz kafam karıştı... Sarı ve kırmızı kartonları anladım ama yeşil rengin sarı kırmızıyla aynı tribünde olmasını anlayamadım? Arada biraz da beyaz renkli kartonlar vardı... Meksika bayrağı desem sarı var o yüzden değil... G.Saray’ın renkleri desem o da değil, yeşilin ne işi var orada ? Anlayamadık... Maçtan önce F.Bahçe taraftarının o trübüne yaptığı tezaruhatı yazmayacağım, ama manidardı doğrusu...

Dün milyonlarca kişi tv.lere kilitlendi.Nefesler tutuldu.Ülkemizin asırlık iki güzide rakibi gene karşı karşıya gelmişdi.Senede iki üç kere karşılaşırlar.Bazen a.takımı bazende b.takımı seyircilerini sevindirir.Bir hafta öncesinden yazılır, çizilir filanca oynasın filanca oynamasın, taktikler verilir.Hangi hakem bu maçı yönetebilir fikirleri yürütülür.Klüp yöneticilerin verdikleri beyanlar yanında promosyon olarak okunur.Maç sadece 90 dakikadir.Bitiş düdügü ile bir takımın seyircisi sevinir, diğerinde bir burukluk vardır.
Bir asırdır yaşanan bir heyecandır bu.Bazı kendini bilmezler hariçinde bu böyle olur
böyle yaşanır.
Dün akşamda 22 futbolcu sahaya çıkarak ellerinden geleni saha da centilmence ortaya koymuşlardır.Ev sahibi takım seyircisini sevindirmiş.Misafir takımın seyircisi de hüzünlü olarak stadı terk etmişdir.Bu değişken bir duygudur.Bir kaç ay geriye gidecek olursak aynı şeyleri yaşamışdı; galip takımın seyircisi.

Unutulmaması gereken en önemli nokta ise bitiş düdügü ile bu konuda seneleri veren kişilerin oynanan maç üzerinde yorumlarıdır.Okuyucu ve görsel seyirci onlarında düsüncelerini maç sonrası sabırsızlıkla bekler.Acaba benim gözümden kaçan nelerdi diye.Tabiki bu neticeyi değiştirmez.O alışa gelmiş bir gelenek gibidir.

O yorumları yapanlara Spor Yazarı denir.Onlar gönüllerini vermişlerdir bu mesleğe.
Onlarında takımları vardır.Zaman zaman yazılarında bile bunu açığa verirler.Eğer bu zaafları futbol'un güzellikleri içersinde kaldığı müddetce.

Sayın Ercan bey yukarda ki yazmış olduğunuz bölümü lütfen bir daha okuyun.
Ondan sonra ortaya çıkan anlamı sizin yazınıza atıf verilerek yazılan diğer başlıklara bakın.
Eğer bundan sonra sporla ilgili bir yazı yazmıyacaksanız.Yazınızı sizde uyandırılmış görüş olarak kabullenebilirim.

Bu ülkede herkez kendi görüşlerini rahatlıkla yazma hakkına sahip olmasını en çok istiyenlerden bir kişiyim.

Amma bu yazıyı Spor Yazarları sayfasında; bir spor yazarının yazmasını asla kabullenemem.

Kabahat sizde değil sayfayı hazırlıyan sorumlunun böyle bir yazıyı yanlış sayfada
sunmasıdır.

İnşallah bundan sonra sizin yazılarınızı başka bir bölümde okumak dileği ile.

Saygılarla.

Cuma, Nisan 25, 2008

AZİZ-NESİN İLK OKULUNUN "SÜPER MARWİN'İ"


"Süper, Marwin!"

İntegrasyonun tam tersi : 10 yaşındaki Marwin Türk-Alman okuluna "Berlin-Kreuzberg"
gidiyor; su gibi Türkçe konuşuyor ve Türk Futbol Klübünde oynuyor.Marwin, anne ve babası Alman olan tek çocuk.Onun için bu durum gayet normal.

Berlin-Perşembe akşamı:Antreman; Türkiyemspor'un gençler E katagorisinde Marwin koşuyor,bacaklarının biraz uzun olması diğer arkadaşlarına karşı avantaj sağlıyor.
Topla sanki dans ediyor arkadaşları mücadele etmeye çalışırken.Saha kenarından arkadaşları onu seyrederken yarı Türkçe yarı Almanca tezarühat da bulunuyorlar.
"Süper, Marwin".
Marwin'nin yüzü gülüyor.Akranlarına nispeten biraz daha iri.Görünüm olarak olarak tam bir sarışın.Yoksa onu arkadaşları Hakan,Tolunay,Cihan'dan ayıramazsınız.
Marwin 10 yaşında Kreuzberg'de oturuyor.Türk'lerin yoğun olduğu bir semt.Türkiyemspor ise o semtin sporcu yetiştiren bir Klubü.O da orada Türk'lerle kaynaşmış bir Alman çocuğu.Ailesinin ilk başlarda kafası karışmış.Daha sonra burada herkezin Türkçe konuştuğunu göz önüne alarak çocuklarının bu dili öğrenmesinde bir sakınca görmemişler hatta onun yaşamını kolaylaştıracağı kanısına varmışlar.
Aile de Türk kültürünü, ananeleri yakından tanımaya çalışmış.Ana okulunda bir öğretmenin Türkçe olarak şarkı öğrettiğini bile gözlemişler.İlk okula yazdırırken seçimi zoraki dersler katagorisinde bulunan Türkçe üzerinde yapmasına karar vermişler.
Cuma sabahı: Aziz-Nesin okulu 5.nci sınıfında Türkçe dersi.Harun, Marwin'in sınıf arakadaşı sınıfın ortasında Türkçe; hayvanlar aleminden bir parçayı okuyor.Kara tahtaya cümleler aktarılıp Türkçe ve Almanca olarak anlizi yapılıyor.
Duvarlarda Türkiye'nin gözde yerlerini gösteren resimler, Almanya'nin haritası,Samanyolunu gösteren resim elle yapılan çizimler ve resimlerin Türkçe adları "bisiklet", "piyano", "gitar" - Fahrrad, Klavier, Gitarre. süslüyor.

Harun okuduğu hikayenin hangi bölümünü beğendiklerini soruyor arkadaşlarına.
Ücüncü sıranın sol ilk başında oturan Marwin ayağa kalkarak Türkçe cevap veriyor.
Harun Marwin'e Almanca cevap veriyor sonra eli ile alnına vurarak dersin Türkçe olduğu aklına geliyor.
Sınıf öğretmeni D.Siemund her ne kadar Türk kültürü ile yetisselerde Almanca olarak anlatım ve yazım onlara daha da kolay geliyor,diyor.
Onlar Neol bayramını tıpkı Ramazan Bayramını kutladıkları gibi kutluyabiliyorlar.
Aziz-Nesin Okulu Avrupa-devlet okulu,liberal edebiyatçı yazar Aziz-Nesin'in adını taşımaktadır.Orada normal okullarda öğretilen plan içersinde ders yapılmakta olup ek olarak Türkçe ders yapılmakta.
Alman aileler bu duruma biraz yabancı bakıyorlar,her ne kadar çocukları için zoraki ders olarak Fransızca-İspanyolca'yi hatta Latince ve Çin'ceyi seçmelerine rağmen Türkçe'ye ters bakmaktadırlar.Almanya'da Türkçe öğrenmek istemedikleri de gerçeklerden bir tanesi.Daha yüksek sınıflarda talebe değişimi içersinde Norwec,Yeni Zelanda hatta Peru'yu seçmelerine rağmen Türkiye'yi seçmemektedirler.
Sınıfda Plonya'lı Rusya'lı anne babaları olan çocukların yanında annesi veya babası Alman olan çocuklar da var.Marwin ise Ailesi Alman olan tek çocuk.Sınıf öğretmeni çocukların ön planda ana lisanlarını mükemmel bir şekilde öğrenmeleri ana vatanlarında ki kültürlerini unutmamaları gerektiği görüşünde.Bu şekilde integrasyonun gerçekleşebileceği birbirlerinin kültürlerini iç içe yaşamaları görüşündedir.
Marwin, Bilge ile yan yana oturmaktadır sınıfda her ikisinin de lisan konusunda kuvvetli veya zayıf tarafları olmaktadır.Fakat kültürel konumda ise ayrıcalık olmamaktadır.Her öğrenci tıpkı Okulda Noel'li veya Ramazan Bayramını birlikde kutluyabiliyorlar.
Okulda olmıyan tek şey Din dersi.
Sizlerle burada kücük İstanbul denilen Krezberg'de bir okulun sınıfında ailesi Alman olan tek bir çocukdan bahs etmek istedim.Onun adı Marwin.
Bu yazı daha detaylı olarak bir Alman gazetesinde ele alınmışdır.
Politikacıların İntegrasyon adı altında senelerce yaptıkları konuşmalara karşın bu işin nasıl olduğunun en güzel örneğini "Süper Marwin" vermektedir.
Saygılarla.

Perşembe, Nisan 24, 2008

MATAMATİK ZAYIF OLUNCA...

GENÇ Parti (GP) Genel Başkanı Cem Uzan hakkında, Çukurova Elektrik A.Ş.'yi (ÇEAŞ), 29 milyon dolar zarara uğrattığı gerekçesiyle 7.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan dava süresinde bitirilemeyince, `zaman aşımı' nedeniyle ortadan kaldırıldı. Uzan ile birlikte 5 şirket yöneticisi de ceza almaktan kurtuldu.

Çocuğun yağması bu kadar olur!
“Karnım çok aç” diyerek bir çocuktan 85 Ykr gasp eden iki çocuğa ‘nitelikli yağma’ suçundan 1’er yıl 10’ar ay hapis cezası verildi.Yeni TCK’da, baklavacı çocuklar davasının yarattığı tepki üzerine “çalınan malın değeri düşükse ya da hırsızlık acil bir ihtiyacı karşılamak içinse hakimin cezayı indirmesi ya da ceza vermememesi” hükmü eklendi. Ancak İzmir’deki son iki dava ‘hırsızlık’ değil, ‘nitelikli yağma’ sayıldığı için bu düzenleme uygulanamadı. Haber Gazeteler.



Soru : 29 Milyonun içinde kaç tane 85 krş. var.
Cevap: Saymanız uzun sürdügü için yorum hakkınız "zaman aşımına" uğramıştır.

Saygılar.

MANTAR GİBİ ÇIKIYORLAR...


Kartal Atatürk İlköğretim Okulu’ndaki 23 Nisan gösterilerinde, okul müdürü dans eden kız öğrencilerin gösteri kıyafetleri açık diye gösterilere son verdi.

Okul bahçesindeki törenlerde, ilk olarak öğrenciler Çanakkale Savaşı piyesi sahneledi. Üzerlerinde asker kıyafeti bulunan bir öğrenci ezan okudu, diğer öğrenciler de topluca namaz kıldı. Piyesin ardından ise kız öğrenciler göbeklerini açıkta bırakan kıyafetler giyerek, şarkı eşliğinde dans etmeye başladı. Bu sırada okul müdürü Mehmet Kahraman müziği kestirerek gösterilere son verdi.Haber Gazeteler



Sadece adını vermişler Atam.
Cumhuriyet'in ilk temelleri olan o günden bu yana 88 yıl geçmiş.
İşte; ne hale gelmiş...

Özet :
Gazetelerde çıkan bu haber üzerine gerekli merciler araştırma yapmak için."bla , bla,
bla, bla"...

Yorum :
......... haberler de geçen olayları uzmanlar eğitime bağlıyorlar.Eğitim düzeyini yükseltmemiz gerekir."Bla,bla,bla"...

Sonuç :
? kokarsa tuzlarız.Tuz kokarsa ne yaparız ?
Bakkal amca ,bakkal amca, bana oradan yarım kilo eğitim ver.

Beni bağlar :
Bu gidişle aranan bu altı harfi "e,ğ,i,t,i,m" okullar hariçinde her yerden alabilirsiniz.

Beni bağlara cevap :
Bir kişinin yapmış olduğu hatayı kendini bu işe vermiş bir çok değerlere bağlıyamazsınız.

Beni bağlar :
Bağlarım müfetiş den evvel oradaki değerler bu karara boyun eğmişlerdir.

Kalın sağlıcakla.

Çarşamba, Nisan 23, 2008

Cumhuriyet'in çocukları bu gün bizim bayramımız.


23 Nisan 1920 Cuma sabahı erken saatlerde, Ankara'da bulunan herkes Meclis Binası çevresinde toplandı. Halk, kendi kaderine sahip çıkmanın coşkusu içindeydi. Hacı Bayram Camii'nde kılınan öğle namazından sonra, Meclis binası girişinde
gözleri yaşartan muhteşem bir tören yapıldı. Saat 13.45'de, Ankara'ya gelebilen 115 milletvekili Meclis salonunda toplandı.

Parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey (1845), Başkanlık kürsüsüne çıktı ve aşağıdaki konuşmayı yaparak Meclis'in ilk toplantısını açtı.

"Burada Bulunan Saygıdeğer İnsanlar,
İstanbul'un geçici kaydiyle yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, milletimizin, teklif olunan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlıyarak Yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir. Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum."

Bu açış konuşmasında, millî egemenliğe dayalı yeni Türk parlamentosunun adı da "Büyük Millet Meclisi" olarak konulmuştu. Bu ad herkesçe benimsedi. Daha sonra Atatürk'ün tüm konuşmalarında yer aldığı şekliyle ve ilk kez 8 Şubat 1921 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinde de yazılı olarak, "Türkiye Büyük Millet Meclisi" (TBMM) adı kalıcılık kazandı.

Bu bayram, Büyük Millet Meclisi'nin açılışı ile 23 Nisan 1920'de gerçekleşen ulusal egemenliğin simgesidir. 1935'e dek "Hakimiyet-i Milliye" adıyla kutlanan bayram, 27 Mayıs 1935'te "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olmuştur. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, UNESCO'nun 1979'u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği'ni başlatarak, bayramı uluslararsı düzeye taşımıştır.

Bizlerde onun kurduğu bu Cumhuriyet'in çocukları olduğumuza göre bayramımız kutlu olsun.

Saygılarla.

TANIDIK GELİYORMU ?


MySpace Layouts


Seyahat ederken sürekli tuvalet aramakla meşgulsünüz, toplum içindeyken de gözünüz daima en yakın tuvaletin peşinde. Eskiden mesanenizi hiç fark etmezdiniz.Şimdi ise adeta farklı bir kişi oldunuz.Arkadaş ve akrabaların davetlerini geri çeviriyor, evinizden çıkmamayı tercih ediyorsunuz.Çoğu zaman kamuya açık mekanlarda vakit geçirmekten kaçınıyorsunuz.
Durum çok açıktır.
Aşırı aktif mesane sizi ve yaşamınızı ciddi bir şekilde kısıtlamaktadır !
Yalnız değilsiniz !
Milyonları aşkın insan aşırı aktif mesane sorunuyla karşı karşıyadır: 60 yaş üzerinde 10 kadından 4'ü ve 10 erkekten 2'si her gün mesane sorunu yaşamaktadır.
Kadınlarda en sık görülen sebep: Gebelikte ve doğumdaki müdahaleler sonucu ortaya çıkan zorlanmalar.
Uzun zaman fark edilmeyen enfeksiyonlar, aşırı kilo, hastalık veya kaza nedeniyle kabızlık veya sinirlerin zarar görmesi de olası sebepler arasındadır.
Erkeklerde görülen prostat hastalıkları da çoğu zaman idrar inkontinansı (idrar kaçırma/tutamama) ile sonuçlanmaktadır.

Mesane sorunu kendini nasıl belli eder.

* Sık sık idrar yapma: Günde 8 kez veya daha sık.

* Çoğu zaman şiddetli idrar yapma ihtiyacı.

* Geceleri idrar yapma: Gecede 2 kez veya daha sık.

* İstem dışı idrar kaçırma.

Cesaretli olun Doktorunuz yardım edebilir !

Aşırı aktif mesanenin hastaya verdiği rahatsızlık derecesi aşırıdır ve hastanın günlük yaşamını resmen kontrol altına alır.Ancak yaygın bir varsayımın aksine, aşırı aktif mesane insanların yaşlanması ile birlikte doğal olarak ortaya çıkan bir durum değil, tıbbi tedbirlerin alınmasını gerektiren kronik bir hastalıktır.Mesane sorunlarının başarılı bir şekilde tedavi edilebilmesi için çok sayıda cözüm yolu vardır.Tedavi esnasında sizinde katkıda bulunmanız önemlidir !
İlk adımı atmak elbette zor olabilir,fakat yinede doktora gidin ve ona güvenin, cünkü bu konuda size yardım edebilecek tek kişidir.
Profesyonelce.
Anlayışla.
Uzmanca.

Saygılarla.

Salı, Nisan 22, 2008

TECAVÜZ'ÜN YAŞI !!!


Bebeğe tecavüz kesinleşti .

Baygın halde getirildiği hastanede işkence gördüğü belirlenen 17 aylık N.N.B.'nin, Adalet Bakanlığı'nın emriyle Adli Tıp Kurumu'nda yapılan ikinci incelemede 'fiili livata' şeklinde tecavüze uğradığı kesinlik kazandı.

BURSA’da, camını kırarak yalnız yaşadığı evine girip, kendisine tecavüz etmeye kalkışan 24 yaşındaki Erkut P. ile 25 yaşındaki Fettullah A.’nın elinden güçlükle kurtulan 94 yaşındaki Cemile S., yaşadığı travmanın etkisinden kurtulamadı. Çok korktuğunu belirten Cemile S., “Tecavüze yeltenirken beni çok dövdüler. Her tarafıma vurdular. Canım çok acıyor” diye konuştu.

Bir yerde bir şeyler yanlış yürüyor.Tecavüz yaşı 1,5 ile 94 yaş arası.


Anlaşılacağı gibi Biri BEBEK diğeri ise NINE.


Polisiye olay olarak görürsek; çok yanılırız.Bu toplumun bir yerlerde yaptığı ve yapmakta olduğu yanlış olarak ele alınmalıdır.
Suçlular yakalanabilir gereken cezayı da görebilirler.
Bu kanayan yarayı tedavi edemez.Toplum olarak bahanecilikden vaz geçmediğimiz zaman
ya yeni tecavüzcüler yetiştireceğiz yada onların kurbanları olacağız.
Devletin gerekli kurumları, sivil toplum örgütleri, uzman kişilerin bu konuda ciddi olarak adım atma zamanı geldide geçiyor.

Bu durum karşısında 3.ncü sayfa haberi olarak kalmıyıp her blog kardeşim sayfasında bu yaraya parmak basarak nerelerde yanlış yapılıyor.Ele alalım.

Eğer Eğitim diye başlıyacak olursak.Eğitimin neresinde ?

Aile yapısı diyorsak neresinde ?

Sosyal dengesizlik diyorsak ondan kimler faydalanıyor.

Bu büyük ailenin parçası olarak bu soruna bakış açımızı ortaya dökelim.

Saygılarla.

Cuma, Nisan 18, 2008

YARATILIŞ...

Perfeksiyon "mükemmellik" yaşam boyu özlemini çektiğimiz bir unsur.Bir galeriye gittiğimiz zaman, bir resmin karşısında veya okuduğumuz bir esere duyduğumuz hayranlık.Kulaklarımızı dolduran bir melodi,tiyatro perdesinin kapanması ile eseri ayakta dakikalarca alkışladığımız anlar.Hepsi mükemmel bir dizayn ile yaratılmış insanın eseri olduğu bir gerçektir.Peki ya insan, onun yaratılışı, oradaki perfeksiyon.
Insana da gereken sevgi ve saygıyı verebiliyormuyuz.Yoksa bu mükemmel varlıği gereğince tanıyormuyuz.Bu da sorgula-bilinir.İsterseniz aşağıda bu Perfeksiyonu birlikde izliyelim.Onu; biraz daha yakından tanıyalım.

video



Saygılarla

Perşembe, Nisan 17, 2008

ZIHNIYET...


Şirket yetkilileri ise kesimler için Çevre ve Orman Bakanlığı'dan izin aldıklarını belirterek, “Sadece 60 zeytin ağacını projeyi hızlandırmak için izinsiz kestik. Bu nedenle 3 bin 500 YTL para cezası ödeyeceğiz” dedi.





İsveçli araştırmacılara göre dünyanın en yaşlı ağacı, İsveç'te hala ayakta olan 9 bin 550 yıllık bir köknar ağacı.....

Saygılarla.

ENERJI = ACLIK..



Rüzgar yön değiştirdi.Fazla üretim geçmişde kaldı.Dünyaca tarım alanları enerji ve endüstürü için ham maddeye hizmet ediyor.Alanların çoğu kimyevi ve genteknik alanları oluyor.Sevindirici olan tarafı üreticiye ait olan kısmi;fiatların gittkçe artması.
Avusturya tarım birliği yukarda bahs ettiğimiz ekim nedenleri yüzünden bio tarımında geriye sayımın başladığını söylemektedir.1993 senesi 200.000 hektar olarak bilinen
ekim alanları bu gün 1,56 Milyon hektara ulaşmış durumdadır.
Otomobiller Mısır ve Buğday tüketmeye başlamış durumda.
ABD'de Ethanol'u kazanabilmesi için mısırı kullanmaktadır.Bu durum karşısında fiatlar tavan yapmışdır.Ethanol bir bakıma alkol bu da Benzin ve Mazotun alternatifi yerini alamaktadır.Son seneler içersinde 118 adet Ethanol üreten fabrika mantar gibi
ortaya çıkmışdır.35 Milyar litre Ethanol senelik üretmektedir.Bu da senelik mısır üretiminin 4/1 'dir.Ekici fiatların katlanması karşısında mahsulünü bu yöne döndürmüşdür.
Aynanın karanlık tarafı ise komşu ülke Meksika'da ana gıda maddesi olan mısır'ın fiatları bu şekilde artması karşısında, insanları sokağa dökmeğe başlamışdır.
Fotoraf; Amerikan arabasının yakıtına karşı açlık çeken Meksikalılar olarak görülüyor.
Bu gün aynı durum Avrupa ülkelerinde de görülmektedir.Avusturya'da kurulan Ethonol fabrikalarında 70.000 Hektarlık ekim alanından 200.000 metrekubik Ethonol kazanıldığı bunu da Benzin ve Mazot alternatifi olarak kullandığıdır.2007 yılı ile
% 2,5 olan üretim 2008 senesi ile % 5,75'e ulaşmışdır.
Bu durum Ağaç endüstürü alanlarında gözle görülür durumda; kağıt ve Faser plakalarının ham maddesi olarak tüketimin gittikçe artması karşısında.İklim değişikliği ile doğa felaketlerini de buna eklediğimiz zaman bu alanda da fiat artışı görülmeye başlamışdır.Boşalan alanlar ise tarım alanlarına dönüstürülüp enerji kazanılması yolunda üretime çevrilmektedir.
Elektrik veya Süt ne alaka demiyelim.Bu gün Hayvancılık için kullanılan meralardan alina ürün. hayvanlara verilmektense fabrikalar da işlenip Metan gazı elde edilmekte bu durumda da Elektrik üretiminde kullanılmakda.Geri kalan atık kimyevi maddelerde tekrar meralara dökülerek gübreleme ile daha kaliteli ham madde elde edilmektedir.
Ne yazık ki hayvancılık yok olmakda bu da elde edilecek süt'ün azalması ona bağlı gıda maddelerinin fiat artışına neden olmaktadır.
Teknolojinin bu şekilde ilerlemesi ile Petrol'den elde edilen kimyevi oluşumlar.Boya,asfalt,yağlar,plastik,ambalaj sanayi liste vs.vs olarak uzayıp gitmektedir.Artık ham madde olarak.Mısır,Buğday,Pancar,Şeker Kamışı,Patates,Raps,Prinç gibi gıda maddeleri almaktadır.
Petrol üretiminin azalması,Petrol alanlarının el değiştirmesi,Üretimin belirli noktalardan kontrolü,bir çok gelişmiş ülkelerin bu konuda aldıkları alternatifler tarım alanları ile başlamışdır.Hazırlıksız belirli bir plan proje içersinde başlamaması bizlere Enerji = açlık olarak dönüşüm yapmaktadır.Buna iklim değişikliğinin getireceği olumsuzluklar dahil değildir.
Şu andaki durumu ona bağlıyamayız.
Bu gün araştırmacılar gen teknik ile tarım ürünlerinde ki rekolteyi ikiye katlamakla uğraşmaktadırlar böylelikle enerji+açlık lığa karşı tedbir alınabileceği fıkrendedirler.Bu çalışmaların enerji alanında olumlu olacağı muhakkakdır.Sağlık yönüyle bizlerin böyle bir gıda maddelerine karşı hazır olup olmamız bilinmezler hanesinde bulunmaktadır.
Uzmanlar kapıların teker teker açıldığını zaman içersinde bunun bizler üzerinde olacak olan eksi ve artılarını görebileceğimizi söylemektedirler.
Bu gün itibarıyla genteknikle üretilen gıda maddeleri ile bio tarım arasında bir sınır çizilemiyeceği bilinmesi bir gerçekdir.
Özetlememiz gerekirse:
Artılar;
* Verimi yüksek yeni bir tarım sistemi.
* Petrol'e karşı yeni alternatif.
* CO 2 nin vermiş olduğu zararın önlenmesi.
* Ham maddesinin natur olması nedeni ile atıkların tekrar toprağa dönüşümü ile Çöp probleminin kendiliğinden ortadan kalkması.
Eksiler ;
* Böyle bir çalışmaya hazır olmıyan ülkelerin açlıkla karşı karşıya gelmesi ekim alanlarının yok olması.Köleleğin tekrar ortaya çıkması.
* Kısıtlı alanlar yüzünden yağmur Ormanlarının yok olma tehlikesi.Genteknikle sistemin değişimi.
* Tarım üretiminin köylünün elinden alınıp endüstürü baronlarının kontrolü altına girmesi.
* Genteknikin getirdiği kurallarla.Kimya sanayinin daha da bir önem kazanması.
Biraz, bu günü bir başka pencereden bakmaya çalıştım.
Kapımıza yaklaşmakta olan İklim değişikliklerin getireceği eksilerle karşılaşmadan,onun adı altında bahaneler üreten Politikacılara büyük bir havuzdan pipetimle bir kaç damla su çektim.
Kalın sağlıcakla bir başka çevre ile ilgili yazıda görüşmek üzere.
Saygılarla.

Çarşamba, Nisan 16, 2008

8 YAŞINDA KIZ ÇOCUĞU OLMAK.



8 yaş bir kız çocuğu için ne demektir?
Okul sıraları ile tanıştığının yıl dönemi diyelim...
Arkadaşları ile seksek oynıyabileceği,resimlerine baktığı kitapları yeni öğrendiği hazla okumaya çalışmasımı?
Torunlarım bile o devreyi atlatılı yıllar geçti.
8 yaşda ki bir kız çocuğunu anlatabilmekde zorluk çekiyorum...
Şimdi yazacağım; hikaye demek istiyorum."Masalın kücük kardeşi".
Yaşanmış gerçek olmasına rağmen, elimle, beynim arası mücadele ediyorum.
Kitaplardan tanıdığımız 1001 gece masallarının geçtiği bir ülke...
Şeyhliklerin,sultanlarin,kralların idare ettiği ülkelerden bir tanesi.
Kanunlarını şeriat kanunu diye adlandırmışlar.
Yaşama hakkı olan her canlının bu kanunlarla bazi katagorilerin kılıflara uydurulduğu sistem.
Şeriat diye ansiklopedilere baktığımız da,lugatlarda açıklanması,koca koca profesörlerinin anlatımına hiç mı hiç benzemiyen sistem.
Onun adı Nojoud Nasser daha 8 yaşında.Şirinmi şirin bir kız çocuğu.
Hani yukarda sormuşdum, o yaşta bir çocuğun duyguları yaşam tarzı ne olur diye...
Biraz size Nojoud Nasser'i anlatayım o Jemen'de yaşıyan bir ailenin çocuğu; alnının ortasına kadar çekilmiş siyah bir örtü ile kapalı, incecik kolları o örtünün arasında sıkışmış çaresizce kala kalmış.İnaçlar vecibince o kapanmaya mahkum edilmiş.Şeriat öyle emreder denmiş, kabullenmiş.
Zaten ona soran kim.Ona daha başka şeyler de sorulmamış.
Evinin kapısı çalınmış bir gün, bir amca ziyaretine gelmiş 30 yaşını geçmiş Tortür adlı bir amca ,babası ile konuşmuş sonra el sıkılmış.
Meğer o el sıkışma onun kaderi olduğunu nerden bilseymiş.
Amca istemiş baba da ona eş olarak vermiş.
Hepsi o kadar basit.
Her ne kadar o ülkede ki şeriat eşin 15 yaşında olması gerektiğini ve kendisine sorulması gerektiğini söylesede.
Derdini anlatacak bir imkanı olmadığı için sadece teselliden ötürü geçmezmiş.
8 yaşında o kücük kız artık babası olabilecek adamın karısı olmuş.
Onun çığlıklarını kimse duymazmış.Gün be gün, saat be saat cinsel tecavüz ile tanışmış.
O minicik kız resmen bir erkeğin iğrenç arzularının aleti olmuş.
Nefes almak için bahçeye çıktığım zaman bile kolumdan tutup yatak odasına sürükliyerek götürüyor önce dövüyor sonra.... ......diye anlatıyormuş.
Ona ne ailesi ne de dışardan bir kişi el uzatabiliyormuş.
Nojoud Nasser gibi o kadar çok olaylar varmış ki artık normal olarak karşılanıyormuş.
Artık o kocasının mali ona ne bir kanun ne de bir şeyh yardım edebileceğini yüzüne haykırıyorlarmış.
Tek başına şikayetçi olamıyacağı için, ona ailesı veya bir kişinin yardım etmesi gerekiyormuş. Şeriat korkusu ile kimse yanaşmıyor.Git kendi işini kendin gör diyorlarmış.
8 yaşında çocuk neler yapar diye sormuşdum.
Ama hiç birimiz onun; öyle bir ülkede, böye bir şey yapabileceğini tahmin edemezdik.
Evet ; Yalnız bırakılmış o kız çocuğu, her şeyi göze alarak evinden kaçarak, o ülkenin baş şehri olan Sana'da mahkemeye baş vurmuş.
Bir ilk yaşanmış o ülkede mahkeme ilk defa o açıklı yaşantıyı dinlemek lütfunda bulunmuş.Sonunda dayanamayıp bu evliliğin geçerli olmamasına karar vermiş.
Kocası olan kişiyi de cezalandırmışlar."250 US dolar para cezası."
Bu karar ortalığı karıştırmış.
Nasıl olurda böyle mahrem sayılan bir şey, mahkemeye taşınır.
Şeriata karşı bir ayaklanma gibi görülmeye başlamış.
Koskoca ülkede ilk olarak 8 yaşında bir çocuk şeriatı karşısına almış.
Bu günlük Nojoud Nasser amcasına teslim edilmiş onun koruması altında.
Dünya çocukları koruma kurumları her ne kadar şeriat adı altında yaşıyan çocukların
durumları hakkında bilgi sahibi olamalarına rağmen karanlıkda kalan rakkamların çok daha korkunç olduğunu söylemektedirler.
Her ne kadar son 3 sene içersinde evlilik yaşı 10 ile 14 arası olmasına rağmen.Hodeidah ve Hadramout bölgelerinde 8 yaş olarak devam etmektedir.
Women’s National Committee (WNC)"Internasyonal Kadın Komitesi" 18 yaş için parlamentoya müracaat da red edilmişdir.
Gelelim Nojoud Nasser'in kocasına alınan bu kararı proteste etmekde olup.Nasıl evli bir kadının kocasına karşı böyle bir dava açabilir.Benim şeriat olarak hakkım eğer belirlenen yaşa kadar cinsel ilişki yasaklasa dahi.Bu evi terk etmeye hakkı olmadığını söylemektedir.Kocasının bu hakkının elinden alınması ile bir kanun olmaması, bir yüksek mahkemeye taşınmaya yol açabilmektedir.
Nojoud Nasser her ne kadar şu an kurtulmuş olmasına rağmen.Hayatı tehlikeyi atlatmış sayılmaz.Her an bir töre cinayeti ile hayatını kaybedebilir.
Geçen sene şeriat ve töre kanunları ile 400 kız çocuğu hayatını kaybetmişdir.Tabii bu bilinen rakkamlar.Karanlık da kalanlar sayının çok daha fazla olduğunu söylemektedir.
Nojoud Nasser'in böyle bir sonuçla hayatını kaybetmemesi için.Dünya çocuk organizazyonu onun Dar-al-Rahama getirilerek.Yeni bir yaşama başlaması için çalışmaktadır.
Nojoud Nasser'in ailesi ve eşinin ailesi ölümüne karar vermiş bulunmakda olup ilk fırsatda yerine getireleceğini söylemektedirler.Bu durum onların şereflerini yerle bir ettiği inancındadırlar.
Yaşam ile ölüm arasında daha 8 yaşında olan bir çocuğa sorulduğunda."Ben sadece şereflice bir yaşam sürmek istiyorum." demektedir.
Neden bu yazı diye soracak olursanız.
Laik Hukuk devletinin faydalarının nasıl bir yaşam sunduğunun bilincinde olamamız gerektiğini bunuda ne pahasına olursa olsun muhafaza etmemiz gerektiğini söylemek istedim.
Kalın sağlıcakla.
Saygılarla.

Salı, Nisan 15, 2008

SİYAH ALTIN...




Rusyada'da petrol üretimi geriliyor :
Bu haber İnternasyonal Enerji piyasasına bomba gibi düşdü.Dünya da ikinci Petrol ülkesi olan Rusya'da sene başından bu yana üretimde gözle görülebilecek bir gerileme var.
Uzmanlar önümüzdeki günlerde sıkıntılı günlerin gelebileceği görüşünde.
Rusyanın büyük petrol üreticisi Louk-oil yetkilileri Petrol üretiminde en yüksek noktada olduklarını söylemektedirler.
Geçen sene verilerinde günlük üretim 9,95 Milyon baril olarak gösteriyordu.
Bu günkü veriler ise çok daha az olduğunu göstermektedir "Financial Times".
Bir başka değişle üretim artık inişe geçmiş durumda.Bu da dünya piyasalarını korkutmaya başlamış durumda.
Petrol fiatları New York borsalarında Rekord yüksekliğe çıkmış durumda."113 dolar baril başı"
Batılı ülkelerin Rusya'da ki üretimin bu şekilde gerilemesi piyasaları şoka sokmuş durumda.Senelerce muntazam bir şekilde enerji ihtiyacını karşılayan bu ülkenin üretimde ki boşluğun alternatif bir enerji için hazır olmıyan ülkeleri zor duruma sokabilecek.
Bu gün Saudi Arabistan dan sonra dünya petrol ihtiyacını karşılayan ikinci ülke olarak Rusya yer almaktadır.Batı Sibirya'da üretilen Petrol'ün gittikçe azalması.
Aynı zamanda Kuzey denizi ve Meksika'da da paralel olarak üretimin düşmesi bizleri
bu enerjiye karşı bir alternatif üretmemenin sıkıntılarını çok daha iyi hissedebileceğiz.
"Wall Street Journal"'in bu durumun son 3 ay içersinde ortaya çıktığını söylemektedirler.
Bunca sene sonra Rusya'nın üretiminde gerilemesi kafalarda ne gibi soru işaretleri getirebileceği.
Bu durumun hakikaten reservelerin yavaş yavaş azalmasımı yoksa başka nedenlere de bağlıyabilirmiyiz.
Her ne kadar Petrol üreticilerin geçen seneye nazaran biraz az olacağını söylemelerine rağmen ilerdeki senelerde nelerle karşılaşacağı bir bilinmezler hanesine yazılmaktadır.
Bazı uzmanlar bu durumu Rusya'nın üretim konusunda fazla yatırım yapmamasına bağlıyorlar.
Bu gün Petrol ihtiyacının gittikçe daha fazla talep görmesi.
Dünyaca günlük harcamanın 86 Milyon baril harcamının 2015 yılında 100 Milyon baril olarak olacağıdır.
İnternosyanel Enerji Kurumu Rusya'dan bu yönde daha fazla yatırım yapmasını.Şimdiye kadar araştırma yapılmıyan bölgelerde yeni rezerveler aramasını talep etmektedir.
Moskava enerji bakanlığı her ne kadar yatırım yapacak firmaları destek vereceklerini söyleselerde bizleri bekliyen günler pek de iç açıcı değil.
Saygılarla.


Nokta ile başlar, nokta ile bitiririz...


Karanlık bir suyun içinde başlamışdı yaşama ilk adim.Orada tanımaya başlamışdık sevinci,acıyı,huzuru,stresi.
Düşüncenin, sorumluluğun olmadığı; sadece gelişmek,beklemek.
O gün geliyor, karanlıkdan ışığa bakış.

Tanışıyoruz ilk nefesle.

Bizlerin ilk çığlığı sevince boğuyor bekliyenleri.
Önümüze beyaz bir kağıt,birde kalem konuyor.Gerçekde o kağıt da kader denilen yaşam yazıyor.

Bir bakışla kayboluyor yazılar.

Geriye kalan görebildiğimiz; alabildiğimizi yazıyoruz sayfamıza.
O yazdığımız bilmesek de bizim kaderimiz...
Şansı,kederi o anda yaşıyoruz.

Bi bakmışız tanıdık bir kokunun nefesimize karışması.
Bi bakmışız bize, çok yabancı bir ortam.
İlk aşkı sıcak kollar arasında buluyor.

Sevginin pekişdiği yerde koruyucu ellerle tanışıyoruz.
Uzun bir yol bekliyor bizi; içimize çektiğimiz o ilk nefesi tekrar geri verene kadar.
Onunla birlik de gene karanlık huzurun kollarına.

Beyaz sayfamız dolmuşdur. Geriye kalan bizim yazdığımız.
Kücülüyor o noktaya ulaşana kadar.
Böyle bi şey yaşam, bir nokta ile başlayıp, bi noktayla biten.
Ya aradaki geçen zaman !!!
Kimimiz o değeri dolu dolu yaşar, kimimiz ise farkına varmadan elimizden kaydırır; aramakla geçiririz.
Aşklar sıra sıra dizilmişdir.Tadabilmişsek gereğince onları, ruhumuzla sarmaş dolaş.
Gördügümüzü, algılamadıkça, sevgiyi vermedikçe, sırtsırta gelmişizdir.
Göremediklerimizin mirası ile yola çıkar.Ya içine katarız bi şeyler, ya da onuda yıkar geçeriz.
Saygılarla.

Pazartesi, Nisan 14, 2008

KAĞITDAN KAYIKLARLA DENİZLER GEÇİLMİYOR.



ERDIL

Kağıtdan kayıklarla denizler geçilmiyor.
Deriz;
Geçmeye çalışırız,ancak suyu göz hizasında gördügümüz zaman anlarız geçilmeyeceğini.
Kıyıdan gelen cılız sesler dalgaların sesinde boğulur.
Akan göz yaşları yeni denizler oluşturur.
Yaparız bir yeni kayık denizler geçmek için;
Kağıtdan, kağıtdan kayıklar.
Denizler geçilmiyor.

Saygılarla.

Pazar, Nisan 13, 2008

Non li dimentichiamo: PIPPA BACCA


Saygilarla.

Cuma, Nisan 11, 2008

HEPSI YALAN !!! YA DOGRUYSA....


Gelde alıntı yazıya başlık at.
"İçimizdeki canavarlar" / "Süper bünyeye sahip nesil" / "Nüfusu bu durum karşısında 6 çocukla koruyalım " / "Şaka,Maka" / "Bayat haber" / "Bu da bir şeymi"
Ya siz nasıl başlık atardınız ?
Zehirliyorlar...
Et: Etlere bradmix denilen bir tür kimyasal maddenin enjekte edilmesiyle parlaklılığını, renginin kırmızılığını ve ağırlığını artırma yoluna gidiliyor. 100 gramlık et, 140 gram oluyor.

Bal: Küflenmesini ve güvelenmesini engellemek için arının peteğine zehirli naftalin ilave ediliyor.
Ekmek: Esmer ekmeklerin üretiminde rengin koyu olması için arpanın yakılarak siyahlaştırılmasıyla elde edilen maddeler kullanılıyor. Bunlar kansere yol açıyor.

Zeytin: Zeytin, kostikle karartılıyor. Kostik ve paslı demir reaksiyona sokularak erken olgunlaştırılmaya tabi tutuluyor. Kostik endüstriyel temizlikte kullanılan bir madde.

Bulgur: Tavuk yemi olarak faydalanılan esmer ve beyaz buğdayı, safran kimyasal boyasıyla sararttıktan sonra piyasaya sürüyorlar.

Esmer şeker: Esmer şekerlerde kullanılan melas yerine, toz şekeri fırında yakarak esmerleştiriyorlar. Bu da kanser riski taşıyor.

Süt: Mandıralarda kesik sütü normale döndürmek için içine soda katıyorlar ve taze sütmüş gibi piyasaya veriyorlar.

Kaşar: 10 kilo sütten 1 kilo kaşar elde edilirken, soya proteini katılan sıfır yağlı 6-7 kilo sütten 1 kilo kaşar yapılmaya başlandı. Aradaki eksiklik, nebati margarin kullanarak gideriliyor.SADIK ÇELİK

* Bayat tavuklar çamaşır suyu ile beyazlatılarak piyasaya sunuluyor.

* Sucuğun içine çöpe atılması gereken akciğer parçaları konuluyor.

* Beyaz peynire kireç katılarak parlak beyaz olması sağlanıyor.

* Dönerin içine tavuk sakatatı ve öğütülmüş tavuk bacağı katılıyor.

* Leblebi tozuna tuz, fıstık tozuna ise bezelye ve boya karıştırılıyor.

* Yoğurdu daha katı hale getirmek için büyük baş hayvanların yağından elde edilen toz halindeki jelatin kul-lanılıyor. Halka bu yoğurt köy yoğurdu diye satılıyor.

* Salam ve sosise tavuk derisi, bağırsağı ve taşlık karıştırılıyor.

* Karabibere renk alması için kanserojen boya katılıyor.

* Sütün öz yağı alınarak, katıyağ ile karıştırılıyor. Böylece, yağlı süt imajı veriliyor.

* Küf tutmuş ve bayatlamış peynirler, eritilerek eritme peynir haline getiriliyor.

* Tereyağına patates ve margarin karıştırılıyor.

* Ekmeğe karbonatkatılarak beyazlaştırılıyor.

* Ufalanmış peynir birleştirilip yeniden kalıp peynir yapılıyor.

* Zeytinyağına pamuk yağı karıştırılıyor.

* Kırmızı bibere kiremit tozu karıştırılıyor.

* Son kullanma tarihi geçmiş sucuklar, yeni yapılan sucukların içine karıştırılarak yeniden imal ediliyor.FİLİZ ÇALIŞTIRAN
Saygılar.

KEDILER KEDILER ....



Kediler köpekler gibi terbiye edilemez.Bu gün bizlerle yaşıyan dostlarımız yaşadıkları mekanları kendilerine ait olduğunu, bizlerinde onların misafiri olduğu söylenir.Hatta bu sahiplenmeye karşı bir durumda bize karşı mücadeleye girerler.Onun için Nankör bile denmişdir.
Bu söylentiler yanlışdır.Yanlışlar, yanlışlarla bu günlere kadar gelmişdir.Hatta bu durum yabancı ülkelerden ülkemize bile ithal edilmişdir.Kedinin insanla ilişki tarihçesini incelediğimiz zaman yukarda söylenenlerin nasıl ortaya çıktığı görüle-bilinir.
Bu gün her kedi 12 haftaya kadar annesinin koruması altındadır.Bu zaman içersinde yaşamı süresince gerekli terbiyeyi yaşam şartlarını ondan alır.
Bundan sonraki öğrenmesi gereken şey;çevresindeki yaşamını birlikde idame ettireceği insan ailesini tanımasidır.Kendisinden beklenen bazı kaideleri öğrenmesidir.
Bu beklenenler çok olmamasına rağmen her iki taraf için dikkat edilecek hususlardır.
Onlardan beklediğimiz :
Tuvaletini yapmaması "bundan kasıt ön görülen yer hariçinde"

Bebeklik devresinde annesinden bunu öğrenmişdir.

Bizden beklediği:
İçinde kum olan bir kutu.Kutunun bulunduğu yerin kullanımı sırasında rahatsız edilmiyeceği bir yerde olması.Yattığı ve yemek yediği yerden uzak olması.Devamlı olarak temizlenmesi.Şahsına ait olması diğer hem cinsi ile paylaşmaması.

Dostumuza bir ad veririz.
Öğrenmesini istiyorsak ; Severken,onunla oynarken,yemeğine verirken çok tatlı bir ses tonu ile adını söyliyebiliriz.Söylenen adına bir reksiyon gösterdiği taktirde sevdiği bir keks ve onu severek ödüllendirmemiz gerekir.Hiç bir zaman azarlamaya kalktığımız zaman adını kullanmamız gerekir.

Yasakladığımız şeyleri nasıl öğretebiliriz:
Örneğin; perdemize tırmanması,biblolarımız veya kırılacak eşyalarımızla oynamaya kalkması,kendisi içinde tehlike teşkil edecek fırına çıkması yemek masasına vs.vs.
Yapılması gereken tek şey sert bir komutla "hayır" elinizi bir defa çırpmanız.
O anda dostumuz derhal kendisi için yasak olan hareketi anlar.

Çoğunlukla yapılan hatalar; devamlı azarlamalar veya korkutucu nesnelerle önlemeğe çalışmak.

Tırmık izleri :
Halılarımız,duvar kağıtları,oturma takımlarımız tırmık izlerine madur kalan eşyalarımızdır.

Nasıl önliyebiliriz:
Tırnaklarını bileyebilecek bir ağac,sık örülmüş kalın karton, tepsi.Sokakdan bulduğumuz ufak dal parçası.Günlük gazetemizi okudukdan sonra bükerek onunla oynamaya alıştırılması.
Bizler yemeğimizi masada,onlar ise ona ayırdığımız yemek bölümünde yemesi gerekir.
Eğer yediğimiz bir şeyi onunla paylaşmak istiyorsak hiç bir zaman masa başında vermemeiz gerekir.Paylaşıcağımız şeyi kalkıp yemek yediği tabağa koymalıyız.
Bu şekilde yalnız kalsalar bile masaya çıkıp her hangi bir şeyi almaya kalkmazlar.
Kedimiz ile aynı haneyi huzur içinde paylaşmak istiyorsak.Kendisine sevgi ile yaklaşmamız bu eğitim süresi içinde birazda sabırlı olmamız gerekir.Bazı istemediğimiz hareketlerinde annesinin yaptığı gibi elimizin tersi ile itmemiz veya
hafifçe süratına üflememiz onun için yeterli olacakdır.

Bu gün evimizde çocuklarımız varsa onlarada yapmamız gereken bu işlevleri öğretmemiz gerekir.Çocuklarda hayvan sevgisi bizlerden daha fazladır.Onlara yapacağımız tek şey onlarla nasıl yaşamamız gerektiğini öğretmemiz en başta gelmelidir.
Saygılarla.

Perşembe, Nisan 10, 2008

Rüzgar gibi geçti...


Başlığa baktığınız zaman unutulmazların arasında yer alan Roman/Film'den bahs etmiyeceğim.
300 Kilometre bir gecede.Ortalama uçuş sürrati 50 km/h.Rüzgarı en iyi şekilde kullanabilen göçmen kelebeklerden bahs edeceğim.Rüzgarı enerjilerine ortak yaparak yön tayin sistemlerini en yüksek derecede kullanabilen kelebekler.
İç güdülerini pusula gibi kullanabiliyorlar.
Bu şekilde popülasyon yerini bulabiliyorlar.Yanılmaları ise onların ölümü ile sonuçlanıyor.
Şimdiye kadar böcek dünyasında onları gündüzleri yere yakın olarak uçucular diye tanırdık.
Zoologların yapmış oldukları araştırmalar.Bu göçmen Kelebek ailesinin geceleri çok yükseklere çıkarak tıpkı göçmen kuşların yön bulma yeteneğine sahip olduklarını tesbit etmişlerdir.
Radar teknolojisinin yüksek düzeye ulaşması ile araştırmacılar.Bu uçucuları çok daha iyi inceleme imkanlarına ulaşabilmişlerdir.
Yolculağa başlamadan önce Rüzgarın gidecekleri istikamet de esmesini beklemektedirler.
İstenilen oluştuğu taktirde; uçuş istikametine rüzgarı da arkalarına alarak. yükselerek alçalarak sürratlerini artırmaktadırlar.Rüzgarın yön değiştirmesi ile uçuşlarını hemen durdurarak.Yeni bir oluşum olana kadar beklemeye geçmektedirler.
Yapılan bu araştırmalar yalnız göçmen kelebeklerde olmayıp.Gittikçe diğer böçeklerde uygulanmaya başladığı tesbit edilmişdir.
Bu durumda kendi alanlardaki yaşıyan böçeklerin aynı sistemle diğer alanlara yayılması eko sistemine verdiği zararın çok büyük dengesizliğe neden olabileceği görüşündedirler.
Bu durum küresel iklim değişikliğinde büyük rol oynadığıda bir gerçekdir...
Neden bu yazıyı yazmak ihtiyacını duyduğumu soracak olursanız.
Devamlı olarak bizleri bekliyen iklim değişikliğini anlatırken ilerde insanlar göç etmek zorunda kalacaklarından bahs ediyorduk.
Eğer dikkatle incelecek olursak bu göçlerin her zaman böcek dünyası ile başladığı görülmüşdür.
Bu gün Dünya Bankası verilerinde de görüleceği gibi.
Doğadaki dengesizlikler birazda bizlerin yanlış atılımları ile hızlandırılmaktadır.
Bu gün Globaleşme adı altında olan ülkelerin bio enerjiyi abartarak kullanması ile
"Çin gibi" ekim alanlarının gittikçe kücülmesi bunun neticesi ile insanların açlık sınırlarına düşmesine neden olduğu bir gerçekdir.Bu gün bir çok ülkede gıda maddeleri o kadar yükselmişdirki halk aç kalmaktadır.
Endüstri ülkeleride bu durumdan faydalanarak gıda maddelerini en yüksek düzeyde tuttuklarıda bir başka gerçekdir.Her ne kadar kağıtda önümüzdeki yılda artışın olmayacağı konusunda "kağıtda" garanti vermelerine karşın.Bu durumun daha da vahim boyutlara ulaşacağı söylenmektedir.
Bu gün (G-8) lerin açlık sınırında olan ülkelere gen teknikle değişime uğrayan tarım ürünleri yardımda bulunmalarıda bazı ? işaretlerinide yanında getirmektedir.
Bu gün kurtarıcı gibi gösterilen bio yakıtı arabamıza kullanırken bu nedenle kaç kişinn açlıkdan öldüğünüde unutmamız gerekecekdir.
Eğer bu gün olarak ele alıcak olursak.
İnternet kanallarından açlıkla karşı karşıya kalmış ülkeleri sokaklara dökülmüş olarak görebiliriz.Afrika ülkeleri,Endenozya,Haiti gibi.
Saygılarla.

TUZ



Çorba da tuzumuz olsun deriz.

Biliriz ki tuzsuz olmaz çorba.

Sadece bir deyimdir.

Ya gerçekler:
Elimizin ayarı kaçarsa; işte o zaman, bizlerin düşmanı olup çıkar.
Yüksek kan dolaşımı "Tansiyon" böbrek hastalıkları başta gelmek üzere daha bir çok hastalıklara yol açabilir.Ölüme bile.
Diğer tarafdan en önemli mineral olarak da yaşamımızın bir parçasıdır.Onsuz Organizmamız çalışamaz.
Tuz damak tadımızda en önemli rolü almışdır.Önümüze gelen yemeğimizi onsuz düşünemeyiz.Elimizin ayarını kaçırmadığımız müddetce.
Tuz içerikliğinde en önemli elementlerden Natrium ve Chlorid vardır.Vücudumuzun hücrelerinin çalışmasında en büyük rolü oynar.
Natrium diğer, değerlerin naklini hücrelerimize sağlar.Vücudumuzda ki su dengeleri de ondan sorulur.
Bir yetişkinin sağlıklı yaşamında altı gram günlük tuza ihtiyacı vardır.Ne yazık ki bu günkü alışkanlıklarımız içinde bu limiti aşmaktayız.Satın aldığımız gıda maddelerinde her ne kadar içindeki tuz miktarı yazılmış olsada onu hesaplama zahmetinde bulunmadığımız gibi birde dışardan kattığımız, gerçeklerden bir tanesidir.
Bu da demek oluyor ki damak tadı altında davetiye çıkardığımız hastalıkların nedenlerinin sebebi tuz değilde bir yerde bizleriz.
Bu gün kişi başına tüketim altı gram olmasına rağmen dokuz gramı bulmaktadır.
Vücudumuzda ki tuz miktarı 0,5- 1 gram kilo başında olması, ölüme neden olabilmektedir.
Bu durum da vücudumuz tuzla mücadele ederken gerekli bir çok elementinde kaybına yol açar.En çok da böbreklerimiz zarar görür.
Kaybettiğimiz elemetlerde bi örnek vermek istersek.KALSİUM diyebiliriz.Ne işe yaradığını kemik yapımıza sorabiliriz.
Kalp ve kan dolaşım sistemizde de fazla tuz dönüşü olmıyan rahatsızlıklara yol açabilir.Kalp ve şeker,Quatır hastalıkları başta gelenlerdendir.
Dengeyi nasıl sağlıyabiliriz.
Çok basit yemeklerimizi pişirdikden sonra sofrada tekrar tuz koymamakla "çoğu kişilerde daha tadına bakmadan"tuz ekmek alışkanlık haline gelmişdir.
Bu gün tuz ihtiyacımızı yoğun olarak ekmek çeşitlerinden.Et mamüllerinden "sucuk sosis pastırma" gibi.Süt mamüllerinden "peynir çeşitleri" daha bir çok gıda maddeler sayabiliriz salça,konserveler vs.fazlası ile almaktayız.
Kendi hazırladığımız yemeklerimiz de kontrolü ele alabiliriz.Hazir yiyecek konzumunda, kullandığımız gıda maddelerinde tuz oranını hesaplamak zorundayız.
Kullandığımız yağlar ve diğer baharat çeşitleri ile damak tadımızı tuza karşı kullanabiliriz.Reform dükkanlarında tuzun yerini alacak bir çok elementler bulabilirsiniz.
Bi de çocuklarımızı yetiştirme periyodunda onların tad konusunda tuza karşı korumakla, ilerde karşılaşacağımız rahatsızlıklardan önliyebiliriz.
Ağzınızın tadı bozulmasın sıhhat dolu günler dileği ile.
Saygılarla.

Çarşamba, Nisan 09, 2008

BU ADAMLAR NE BEKLIYOR...



O adamlar kadınlara verilen parayı bekliyor
Yer Şanlıurfa... Sosyal Riski Azaltma Projesi Şartlı Nakit Transferi kapsamında sadece yöre kadınlarına para yardımı yapılıyor. Amaç, verilen paranın beyler tarafından çar çur edilmesini önlemek.
'Yüzlerce kadın, sabah erken saatlerden itibaren çocukları için verilen 18 YTL ile 39 YTL arasındaki eğitim yardımını almak için Sarayönü Mahallesi Divanyolu Caddesi'ndeki PTT Şubesi'ne geldi'.
Haberi okuyunca aklıma seneler öncesi Afrika ülkelerinde açlık dan ölen çocuklar aklıma geldi.Bu konuda yapılan bir konferansada dinliyici olarak katılmışdım.
Orada inceleme yapan yardım kuruluşlarının tesbitlerini.Maddi yardımda bulunan firma ve kişileri bilgilendiriyorlardı.
Büyük bir perde de gönderilen yardımların nasıl dağıtıldığı.Hastalığın, açlığın kol gezdiği bu ülkelerde ilaç ve gıda maddelerinin yaşama katkıları anlatılıyordu.
Aradan uzun bir zaman sonra bir Foto muhabirinin çekmiş olduğu, Fotoraf yılın en büyük ödülünü kazanmışdı.
Resimde görülen çocuğun ne olduğu hakkında bir bilgiye ulaşılamamışdı.Bilinen tek şey o ödülü alan gazetecinin halen psikolojik tedavi gördüğüydü.
Bu gün sağlıklı olarak düşündügümüz zaman yapılan yardımların ancak günlük cözüm olduğu görülmüşdür.Sağlıklı düşünen uzmanların yardımlar yerine oranın insanını
kendi yaşamını sürdürebileceği metodların temellerinin atılması.İklim şartları ne olursa olsun kendi gıdalarını kendi yetiştirebileceği, toprağını işliyebileceği imkanları götürüp ileriye dönük önlemlerin daha iyi olacağı kanısındaydılar.
Ülkelerin politik düşünceleri, bu imkanları önlediği başka düzeylere götürmüşdü.
"AB'nin fazla ürünlerin imhasının bu yolla daha uçuza geldiği gibi".
Bu gün bakıldığı zaman halkların yokluk içnde açlıkla mücadelesi.İç harpler, açlıkdan ölen çocukların draması.Halen posta kutuma gelen açlıkla mücadeleye katkı e-mailleri gibi.
Sahi şimdi yukarda ki haberle yazmış olduğum ufak bir yazının ne alakası var değilmi ?
Yanlış Politikamı desem.Yaşlanınca insanın biraz zirvaladığımımı desem.Yoksa Yazıya yorumu direkt yapmaktansa kolumu arkadan dolaştirip kulağın nerede diyene ters yöndenmi göstermem desem.
Biliyorum siz benden çok daha iyi yorum yapabilirsiniz.
Saygılarla.

Salı, Nisan 08, 2008

MAMMOGRAFI veya ULTRASHAL Metodu ?


Mammografi her zaman erken teşhis için iyi bir metod değildir.
50-69 yaş arası yapılan araştırmada Mammografi'nin her zaman isteneni vermediğini;alternatif olarak Ultrashall metodunun daha iyi bir alternatif olduğu uzmanlar tarafından söylenmektedir.
Berlin de ilk defa yapılan Mammografi konferasında şimdiye kadar erken teşhis konusunda bu metodun yerini Ultrashall'in alabileceğini söylemektedirler.
Yapılan araştırmalar neticesinde senelik olarak ülkede 19.000 kadının bu hastalığa yakalandığını yeni metod ile bunun % 30 olarak azalabileceği söylenmektedir.
Uzmanlar böyle bir metodun hakikaten erken teşhise yardımcı olabileceği hakkında tereddütte de kalmaktadırlar.Neden olarak kırsal alanlarda ki kadınların böyle bir imkandan faydalanabilmeleri şu anda mümkün görülmemesi.Rahatsızlıkların teşhisi yapılana kadar yanlış bir tedavi yürütülmesi olacağı görüşündedirler.
Meme kanserinde ki riziko nasıl aza çekilebilinir:
50 ile 70 yaş arası yakalanan kadınlar arasında yapılan araştırmalar göstermişdirki tümörün kötü katagoride olduğudur.50 yaş olarak her üç kişiden birinde bu kötü tümör görülmüşdür.Gynäkologlar "kadın doktorları" Mammografi metodunun 40-75 arası kadınlarda sadece teknik bir araç olarak görmekte; bununda yeterli olamayacağı kanısındalar.Buna karşı olarak Ulrashall metodu ile alınacak olan verilerin çok daha sağlıklı olacağı kanısındalar.
Hasta adayların bu metodu seçmeleri ve hatta Magnetresonanztomografie (MRT) faydalanmaları tavsiye etmektedirler.Her iki senede yapılan bu teknik metodun yani sıra kadınların bu konumda ekstra olarak kontrol olmalarının verileri hastalığa karşı çok daha faydalı olacağını söylemektedirler.
Bu hastalığa şans vermemenin en büyük alternatifi en ufak süphe edilmesi karşısında tereddüt etmeden hemen kontrol ettirmek.Bu kontrolleri rutin haline getirmek olduğudur.
Saygılarla.

CIMBIZ...


Arkadaşım Tilki


'80 eşli adam'cuma günü bir çiftlik evine düzenlenen tarikat operasyonunda 534 kadın ve çocuğun tahliye edildiği bildirildi.

'Öldürme yetkileri yenilendi'Onlara 'hayalet ordu' deniliyor. İşledikleri cinayetlerin hesabını vermeleri gerekmiyor.

'Seyirciye saygısızlık'“Bilmedikleri işlere karışmasınlar. Ben parti nasıl değiştirilir öğretiyor muyum? Nasıl partiden partiye geçilir öğretiyor muyum? O da bana mesleğimi öğretmesin”

'Rüşvet vermek ile almanın hukuki niteliği aynı değil mi.'“Laiklik anlayışı yanlış bu yeniden yorumlanmalı” Bu Atatürk’ün zamanından beri aynı laiklik anlayışı. Demek ki amaç başka.

´ATEŞ EDENİ TANIMIYORUZ´partiyle ilgisi olmadığını ve tanımadıklarını söyledi; şölende yöneticilerle en önde yer aldığı ve `bozkurt' işareti yaparak tekbir getirdi.
Son nokta: Merkez'den yapılan yazılı açıklama. İl Teşkilatı'nın görevden ...

'Kaybetsen ne kaybedersin'!Bir kulübün kaderini değiştirebilecek bir maç.
Hem de dertsiz, tasasız. Kaybetsen hiçbir şey kaybetmeyeceğin, kazansan dünyayı yerinden oynatacağın bir oyun.
Bu maçta kayıp yok yani.
Kazançsa sonsuz...

'En tehlikeli yollar'!
"Geçmemeniz" gereken bu yolları bir kenara not edin, çünkü bu yollarda seyahat, büyük cesaret istiyor...

'Ankara'da felaket senaryoları yazmayı', boş vehimler üretmeyi, düz giden işleri sekteye uğratmayı kendine iş edinmiş olanlar;bugüne kadar millete bedel ödetecek hiçbir uygulamaları olmadığını, bundan sonra da olmayacağını belirterek 'Şunu herkes bilsin ki sular yokuş yukarıya akmaz, Türkiye, demokrasi mecrasından geri döndürülemez'

‘damsız tatil yapılamaz’ Tüm turizmcilerin üzerinde birleştiği ortak nokta ise ‘tek veya birkaç kişiden oluşan erkek müşterileri kabul etmeme uygulaması’. Uygulamaya gerekçe olarak ‘bayan müşterilerin rahatsız olabileceği nahoş durumların ortaya çıkmaması’ olarak gösteriliyor.

Saygilarla.

Pazartesi, Nisan 07, 2008

KİMİN OYU GEÇERLİ ?








Ver parayı, vur baltayı” yasası
TBMM’de görüşülen yasaya göre, işletmeciler turistik tesis yapmak için, devlete parasını peşin olarak ödeyip istediği kadar ağaç kesebilecek. Uzmanlara göre bu parayla, başka yerlere daha fazla ağaç dikilse bile, doğal denge alt üst olacak.

Kampanyalar yapılır:
Çocuklarımız için, ağaç dikelim,diye
Bir ağaç, bir yaşam...
Harçlıkları ile fidan satın alırlar...
Doğanın bozulmaması için kampanyalar yapılır; yazılır, çizilir.
Blog kardeşlerimizden aşağı yukarı hepsi bu konuda bir yazı yazmışdır.

Demişizdir:


Bizler hakiki Ormanlara bilmem ne oranda sahibiz.
Avrupa yeşil olsa dahi, yapay Ormanlarla kaplıdır."diye yazmışızdır"
Yapay Orman ile Doğal Ormanların farklarını anlatmaya çalışmışızdır.

Filanca Firma. Yağmur Ormanlarını yok edip.Yerine hayvan çiflikleri açıyor diye boykot etmişizdir.10 binler km.ötedi ki Ormanları kurtamak için.

Bir göçmen kuşun milliyeti yoktur.Bir ağacın da milliyeti yoktur.Nerede yetişirse yetişsin.
O beşerin malıdır."demişizdir"

Ben şimdi haykırmazmıyım.Benim torunum harçlığından artırdığı para ile diktiği ağacı o birisi parasını verip kesecek, arkasından da al parasını git başka yere dik diyecek.

Doğa ile iç içe yaşıyan "Çoban kardeşim" sıra sende şehirli anlamaz bunu "diyelim"
Bu yasaya imza atan vekiline hesap sorda, birileri çıkıp da, senin oyun benim oyum "diyemesin".
Sıra senin mahçup et sesini yükselt de o lafı söyliyenler utansınlar.
Yoksa ben derim ki;" senin için az bile demişler"
Saygılar.

Pazar, Nisan 06, 2008

YILLAR NE ÇABUK GEÇTİ...

ERDIL


Tıpkı başlıkdaki gibi Yıllar ne çabuk geçti.40 yıllık arkadaşım !!!
Dün gibi hatırlarım ufacık çocuklardı onlar; büyüdüler, evlendiler, çoluk çocuk sahibi oldular.Bizler ise İhtiyar delikanlılar sınıfına girdik.
Bu cumartesi o 40 yıllık arkadaşımın kızının yeni yaptırdığı evinin bahçesini yaptık.
Yukarda ki filimde görüldügü gibi önce planladık, sonra nasıl görüneceğine dair birde Foto shopla tasarladık. Kabul gördü siparişler fidanlıklara verildi.
Ve Cumartesi günü malzemeler geldi.Şimdi sırada Foto shop'u gerçekleştirmek kaldı.
Sabah saat 10'da arkadaşımın oğlu ve benim oğlan'la beraber işe koyulduk.Saat 14.00
gibi bahçemiz bitti.Sıra kadım dostumdaydı ocağı yaktı.Karadenizden getirttiği balıkları pişirdi.Torunların gözlerinde ki mutluluk pırıltıları bizlere yorgunlukları çoktan unutturmuşdu.Arka tarfdan gelen şarkıda sadece Yıllar ne çabuk Gecdi diyordu.
Hayırlı Pazarlar Dileği İle.
Saygılarla.

Perşembe, Nisan 03, 2008

ŞAKAMI yoksa ACI GERÇEKMİ !!!


Bükreşte'de yapılan Nato toplantısında bügün Mini-Atombombası hakkında bi karara varılacak...
Fransız gazetesi„Le Canard enchainé“ verdiği haberde arka kapılar ardında Mini-Atombombası kullanımı hakkında haberlerin sızdığını yazıyor..

Mini-Atombombası? Hakikaten bu haber doğruluk taşımaktamıdır?

Her ne kadar bu gibi haberlerle tanınmasına rağmen şimdiye kadar şaşırtıcı olan haberlerin doğruluğuna imza atmış bir gazete.Son olarak Nicolas Sarkozy'inin apartman skandalı gibi.

Şu anda ele alınan 150 sayfalık Nato'nun yeniden yapılanması içerikliğinde Mini-Atombombası da yer aldığını yazmakda.Eski ABD başkanlığına Fransa,Almanya,İngiltere ve Hollanda'nın da benimsediği; bu reformun Ocak aylarında teslim edildiği yolunda.
Bu prezentasyonla terör örgütlerinin ilerde toplu imha silahlarına karşı yıldırıcı olacağını ifade etmektedirler.
Bir çok Nato üyeleri tarafından da benimsenmektedir.Tabıkı bu gibi kullanım neticesinde de karşılaşılacak negatifler bilinmeyenler hanesi geçeceğide başka bir gercekdir...
ABD çokdan Mini-Atombombasını hazırladığını.Fransa ise böyle bir yapıma sicak bakmamaktadır...
Bu gün Dünyamızı bekliyen İklim değişimi ve Buzulların beklenenden daha çabuk erimesi ile ilgili çarelerde bir türlü anlaşmaya varamayan gelişmiş bu ülkeler.
Yapılacak olan atılımların maliyeti ile itirazlarını bir ton yükseğe çıkarmalarına rağmen.Silah sanayisine tam gaz yatırımlar yapmakda çekinmiyorlar.
Belki de beklenen felaketler kapılarına dayandığı zaman kendilerini böyle mini de olsa nükler silahlarla savunacaklardır.
Kimbilir !!!
Saygılarla.

DIKKAT "yasal işlem"


Yazısı olduğu için haberi size alıntı yapamıyacağım.Sadece haberi yorumlamakla kalıcağım.Bir Ekonomi dergisin de yeni iş imkanlarından bahs ediliyor.Bunlardan bir taneside yerinde arabaların yıkanması temizlenmesi gibi.
Bu kısmı hicmi hiç beni ilgilendirmiyor.
Beni ilgilendiren kısmı araçların bulundukları noktalarda yıkanması size bir şeyler çağırıştırıyormu ?

Resimin yayinlanmasi izni alinmistir.
Blog kardeşlerimiz sayfalarında içme suyunu veya temiz suyu nasıl idareli şekilde kullanılması hakkında, çok güzel yazılar yazdılar.Hatta, kendi buluşları ile katkılarda bulundular.
Ne kadar sevindirici bir kampanya idi...
Bende iki küçük yazı ile geçenlerde "Suyumuzu nasıl korumamız gerektiği"hakkında bir şeyler karalamaya çalışmışdım.
Hani yukarda ki:
"DIKKAT ! Haberin izinsiz kullanılması halinde yasal işlem yapılacaktir."
Not düşmesini bildikleri halde haberin içerikliğini biraz olsun dikkatli yorumsalar; esas insanlık suçuna nasıl ortak olduklarını görebilirler.
Ben sadece sizlerle biraz bu konuyu masaya yatıralım diyorum.
Benim oğlan liseyi bitirdikden sonra, Ünüverste hakkını kazanmasına rağmen kalktı bir meslek okulunda üç sene ihtisas yaparak Benzinlik Elemanı oldu.Türkçe karşılığı Pompacı.Şimdi diyeceksiniz ki sen kalk liseyi oku, Ünüversite hakkını kazan git üç sene daha oku Pompacı ol.
Haklısınız.
Gelelim bizim konuya: Benzin istasyonu değince aklımıza arabaları yıkamak da geliyor.
Bende benim Pompacı çıkan oğluma sorayım dedim.
Bana anlattıklarını buraya aktarmaya kalksam.Her halde bir ay bu konuyu işlemem gerekecek.
Meğer bir arabayı yıkayabilmeleri için ne gibi alt yapılar lazımış da haberim yokmuş.
O atık sular temiz suya karıştığı taktirde neler olurmuş; birden bizim oğlan laborant,çevre mühendisi,atık su uzmanı, dı dı dı; çıkıverdi.
Bazen bir haber yazalım derken suç bile işliyebiliyormuşuz.
Keşke liseyi bitirip ünüversite hakkını kazandıkdan sonra üç senede Benzin istasyonu elemanı olabilmek için okuyan elemanlarımız da olsada bu habere yorum yapıp suç duyurusunda bulunabilseler.
Saygılarla.

Çarşamba, Nisan 02, 2008

POLEMIK ...


HATIRLAMA :

AKP İzmir Milletvekili İsmail Katmerli'nin Aysun Kayacı'ya cevabı ağır oldu . Katmerli, "Kendisi para kazandığını söylüyor. Onun nasıl para kazandığını biliyoruz, bunu kürsülerden söylemek istemiyorum o aşağılık bir kadın lanetliyorum. Onun ne mal olduğunu herkes biliyor" dedi.

ÇOBANLA BENİM OYUM NEDEN EŞİT

Kavga programın eski mankeni Aysun Kayacı'nın "Ben vergi veriyorum niye vergisini vermeyen, 'dağdaki çoban'la benim oyum eşit mesela. Niye? Hiç vergisini vermeyen biriyle niye benim oyum eşit. O benim kadar duyarlı benim kadar sorumluluk sahibi bir şekilde yaklaşıyor mu acaba?"

Bu geçen hafta Polimiğe neden olan haber.

Ben önce vatandaşın biri bu sözleri söylemiş diye algıladım.
Baktım ki söyliyen kişi sıradan vatandaş değilmiş.
O kadar da cehl olmama müsade ediniz.Her kezi tanımak zorunda değilim.

Tabii diyeceksiniz ki bu bayat haberi niye tekrar etmekde-siniz.
Benim için söyliyen değil de, kafama takılan o cümle kaldı.

Şimdi Çoban kardeşim Tv.ye çıksada Benim oyum neden bir öğretmene iki gün boyunca
tecavüz eden kişi ile aynı olsun derse !!!

Bende varsayım X/y partisinin vekili olsam çobana ne derdim ?
Diye takıldım , takıldım, takıldım.

Kolay değil dimi vekil olmak.

Hadi siz vekil olunda polemiğe katılıp soruyu soran Çoban'a cevap verin.
Saygılar.

ÖZGÜRLÜK






Saygilarla..